Melez | Jax Valerıus kitap kapağı

19. bölüm / 27

Melez | Jax Valerıus

Melez | JV 19-Kutsal Kan, Kadim lanet

Vaveyla Yazarı: Melisa Özgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: Melez | JV 19-Kutsal Kan, Kadim lanet

JAX VALERIUS
Mühür parçalandığında düşünmeden koştum. Aria’nın bedeni yere düşmeden yetişip kollarımın arasına aldım. Başını avucuma yerleştirdiğimde yüzü bana dönüktü, gözleri kapalıydı.
“Fray...”
Cevap yoktu. Onu biraz daha kendime çekip parmaklarımı boynuna götürdüm. Hiçbir hareket hissetmedim. Nefes almıyordu, nabzı atmıyordu. Etrafımdaki hiçbir sesi duymuyordum; Elias’ın bağırışı, Diana’nın adımları ya da dağılan büyünün uğultusu silinmişti. Yalnızca Aria’ya bakıyordum.
Boynuna bastırsam da karşılık alamadım. Arkamdan Diana’nın titreyen sesi yükseldi.
“Anne?”
Başımı kaldırmadım. Diana, üzerindeki mühür çözüldüğü ve kollarındaki işaretler Tala’nın ölümüyle silindiği için serbestti. Yaklaştı fakat bakışları yalnızca annemizdeydi.
“Anne, ne yaptın? Nasıl böyle bir şey yaparsın?”
Annem sessizliğini korudu. Elias, Aria’nın yanına gelip kısa bir süre ona baktıktan sonra başını kaldırdı. Sesi öfkeyle çatlayarak, “Lanet olsun! Böyle bir şey yaptığına inanamıyorum,” dedi.
Başımı kaldırdığımda annem hâlâ karşımızdaydı. Yüzünde en ufak bir pişmanlık izi yoktu. Aria’yı dikkatlice yere bırakıp ayağa kalktım. Ona doğru ilerledim.
Elias önüme geçip, “Jax, yapma!” dedi. Durmadım. Gözlerimi annemden ayırmıyordum.
Diana yanımıza gelip, “Jax, o...” diyecek oldu ama sözünü kestim. “O benim için hiç kimse.”
Sözüm bahçede soğuk bir rüzgâr gibi yankılandı. Annemin yüzündeki ifade değişti, şaşırmıştı.
Bakışları Aria’ya kaydı. “Bütün bunlar... bir insan için mi?”
Hamle yaptığımda Elias tekrar araya girdi. Anneme dönüp, “Ölmek mi istiyorsun? Git buradan!” diye bağırdı.
Annem birkaç saniye bizi izledikten sonra karanlıkta kayboldu.
Gittiği an Elias’ı sertçe ittirdim. “Karşımda mı duracaksın?”
“Jax, kendine gel!”
“Onu öldüreceğim,” dedim. Sesim alçalsa da içimdeki öfke büyüyordu. “Daha fazla yaşamayacak.”
Diana gözyaşları içinde yanıma geldi. “Jax, lütfen... Önce ona bakalım. Belki bir şeyler yapabiliriz.”
Elias da Aria’ya baktı. Kısa bir duraklamanın ardından yüz ifadesi değişti. “Bekle. Senin kanını vermiştik. Belki şimdi—”
Sözünü tamamlamasına izin vermeden başımı salladım. “Hayır, Elias. O bunu istemeyecek.”
Sessizlik çöktü. Aria’ya bakıp “Kahretsin,” diye fısıldadım.
Tam o sırada Eldric konuştu. Ne zaman geldiğini farketmemiştim dahi. “Bir ihtimal var.” Hepimiz ona döndüğümüzde tek kelime söyledi. “Aethel.”
İçimde bir şey kıpırdadı. Elias durumu hemen anladı. “Onu mu diyorsun? Jax’ı öldüren Aethel, Aria’yı yaşatır mı?”
Eldric, “Bilmiyorum,” dedi. Bu cevaptan hoşlanmasam da başka seçeneğimiz yoktu.
“Evi hazırlayın,” dedim. Elias kaşlarını çattı.
“Hangi evi?”
“Kasabanın çıkışındaki Theodor’un evi.” Kısa bir duraklamadan sonra, “Lucien?” diye sordu.
Başımı salladım. “Onu da alacağız.”
Kasabaya döndüğümüzde gece iyice sessizleşmişti. Aria’nın bedeni arka koltukta yatıyor, Diana yanından ayrılmıyor, Carrie sessizce izliyordu. Ön koltukta otururken aklımda tek bir şey vardı: Lucien. Onu bu işe kendi isteğiyle sokmayacaktım ancak başka çarem yoktu.
