7. bölüm · SON OYUN
Gerçek Rüya
Kulağıma önce dağınık sesler doldu. Uzaklardan gelen konuşmalar, metal tepsilerin birbirine çarpma sesi ve düzenli aralıklarla çınlayan bir monitör… Bip… bip… bip…
Başım zonkluyordu. Göz kapaklarım taş kadar ağırdı. Açmaya çalıştım ama başaramadım. Nefes alışım bile yabancı geliyordu bana.
Saat kaç? Günlerden ne?
Uyanmak istiyordum. İçimde bir yerler çırpınıyor, bedenimi yeniden kontrol etmeye çalışıyordu. Fakat tek bir parmağımı bile oynatamadığımı hissediyordum. Hareketsizdim. Sessizdim. Sanki bedenim bana ait değildi.
Daha fazla dayanamadım ve karanlığın kollarına kendimi teslim ettim.
Bir süre sonra tekrar yüzeye çıkıyor gibi oldum. Monitörün sesi yine kulaklarımdaydı ama bu kez başka bir yerdeydim. Bunun bir rüya olduğunu biliyordum fakat kontrol edemiyordum; sadece izliyordum.
Karşımda Sahra vardı.
Üzerinde beyaz, kısa saten kısa bir elbise vardı. Siyah rengi bir koltuğun kenarında oturmuş, elindeki şarap kadehini yavaşça çeviriyordu. Diğer elinde bir mektup tutuyordu. Mektubun üzerinde yazılmış üç harf seçiliyordu: SVK.
Onu izlerken ben de hareket etmeye başladım. Önce elimdeki sigarayı cam kül tablasına bastırdım. Üzerimdeki gömleğin düğmelerini çözüyor, ona doğru yürüyordum. Bunun benim iradem olmadığını biliyordum ama her şeyi hissedebiliyordum.
(Medya Resmi)
Yanına yaklaştım. Sağ elimi çıplak kalan bacağına koydum. Sol elim saçlarına karıştı. Yüzlerimiz birbirine yaklaşırken nefesinden sarhoşluğu hissedebiliyordum. Tam dudaklarımız birleşeceği sırada onu o kadar çok istiyordum ki diye düşünürken sırtımda keskin bir acı patladı.
Etraf bir anda karardı.
Sadece Sahra ile ben kaldık.
Bu acıyı tanıyordum.
Sahra bana bıçak saplamıştı.
Dizlerimin üzerine çökerken o aynı ormandaki gibi gülümsüyordu. Ağzımdan kan akıyordu. Yavaşça eğildi ve fısıldadı:
“Sen de yenildin. Ben kazandım ve Sen kaybettin.”
Sonra her şey yeniden karanlığa gömüldü.
Bu kez ne kadar sürdü bilmiyorum. Gün mü geçti, saat mi geçti, hiçbir fikrim yoktu. Büyük bir çabayla gözlerimi açmayı başardım.
Parlak beyaz ışık gözlerimi yaktı. Tavan bulanıktı. Burnuma ağır bir antiseptik kokusu geldi.
“Hasta gözünü açtı!” diye bağırdı bir hemşire.
Odaya birkaç doktor doluştu. Biri gözlerime ışık tuttu, biri serumumu değiştirdi, biri not aldı. Boğazım kupkuruydu. Dudaklarımı zar zor araladım.
“Bugün… günlerden ne?”
Doktor bana baktı. “Cuma.”
Bir an rahatladım. Demek sadece bir gün geçmiş.
Ama içimdeki huzursuzluk dinmedi.
“Tarih?”
“26 Temmuz.”
Nefesim kesildi.
19 Temmuz’da vurulmuştum. Bir gün değil… yedi gün geçmişti.
Kalbim hızlandı.
“Diğerleri nerede? Başkan iyi mi? Kim kazandı?”
Doktor beni sakinleştirmeye çalıştı. “Şu an konuşmamanız gerekiyor.”
“Sarp…” dedim güçlükle. “Sarp’ı çağırın.”
Kapı açıldığında onu gördüm.
Bir haftada sanki yıllarca yaşlanmış gibiydi. Saçları darmadağındı. Sakalları uzamıştı. Göz altları morarmış, yüzü çökmüştü. Günlerdir uyumamış olduğu belliydi. Kapıda birkaç saniye öylece durdu. Sanki gerçekten uyandığıma inanamıyordu.
Sonra ağır adımlarla yanıma geldi. Sandalyeyi çekip oturdu ama konuşmadı. Sadece yüzüme baktı. Gözleri doldu.
“Aras…” dedi sonunda, sesi titriyordu. “Gerçekten uyandın mı?”
Gülmeye çalıştım ama göğsüm sızladı. “Hayalet değilim ya.”
Bir anda bana sarıldı. Omuzları sarsılıyor, nefesi düzensizleşiyordu.
“Salak!” diye hıçkırdı. “Niye yaptın bunu? Niye önümde durdun? Kurşun bana gelecekti!”
