6. bölüm / 40
SON OYUNİhanet
Bölümler 40Şu an: İhanet
- 1 Giriş ve Karakterler42 kelime
- 2 KIZIL485 kelime
- 3 Av ve Avcı526 kelime
- 4 Gizli Numara771 kelime
- 5 Şüphe (K)512 kelime
- 6 İhanet608 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Gerçek Rüya933 kelime
- 8 Aslan ve Sürüsü807 kelime
- 9 O İçimizde1.219 kelime
- 10 Hain (K)561 kelime
- 11 Müsait Değil.549 kelime
- 12 Kardeşin Gölgesi (S)485 kelime
- 13 Soğuk Demir (Y)423 kelime
- 14 Pusu505 kelime
- 15 Bir Saniye486 kelime
- 16 Kurşun Kovanı435 kelime
- 17 Kaçan Gölge529 kelime
- 18 Kırık Yüzük (B)509 kelime
- 19 Çatlayan Güven504 kelime
- 20 Kanlı Sargı499 kelime
- 21 Son Bağ518 kelime
- 22 Cehennem319 kelime
- 23 Geri Dönüş412 kelime
- 24 Feniks Operasyonu571 kelime
- 25 Gizli Dosya538 kelime
- 26 Geç Kaldık406 kelime
- 27 Sahte Belge457 kelime
- 28 Gölgenin Sesi531 kelime
- 29 Yanmamıza Rağmen545 kelime
- 30 Flortöz Ajan525 kelime
- 31 Mezarlık463 kelime
- 32 Mezarlıktaki Yemin500 kelime
- 33 Tepsi (K)435 kelime
- 34 Komutan469 kelime
- 35 Dikiş Tutmaz397 kelime
- 36 Black Eyes278 kelime
- 37 Kırmızı Kadeh425 kelime
- 38 Karanlığın Sonu363 kelime
- 39 2070.717 kelime
- 40 TEŞEKKÜRLER511 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Az önceki telefon konuşmasının ardından ekranıma bir konum düştü. Haritayı açtığımda üssün biraz ilerisindeki ormanı gördüm. İçimdeki huzursuzluk yeniden büyüdü ama durmadım.
Sadece Sarp’a haber verdim.
“Kimseye söyleme,” dedim kısa ve sert bir sesle.
Sarp bir şey sormaya çalıştı ama telefonu kapattım.
Üsten hızla çıktım, arabaya atladım ve gaza bastım. Sabah güneşi hâlâ gökyüzündeydi. Yol boyunca ağaçların gölgeleri ön camdan üzerime düşüp kayıyordu. Direksiyonu sıkan ellerim istemsizce gerilmişti.
Sonunda ormanın girişine vardım. Motoru durdurup araçtan indim. Tam içeri doğru yürümeye başlayacaktım ki telefon yine çaldı. Aynı numara.
“Üzerindeki kesici ve delici tüm aletleri yere bırak,” dedi kadın sesi. “Sadece konuşacağız.”
Etrafıma baktım.
Neredeydi?
Beni görüyor muydu?
Ağaçların arasında mıydı?
Sessizlik, cevaptan daha ürkütücüydü.
Belimdeki silahı çıkardım. Ardından çakılarımı yere bıraktım. Sadece ayak bileğimdeki küçük bıçak kaldı; pantolonun altında görünmüyordu.
Derin bir nefes alıp ormanın içine doğru yürüdüm. Yaprakların hışırtısı dışında hiçbir ses yoktu.
Birkaç dakika sonra onu gördüm.
Siyah kargo pantolon giymişti. Üzerinde siyah bir sweatshirt vardı ve kapüşonu başını tamamen örtüyordu. Bir kayanın üzerinde oturuyor, sırtını bana dönüyordu.
Ayak seslerimi duyunca yavaşça kapüşonunu çıkardı.
Nefesim boğazımda düğümlendi.
Kızıl saçları rüzgârda dalga dalga savruluyordu. O an hiçbir şüphem kalmadı.
Sahra Vera Keskin.
Yani Kızıl.
Ama neden beni buraya çağırmıştı? Beni öldürme fırsatı varken neden bu kadar sakindi?
Dudaklarımın kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu, sonra hemen kendimi toparladım ve kaşlarım çatıldı.