Eski bir apartmanın önünde durduğumuzda
Elias, “Bunu nasıl yapacaksın?” diye sordu.
“Telkinle. Hiçbir şey hatırlamayacak.”
Arabadan inip kapısının önüne geldim ve zile bastım. Açıldığında karşımda uykulu gözlerle bakan genç adam belirdi.
“Hey, sen ablamın arkadaşı değil miydin? Bu saatte—”
Gözlerinin içine baktım. “Beni dinle, Lucien.” Sesi kesildi, bakışları boşluğa kaydı. “Bu gece buraya geldiğimizi hatırlamayacaksın. Benimle geleceksin ve söylediklerimi yapacaksın.”
“Geleceğim... ve ne diyorsan yapacağım.”
“Güzel. Şimdi hazırlan.”
Lucien içeri girdi. Elias yanıma gelip, “Bunu sevmediğini biliyorum,” dedi.
Gözlerimi ona çevirdim. “Lucien’in neyi sevdiğini düşünecek zaman değil.”
Bir süre sonra Lucien geri geldi ve sorgulamadan bizimle aşağı indi.Kasabanın çıkışından sonra yollar daraldı, ışıklar kayboldu. Yalnızca farların aydınlattığı toprak yoldan ilerlerken uzakta yosun tutmuş taş duvarlarıyla eski evin silueti belirdi. Aracı durdurduğumda Lucien etrafa bakıp,
“Burası...” dedi.
Elias yaklaştı. “Babanın evi.”
Lucien şaşkınlıkla, “Buraya yıllardır gelmedim,” dediğinde kapının önüne geçtim.
“İçeri girmemiz gerekiyor. Kapıyı sen açacaksın ve bizi davet edeceksin.”
Gözlerine odaklandım. “Bizi eve davet et.”
Sesi kesildi. Kapıya dönüp, “Gelin içeri.” dedi.
Semboller parladı, taş duvarların içinden derin bir uğultu yükseldi ve kapı açıldı.Soğuk evin içine toz ve terk edilmişlik kokusu sinmişti. Aria’yı içeri taşıdık. Eldric hazırlıklara başlarken arka odaya geçtim. Kapıyı kapatıp duvardaki gizli taşa bastım. Taş çekildiğinde içindeki siyah kumaşa sarılı nesneyi çıkardım.
Kumaşı açtığımda hançer ve kabzasındaki parça ortaya çıktı: Aethel. Yıllardır sakladığım sır elimdeydi. Hançeri sıkıca kavradım. “Bu kez işe yarayacaksın.”
CARRIE VELMORA
Evin içinde söylenen büyü sözleri hızlanıyordu. Masadaki mumların alevleri titrerken Aria önümde hareketsiz yatıyordu. Gözlerimi kapatıp Eldric’in öğrettiği kelimeleri tekrarladım. Gücüm çekildikçe başım dönüyor, dizlerim titriyordu ama durmadım.
Elias’ın “Bir şey oluyor” sesini duyunca gözlerimi açtım.
Aria’nın çevresindeki hava değişiyordu. Elimi uzattığımda parmaklarımın ucunda bir sıcaklık hissettim; hemen ardından çevre kayboldu.
Gözlerimi açtığımda ev, Jax veya Elias yoktu... Sadece karanlık vardı.
“Aria?” Sesim boşlukta yankılandı. Uzakta beliren siluete yürüdüm. Yaklaştığımda onun Aria olduğunu gördüm. Yüzü sakindi fakat gözlerinde buraya ait olmadığını bilen bir ifade vardı.
“Aria?”
Başını kaldırdı. “Carrie?”
Yanına gidip elini tuttum. Soğuk değildi ama canlılık da hissettirmiyordu. “Burası neresi? Jax ve Elias nerede?”
“Bilmiyorum...” dedi kısık sesle.
Boğazım düğümlendi. Büyü yapmayı denedim, başaramadım. Tekrar denedim, yine olmadı. Gözlerim dolarken Aria, “Beni geri götürmeye çalışıyorsun değil mi? Ya olmazsa?” diye sordu.
Cevap veremedim. Elini daha sıkı tuttum. “Olacak. Bir yolunu bulacağım. Hiçbir yere gitmiyorsun.”
Sessizlikte beklerken uzaktan çatlama sesi duyuldu. Başımızı kaldırdığımızda karanlığı yaran ince bir ışık belirdi. Aria’nın gözleri ışığa takılırken, bir şeylerin mümkün olabileceğini hissettim. Henüz bitmemişti ama umut oradaydı.
