5. bölüm / 19
UnutulanlarGariplik
Bölümler 19Şu an: Gariplik
- 1 Başlangıç309 kelime
- 2 Hatırla515 kelime
- 3 Kara toprak706 kelime
- 4 Eve dönüş1.070 kelime
- 5 Gariplik985 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Ne ki239 kelime
- 7 Babam825 kelime
- 8 Arşiv803 kelime
- 9 Günler1.077 kelime
- 10 Annem2.172 kelime
- 11 Münevver in defteri2.397 kelime
- 12 İş2.747 kelime
- 13 Hayat1.991 kelime
- 14 Cinayet1.728 kelime
- 15 Büro1.728 kelime
- 16 Merkez1.486 kelime
- 17 Kayıtlar1.712 kelime
- 18 Tanık1.946 kelime
- 19 Hatıralar898 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mert sabah gözlerini açtığında birkaç saniye nerede olduğunu anlayamadı.
Tavana baktı.
Sonra odanın duvarlarına, kutulara ve yere bıraktığı çantasına.
Hatırladı.
Artık kendi evinde değildi.
Gece geç saatte taşıdığı birkaç koli hâlâ açılmamıştı. Bazılarının üzerinde eski evinden kalan etiketler vardı. Birinin üzerine aylar önce aceleyle “MUTFAK” yazmıştı ama içinde mutfaktan çok kitap çıkıyordu.
Mert yataktan kalktı.
Kapıyı açtığında mutfaktan tabak sesleri geldi.
Annesi çoktan uyanmıştı.
“Günaydın.”
Münevver arkasını dönüp gülümsedi.
“Uyandın mı?”
“Uyandım.”
“Çay koydum.”
Mert masaya oturdu.
Önüne peynir, zeytin, ekmek ve yumurta koyuldu.
Mert bir süre sessizce baktı.
Annesi fark etti.
“Ne oldu?”
“Bir şey yok.”
“Yemiyorsun.”
“Aç değilim.”
Münevver karşısına oturdu.
“Senin yüzünden birkaç gündür ben de doğru düzgün uyuyamıyorum.”
Mert hafifçe gülümsedi.
“Sen niye uyumuyorsun?”
“Anne olmak böyle bir şey.”
“İyi ki anne değilim.”
Münevver güldü.
“Sen önce kendi hayatını düzene sok.”
Mert çayından bir yudum aldı.
Bu cümle normalde canını sıkabilirdi. Ama annesinin söyleyişinde kızgınlık yoktu. Sadece endişe vardı.
“Bugün birkaç yere bakacağım.”
“Nereye?”
“İnternetten baktım. İki yere gidip yüz yüze konuşacağım.”
“Para lazım mı?”
Mert hemen başını kaldırdı.
“Yok.”
“Emin misin?”
“Anne.”
“Tamam.”
Münevver daha fazla üstelemedi.
Ama Mert biliyordu. Annesi, ihtiyacı olduğunu söylese cebindeki son parayı bile ona verirdi.
---
Saat on bir gibi evden çıktı.
İlk iş yerine gittiğinde küçük bir ofisti. İçeride iki kişi çalışıyordu.
Mert özgeçmişini verdi.
Karşısındaki adam kâğıda baktı.
“Daha önce nerede çalıştın?”
Mert anlattı.
“Niye ayrıldın?”
“Şirket küçülmeye gitti.”
Adam başını salladı.
“Tamam, biz sizi ararız.”
Mert bu cümlenin ne anlama geldiğini artık biliyordu. Genellikle aramazlardı.
Yine de teşekkür edip çıktı.
İkinci yere yürüyerek gitti. Orada biraz daha uzun konuştular.
İş ağırdı ama maaşı fena değildi.
Mert görüşmenin sonunda:
“Ne zaman başlayabilirim?” diye sordu.
Adam:
“Size dönüş yapacağız.” dedi.
Mert dışarı çıktığında telefonuna baktı.
Bir mesaj yoktu.
Ekranı kapattı.
Yürümeye devam etti.
---
Eve döndüğünde Mehmet salonda oturuyordu.
Televizyon açıktı ama sesi kısıktı.
“Baba.”
Mehmet başını çevirdi.
“Geldin mi?”
“Geldim.”
“İş?”
“İki yere gittim.”
“Oldu mu?”
“Biri haber verecek.”
Mehmet başını salladı.
“Olur.”
Mert ayakkabılarını çıkarırken:
“Sen ne yapıyorsun?”
“Hiç.”
Mert salona geçti.
Babası televizyona bakıyordu.
Ama birkaç saniye sonra Mert fark etti.
Mehmet’in gözleri televizyon ekranında değildi.
Yanındaki küçük çekmecedeydi.
Çekmece tam kapanmamıştı.
İçeride eski bir kutunun köşesi görünüyordu.
Mert kutuya baktı.
Mehmet hemen çekmeceyi kapattı.
Mert durdu.
“Ne var orada?”
“Bir şey yok.”
“Eski eşya mı?”
“Evet.”
“Ne eski eşyası?”
“Eski şeyler işte.”
Mert cevap vermedi.
Mehmet ayağa kalktı.
“Sen yoruldun. Odana geç.”
Mert babasına baktı.
“Tamam.”
Ama içindeki merak geçmedi.
---
Akşam yemeğinden sonra Mert odasına geçti.
Bilgisayarını açtı.
Yeni iş ilanlarına bakmaya başladı.
Bir süre sonra kapısı çaldı.
Münevver içeri girdi.
“Yarın yine dışarı çıkacak mısın?”
“Evet.”
“İyi.”
Mert bilgisayardan gözünü ayırmadı.
Annesi birkaç saniye kapıda durdu.
Sonra:
“Baban bugün biraz garip.”
Mert hemen başını kaldırdı.
