20. bölüm / 27
Melez | Jax ValerıusMelez | JV 20- Ataların Yanılsaması
Bölümler 27Şu an: Melez | JV 20- Ataların Yanılsaması
- 1 GİRİŞ: Morbury’nin Gölgeleri874 kelime
- 2 Melez | JV 1-İşaret2.202 kelime
- 3 Melez | JV 2- Gece ateşi festivali3.663 kelime
- 4 Melez JV 3- Kuzgun Kayalıkları3.065 kelime
- 5 Melez | JV 4- Mühür1.927 kelime
- 6 Melez | JV 5- 19873.294 kelime
- 7 Melez | JV 6-Aethel2.046 kelime
- 8 Melez | JV 7-Sürü4.487 kelime
- 9 Melez | JV 9- Valerıus Yemini2.665 kelime
- 10 Melez | JV 10- Lunareth3.274 kelime
- 11 Melez | JV -11 Kontrol2.914 kelime
- 12 Melez | JV 12-Telkin1.583 kelime
- 13 Melez | JV 13- Tabut1.713 kelime
- 14 Melez | JV 14- Kurtuluş2.430 kelime
- 15 Melez JV 15- Wilson malikanesi4.984 kelime
- 16 Melez | JV 16 - Bağlama Büyüsü3.937 kelime
- 17 Bölüm 17 Hoşgeldin, Tala Zayen.5.146 kelime
- 18 Bölüm 18 - Güle güle Tala Zayen, merhaba Anne.4.337 kelime
- 19 Melez | JV 19-Kutsal Kan, Kadim lanet2.467 kelime
- 20 Melez | JV 20- Ataların Yanılsaması5.248 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 Melez| JV 21- Seni gördüğüme sevindim, üvey kardeşim.3.899 kelime
- 22 Melez JV 22- Ruhsuz bir itaat.4.354 kelime
- 23 Melez | JV 23- Avizeler, Asırlar ve yaşamlar4.471 kelime
- 24 Melez | JV 24 - Nefret kadar yakın4.127 kelime
- 25 MELEZ | JV 25- Dipsiz Karanlık5.126 kelime
- 26 1.KİTAP FİNAL PART 1 Melez JV 26- Bir Adım Daha Yakın, Bin Adım Uzak.4.030 kelime
- 27 1.KİTAP FİNAL PART 2 Melez JV 27- Küllerimizden Doğmayacağız, Yakacağız.2.093 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
UYARI: +18 CİNSELLİK İÇEREN KISIM VARDIR.
Valerius Malikânesi’ne vardığımızda gecenin son demleriydi. Yüksek taş duvarların ve heybetli kapıların ardındaki o devasa yapı, dışarıdaki felaketlerin aksine dondurucu ama güvenli bir huzur sunuyordu.
Gövdemde hâlâ ölümün o soğukluğu ve geçirdiğim büyük sarsıntının yorgunluğu vardı. Jax, araçtan indiğimiz andan itibaren beni bir an olsun yalnız bırakmadı. Malikânenin üst katındaki geniş, karanlık tonların hâkim olduğu odasına geçtiğimizde kapıyı arkamızdan kapattı.
Odadaki devasa şöminenin ateşi harlanınca etrafa sıcak bir ışık yayıldı. Jax, üzerindeki kanlı ceketini çıkarıp kenara attı. Sırtındaki Aethel yarasının izi yavaş yavaş kapansa da tenindeki o sertlik duruyordu.
Bana doğru adımladı. Aradaki mesafeyi tamamen kapatıp ellerini belime yerleştirdiğinde, parmaklarının sıcaklığı doğrudan tenime işledi. Gözlerinin içine baktım.
“Geri döndün,” dedi alçak, derin bir sesle.
“Beni orada bırakmadın,” diye fısıldadım.
Jax, dudağının kenarıyla o çok tanıdık, küstah gülümsemesini savurdu. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı, nefesi dudaklarıma değerken fısıldadı.
“Seni o hiçlikte bırakıp gitmeme imkân var mıydı sanıyorsun Fray?”
Sözleri içimdeki tüm savunma mekanizmalarını yıktı. Eli boynuma kaydı, başparmağıyla çenemi hafifçe yukarı kaldırdı ve beni derin, tutkulu bir öpücükle kendine çekti.
Bu, daha önce aramızda çekimle başlayan o çatışmalı hislerin ötesinde bir şeydi; ölümden dönmenin, birbirini kaybetme korkusunun getirdiği yakıcı bir yakınlaşmaydı.
Kollarımı boynuna dolarken onun o sarsılmaz gücüne sığındım.O gece, dışarıdaki bütün tehlikelere, kanlı geçmişe ve yaklaşan fırtınalara rağmen malikânenin bu odasında zaman bizim için durdu.
CARRIE VELMORA
Ertesi sabah malikânenin alt katındaki geniş salonda uyandığımda, bedenim ilk melez kanının getirdiği o ağır güçle tamamen yenilenmişti. Burnumdaki kan kurumuş, baş dönmem geçmişti. Ancak zihnim hâlâ fırtınalıydı.
Salona doğru yürürken Elias’ı verandada, elindeki bardağı sıkıca tutmuş dışarıyı izlerken gördüm. Adımlarımı duyduğu an hızla arkasını döndü. Yüzünde geceden kalan o ağır suçluluk ve bana yaklaşma isteği açıkça okunuyordu.
“Carrie...” dedi, sesi pürüzlüydü. Bana doğru bir adım attı. “Nasıl hissediyorsun? Dün gece senin için çok ağırdı.”
Gözlerimi ondan kaçırdım. Elias ile aramızdaki o sarhoş anın ardından yaşananlar, onun etrafındaki diğer kızlar zihnime aşılmaz bir duvar örmüştü. Eliyle yardım etmek istercesine bir hamle yaptığında, elimi hafifçe kaldırarak onu durdurdum.
“İyiyim Elias,” dedim soğuk ve mesafeli bir tonla. “Endişelenmene gerek yok.”
Bakışlarındaki o hüzün derinleşti, uzattığı eli havada asılı kaldı ve yavaşça geri çekti. Aradaki buz dağlarını hissetmemek imkânsızdı ama geri adım atmadım.
Tam o sırada merdivenlerden Jax ve Aria indi. Aria’nın yüzüne hafif bir renk gelmiş, çok daha canlı görünüyordu. Jax ise her zamanki gibi dik, kendinden emin ve küstah duruşuyla yanımıza yaklaştı.
“Toparlanın,” dedi Jax, arabanın anahtarını parmağında çevirerek. “Kampüse geçiyoruz. Yeterince ara verdik.”
Aria şaşkınlıkla ona baktı. “Okula mı? Dün gece yaşananlardan sonra mı?”
Jax dudağını kıvırdı. “Gündüzleri sıradan birer üniversite öğrencisiyiz Fray, unuttun mu? Ayrıca seninle amfide halletmemiz gereken durumlar var.”
