29. bölüm · SON OYUN
Yanmamıza Rağmen
Sarp sisin içinde kaybolduktan sonra uzun süre aynı yerde kaldım.
Avucumdaki eski STX rozeti soğumuştu.
Şahin ve Dark bana bir şeyler söylüyordu ama sesleri uzak geliyordu. Kardeşimin son bakışı zihnime çakılı kalmıştı.
Tam dönüp gidecekken rüzgâr yön değiştirdi.
Ve o kokuyu aldım.
Gül.
Sahra.
Başımı kaldırdım.
Kuru havuzun üst korkuluklarında duruyordu. Siyah paltosu rüzgârda dalgalanıyor, kızıl saçları sabah ışığında ateş gibi parlıyordu.
Dark silahına davranacak gibi oldu.
“Elini çek,” dedim.
Şahin bana şaşkınlıkla baktı.
Sahra aşağı inmeye başladı. Metal merdivenlerdeki ayak sesleri boşlukta yankılanıyordu.
Birkaç adım önümde durdu.
Gözlerimiz buluştuğu an dünya sessizleşti.
Yağmur ölmüştü.
Saka ölmüştü.
Sarp kaçmıştı.
STX savaş hazırlığındaydı.
Ama o an bunların hiçbiri yokmuş gibiydi.
Sahra dudaklarını kıvırdı.
“Çok kötü görünüyorsun, Aslan.”
İstemeden güldüm.
“Sen de pek cenaze havasındasın.”
“Ben siyahı severim.”
Şahin araya girecekti, Dark kolundan tuttu.
“Bırak,” dedi kısık sesle.
Sahra bana biraz daha yaklaştı.
“Beni özledin mi?”
“Hayır.”
Kaşını kaldırdı.
“Yalan söyleyince gözlerin koyulaşıyor.”
“Senin yanında sürekli koyu o zaman.”
Güldü.
Gerçekten güldü.
Ve lanet olsun, ben de gülümsedim.
Şahin arkamdan fısıldadı:
“Dünya yanıyor, bunlar hâlâ flört ediyor.”
Sahra duymuş olacak ki başını ona çevirmeden konuştu.
“Kıskanma Şahin.”
Ben kahkahayı bastırmak için boğazımı temizledim.
Sahra tekrar bana döndü.
“Beni yakalamaya mı geldin?”
“Yakaladım zaten.”
“Emin misin?” Eğildi. “Ben hâlâ kaçabiliyorum.”
Aramızdaki mesafe birkaç santime düşmüştü. Kalbimin hızlandığını hissedebiliyordum.
“Tehlikelisin,” dedim.
“Sen de bağımlılık yapıyorsun.”
Dudaklarım istemsizce kıvrıldı.
Sahra bunu fark ettiğinde zafer kazanmış gibi baktı.
“Bak işte,” dedi. “Sonunda güldürdüm seni.”
“Bütün örgütünü çökertmeye hazırlanıyorum.”
“Ben de seni öldürmeye hazırlanıyorum.”
İkimiz de aynı anda sustuk.
Sonra aynı anda güldük.
Dark başını iki yana salladı.
“Akıl sağlıklarını kaybetmişler.”
Sahra paslı bir sandalyeye yaslandı.
“Biliyor musun Aras, normal insanlar ilk buluşmada kahve içer.”
“Biz ne içiyoruz?”
“Kaos.”
Bu kez kahkahayı tutamadım.
Rüzgâr saçlarını yüzüne savurdu. Parmaklarıyla geriye itti. O kadar doğal bir hareketti ki birkaç saniye sadece onu izledim.
Bakışımı yakalayınca sırıttı.
“Öyle bakmaya devam edersen kendimi güzel sanacağım.”
“Sanmıyor musun?”
“Biliyorum.”
Kendine güveni sinir bozucuydu.
Ve çekiciydi.
“Senin en kötü özelliğin ne biliyor musun?” dedim.
“Nefes almam?”
“Her durumda haklı çıkman.”
“Yanlış.” Bir adım daha yaklaştı. “En kötü özelliğim senden vazgeçememem.”
Sözleri göğsümde yankılandı.
Ben de ondan vazgeçemiyordum.
Bu, kabul etmek istemediğim gerçekti.
Uzakta siren sesleri duyuldu. STX araçları yaklaşıyordu.
Sahra başını o yöne çevirdi.
“Misafirlerin geliyor.”
“Gitme.”
Söz ağzımdan düşünmeden çıktı.
Gözleri yumuşadı.
“Bak sen şu işe,” dedi alaycı bir sesle. “Aslan beni avlamak istiyor.”
“Ciddiyim.”
Bir an sustu.
Sonra cebinden küçük bir şey çıkarıp avucuma bıraktı.
Kırmızı bir satranç taşı.
Vezir.
“Bu ne?”
“Benim tarafımın en güçlü taşı.”
Parmaklarımı kapattım.
“Bunu neden bana veriyorsun?”
Dudakları hafifçe kıvrıldı.
“Çünkü oyunu seninle oynamak daha eğlenceli.”
Uzakta motor sesleri iyice yaklaştı.
Sahra geri çekildi.
“Bir dahaki karşılaşmamızda beni vurabilecek misin?”
Yine aynı soru.
“Bilmiyorum.”
“Güzel.” Göz kırptı. “Ben de bilmiyorum.”
Arkasını dönüp merdivenlere yöneldi.
“Hey Kızıl,” dedim.
Durdu.
“Dünya gerçekten yanarsa ne yaparsın?”
Omzunun üzerinden bana baktı.
“Muhtemelen seninle dalga geçmeye devam ederim.”
Gülerek sisin içine karıştı.
Elimde kırmızı vezirle kaldım.
Şahin yanıma geldi.
“Bana yemin et, az önce düşmanla flortöz bir konuşma yapmadın.”
Avucumdaki taşı cebime koydum.
“Operasyonel görüşmeydi.”
Dark ilk kez hafifçe güldü.
“Eğer bu operasyonelse, ben de orangutanım.”
Ve ben uzun zaman sonra ilk kez içimdeki karanlığın arasında küçük bir ışık hissettim.
Belki de en tehlikeli şey Black Eyes değildi.
Belki de Sahra’nın yanında kendimi unutuyor olmamdı.