“Hoş geldin, Aslan,” dedi.
Sesi beklediğimden daha sakindi.
“Kızıl…” dedim istemsizce.
Sözüm yarıda kaldı.
Ayağa kalktı ve bana döndü. Gözleri doğrudan gözlerime kilitlendi.
“Kızıl mı?” diye tekrarladı. “Başka lakap bulamadınız mı? Ben Gölge’yim.”
“Hayır,” dedim. “Sahra Vera Keskin.”
Gözleri bir an sertleşti.
“Adımı nereden biliyorsun?”
Birkaç adım daha yaklaştım. Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.
“Seni senden daha iyi tanıyorum.”
Yüzü gerildi.
“O zaman babamı da tanıyorsundur,” dedi.
“Kendi babam gibi.”
Nefesim yüzüne çarpıyordu.
Tek kaşını kaldırdı.
“Peki mektuplar?”
Beni test ediyordu. Ne kadar bildiğimi anlamaya çalışıyordu.
“Haberim var,” dedim.
Kalbimin derininde ince bir sızı hissettim. Bu karşılaşmanın iyi bitmeyeceğini içten içe biliyordum.
Sahra cebine uzandı ve katlanmış bir mektup çıkardı. Bana doğru uzattı.
“Al. Oku.”
Bir an sustu, sonra gözlerimin içine bakarak devam etti.
“Kimsin, neyin nesisin bilmiyorum. Ama babamı korkutacak kadar büyük biri olduğun belli.”
Dudaklarında meydan okuyan bir tebessüm belirdi.
“Fakat bir şeyi bil, Aras Ege Aslan… Ben senden korkmuyorum. Bana hiçbir zarar veremezsin.”
"Ben mi sana zarar veremem?"
Evet veremezdim bunu kendi gururuma yediremesemde bundan emindim. İlk gördüğüm andan beri ona vurulmuş olduğumu bilmiyordu.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Ekranda Sarp yazıyordu. Birkaç adım geri çekilip telefonu kulağıma bastırdım.
Karşı taraftan nefes nefese bir ses geldi.
“Aras! Başkanın evine saldırı düzenlediler. Her yer silahlı adam dolu! Yetişemiyoruz, acil destek lazım!”
Kaşlarım çatıldı.
Telefonu kapatıp Sahra’ya baktım.
O ise sakin ve gururla gülümsüyordu.
“Sürprizimi beğendin mi?” diye sordu.
“Ne yaptın sen?” dedim sertçe.
Cevap vermedi. Sadece birkaç adım geri çekildi.
“Hızlı ol, Aslan,”
"Ormanının sana ihtiyacı var."dedi.
Arkamı dönüp koşmaya başladım.
Başkanın evine vardığımda ortalık savaş alanına dönmüştü. Bahçe insan kaynıyordu. Silah sesleri kulaklarımı çınlatıyor, barut kokusu havayı dolduruyordu. Bazı adamlar yerde hareketsiz yatıyordu.
Hiç düşünmeden silahımı çektim ve karşıma çıkan düşmanlara ateş etmeye başladım.
Gözlerim kalabalığın içinde Sarp’ı arıyordu.
Sonunda onu gördüm. Evin girişinde çatışıyordu. Hızla ona doğru koştum.
Tam yanına ulaşacaktım ki düşmanlardan biri silahını Sarp’a doğrulttu. Her şey bir saniyeliğine yavaşladı.
Düşünmeden kendimi onun önüne attım.
Patlama sesi duyuldu.
Göğsüme ateş düştü sanki. Kurşun bedenime saplandığı anda nefesim kesildi. Dizlerim boşaldı.
Yere düşerken Sarp’ın yüzünü gördüm. Gözleri korkuyla açılmıştı.
“Aras!” diye bağırdı.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Sesler uzaklaştı, görüntüler bulanıklaştı. Sıcaklığın göğsümden yayılıp zemine aktığını hissediyordum.
Sarp yanıma çöktü. Dudakları hareket ediyordu ama artık ne dediğini duyamıyordum.
Son gördüğüm şey gökyüzü oldu.
Sonra her yer karardı.
Ve belkide artık hiç aydınlanamayacaktı...
Bölüm etkileşimi