Gözlerimi devirerek araya girdim: “Romantizminizi ve ego savaşlarınızı sınıfa girmeden önce dışarıda bırakın lütfen, zihnim zaten yeterince dolu.”
Jax bana küstah bir bakış atarak dışarıya yöneldi. Malikânenin heybetli kapıları açılırken, arkamızda bıraktığımız kanlı gecenin gölgeleriyle birlikte hepimiz araca geçip üniversiteye doğru yola çıktık.
Araba kampüsün geniş bahçesine girip park ettiğinde kapıyı açıp dışarı adım attım. Ancak ayaklarım yere bastığı an, şakaklarıma sanki kızgın bir demir saplandı.Müthiş bir baş ağrısı zihnimi bir bıçak gibi yardı.
Dünya etrafımda dönmeyi bırakırken gözlerimin önüne aniden meşum bir görüntü fırladı: Valeriusların annesi Emily... Karanlığın içinde, yüzünde dondurucu bir gülümsemeyle doğrudan bana bakıyordu. Gözlerindeki o kadim nefret zihnimi kavurdu.
Dün gece Jax’in kanını içtiğim için atalarımın zihnime ektiği o lanetli fısıltılar, Emily’nin suretiyle birleşip ruhumu tırmaladı.Sendeledim.
“Carrie! İyi misin?” Aria hızla yanıma gelip kolumu tuttu.
Şakaklarımı ovup derin bir nefes alarak kendimi zorlukla topladım. Emily’nin görüntüsünü ona söyleyip zaten hassas olan dengesini bozmak istemedim.
“İyiyim...” dedim sesimi sabit tutmaya çalışarak. “Sadece... dünün yorgunluğu. Bir an başım döndü.”
Tam o sırada cebimdeki telefon titredi. Ekrandaki ismi görünce kaşlarımı kaldırdım. Arayan Jack’ti.
“Efendim Jack?”
“Carrie, okula geleceğini söylemiştin. Merak ettim, iyi misin?” dedi Jack, sesindeki o gerçek endişeyle. “Okulunun önündeyiz, Rowan da burada.”
“Geldik biz de, arabadayız,” dedim. “Hatta şimdi iniyoruz.”
Telefonu kapatıp arka koltuğa, Aria’ya döndüm. “Jack ve Rowan gelmiş.”
O an Jax dikiz aynasından Aria ile göz göze geldi. İkisi de tek bir kelime etmedi ama aralarındaki o yoğun, söylenmemiş sözlerle dolu çekim dikiz aynasından bile hissediliyordu.
Aria hafifçe tebessüm etti. Elias ise sürücü koltuğunun yanında öylece duruyordu. Geldiğimizden beri ağzını açmamış, derin bir sessizliğe gömülmüştü.
Arabadan inip kampüsün girişine doğru yürüdüğümüzde Jack ve Rowan bizi bekliyordu. Jack beni görür görmez adımlarını hızlandırdı ve hiç tereddüt etmeden kollarıyla beni sarıp kendine çekti.
“Çok endişelendim Carrie... Yaptığın büyünün ne kadar zor ve tehlikeli olduğunu biliyorum.”
O an Elias’ın çenesinin kasıldığını, gözlerindeki o anlık şimşeği ve gerginliği fark ettim. Yumruklarını sıkmış, bükülen parmak boğumları beyazlamıştı. İçimdeki o kırgın mesafeye rağmen Elias’ın bu tepkisi gözümden kaçmadı.
Jack ve Rowan ikimize de selam verdi. Rowan’ın bakışları doğrudan Aria’ya kaydı.Jax, elleri ceplerinde, o her zamanki soğukkanlı ve küstah tavrıyla öne çıktı.
Dudağının kenarı alayla kıvrıldı. “Buraya kadar geldiğinize göre konu bayağı önemli.”
Rowan dik duruşunu bozmadan doğrudan Jax’in gözlerinin içine baktı. “Konu Aria ise benim için evet, önemli.”
Jack de başıyla onayladı. “Carrie de benim için öyle.”
Jax alçak bir kahkaha attı. Yüzündeki ifade tamamen tekinsiz bir küstahlığa dönüştü. “Bölgenizi çok fazla terk etmeyin. Morbury’de kurallara uymamak hiç iyi sonuçlanmaz.”
Aria, Jax’in bu provoke edici tavrı karşısında dayanamayıp dirseğiyle onu hafifçe dürttü. Fısıltıyla, “Ne yapıyorsun Jax? Neden böylesin?” diye sordu.
Jax, Aria’nın bu tepkisine karşılık hiç istifini bozmadı. Bir anda kolunu uzatıp Aria’yı belinden yakaladı ve tek bir hamlede kendine doğru çekip yanına yapıştırdı. Elini Aria’nın beline sıkıca dolayarak hakimiyetini belli edercesine durdu.
Aria’nın kulağına doğru eğilip sırıtarak konuştu: “Beni bu kadar özlediğini bilmiyordum Fray. Tekrarlamana gerek yok.”
Aria’nın yanakları anında al bir renge büründü. Utançla karışık bir şaşkınlıkla, “Jax...” diye fısıldayabildi sadece.
Tam ortamdaki bu gerilim tırmanırken, yanımızdan geçen sarışın, iddialı bir kız adımlarını Elias’ın yanında durdurdu. Hiç çekinmeden Elias’ın yakasından tutup kendine çekti ve dudaklarına uzun, cüretkar bir öpücük kondurdu.
Geri çekildiğinde Elias’ın göğsüne elini koyup gülümsedi. “Uzun bir ara bize iyi gelmez Elias... Arayı açmayalım.”
Elias’ın bakışları bir anlığına doğrudan benimkilerle buluştu. Gözlerindeki o karmaşık ifadayla kızın beline hafifçe dokunup, “Biz geçiyoruz,” dedi, yanındaki kızı kastederek.
Ardından benden tarafa bakmadan ilerlediler. Göğsümdeki o tanıdık sızı bir kez daha nüksetti ama yüzümdeki mesafeli ifadeyi korudum.
Rowan, Elias ve kızın gidişini izledikten sonra tekrar Aria’ya döndü. “Sizi gördüğümüze sevindik. Carrie, iyi olmana gerçekten sevindim. Eğer bugün boşsanız—”
“Fray benimle.”
Jax, Rowan’ın sözünü buz gibi ve kestirip atan bir tonla böldü. Sesindeki o net, tartışmaya kapalı sahiplenici tavır ortamı bir anda dondurdu.
Aria gözlerini açarak şaşkınlıkla Jax’e baktı. Neden böyle aniden ve sert bir tepki verdiğini anlayamamıştı ama Jax’in bu hali nedensizce yüzünde hafif, gizli bir tebessüm oluşturdu.
Aria hemen durumu toparlamak için araya girdi. “Şey... Yarın... Yarın olur Rowan.”
Jax gözlerini kısarak, tehlikeli bir bakışla Aria’ya döndü. Yüzündeki o 'bunu sonra konuşacağız' ifadesi açıkça okunuyordu.Rowan ve Jack ortamdaki havanın daha fazla zorlanamayacağını anlayarak başlarıyla selam verdiler. “Pekala, yarın haberleşiriz o zaman,” diyerek yanımızdan ayrıldılar.