CARRIE VELMORAKaranlığın içindeki o ince ışık çizgisi gözlerimi kamaştırdığında, ruhumu saran soğuk boşluk büyük bir gürültüyle yarıldı. Göğsüme binen ağır yükle birlikte aniden gözlerimi açtım.
Evin tozlu ve kasvetli havası ciğerlerime dolarken dizlerimin bağı çözüldü, kendimi zorlukla masanın kenarına tutunurken buldum. Nefes nefeseydim.
“Gördüm...” dedim, sesim pürüzlü ve titrekti.Herkesin bakışları anında bana döndü. Eldric gözlerini ayırmadan bakıyor, Diana ise ellerini birbirine bastırmış korkuyla bekliyordu.
“Onu gördüm,” diye tekrarladım, gözlerimi Jax’e dikerek. “Hiçlikteydi. Ruhu hâlâ orada... Aria hâlâ ölmedi!”
Eldric’in yüzünde derin bir rahatlama belirdi. “İşte bu iyi haber. Ruhu tamamen kopmamış, hâlâ bir bağ var.”
“Aria beni duydu,” diye fısıldadım. Fakat tam o anda burnumdan aşağı sıcak bir sıvının süzüldüğünü hissettim. Elimin tersiyle sildiğimde parmaklarıma bulaşan kırmızı kanı gördüm. Başım şiddetle dönmeye başladı, gücümü son kırıntısına kadar zorlamamın bedeli ağır oluyordu.
Elias hızla yanımda belirdi. Düşmemem için kolumdan tutup beni sabitlerken bakışlarında Aria’yı kaybetme korkusu ve bana olan endişesi birbirine karışmıştı.
“İyi değilsin, Carrie... Bedenin çok zorlanıyor,” dedi sesi titreyerek. Güç vermek ister gibi elimi sıktı.
“Devam edeceğim,” dedim kararlılıkla, akan kanı silerek. “Onu orada bırakmayacağım.”
Elias başını kaldırıp Jax’e baktı. Jax, odanın köşesinde, Aethel hançerini tuttuğu eliyle duvara yaslanmış duruyordu. Yüzündeki o her zamanki küstah, soğukkanlı ama tehlikeli ifade tek bir milim bile kaybolmamıştı.
“Devam et,” dedi Jax. Sesi soğuk ve emir doluydu. “Aria bu masadan kalkacak Velmora. Eğer o geri gelmezse, bu evden ya da bu kasabadan kimsenin sağ çıkmayacağını biliyorsun. Hepinizi kendi ellerimle öldürürüm.”
“Jax!” diye bağırdı Diana. “Sadece işine odaklan ve kızı tehdit etmeyi kes!”Jax, kardeşine dönmedi bile. “Gerçekleri söylüyorum Diana. Fray ölürse, benim için buradaki kimsenin bir anlamı kalmaz.”
Eldric araya girdi. Masadaki kadim kitapları karıştırırken bana doğru yaklaştı. “Carrie, dinle beni. Şu anki gücün o boyuta ulaşıp Aria’yı çekmeye yetmiyor. Güçlü bir büyü için en güçlünün kanı gerekir.”
Bakışlarım Eldric’ten Jax’e kaydı.“Jax’ın kanı,” dedi Eldric alçak sesle. “Onun kanını içmek zorundasın. İlk melez olarak damarlarında taşıdığı güç seni inanılmaz bir seviyeye çıkaracak. Ama seni uyarmalıyım... Bir Velmora olarak bir melezin kanını içmek atalarını öfkelendirecek. Cadı ataların bunu bir ihanet olarak görecek ve bundan sonra seninle uğraşacaklar, zihnini rahat bırakmayacaklar.”
Derin bir nefes aldım. Burnumdan akan kanı sildim ve gözlerimi Jax’e diktim.Jax, dudağının kenarıyla küstah bir gülümseme savurdu.
Ardından dişlerini bileğine geçirip bana doğru bir adım attı. “Atalarının ne düşündüğü umurumda değil Velmora. İç ve Fray’i geri getir.”
Eldric hızla masanın üzerindeki küçük kadim kaseye uzandı. İçindeki kapkara külleri alarak Aria’nın etrafına muntazam bir çember şeklinde dökmeye başladı. Küller ahşap masaya yayıldıkça, odadaki hava daha da ağırlaştı.
