8. bölüm · SON OYUN
Aslan ve Sürüsü
Hastane koridorunda yankılanan cihaz sesleri hâlâ kulaklarımdaydı. Şahin’in çığlığı, Sarp’ın onu tutmaya çalışırkenki öfkeli nefesi, Dark’ın sessiz ama korku dolu bakışları… Hepsi zihnimin içinde dönüp duruyordu.
Saka’nın odasının kapısı hâlâ kapalıydı. İçeride ne olduğunu kimse bilmiyordu.
Sarp üste olan herkesi hastaneye çağırmıştı ben uyurken onlarda Saka için endişelenmişlerdi ama uyuduğum için beni rahatsız etmek istememişler sonrada koridor kalabalık olduğu için Dark onları geri göndermiş.
Onları görmeyi gerçekten isterdim.
Yatağımda doğrulmaya çalıştım. Göğsümdeki dikişler yanıyordu ama umursamadım.
“Aras, yat,” dedi Sarp sertçe.
“Saka’ya ne oldu?”
Sarp cevap vermedi.
Bu suskunluk her şeyden daha korkunçtu bundan emindim.
Dakikalar sonra kapı açıldı. Beyaz önlüklü doktor dışarı çıktı. Hepimiz aynı anda ona döndük.
Şahin neredeyse üzerine yürüdü.
“Nasıl? İyi mi? Bir şey söylesene!"
Doktor derin bir nefes aldı. “Şimdilik stabil. Kalbi kısa süreli durdu ama geri döndürdük.”
Şahin’in yere çöktü. Duvara yaslandı, yüzünü ellerinin arasına aldı. Ağlamıyordu artık; daha kötüydü. Tamamen tükenmiş görünüyordu.
Sarp gidip omzuna dokundu. “Geçecek.”
Şahin başını kaldırmadan fısıldadı: “Ya geçmezse?”
"Ben onu ne kadar ona söyleyemesemde gerçekten seviyorum"
Sarp sağ elini şahinin omzuna attı.
"Biliyorum ve onu kaybetmeyeceksin söz veriyorum"
Koridor yine sessizliğe gömüldü.
Çünkü hayatımıza kızıl girmişti ve artık neyin ne zaman olacağını bizde çözemiyorduk.
Tam o sırada telefonum titredi.
Ekranda yine kayıtlı olmayan bir numara vardı.
Kalbim hızlandı.
Aramayı açtım.
Karşı taraftan o tanıdık kadın sesi geldi.
“Uyandığını duydum, Aslan.”
Nefesim kesildi.
“Kızıl…”
Hafifçe güldü. “Hâlâ adımı böyle söylemene alışamadım.”
“Ne istiyorsun?”
“Sadece bir şeyi öğrenmek istedim. Kurşun acıttı mı?”
Gülme sesi kulaklarımı çınlattı.
Dişlerimi sıktım. “Başkanın evine saldırıyı sen yaptın."
“Bunu kanıtlayabilir misin?”
Durdu ve devam etti.
"Ah, pardon ormanda sürpriz yapmıştım değil mi ha bu arada beğendin mi çok uğraştım beğenmezsen küserim Aslan."
Sesindeki sakinlik beni çıldırtıyordu.
“Saka ölümle savaşıyor.”
Bir an sessizlik oldu. Sonra sesi ciddileşti.
“Ben masum insanları hedef almam, Aras.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Belki. Hayat sürprizlerle doludur Aras Ege Aslan beklemede kal."
Ege ismimden nefret ediyordum ama sanki kızıl inadıma o ismi vurguluyordu.
Ellerim yumruk oldu.
"Ama bir şeyi bilmelisin… O gece ormanda seni öldürebilirdim.”
Sözleri göğsüme saplandı.
“Biliyorum. Neden öldürmedin?”
“Çünkü seni merak ediyorum.”
Hat kapandı.
Telefon elimde donup kaldım.
Sarp yüzüme baktı. “Kimdi?”
“Yanlış numara.”
Gözlerini kıstı ama üstelemedi.
O gece hastanede kalmamıza izin verdiler. Kimse uyuyamadı. Dark pencerenin önünde oturup dışarıdaki yağmuru izliyordu. Bulut ile Yağmur koridordaki koltuklarda birbirlerine sarılmıştı. Şahin ise Saka’nın odasının kapısının önünden bir saniye bile ayrılmıyordu.
Sabaha karşı hastane anonsu duyuldu.
“Yoğun bakım hasta yakını Şahin Demir, lütfen danışmaya başvurunuz.”