Amfideki uğultulu sesler zihnimi ağrıtmaya devam ediyordu. Profesörün tahtaya yazdığı şeylere odaklanmaya çalışsam da başımdaki o ince sızı bir an olsun dinmiyordu.
Sıramda rahatsızca kıpırdanıp derin bir nefes aldım. Tam önüme dönecekken, arkamda hissettiğim o dondurucu soğuklukla başımı yavaşça çevirdim.O an nefesim boğazıma tıkandı.
Emily... Valeriusların annesi, tam dibimde duruyordu. Yüzündeki o tüyler ürpertici, karanlık gülümsemeyle gözlerimin içine bakıyordu. Aramızda tek bir milim bile yoktu.Panikle geriye doğru hamle yaptım, kalbim göğüs kafesimi yırtacak gibi çarpmaya başladı ama gözlerimi kırptığım o tek saniyede... kayboldu.
Arka sırada sadece dersi dinleyen sıradan öğrenciler vardı. Sıramdan hızla kalkıp kendimi amfiden dışarı attım. Kalabalık koridorda ilerlerken ellerim titriyordu. Şakaklarımı ovup duvara yaslandığımda, arkamdan tanıdık bir ses yükseldi.
“Derste değil miydin sen?”
Başımı kaldırdığımda Elias karşımda duruyordu. Bakışlarındaki o gizli endişeyi hemen tanıdım.
Derin bir nefes alıp kendimi toplamaya çalışarak, “Ben de sana aynısını sormalıyım,” dedim.
İkimizin de dudaklarında hafif, buruk bir tebessüm belirdi. Bir an için aramızdaki o soğuk duvarlar erir gibi oldu. Ancak Elias’ın tebessümü kısa sürdü.
Adımlarını bana doğru atıp yüzüme daha dikkatli baktı. “İyi görünmüyorsun, Carrie.”
Tam ona iyi olduğumu söyleyecektim ki... zihnimde bir şey koptu.
Bedenimdeki kontrol bir anda elimden kayıp gitti. İçimdeki tüm kaslar benden bağımsız hareket etmeye başladı. Zihnim bir camın arkasına hapsedilmiş gibiydi ama bedenim adım adım Elias’a doğru ilerliyordu.
Neler oluyor? diye düşündüm dehşetle. Ben hareket etmiyorum... Bu nasıl olur?
Bedenim Elias’a iyice yaklaştı. Elimi kaldırıp Elias’ın göğsüne koydum, yüzüne doğru çekici ve yabancı bir tebessümle yaklaştım. Dudaklarım Elias’ın dudaklarına neredeyse değecek kadar yakınlaşmıştı.
“Sahi Elias...” dedim. Söylenen kelimeler benim sesimdi ama bu vurgular bana ait değildi. “Sen ve ben daha önce yakınlaşmıştık. Fakat aramız neden bu kadar soğuk?”
Elias şaşkınlıkla gözlerini açtı. Nefesi kesilmiş gibi bana bakıyordu. Fakat bedenim ona daha da sokulurken, Elias’ın bakışlarındaki şaşkınlık bir anda yerini tehlikeli bir farkındalığa bıraktı.Gözleri aniden saf, karanlık bir kırmızıya dönüştü.
“Carrieyi rahat bırak,” dedi Elias, sesi bir tehdit gibi alçalarak.
Bedenimden kulak tırmalayıcı bir kahkaha döküldü. Emily, benim sesimi kullanarak konuşuyordu. “Romantik anılarınızı bozmak istemezdim Elias. Aslında pek de bir şey olmamış aranızda ama... yine de eğlenceli.”
Elias’ın göğsündeki elimi çekip geriye doğru bir adım attım. Yüzümde alaycı bir ifade belirdi. “Başkasıyla öpüşebilirim. Jack mesela... Jack olur kesinlikle. Hatta şimdi onu çağırabilirim, kesinlikle gelecektir.”
Arkamı dönüp ilerlemeye başladığımda, Elias bir şimşek kadar hızlı hareket etti. Yanımda belirip kolumu sertçe tutarak beni durdurdu.
Emily’nin kontrolündeki bedenim başını eğip alayla gülümsedi. “Üzüldüm senin adına Elias. Beden Carrie’ye ait olduğu için bana zarar da veremezsin.”
Elias’ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Gözlerindeki o kırmızı ışık daha da parlaklaştı.
“Ben yapamam belki ama...” dedi Elias, sesi alçak ve tutku doluydu. “...Carrie yapabilir.”
Gülümsedi. Yüzümü iki elinin arasına alarak gözlerimin içine baktı: “Kendine gel, Velmora.”
Elias, hiç tereddüt etmeden dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
O öpücük, sadece fiziksel bir temas değildi; ruhuma yapılmış dondurucu baskıyı kıran, damarlarımdaki melez kanının ve atalarımın çığlıklarını susturan yakıcı bir güç patlamasıydı. Elias bir eliyle elimin kenarını sıkıca tutarken, öpücüğün getirdiği o yoğun duygu dalgası Emily’nin zihnimdeki varlığını bir anda yakıp kül etti.
Gözlerimi aniden açtığımda kontrol tekrar bendeydi. Nefes nefese geriye çekildim. Zihnimdeki o karanlık baskı tamamen yok olmuştu. Karşımda hâlâ gözleri kırmızıyla parlayan ve elimi sıkıca tutan Elias duruyordu.
Ders çıkışı Jax arabaya binmek yerine yanımda yürümeyi tercih etti. Kampüsün arka tarafındaki geniş açık spor alanına doğru ilerledik. Yeşil sahanın ortasında bağrışarak antrenman yapan okulun futbol takımı, pistte koşan atletler ve kenarda çalışan amigo kızlar etrafa hakimdi.Hava serinlemişti. Sahanın kenarındaki yürüyüş yolunda yan yana adımlarken etraftaki öğrencilerin bakışları üzerimizdeydi.
Jax’in o mesafeli, tehlikeli aurası her zamanki gibi baskındı. “Beni buraya neden getirdin Jax?” diye sordum, sahadaki koşturmacayı izleyerek.
Jax elleri ceplerinde yürümeye devam etti. “Biraz hava al Fray. Dün geceden sonra kalabalığın arasına karışmak zihnini toplar.”
“Sen ve kalabalık...” dedim tebessüm ederek. “Pek uyuşan şeyler değil zihnimde.”
Biz sahanın kenarında konuşarak ilerlerken arkamızdaki sahadan aniden sert bir darbe sesi ve bağrışmalar yükseldi. Oyunculardan birinin kaçırdığı sert futbol topu, yüksek bir hızla doğrudan Jax’in kafasının arkasına doğru fırladı.
Sahanın kenarındakiler çığlık atarken oyunculardan biri “Dikkat et!” diye bağırdı.