“Aethel olmadan bu bağ tamamlanmaz,” dedi Eldric başını kaldırarak. “Kül çemberi onun ruhunu bu dünyada tutacak, Aethel ise o boyuta açılan kapıyı sabitleyecek.”
Jax tek bir kelime etmeden öne çıktı. Elindeki siyah kumaştan çıkardığı Aethel hançerini sıkıca kavradı. Hançerin kabzasındaki kadim parça, odadaki mürver ve büyü kokusuyla birleştiğinde hafifçe parıldamaya başlamıştı.
Jax eğildi, hançeri Aria’nın göğsünün tam üzerine, kalbinin hizasına dikkatlice yerleştirdi. Aethel Aria’nın tenine temas ettiği an, kül çemberinden ince, gri bir duman yükseldi.
Derin bir nefes aldım. Göğsümdeki sıkışmaya, burnumdan akan kana ve içimdeki korkuya rağmen durmadım. Jax’in uzattığı bileğini iki elimle tuttum.İlk melez kanı dudaklarıma değdiği an, içimden geçen sıcaklık bir yangın gibi patladı.
Damarlarımdaki Velmora gücü, Jax’in kadim melez kanıyla birleştiğinde kulaklarımda çınlayan çığlıklar duymaya başladım. Atalarımın öfkeli, fısıltılı sesleri zihnime hücum ediyordu; beni lanetliyor, yaptığım şeyi bir ihanet olarak görüyorlardı. Zihnimdeki baskı o kadar şiddetliydi ki dizlerimin üzerine düşmemek için kendimi zor tuttum.
Ama gözlerimi kapatıp sadece Aria’yı ve kül çemberinin ortasında yatan Aethel’i düşündüm.
Bileğini bıraktığımda Jax bana küstah ama dikkatli bir bakış attı. Yüzümdeki damarların siyah çizgiler halinde parladığını görebiliyordum. Güç artık sadece benim değildi; ilk melezin yıkıcı gücü damarlarımda akıyordu.
Elias yanımda durdu, gözlerindeki derin endişeyle ama tam bir destekle bana bakıyordu. Diana nefesini tutmuş, Eldric ise kitapların başında ritüel kelimelerini okumaya hazırlanıyordu.
Masanın kenarına adımladım. Kül çemberine ve üzerindeki Aethel parçasına ellerimi uzattım.
“Aethel, sahur vensis...”
Sözler ağzımdan çıktığı an, dökülen küller masadan yukarı doğru havalandı. Aethel hançerinden yayılan gümüşi ışık, kül çemberiyle birleşip Aria’nın bedenini tamamen kapladı.
Zihnimdeki atalarımın çığlıklarını bastırarak bağırdım.
“Aria, ışığı takip et! Geri dön!”
Aria’nın bedenini saran gümüşi ışık ve yükselen kül çemberi odadaki havayı patlama noktasına getirmişti. Kutsal kelimeler dudaklarımdan döküldükçe damarlarımdaki melez kanı alev alev yanıyor, atalarımın zihnimdeki çığlıkları kulaklarımı sağır ediyordu.
Tam o sırada, büyük bir gürültüyle kapı ardına kadar patladı. Evin koridorunu dolduran dondurucu bir rüzgâr mumları tek bir anda söndürdü. Karanlığın içinden yükselen kahkaha, odadaki herkesin kanını dondurmaya yetti.
Magnus.
Arkalarında hipnoz altında, gözleri boş bakan Lucien duruyordu. Magnus’un yanında Ordo Noctis konseyinden en kıdemli, en tehlikeli altı vampir ve kollarında kadim semboller taşıyan iki güçlü cadı vardı. Magnus adımlarını yavaşça içeri attı, gözlerindeki karanlık tatmin duygusu odayı kapladı.
“Yıllardır beklediğim an...” dedi Magnus, sesi duvarlarda çınlarken. “Bir Velmora, bir Fray, Jax ve Aethel... Hepsi tek bir çatının altında.”
Bakışları nefretle Jax’e kaydı, dudakları küstahça kıvrıldı. “Emily’i kandırmak kolay olmadı fakat sonunda o da anladı senin bir hata olduğunu, çocuk.”
Jax’in gözleri bir anda karardı. “Buranın senin mezarın olacağını söylemiştim, Magnus.”
“Savaşın!” diye kükredi Magnus.
Her şey bir saniye içinde patlak verdi. Ordo Noctis vampirleri insanüstü bir hızla öne atıldı. Jax, bir kasırga gibi öne fırlayıp ilk gelen iki konsey üyesinin boğazını tek bir hamlede parçaladı. İlk melez olmasının verdiği o yıkıcı güçle ortalığı birbirine katıyordu ama konsey üyeleri de sıradan vampirler değildi.
