10. bölüm / 40
SON OYUNHain (K)
Bölümler 40Şu an: Hain (K)
- 1 Giriş ve Karakterler42 kelime
- 2 KIZIL485 kelime
- 3 Av ve Avcı526 kelime
- 4 Gizli Numara771 kelime
- 5 Şüphe (K)512 kelime
- 6 İhanet608 kelime
- 7 Gerçek Rüya933 kelime
- 8 Aslan ve Sürüsü807 kelime
- 9 O İçimizde1.219 kelime
- 10 Hain (K)561 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Müsait Değil.549 kelime
- 12 Kardeşin Gölgesi (S)485 kelime
- 13 Soğuk Demir (Y)423 kelime
- 14 Pusu505 kelime
- 15 Bir Saniye486 kelime
- 16 Kurşun Kovanı435 kelime
- 17 Kaçan Gölge529 kelime
- 18 Kırık Yüzük (B)509 kelime
- 19 Çatlayan Güven504 kelime
- 20 Kanlı Sargı499 kelime
- 21 Son Bağ518 kelime
- 22 Cehennem319 kelime
- 23 Geri Dönüş412 kelime
- 24 Feniks Operasyonu571 kelime
- 25 Gizli Dosya538 kelime
- 26 Geç Kaldık406 kelime
- 27 Sahte Belge457 kelime
- 28 Gölgenin Sesi531 kelime
- 29 Yanmamıza Rağmen545 kelime
- 30 Flortöz Ajan525 kelime
- 31 Mezarlık463 kelime
- 32 Mezarlıktaki Yemin500 kelime
- 33 Tepsi (K)435 kelime
- 34 Komutan469 kelime
- 35 Dikiş Tutmaz397 kelime
- 36 Black Eyes278 kelime
- 37 Kırmızı Kadeh425 kelime
- 38 Karanlığın Sonu363 kelime
- 39 2070.717 kelime
- 40 TEŞEKKÜRLER511 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kızıl'dan...
Kameraya doğru iki parmağımı şakağıma götürüp kısa bir selam verdim.
Sadece bir saniye sürdü.
Ama o saniyenin Aras’ın zihninde günlerce yaşayacağını biliyordum.
O görüntüyü izlediğinde bunun bir meydan okuma olduğunu anlayacaktı. Ona nefes alışını bile izleyebildiğimi göstermek istemiştim.
Kapüşonumu yeniden başıma geçirip arka kapıdan çıktım. Hastanenin arkasındaki sokak sessizdi. Yağmur yeni durmuştu; asfalt hâlâ ıslaktı ve ayakkabılarımın altında ince ince su sesi çıkıyordu.
Saka çoktan götürülmüştü.
Ben ise yürümeyi seçtim.
Soğuk hava yüzüme vurdukça düşüncelerim daha da ağırlaşıyordu.
Aras ölmedi.
Bu gerçeği düşündüğümde içimde oluşan hissin adını koyamıyordum. Öfke değildi. Rahatlama da değildi. Sanki yıllardır kapalı duran bir kapı aralanmıştı ve ben içeriden gelen sesi duymaktan korkuyordum.
Siyah aracın kapısını açıp arka koltuğa oturdum. Şoför aynadan bana baktı.
“Eve mi, hanımefendi?”
Başımı hafifçe salladım.
Yol boyunca camdan dışarı baktım. Şehrin gri sabahı ağır ağır uyanıyordu. İnsanlar işe gidiyor, dükkânlar açılıyor, hayat hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu. Oysa birkaç kilometre ötede bir hastane odasında bir adam ölümden dönmüş, bir diğeri kaybolmuştu.
Ve ben bu olayların ana kaynağıydım.
Black Eyes'a vardığımda koridorlar sessizdi. Hizmetkârlar beni görünce başlarını eğip kenara çekildi. Babam öldükten sonra herkes benden çekinmeyi öğrenmişti.
Odama geçip kapıyı kilitledim. İlk iş olarak masamdaki çekmeceyi açtım. İçinde babamın mektupları duruyordu. Parmaklarım zarfların üzerinde gezindi. En üsttekini seçip açtım. Bu en son gelendi.