Top aradaki mesafeyi saliseler içinde kapatırken gözlerim açıldı. “Jax, ark—”
Cümlem tamamlanamadı bile. Jax, arkası sahaya dönük olmasına rağmen hiç istifini bozmadı. Tam top arkasına çarpmak üzereyken sol elini zahmetsizce arkaya doğru kaldırdı.
O hızla gelen deri top, Jax’in parmaklarının arasında sanki taş bir duvara çarpmış gibi zınk diye durdu. Jax bedenini çevirmedi bile. Yüzündeki o sakin, küstah ifade tek bir milim değişmemişti. Gözleri doğrudan benim üzerimdeydi.
Sahadaki tüm sesler bir anda kesildi. Herkes şok içinde, arkasını bile dönmeden gelen topu tek eliyle avucunun içinde sabitleyen adama bakıyordu.
Jax, elindeki topu omzunun üzerinden geriye, umursamazca fırlattı. Top tam oyuncuların ortasına düştü. Bana doğru dönüp hafifçe eğildi. Bakışlarındaki o tehlikeli parıltıyla konuştu.
“Ne diyordun Fray?”
Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak hafifçe güldüm. “Hiç... Jax Valerıus olduğunu unuttum bir an.”
Jax alçak bir kahkaha attı. Yürümeye devam ettik, etraftaki herkes arkamızdan fısıldaşırken o sadece bana bakıyordu.
Adımlarımızı sahanın kenarından çıkışa doğru yönlendirdiğimizde, Jax’in dudaklarının kenarındaki o küstah kıvrılma hâlâ kaybolmamıştı. Etraftaki öğrencilerin hayranlık dolu fısıltıları aramızdaki havayı daha da ısıtıyordu.
“Ne o?” dedi Jax, elleri ceplerinde benimle eş zamanlı adımlarken. Sesi alaycı ama bir o kadar da yakındı. “Arkam dönükken bile bakışlarının üzerimde olduğunu hissettiğimi görmek seni bu kadar mı şaşırttı Fray?”
Gözlerimi devirip gülümsedim. “Şaşırmak değil de... gövde gösterisi yaptın Jax Valerıus kabul et.”
Jax aniden durdu. O durunca ben de refleksle adımlarımı kestim. Bana doğru bir adım atıp aramızdaki mesafeyi sıfırladı. Yüzüme doğru hafifçe eğildiğinde, gözlerindeki o yoğun ışık kalbimin ritmini bir anda altüst etti.
“Gövde gösterisine ihtiyacım yok Fray,” dedi alçak, pürüzlü bir sesle. “Sadece o sırada dikkatimi çeken tek şey arkamdan gelen top değil, tam karşımda duran sendin ve ben de gözlerimi senden ayırmak istemedim, hepsi bu.”
Cümlesindeki o aniden beliren, beklenmedik dürüstlük nefesimi kesti. Yanaklarımın ısındığını hissettiğimde bakışlarımı kaçırmaya çalıştım.
Jax parmağının ucuyla çeneme hafifçe dokunup yüzümü tekrar kendine çevirdi. Dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı. “İşte bu tavrına bayılıyorum.”
“Hangi tavrıma?” diye sordum kısık bir sesle.
“Bana karşı laf yetiştirmeye çalışıp, tek bir cümlemde böyle kızarmalara başlamana.” Yüzünü biraz daha yaklaştırıp nefesini dudaklarımda gezdirdi. “Ayrıca, kalbinin şu an nasıl hızlı çarptığını duyabildiğimi unutuyorsun.”
“O senin küstahlığından,” dedim, gözlerinin tam içine bakarak kendimi toplamaya çalışarak.
Alçak bir kahkaha attı. Elini belime yerleştirip beni kendine doğru biraz daha çekti. Yüzündeki o kendinden emin ifade derinleşti.
“Nedense bu küstahlıktan hiç şikayetçi gibi durmuyorsun Fray.”
Arabanın yanına vardığımızda kapımı açtı. Binmeden önce ona dönüp tebessüm ettim. Jax ise o her zamanki çapkın ve vazgeçilmez tavrıyla göz kırpıp sürücü koltuğuna doğru geçti.
Arabanın içindeki ağır sessizlik göğsümü sıkıştırıyordu. Zihnimdeki sorular ve içimi kemiren korkular daha fazla susmama izin vermedi. Yutkunup başımı Jax’e doğru çevirdim.
“Jax... Baban... Yani... O adam...”
Sözlerimi tamamlamama izin vermedi. Jax gözlerini yoldan ayırmadan, “Fray, bunlardan konuşmayalım,” dedi sert ve kestirip atan bir tonla.
“Ama bu şekilde olmayacak!” dedim, sesimdeki çaresizliğe engel olamayarak. “Korkuyorum Jax, elimde değil. Kendimi geçiyorum artık... Sen, sevdiklerim, ailem... Ne olacağını bilmiyorum, nasıl başa çıkacağız bilmiyorum. Endişeleniyorum.”
Jax’in dudaklarının kenarında hafif, acı bir tebessüm belirdi ama gözleri hâlâ yoldaydı.
“Tekrar aynı şeyleri yaşamaktan... çok...”
Sözüm bitmeden Jax aniden direksiyonu sağa kırdı. Lastikler asfaltı kazıyarak öterken araba yolun kenarındaki karanlık boşlukta aniden durdu.
Jax emniyet kemerini tek bir hamlede çözüp bana doğru uzandı. Yüzümü narin ama bir o kadar da sıkı bir kavrayışla ellerinin arasına aldı. Başparmağıyla dudağımın kenarını okşarken gözlerindeki o alaycı parıltı yerini karanlık ve derin bir tutkuya bıraktı.
Yüzlerimiz arasındaki mesafe kaybolurken nefesi cildimi yaktı. “Endişelenmeyi bırak, Fray.” dedi alçak, pürüzlü ve doğrudan zihnime işleyen bir sesle. “Yüzyıllardır bu lanet dünyadayım ve ilk kez kaybetmekten ölesiye korktuğum bir şey var: Sen.”
Gözlerine düşen o karanlık gölgeyle yüzünü biraz daha yaklaştırdı.
“Sana tekrar dokunmaya kalkan her kim olursa olsun... Tek bir saç teline dahi zarar gelirse, bu dünyada benden kaçabilecek tek bir canlı bile kalmaz”
Sözleri biter bitmez dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Bu öpücük tüm korkularımı, zihnimdeki karanlık düşünceleri tek bir anda yakıp kül eden, aç ve durdurulamaz bir tutkuyla doluydu. Kollarımı onun boynuna doladım, parmaklarımı saçlarının arasına geçirdim.
Öpücük her saniye daha da derinleşip yakıcı bir hal alırken Jax belimden tutup beni kendine doğru çekti. Nefes nefese koltuğumdan doğrulup onun kucağına geçtim. Bacaklarımı iki yanına atıp kucağına oturduğumda, Jax ellerini belime sıkıca dolayarak beni bedenine sıfırladı.