“Sen de fark ettin mi?”
Münevver şaşırdı.
“Ne fark ettim?”
“Bir şey yok.”
Münevver oğluna baktı.
“Baban son zamanlarda biraz dalgın.”
“Niye?”
“Bilmiyorum.”
Mert cevap vermedi.
Annesi çıktı.
Kapı kapandı.
Mert bilgisayarı kapattı.
Yatağa uzandı.
Bir süre tavana baktı.
Sonra telefonunu aldı.
Elif’e mesaj yazdı.
Mert: Müsait misin?
Cevap birkaç dakika sonra geldi.
Elif: Ne oldu?
Mert: Bir şey yok.
Elif: O zaman neden yazdın?
Mert gülümsedi.
Mert: Babam garip davranıyor.
Bu kez cevap biraz geç geldi.
Elif: Nasıl?
Mert: Eski bir kutusu var. Görünce kapattı.
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra:
Elif: Üzerinde ne vardı?
Mert’in kaşları çatıldı.
Mert: Bilmiyorum.
Elif cevap yazmadı.
Mert telefonu bıraktı.
Bir süre sonra mesaj geldi.
Elif: Yarın sana geleyim.
Mert:
Mert: Tamam.
---
Ertesi gün öğleden sonra Elif geldi.
Mert kapıyı açtığında elinde iki kahve vardı.
“Günaydın.”
“Öğleden sonra oldu.”
“Benim için hâlâ günaydın.”
İçeri girdiler.
Elif salona oturdu.
“Anlat.”
Mert karşısına geçti.
“Babamın eski bir kutusu var.”
“Biliyorum.”
“Nasıl biliyorsun?”
“Elbette biliyorum.”
Mert birkaç saniye ona baktı.
Elif gülümsedi.
“Ne oldu?”
“Sen de bir şeyler biliyorsun.”
Elif’in gülümsemesi yavaşça kayboldu.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bazen sen de garip davranıyorsun.”
Elif başını eğdi.
“Belki hepimiz garip davranıyoruzdur.”
Mert güldü.
“Bu cevap hiç yardımcı olmadı.”
“Biliyorum.”
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonra Elif:
“Fotoğraf hâlâ sende mi?” diye sordu.
Mert hemen cevap vermedi.
“Evet.”
“Bakıyor musun?”
“Bazen.”
“Bir şey hatırlıyor musun?”
Mert gözlerini yere indirdi.
“Bir araba.”
“Elindeki mi?”
“Hayır. Kırmızı, küçük bir araba. Bir de bir ses.”
Elif’in yüzü ciddileşti.
“Ne sesi?”
“‘Burada kal.’”
Elif birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra:
“Bunu daha önce duymadın.”
Mert başını kaldırdı.
“Ne?”
“Hiçbir şey.”
Mert dikkatlice baktı.
Elif kahvesinden bir yudum aldı.
Konuyu değiştirdi.
“İş bulabilecek misin?”
Mert bunun bir kaçış olduğunu anladı.
Ama üzerine gitmedi.
“Umarım.”
“Bulacaksın.”
“Sen de herkes gibi konuşuyorsun.”
“Çünkü herkes aynı şeyi söylüyorsa belki doğrudur.”
Mert güldü.
“Saçmalıyorsun.”
“Ben ablayım. Görevim bu.”
---
Akşam Elif gittikten sonra Mert salonda tek başına kaldı.
Ev sessizdi.
Annesi mutfaktaydı.
Babası odasına geçmişti.
Mert su almak için mutfağa giderken salondan geçiyordu.
Tam o sırada Mehmet’in odasının kapısı hafifçe açıldı.
Mehmet çıktı.
Elinde küçük, eski bir fotoğraf vardı.
Mert onu görünce durdu.
Mehmet de Mert’i gördü.
İkisi birkaç saniye birbirine baktı.
Mehmet fotoğrafı hemen arkasına aldı.
Mert’in gözleri fotoğrafa takıldı.
“Baba.”
“Efendim?”
“O ne?”
Mehmet bir süre cevap vermedi.
Sonra:
“Eski bir fotoğraf.”
“Kim var?”
“Kimse.”
Mert kaşlarını çattı.
“Kimse nasıl oluyor?”
Mehmet’in yüzü sertleşti.
“Senin bilmen gereken bir şey değil.”
Mert şaşırdı.
Babası genellikle böyle konuşmazdı.
“Ben sadece sordum.”
“Biliyorum.”
Mehmet fotoğrafı cebine koydu.
“Git yat.”
Mert hiçbir şey söylemedi.
Babası koridordan uzaklaştı.
Mert arkasından baktı.
Sonra odasına gitti.
Kapıyı kapattı.
Masasına oturdu.
Çantasından eski fotoğrafı çıkardı.
Bir süre baktı.
Mert’in çocukluk hâli.
Yanındaki yüzü belli olmayan çocuk.
Ve arkasındaki:
M. K.
Sonra babasının az önce sakladığı fotoğraf geldi aklına.
Mehmet’in yüzündeki ifade.
“Senin bilmen gereken bir şey değil.”
Mert fotoğrafı yavaşça masaya bıraktı.
İlk kez babasının ondan bir şey sakladığından gerçekten emindi.
Ama ne olduğunu bilmiyordu.
Ve belki de en kötüsü buydu.
Çünkü insan bilmediği bir şeyden korkarken zihni boşlukları kendi dolduruyordu.
Mert o gece uzun süre uyumadı.
Geçmişini düşünüyordu.
Fotoğrafı düşünüyordu.
Elif’i düşünüyordu.
Ama en çok babasını düşünüyordu.
Ve ilk kez, geçmişinden değil, babasından şüphe etmeye başladığını fark etti.
Bölüm etkileşimi
