38. bölüm · SON OYUN

Karanlığın Sonu

Hilal Sâre

Bölüm şarkısı dehşetle öneririm bir dizi bölümü izliyormuşsunuz havası veriyor kırmayın beni lütfen...
{Lana Del Rey/Dark Paradise}

Parmaklarım hâlâ Sahra’nın saçlarındaydı.

Nefesi yüzüme değiyordu.

Dışarıda savaş sürüyordu ama o odada sadece ikimiz vardık.

Gözlerini kapatıp bana biraz daha yaklaştı.

Ben ise donup kalmıştım.

Çünkü zihnimde aynı görüntü dönüp duruyordu.

Hastane koridoru.

Göğsümdeki kurşun yarası.

Bana yaklaşan Sahra.

Ve ardından gelen karanlık.

Bir süre bunları düşündüm.

Yutkundum.

“Ne oldu?” diye fısıldadı.

Gözlerimi kapattım.

İçimdeki son yumuşak parça da parçalanıyordu.

“Özür dilerim,” dedim kısık bir sesle.

Kaşları hafifçe çatıldı.

“Ne için?”

Acı bir gülümseme dudaklarımda belirdi.

“Belki başka bir evrende biz olabiliriz... ama bu evren o evren değil."

Sahra'nın dudağı titredi.

"Belki başka bir gün seni görür görmez dudağına yapışmazsam şerefsizim… ama bugün o gün değil.”

Sözler ağzımdan dökülürken dünya yavaşladı.

Ve sonra…

Çatı.

Kızıl saçlarının rüzgârda savrulduğu ilk gece.
Sarp’ın gölgesi.
Liman.
Black Eyes
Yağmur ve Sarpın ihaneti.
Cansız bedenler.
Mezarlık.
Yedi siyah taş.
Birbirine karışan çığlıklar.
Dark ve Sarp'ın savaşı.

Hepsi gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti.

Nefes alamadım.

Elim istemsizce koltuğun arkasına kaydı.

Parmaklarım saklanan metale dokundu.

Menekşe’nin sakladığı bıçak.

Sahra hâlâ bana bakıyordu.

Gözlerinde güven vardı.

İşte beni en çok öldüren şey buydu.

Bir anlık sessizlik…

Sonra her şey değişti.

Sahra’nın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. Beyaz elbisesine koyu kan ile renklenirken gözlerindeki ışık titredi.

Dudakları aralandı.

Ama çığlık atmadı.

Sadece bana baktı.

Şaşkınlıkla.

Kırgınlıkla.

Ve garip bir kabullenişle.

Parmakları koluma tutundu.

“Aras ne derler bilirsin” dedi güçlükle. Nefesi zor çıkıyordu. “Neyse, yalan olsa da güzel sevmiştin beni.”

Başımı kaldırdım.

Gözlerinin içine baktım.

O gözler ormandı.

Derin, yeşil, sonsuz bir orman.

Gözbebeklerinin etrafındaki damarlar ise o ormana düşen kıvılcımlardı.

Ve ben o kıvılcımı kendi ellerimle ateşe çevirmiştim.

Dizlerimin bağı çözüldü.

“Hayır…Sahra...”

Sesim bana ait değilmiş gibi çıktı.

Sahra’nın başı omzuma düştü.

Parmakları yavaşça gevşedi.

Ben onu tutmaya çalıştım.

Sanki bırakmazsam zaman duracakmış gibi.

Ama hiçbir şey durmadı.

Şöminenin son ateşi söndü.

Dışarıdaki sirenler uzaklaştı.

Ve ben fısıldadım:

“Ben Aras Ege Aslan…”

Boğazım düğümlendi.

“…kendimi asla affetmeyeceğim.”

Gözlerim karardı.

Odanın duvarları silinmeye başladı.

Sahra’nın sıcaklığı kollarımdan çekildi.

Bir saniye önce oradaydı.

Sonra yok oldu.

Kollarım boş kaldı.

Etraf tamamen karanlığa gömüldü.

Ve beni yine yalnızlığa gömdü.

Evettt final bölümüne geldik 🥳