Parmakları tişörtümün altından tenime değdiği an içimden geçen dondurucu ürperti yerini yakıcı bir sıcaklığa bıraktı. Yüzümü bir saniye bile bırakmadan, dudakları dudaklarımı tutkuyla mühürlemeye devam ederken tişörtümün eteklerinden tutup tek bir pratik hareketle başımdan çekip çıkardı.
Serin hava çıplak tenime çarptığı an Jax hafifçe geriye çekilip bakışlarını üzerimde gezdirdi. Gözlerindeki o koyu arzunun derinliği nefesimi kesti. Hiç vakit kaybetmeden, kendi üzerindeki tişörtü de tek el hamlesiyle sıyırıp arabanın arka koltuğuna umursamazca fırlattı.
Geniş omuzları, kaslı göğsü ve teninin sıcaklığı aramızdaki tek engeli de kaldırdığında tamamen bana kavuştu. Jax ellerini tekrar belime sarıp beni çıplak göğsüne doğru sımsıkı çekti. Çıplak tenlerimizin birbirine temasıyla arabanın içindeki tüm hava alev aldı.
Dudakları tekrar dudaklarımı bulduğunda, ellerimi onun sıcak omuzlarına koyup kendimi tamamen bu yakıcı ana bıraktım.
Çıplak tenlerimizin temasıyla arabanın içindeki hava dondurucu bir sıcağa dönüşürken, Jax’in göğsümün üzerinde inip kalkan sert nefesini hissediyordum. Elleri belimi yakıcı bir kavrayışla sararken, parmaklarının izi cildime bir mühür gibi kazınıyordu.
Dudakları çeneme, ardından boynumun en hassas kıvrımına kaydı. Her dokunuşu zihnimdeki son mantık kırıntısını da silip süpürürken, dudaklarımdan kısık bir iç çekiş döküldü. Kollarımı omuzlarına daha sıkı sarıp kendimi tamamen ona bıraktım. Jax beni kendine biraz daha çekip dudaklarıma tekrar tutkuyla uzandığı tam o anda...
Arabanın konsolundaki telefonun yüksek sesli titreşimi, ortamdaki o yakıcı büyüyü bir bıçak gibi kesti. Jax haraketini aniden dondurdu. Dudakları dudaklarımın milim ötesinde kalırken, göğsü hırsla kalkıp iniyordu. Kapalı gözlerini yavaşça açtığında, gözlerindeki o koyu arzu yerini anında tehlikeli bir öfkeye bıraktı.
“Sakın bakma,” diye fısıldadı pürüzlü bir sesle. Dudaklarını tekrar çeneme bastırdı. “Açmayacaksın.”
Telefon ikinci kez, daha hırslı bir şekilde çalmaya devam etti. Ekranda beliren isim arabanın ön camına yansıyordu.
Elias.
“Jax... Elias arıyor,” dedim nefes nefese, bakışlarımı konsoldaki ekrana çevirerek.
“Önemli bir şey olmasa bu saatte aramaz.”
Jax derin, sinirli bir nefes verip başını boynuma gömdü. Şakaklarında atan damarı hissedebiliyordum. Sabrının son sınırındaydı. Birkaç saniye sonra başını kaldırıp bana baktı; bakışlarındaki o yakıcı hırs hâlâ tazeliğini koruyordu.
Söylenerek uzandı, telefonu konsoldan alıp hoparlörü açtı ama beni kucağından indirmedi.
“Bu aramanın hayatı bir sebebi yoksa Elias, bu gece senin son gecen olur,” dedi Jax, sesi dondurucu bir tehdit barındırıyordu.
Hattın diğer ucundan Elias’ın gergin ve nefes nefese kalmış sesi yükseldi.
“Jax, hemen eve dönmeniz lazım. Emily... Carrie’nin zihnine sızdı. Bugün 2.kez.”
Jax telefonu kapatırken göz göze geldik. Az önceki o huzurlu an bir anda yerini yaklaşan fırtınanın soğukluğuna bırakmıştı. Arka koltuğa uzanıp tişörtlerimizi kaparak hızla üzerlerimizi giyindik. Kucağından kayıp kendi koltuğuma geçtim. Jax elimi tutup parmaklarını parmaklarımın arasına sımsıkı geçirdi, gaza basıp arabayı karanlık yola fırlattı.
CARRIE VELMORA
Salondaki loş ışığın altında koltukta otururken, damarlarımda dolaşan o yabancı ve yakıcı gücün ritmini dinliyordum. Jax’in kanı... İçimdeki ataların asırlık öfkesini bir yanardağ gibi tetiklemişti. Cadılar Jax’i ve soyunu hiç sevmezdi; zamanında çoğunu yok ettiği için ona karşı amansız bir nefret besliyorlardı. Ama ben Jax’in kötü biri olmadığını, bizi korumak için çabaladığını biliyordum. Atalarımın zihnimdeki fısıltıları ne kadar öfkeli olursa olsun, onları bastırmaya çalışıyordum.
Elias yanımda gergin bir şekilde bir aşağı bir yukarı yürüyordu. Kapının açılma sesini duyduğumuzda ikimiz de o tarafa döndük. Aria ve Jax içeri girdi. Jax’in yüzündeki o alışıldık soğuk ve mesafeli ifade yerindeydi ama gözlerindeki dikkatli bakışlar doğrudan üzerime kilitlendi.
Aria hızla yanıma koşup önümde diz çöktü. Yüzü endişeden bembeyaz olmuştu. "Carrie! İyi misin? Neler oldu? Elias telefonda Emily’nin senin bedenine sızdığını söyledi..."
Hafifçe gülümsedim. Sesime olabildiğince sakin bir ton verdim. "Endişelenme Aria, gayet iyiyim. Sadece... çok fena kızmışlar, o kadar."
Elias kaşlarını çatarak bana doğru baktı. "Yani şu an güvende misin?"
"Güvendeyim ama..." diye ekledim, bakışlarımı Aria ile Jax arasında gezdirerek. Sesimdeki rahatlık yerini ciddi bir uyarıya bıraktı. "Planları var ve hiç iyi şeyler değil. Cadılar cephesi çok öfkeli. Emily’nin bedenime sızması sadece bir başlangıçtı. Zihnime girdiklerinde ne planladıklarını hissettim... Durmaya hiç niyetleri yok."
Aria endişeyle Jax’e döndü. Jax ise dondurucu bir sakinlikle öne doğru bir adım attı. Yüzünde en ufak bir korku ya da tereddüt kırıntısı bile yoktu; bakışları tehlikeli bir özgüvenle parıldıyordu.
"Onları daha önce yok etmiştim," dedi Jax, sesi odadaki tüm havayı büken buz gibi bir kesinlikle çınlarken. "Bir daha canlansalar dahi onlar için değişecek bir son yok. Tekrar öldürürüm."
Lafını bitirdikten sonra hiçbir şey demeden sırtını dönüp salondaki pencereye doğru yürüdü. Elleri cebinde, dışarıdaki karanlığı izlerken duruşundaki o soğuk ve karanlık güç, kurduğu cümleden çok daha fazlasını anlatıyordu.