Şahin anında ayağa kalktı. Hepimiz peşinden gittik.
Danışmada görevli hemşire ona küçük bir zarf uzattı.
“Bu size bırakıldı.”
Şahin kaşlarını çattı. “Kim bıraktı?”
“Siyah kapüşonlu bir kadın.”
Hepimiz birbirimize baktık.
Onun kızıl olduğuna adım gibi emindim.
Şahin zarfı açtı. İçinden tek satırlık bir not çıktı.
“Onu kurtarmak istiyorsan saat 14.00’te eski limana gel Aslan ve sürünüde getir."
– Gölge
Sarp küfretti. “Tuzak bu.”
Dark notu elimden aldı, inceledi. “Kâğıt pahalı. Mürekkep yeni. Dün yazılmış.”
"Şu an gerçekten analiz sırası mı Dark?"
Dark homurdandı.
"Bunu kızıl yazmış nerden bildiğimi sormayın sonra anlatırım."
Şahin’in gözleri ateş gibi yanıyordu. “Gideceğim.”
“Tek başına gitmeyeceksin. O özellikle beni istiyor sevdiklerimin canını yakmaktan zevk alıyor.” dedim.
Sarp bana döndü. “Sen daha yürümekte zorlanıyorsun.”
“Umurumda değil.”
Öğlene kadar hazırlık yaptık. Doktorlar hastaneden çıkmama izin vermedi ama kimseyi dinlemedim. Göğsümdeki bandajı sıkıca sardım, siyah bir tişört giyip üstüne siyah deri ceketimi giydim altıma siyah kargo pantolonumu giydim ve aynaya baktım. Solgundum ama gözlerimdeki öfke her şeyi bastırıyordu.
Saat tam ikide eski limana vardık.
Ben,Şahin,Sarp ve Dark gelmiştik.
Bulut ve Yağmur'u Saka'ya göz kulak olmaları için hastanede bıraktık, diğer geri kalanlar üsse çoktan gitmişti.
Deniz griydi. Rüzgâr paslı konteynerlerin arasından uğulduyordu. Etrafta kimse görünmüyordu.
Şahin öne çıktı. “Gölge!”
Cevap gelmedi.
Tam geri dönecekken bir patlama sesi duyuldu.
Tak!
Mermi Şahin’in ayağının dibine saplandı. Hepimiz siper aldık.
Çatılardan silahlı adamlar çıkıyordu. Siyah kar maskeleri takmışlardı.
“Pusu!” diye bağırdı Dark.
İlk ateşi ben açtım. Göğsümdeki ağrı yeniden alevlendi ama durmadım. Kurşunlar konteynerlere çarpıp kıvılcımlar saçıyordu.
Sarp yanımda diz çöktü. “Sağ taraf sende!”
Bir adam üstümüze doğru koşarken. Sarp onu beyninden vurdu tek hamlede. Şahin öfkeyle ilerliyordu; sanki ölmekten korkmuyordu.
“Şahin geri çekil!” diye bağırdım.
Duymadı.
Tam o anda ikinci bir keskin nişancı ateş etti. Mermi doğruca Şahin’e gidiyordu.
Dark kendini onun önüne attı. Kurşun Dark’ın omzunu sıyırdı.
“Dark!”
Dişlerini sıktı. “Çizik sadece.”
Çatışma dakikalarca sürdü. Son adam da düştüğünde liman sessizliğe gömüldü.
Nefes nefese etrafı tararken bir konteynerin üzerinde siyah bir zarf gördüm.
Yavaşça yaklaşıp aldım.
Üzerinde kırmızı mühür vardı.
SVK.
Zarfın içinden bir fotoğraf çıktı.
(Medya Fotoğrafı)
Fotoğrafta ben vardım. Hastane yatağında baygın yatıyordum. Fotoğraf dün çekilmişti.
Arkasında tek cümle yazıyordu:
“Seni sandığından daha yakından izliyorum, Aslan. Sürünü gözden geçirmeye var mısın?"
Göğsüm buz kesti.
Sahra hastanedeydi.
Aramızda bir hain vardı.
Bize bu kadar yaklaşmıştı.
Tam o sırada Sarp’ın telefonu çaldı. Açtı, yüzü bir anda bembeyaz oldu.
“Ne dediniz?”
Sesindeki korku içime işledi.
“Sarp?” dedim.
Yavaşça bana döndü. Dudakları titriyordu.
“Saka… yoğun bakımdan kaybolmuş.”