Tanıdık el yazısı karşıma çıktı.
“Sahra, bazı düşmanlar kurşunla değil, sözlerle öldürülür.”
Mektubu kapatıp gözlerimi yumdum.
Babam Aras’tan neden korkmuştu?
Onun hakkında hep kısa cümleler yazmıştı.
Dikkat et. Yaklaşma. Onu hafife alma.
Hepsi buydu.
Masamın üzerinde Aras’ın dosyası duruyordu. Hastanede çekilmiş fotoğrafa uzun süre baktım. Baygındı. Yüzü solgundu. Göğsündeki bandaj net görünüyordu.
O fotoğrafı içlerinden biri onu bana ulaştırmıştı ama kim olduğunu ben bile bilmiyordum. Bilmek istememiştim. İsimler insanı zayıflatırdı. Babam hep öyle derdi.
Fotoğrafı ters çevirdim.
Neden hâlâ seni düşünüyorum, Aslan?
İlk gördüğüm an gözlerindeki o soğukluğu hatırladım. Sonra ormandaki bakışını… Bana yaklaşırkenki sıcaklığını…
Başımı sertçe salladım.
Bu düşünceler tehlikeliydi.
Ben Gölge’ydim.
Duygularla hareket eden biri olsaydım Black Eyes çoktan çökerdi.
Tam o sırada kapı hafifçe çalındı.
“Gir.”
İçeri hizmetkâr kadın girdi. Elinde kahve vardı. Fincanı masaya bırakırken gözleri kısa süreliğine dosyaya kaydı ama hiçbir şey sormadı.
Kapı kapanınca yeniden yalnız kaldım.
Kahveden bir yudum aldım. Acı tadı dilimde kaldı.
Sonra telefonum çaldı.
Ekranda numara görünüyordu.
Açtım.
Karşı taraftan alçak bir ses geldi.
Bu haindi.
“Kayıtları izlemişler.”
Ses sakindi ama dikkatliydi.
“Beklediğim bir şeydi.”
“Şüphelenmeye başlamışlar.”
Pencereye yürüyüp perdeyi araladım. Bahçedeki ağaçlar rüzgârda hafifçe sallanıyordu.
“Şüphelenmeleri önemli değil,” dedim. “Kanıtları yok.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Saka konusunda ne yapacağız?”
Soru hoşuma gitmedi.
“Hayatta kalacak.”
“Emin misiniz?”
Sesim buz kesti.
“Ben emin olduğum şeyleri ikinci kez söylemem.”
Karşı taraf sustu. Sonra sadece “Anlaşıldı” deyip hattı kapattı.
Telefonu masaya bıraktım.
O kişiyle aramızdaki ilişki hiçbir zaman güvene dayanmadı. O bana bilgi getirirdi, ben de onu kullanırdım. Bir gün gerekirse onu da harcamaktan çekinmezdim. O da bunu biliyordu. Bu yüzden konuşmalarımızda daima görünmez bir bıçak dururdu.
Yatağın kenarına oturup başımı duvara yasladım.
Bir an gözlerimi kapattım ve istemeden Aras’ın sesi zihnimde yankılandı:
“Sahra Vera Keskin.”
Adımı söylediğinde sanki yıllardır kimsenin dokunmadığı bir yere dokunmuştu.
Derin bir nefes aldım.
“Bu zayıflık,” diye fısıldadım kendime. “Buna izin vermeyeceksin.”
Ama kalbim beni dinlemiyordu.
Pencereye yeniden yürüdüm. Uzakta şehir ışıkları birer birer yanmaya başlıyordu. Parmak uçlarımı soğuk cama dayadım.
"“Seni öldürmem gerekiyor, Aslan,” dedim kısık bir sesle. “Çünkü yaşarsan her şeyi değiştireceksin.”
Ve beni en çok korkutan şey, onun bunu gerçekten başarabilecek olmasıydı.
.
Bölüm etkileşimi