CARRIE VELMORA Elias elimden tutup beni üst kattaki odaya doğru yönlendirdi. Salondaki o ağır ve gergin havayı geride bırakıp kapıyı kapattığımızda, odanın sessizliği üzerimize çöktü.
Elias tam karşıma geçip ellerimi kendi ellerinin arasına aldı. Bakışlarındaki endişe yerini derin bir ciddiyete bırakmıştı.
"Zihnini ele geçirmelerine izin vermemelisin. Bunu yapman için de daha güçlü olmalısın Carrie," dedi, sesi pürüzsüz ve teşvik ediciydi.
Aramızdaki mesafe bir anda eridi. Elias başını biraz öne eğdi, bakışları dudaklarıma kaydı. İçimdeki ataların o durdurulamaz öfkesi, onun bu yakınlığıyla yerini bambaşka bir sıcaklığa bıraktı. Elias daha fazla beklemeden dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
Öpücüğü yumuşak ama tutkuluydu. Geri çekilmek yerine ellerimi onun ensesine koyup kendime çektim. Elias belimden kavrayarak adımlarını geriye doğru attı ve öpüşmeye devam ederek beni yatağa doğru yönlendirdi. Sırtım yumuşak yatakla buluştuğunda Elias üzerime geçti, ağırlığını tamamen vermeden dudaklarımı hırsla öpmeye devam etti.
Aralandığımız kısa bir an, Elias nefes nefese yüzüme baktı.
"Galiba sana karşı koyamıyorum," dedi alçak bir fısıltıyla.
Hafifçe gülümsedim. "Sanırım ben de Elias Valerius. Büyük bir öfkenin ardında sana karşı bitmeyen bir duygu var içimde."
Elias’ın dudaklarında her şeyi bildiğini kanıtlayan o tatmin olmuş gülümseme belirdi. "Biliyorum," diye mırıldandı ve tekrar dudaklarıma kapandı.
Elleri tişörtümün eteklerine kayıp tek bir hareketle üstümdekini çıkarırken, ben de onun gömleğinin düğmelerini hızla çözdüm. Çıplak tenlerimiz birbirine değdiği an odadaki tüm o karanlık fırtına yok oldu. Öpüşleri derinleşti ve boynuma indi. Sütyen kopçalarımı hızla çıkartıp boynuma eğildi ardından göğüs uçlarıma doğru. Hafif bir inilti kaçtı ağzımdan. Nefes nefeseydik.
Kot pantolonuma uzandığında izin almak ister gibi bana baktı. Dudaklarına uzandım. Pantolonumu hızlıca çıkarıp attığında sadece külot ile kalmıştım. Gözleri vücudumda kaldı ardından bana doğru eğildi.
“Bana ne yaptığının farkında değilsin Carrie Velmora. Hem de hiç.” Dedikten sonra kendi pantolonunu da hızlıca çıkardı.
Ardından iç çamaşırıma uzandı ve iç çamaşırımın üzerinden öpücük bırakıp yavaşça bacaklarımdan sıyırdı.
Elias yüzüme doğru eğildiği an onu çevirip üste ben geçtim. Şaşkınlıkla ağzı açıldı ama konuşmasına fırsat vermeden önce durduklarından sonra da boynundan öptüm.
“Aklının başında olmasını istemiyorum zaten Elias Valerıus.”
Sertleşmişti. Bunu hissetmiştim fakat anında, aynı hızla Elias beni tekrar alta aldı ve boxerını çıkarttı.
“Güzel. Çünkü artık geri adım atmıyorum.” Dedi ve yavaşça bana sürtündü. Erkekliğini hissettiğim an vücudum kasıldı. Yavaşça içime girerken aynı anda öpüşleri de yavaşlamıştı. Tamamen içime girdiğinde ise git gel yapmaya başladı. Boynuma bıraktığı öpücükler, terlemesi… tüm her şey bedenime kazınıyordu.
ARIA FRAY
Salonda yalnız kaldığımızda Jax ile aramızdaki sessizlik yavaşça derinleşti. Koltukta yan yana otururken, Jax’in bakışları yüzümdeki her bir çizgiyi geziniyordu. Bir süre hiç konuşmadan sadece birbirimizi dinledik; az önceki fırtınalı anın ardından salona çöken bu sakinlik ikimize de iyi gelmişti.
"Akşam yaşananlar..." diye başladım alçak bir sesle. "Gerçekten tehlikede miyiz?"
Jax uzanıp parmak boğumlarımı sımsıkı tuttu. "Ben buradayken değil Fray. Ne o cadılar ne de bir başkası sana dokunabilir."
Cümlesi bittiğinde, aramızdaki o çekim tekrar kontrolü ele geçirdi. Jax tek bir hamlede beni belimden tutup kendine çekti.
"Nerede kalmıştık?" diye fısıldadı dudaklarımın milim ötesinde.
Beni öyle bir tutkuyla öpmeye başladı ki zihnimdeki tüm o karanlık düşünceler silinip gitti. Kollarımı boynuna sararak ona karşılık verdim. Salondaki o loş ışıkta zamanın nasıl geçtiğini hissetmiyorduk.
Yaklaşık yirmi dakika boyunca onun yakıcı yakınlığında kaybolmuşken, Jax aniden dudaklarını ayırdı. Bakışları tavana, üst kata doğru kilitlendi. Yüzündeki o sarhoş edici ifade tek bir salisede dondurucu bir ciddiyete dönüştü. Beni yavaşça geriye itti.Ağzından sadece tek bir kelime döküldü.
"Siktir."
"Jax, ne oldu?" dememe kalmadan Jax yerinden fırlayıp merdivenlere doğru yöneldi.
Ne olduğunu anlamadan hemen peşinden koşup üst kata çıktım. Jax hiç tereddüt etmeden doğrudan Carrie ve Elias’ın odasının kapısını PAT diye ardına kadar açtı.İçeride Elias tamamen çıplak bir şekilde yataktan kalkmış ayakta duruyordu, Carrie ise şok içinde yorganı üzerine çekmişti. Tam o salisede Jax gözünü bile kırpmadan elimi tuttuğu gibi hızla uzandı ve tek eliyle gözlerimi kapattı. Avucu tam yüzümü kapladığından hiçbir şey göremiyordum.
"Lanet olsun Jax! Ne halt ediyorsun?!" diye bağırdı Elias, hızla üzerini kapatacak bir şey arayarak.
Jax’in yüzünde en ufak bir utanç ya da geri adım atma belirtisi yoktu.
"Kardeşim cadı ataları rahat bırakmayan biri ile birlikte olunca ne yapmamı beklerdin Elias?" dedi Jax, sesi sinir bozucu derecede rahattı.
Ardından sanki az önce başkasının mahremiyetini pat diye basmamış gibi elimi omzuma koydu, beni geriye doğru çevirdi.
"Her neyse, gidelim Fray."
Jax beni omzumdan yönlendirip odadan çıkardığında ve kapı arkamızdan kapandığında zihnim hâlâ az önceki şoku atlatmaya çalışıyordu. Koridorda durduğumuzda Jax avucunu gözlerimden çekti.