Elimi güçlükle sırtına koydum. “İyisin ya…”
“Ben iyi falan değilim!” dedi başını kaldırıp. “Bir hafta boyunca burada ölü gibi yattın. Her gün doktorlara ‘uyanacak mı’ diye sordurmaktan ben senin yerine ölecektim.”
Gözlerini kaçırdı. “Bazen… bazen nefes almayı bıraktığını sandım.”
Boğazım düğümlendi. “Başkan?”
“İyi. Saldırıyı sonlandırdık biz kazandık.”
“Diğerleri?”
“Bulut ve Yağmur iyi. Dark iyi. Maral, İstira,İncila,Kübra,Kerem ve Murathan… hepsi iyi.”
Durdu.
“Saka?”
Sarp’ın yüzü soldu ve önüne düştü.
“O da vuruldu. Kurşun akciğerine çok yakın geçti. Bir haftadır yoğun bakımda.”
Göğsüm sıkıştı.
“Şahin?”
“Benden beter.” Sarp acı bir kahkaha attı. “Saka’nın kapısından ayrılmıyor. Yemek yemiyor. Uyutmuyorlar diye hemşirelerle kavga ediyor. Onu bu halde ilk kez görüyorum.”
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
İçeri Dark girdi. Her zamanki gibi siyah giyinmişti ama gözlerindeki yorgunluğu saklayamıyordu. Bana birkaç saniye baktı, sonra dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Demek ölmedin,” dedi.
“Hayal kırıklığına uğradın mı?”
Dark sandalyeyi çekip oturdu. “Bir hafta boyunca Sarp’ın ağlamasını dinledim. Bir daha yaşamak istemem.”
“Dark!” diye çıkıştı Sarp.
Dark omuz silkti ama sesi yumuşamıştı. “Hepimizi korktuttun, Aras.”
O an kapıda Bulut ve Yağmur belirdi. Yağmur’un gözleri doluydu.
“Seni böyle görmek istemezdim,” dedi.
Bulut yatağın ucuna yaslandı. “Düğünde sağdıçlık sözünü unutma. Ölmek yasak.”
İlk kez içten bir gülümseme hissettim.
Bir süre hep birlikte konuştuk. Bulut operasyon sırasında yaşanan komik bir anıyı anlattı, Yağmur ona kızdı, Sarp araya girdi. Odanın içi kısa süreliğine yeniden üs gibi olmuştu.
Tam o sırada koridordan panik dolu bir çığlık yükseldi.
“Acil yardım! Hasta atak geçiriyor!”
Hepimiz sustuk.
Sarp anında ayağa fırladı. Dark’ın bakışları kapıya kaydı. Ben refleksle doğrulmaya çalıştım ama göğsümdeki acı beni yatağa çiviledi.
Kapının camından koridora baktım.
Şahin, Saka’nın odasının önünde durmuştu. Yüzü bembeyazdı. Camın ardından içeriyi görmeye çalışıyordu. Bir anda iki eliyle başını tuttu ve haykırdı:
“Saka! Lütfen beni bırakma!”
Sesi bütün koridoru titretti.
“Yalvarırım bırakma beni! Lütfen! Sen çok güçlüsün, yapma bunu bize!”
Hemşireler odaya koşuşturuyordu. Monitör sesleri burdan duyuluyordu.
Şahin camı yumrukladı. Gözlerinden yaşlar boşalıyordu.
“Seninle daha gerçekleştirecek çok hayalim var!"
"Duvarlara asacağımız o fotoğraflar…birlikte gideceğimiz yerler… daha sana söyleyemediğim şeyler var!"
Sesi alçaldı.
"Lütfen... gözlerini aç!”
Bir hemşire onu geri çekmeye çalıştı ama Şahin kendini kurtardı.
“Beni ondan ayırmayın!” diye bağırdı. “Bir haftadır tek başına savaşıyor, şimdi yanında olmam lazım!”
İçeride doktorların sesi duyuluyordu.
“Nabız düşüyor!”
“Oksijeni artırın!”
“Defibrilatörü hazırlayın!”
Şahin’in dizleri çözüldü. Sarp son anda onu yakaladı.
“Şahin, sakin ol!”
“Nasıl sakin olayım?” diye haykırdı Şahin. “Onu kaybedersem ben de biterim!”
Dark hızla koridora çıktı, Şahin’in diğer kolundan tuttu. Bulut da yardıma koştu. Koridor bir anda insanlarla dolmuştu. Yağmur ağzını kapatmış ağlamamaya çalışıyordu.
Ben yatağın içinde çaresizce onları izliyordum. Parmaklarım çarşafa gömüldü. Kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi atıyordu.
İçeride cihaz sesi bir anda keskin bir tona dönüştü.
Biiiiip—
Koridordaki herkes donup kaldı.
Şahin’in gözleri büyüdü. Dudakları titredi.
Doktorlardan biri yüksek sesle bağırdı:
“Şok veriyorum! Herkes çekilsin!”
Şahin çırpınarak kapıya doğru atıldı. Sarp ve Dark onu zor tuttu.
Ben nefesimi tutmuş, kapının açılmasını bekliyordum.
Tam o an hayatımızın daha yeni başladığını geç fark etmiştim...