"Az önce gördüklerim… yani Carrie ve Elias…" dedim nefes nefese, şaşkınlıkla gözlerimi açarak. "Gözlerim yanlış görmedi, değil mi?"
Jax dudaklarının kenarıyla alaycı bir şekilde sırıttı. "Hayır Fray, tam olarak onlar—"
"Açıklama istemiyorum Jax, her neyse!" diyerek sözünü hızla kestim. Yanaklarımın ısındığını hissediyordum. "Ama ne zamandır... yani Elias ve Carrie ne zamandır sevgililerdi ki?"
Jax omuz silkti, eğlenen bakışlarını üzerimden ayırmıyordu. "Bunu arkadaşına sormalısın Fray. Elias ile öpüşen o sonuçta."
"Jax!" diyerek sinirle yanımızdaki küçük berjerin üzerindeki süs yastığını kapıp ona fırlattım.
Jax yastığı tek eliyle zahmetsizce havada yakaladı ve kenara attı. Tek bir adımda aramızdaki mesafeyi kapatıp elini belime koydu, beni hızla kendine çekti. Eğilip dudaklarıma kısa ama yakıcı bir öpücük kondurdu, ardından hafifçe geri çekilip gözlerimin içine baktı.
Tam o sırada koridorun sonundaki kapı açıldı. Elias ve Carrie üzerlerini giyinmiş olarak odadan çıktılar. Bizim duruşumuzu ve aramızdaki yakınlığı gördüklerinde Elias’ın yüzünde geniş, alaycı bir gülüş belirdi.
"Bize söylüyorsun ama siz ne zamandır birliktesiniz?" dedi Elias gülerek.
Carrie ise hafifçe utana sıkıla gözlerini kaçırarak yanıma kadar geldi. Onu kolundan tutup kendime çektim ve sadece onun duyabileceği bir fısıltıyla kulağına eğildim.
"Ne zamandır Elias Valerius ile yatıyorsun?"
Elias aniden neşeli bir kahkaha patlattı.
"Hadi ama Aria, vampiriz biz. Seni duyabiliyorum," dedi Elias adımlarını bize doğru atarken. Carrie’nin yanına gelip elini rahat bir tavırla onun beline doladı. "Ayrıca bu özel bir bilgi."
Carrie ne olduğunu anlayamadan başını kaldırıp Elias’a baktı. "Buna tek sen karar vermiyorsun Elias," dedi hafifçe kaşlarını çatarak.
Elias istifini bozmadan Carrie’ye doğru eğildi, yanağına yumuşak bir öpücük kondurduktan sonra kulağına sessizce bir şeyler fısıldadı. Fısıldadığı şey her neyse, Carrie’nin yanakları bir anda alev alev kızardı.
Jax bu manzara karşısında alçak sesli bir kahkaha attı. Vampir işitmesiyle Elias’ın ne söylediğini milimi milimine duymuştu ama renk vermiyordu.
Ne olduğunu anlamak için başımı Jax’e doğru çevirip 'Ne oluyor?' der gibi meraklı ve sorgulayıcı bir bakış attım. Jax ise sadece göz kırpmakla yetindi.
Tam Jax’in o gizemli gülüşünün ardındaki sırrı çözmeye çalışırken, bastığımız zemin aniden şiddetle sarsıldı.
Evin ahşap kolonları feryat edercesine gıcırdadı, tavandaki avizeler kontrolsüzce sallanmaya başladı. Duvarlardaki tablolar yere düşüp büyük bir gürültüyle parçalanırken, hepimiz dengemizi korumak için refleksle etrafa tutunduk. Jax beni anında belimden yakalayıp arkasına alırken, Elias da Carrie’yi koruma içgüdüsüyle göğsüne çekti.
"Neler oluyor?!" diye bağırdım, panikle sallanan duvarlara bakarak.
Sarsıntı tıpkı başladığı gibi aniden kesildi ama yerini ağır, boğucu bir büyü kokusuna bıraktı.
Jax yavaşça başını çevirdi. Yüzündeki o alaycı gülüş tamamen silinmiş, yerini tekinsiz bir ciddiyete bırakmıştı. Bakışlarını doğrudan Carrie’ye dikti.
"Birileri atalarını fena halde kızdırmış," dedi Jax, sesi buz gibi soğuk ve sakindi.
Carrie’nin gözleri şaşkınlıkla açıldı. Yüzü anında solmuştu. "Onlar Mühürlü Katman'da değiller mi?" dedi, sesi hafifçe titreyerek. "Nasıl olur da bu kadar yıkıcı bir güçle oradan bile bize ulaşabilirler?"
Elias kaşlarını çatarak Carrie’ye baktı. "Demek ki o mühür artık eskisi kadar sağlam değil."
Jax adımlarını ağırlaştırarak pencereye doğru attı. Dışarıdaki zifiri karanlığa bakarken şakaklarındaki damarlar belirginleşti.
"Mühür sağlam Elias," dedi Jax, arkasını dönmeden. "Ama Carrie’nin bedenine sızan o cadı, içeriden kapıyı araladı. O boyuttaki ruhlar şu an uyanıyor ve bu sarsıntı sadece bir başlangıçtı."
Jax’in dudaklarından dökülen son sözler, odadaki havanın bir anda buz kesmesine yetti. "Kapıyı araladı..." cümlesi zihnimde yankılanırken bakışlarım çaresizce Carrie’ye kaydı.
Carrie bir elini göğsüne koymuş, nefes almakta zorlanıyormuş gibi duruyordu. Elias anında onun yanına varıp belinden tuttu, düşmesine izin vermeden koltuğa doğru yönlendirdi. "Carrie, nefest al. Bana bak," dedi Elias, sesinde ilk defa bu kadar belirgin bir panik kırıntısı seziyordum.
"Onları duyabiliyorum..." diye fısıldadı Carrie. Gözleri kontrolden çıkmış gibi hafifçe kararıyor, sonra tekrar kendi rengine dönüyordu. "Zihnimin duvarlarına vuruyorlar Elias. 'Kanını kirletenlerle birliktesin' diye bağırıyorlar. Emily... Emily sadece bir köprüydü. Mührü kıramadı ama zihnimi onlara açtı."
Aria olarak adımlarımı öne doğru attım. Jax’in arkasından çıkıp Carrie’nin önünde diz çöktüm, titreyen soğuk ellerini tuttum.
"Seni almalarına izin vermeyeceğiz Carrie. Bir yolu olmalı. Jax, ne yapabiliriz?"
Jax pencerenin önünden ağır adımlarla döndü. Yüzü heykel gibi sert, bakışları dondurucuydu. "Mühürlü Katman’daki ruhlar ancak yaşayan bir beden üzerinden bu dünyaya demirlenebilir. Carrie’yi tamamen ele geçiremedikleri sürece buraya geçiş yapamazlar."
Elias başını kaldırıp abisine baktı. "Yani hedefleri hâlâ Carrie. Onu tamamen pes ettirmek istiyorlar."
"Pes etmeyeceğim," dedi Carrie, dişlerini sıkarak. Elias’ın elini daha sıkı kenetledi. "Ama güçleniyorlar. Az önceki sarsıntı sadece bir ses dalgasıydı. Bir sonraki hamlelerinde neler yapabileceklerini tahmin bile edemiyorum."
Jax tehlikeli bir sakinlikle bana doğru yürüdü, elimden tutup beni ayağa kaldırdı. Sesi odadaki herkesin iliklerine kadar işledi.
"Atalarının bedenlerini zamanında ben yaktım, ruhlarını da Mühürlü Katman’a ben gömdüm. Eğer o kapıdan tek bir adım bile atmaya cüret ederlerse, bu kez onları yok edecek bir kül bile bırakmam."
Elias ayağa kalkıp Jax’in karşısında durdu. İki kardeş arasındaki o sessiz, karanlık güç iletişimi odayı kapladı. "Peki şimdi ne yapıyoruz?" diye sordu Elias.
Jax, Elias’ın sorusu üzerine bakışlarını doğrudan Carrie’ye dikti. Yüzündeki o dondurucu ciddiyet aniden silindi, dudaklarının kenarında alaycı ve keyifli bir gülüş belirdi.
"Elias, Carrie ile bir süre ayrılmayın," dedi Jax, sesi sinir bozucu derecede rahat bir tona bürünmüştü. Kısa bir an durup hafifçe güldü. "Zaten ayrılmıyorsunuz ama yine de belirtmem gerekiyordu."
Sözleri odadaki o ağır havayı bir anda dağıtırken, utançtan yanakları kızaran Carrie hafifçe başını eğdi.
"Jax..." dedim, hem onu uyaran hem de kıkırdamamı bastırmaya çalışan bir tonda.
Ardından ortamdaki gerginliği tamamen yok etmek için herkese doğru döndüm. "Hazır Eldric falan da yokken... film mi izlesek?"
Elias alaycı bir tavırla tek kaşını kaldırdı ama itiraz da etmedi. Hep birlikte alt kata inip salona geçtik. Işıkları kapatıp televizyonda rastgele bir film açtık. Salondaki loş ışık ve filmin arka plandaki kısık sesi, az önceki o ürpertici sarsıntının ardından hepimize iyi gelmişti.
Filmin ilk yarısı henüz bitmişti ki Carrie hafifçe esneyerek koltuktan doğruldu. "Ben daha fazla dayanamayacağım, yukarı çıkıp uyuyorum," dedi fısıltıyla.
"İyi uykular Carrie," dedim ona gülümseyerek.
Carrie merdivenlere doğru yöneldikten çok geçmeden Elias da yerinden kıpırdadı.
Oturduğu yerden sakince kalkıp, "Ben de yatıyorum," diyerek Carrie’nin peşinden yukarı çıktı. Arkalarından bakıp bıyık altından gülümsedim.
Jax koltukta biraz daha geriye yaslanıp kolunu omuzlarıma doladı ve beni göğsüne doğru çekti. Kollarını belime dolarken kalbinin ritmik ve güçlü atışlarını kulağımın altında hissediyordum. Jax’in parmakları saçlarımın arasında yavaşça gezinmeye başladığında, günün tüm yorgunluğu üzerime çöktü. Göz kapaklarım ağırlaştı ve onun kokusuyla sarmalanmış halde kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Gözlerimi açtığımda ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Koltukta tek başımaydım; Jax yanımda değildi. Salondaki sessizliği bölen şey, üst kattan gelen boğuk ve öfkeli bağırışlar oldu. Jax’in sesini net bir şekilde duyabiliyordum ve ses doğrudan Carrie’nin odasından geliyordu.Hızla koltuktan fırlayıp merdivenleri tırmandım. Carrie’nin odasının kapısı ardına kadar açıktı.
İçeri adım attığımda gördüğüm manzara kanımı dondurdu. Jax, gözleri dondurucu bir öfkeyle kıpkırmızı olmuş halde Carrie’nin tepesinde dikiliyordu. Yüzündeki o tanıdık soğukkanlılık gitmiş, yerini vahşi bir yıkım arzusu almıştı.
"Kardeşim nerede Carrie?!" diye kükredi Jax, sesi adeta odayı titreterek.
"Jax, dur! Neler oluyor?!" diyerek hızla aralarına girdim ve Jax’in göğsüne elimi koyup onu geriye itmeye çalıştım.
Carrie yatağın kenarına büzülmüş, hıçkırıklarla ağlıyordu. Yatağın üzerinde, üzerlerinde antik semboller kazılı iki tane kehanet hançeri duruyordu. Carrie başını kaldırıp bana baktığında gözlerindeki çaresizlik içimi sızlattı.
"Ben değildim..." dedi Carrie, sesi ağlamaktan kısılmıştı. "Engel olamadım Aria... Zihnimi kapatamadım. Kendime geldiğimde... bedenim o hançeri Elias’ın göğsüne saplamıştı. Ve sonra... sonra Elias’ın gözleri kapandı. Bedeni gözlerimin önünde yok oldu."
Jax bu sözlerle adeta çılgına döndü. Yanındaki komodini ve aynayı tek bir hamlede duvara fırlatarak darmadağın etti. Cam kırıkları etrafa saçılırken tekrar Carrie’ye doğru hamle yaptı. Onu durdurmak için önüne geçip kollarımı iki yana açtım.
"Madem bu kadar güçsüzsün neden kardeşimin yanından ayrılmadın?!" diye bağırdı Jax öfkeyle, sesi nefret doluydu. "Ne diye zihnini o lanet atalarının ele geçirmesine izin verdin?! Lanet olsun!"
"Sakin ol Jax!" diye bağırdım, ellerimle onu geride tutmaya çalışarak. "Elias... nerede olabilir?"
Jax sinirle nefes alıp verirken, dondurucu ve kırmızı bakışlarını Carrie’ye dikti. "Zihnin onu yok etmiş olabilir. Bedenin onu bulacak Carrie. Bu evden canlı çıkmak istiyorsan onu bulacaksın!"
"Ne yapıyorsun Jax, kendine gel!" dedim Jax’e bakarak, sesimdeki şaşkınlığı gizleyemiyordum.
Jax gözlerini Carrie’den ayırmadan, "Karışma Fray," dedi sertçe.
"Elias nerede, nasıl olabilir bu?" dedim dehşet içinde. "O ölümsüz, Jax!"
Jax derin bir nefes alıp odayı kaplayan o ağır, karanlık atmosferin ortasında bana döndü. Reddedilemez bir kesinlikle konuştu.
"Bu hançer bir ölümsüzü uyutabilir Fray. Ve şu an Elias’ın bedeni cadıların elinde. Daha doğrusu Carrie’nin atalarının elinde." Jax tekrar Carrie’ye döndü, sesi bir idam kararı kadar soğuktu.
"Ve Elias bulunacak. Canlı çıkmanın başka yolu yok."
Bölüm etkileşimi