O sırada, tam da gücümün son kırıntısıyla bağırdığım andı.
“Aria, simdi!”
Aria’nın göğsündeki Aethel hançeri şiddetle parladı. Aria, derin ve yırtıcı bir nefesle aniden gözlerini açtı. Dünyaya dönmüştü.
ARIA FRAY
Gözlerimi açtığımda kendimi tozlu bir masanın üzerinde, felaket bir savaşın ortasında buldum. Göğsümün üzerinde ağır, karanlık ve kadim bir hançer duruyordu: Aethel. Kucağımda hissettiğim bu soğuk metal parçasını sıkıca kavradım.
Etraf kaostan ibaretti. Savaş çığlıkları, kırılan kemik sesleri ve havada uçuşan büyüler odayı dolduruyordu. Magnus’un cadıları aynı anda ellerini bana doğru uzatarak karanlık bir büyüye başladılar. Carrie, burnundan akan kana ve tükenmişliğine rağmen ellerini öne fırlatarak karşı bir büyü yapmaya çalıştı fakat gücü bitmişti.
Cadıların büyüsü Carrie’nin savunmasını kolayca yardı. Tam o sırada konsey üyelerinden biri Carrie’yi göğsünden vurarak odanın öbür ucundaki duvara fırlattı. Carrie acı içinde yere yığıldı.
“Carrie!” diye bağırmak istedim ama sesim çıkmadı.
Jax, üç konsey üyesiyle aynı anda dövüşüyordu. Hızı ve gücü akıl almazdı ama Magnus fırsat kolluyordu. Magnus, Jax’in arkasına sızıp elindeki siyah hançeri hırsla Jax’in sırtına sapladı!
Jax acıyla gürledi.
Diana, başka bir konsey üyesinin göğsünü yarıp kalbini tek bir hamlede söküp yere attıktan sonra hızla araya girdi. Jax’in önüne siper oldu, ellerini babasına doğru kaldırdı.
“Baba, dur artık! Yeter!” diye bağırdı Diana, gözlerinde yaşlarla.
Magnus, gözünü bile kırpmadan kızını sertçe ittirdi. Diana savrularak duvara çarptı. “Bana o piçi savunma Diana!” diye kükredi Magnus.
O sırada konsey üyelerinden biri bana doğru atıldı. Üzerime çöken ölümcül gölgeyle nefesim kesildi ama Elias bir şimşek gibi araya girdi. Vampirin kafasını gövdesinden tek bir harekette koparıp kenara fırlattı. Elias’ın gözleri kenardaki Carrie’deydi ama alanı korumak zorundaydı.
Gözlerim sırtından yaralanmış, dizlerinin üzerine çökmüş ama hâlâ ayakta durmaya çalışan Jax’e takıldı. Magnus hançeri daha da derine itmek için ona doğru ilerliyordu.Kucağımdaki Aethel’i sıkıca kavradım. Bütün gücümü toplayarak bağırdım.
“Jax!”
Hançeri havada döndürerek doğrudan Jax’e doğru fırlattım. Jax, arkasını dönmeden havada gelen Aethel’i sapından yakaladı. Ve o insana sığmayan hızıyla ayağa kalkıp dönerek hançeri tam Magnus’un kalbinin ortasına sapladı!
Odadaki bütün sesler bir anda kesildi.Konsey üyeleri, cadılar, hatta Elias ve Diana bile duraladı. Herkes donakalmıştı. Aethel, ilk vampirlerin babası Magnus’un göğsüne gömülmüştü.
Jax, Magnusa doğru bir adım yaklaştı. Yüzünde dondurucu bir soğukkanlılık vardı. Magnus’un gözleri şaşkınlıkla açılmıştı, elleri göğsündeki hançere gitti.
“Artık bir hiçsin...” dedi Jax, bir an duraksadı, gözlerinin içine baktı. “...baba.”
O an Aethel hançeri bir anda alev aldı. Büyülü, gümüşi ve yakıcı bir ateş Magnus’un kalbinden yayılmaya başladı. Magnus’un çığlığı evi sararken bedeni saniyeler içinde içten içe yanarak kül yığınına dönüştü. Kapkara küller ahşap zemine saçıldı.
Diana’nın dudaklarından fısıltı halinde tek bir kelime döküldü: “Baba...”
Elias kılını bile kıpırdatmadan, sessizce küllere baktı. Masada doğrulurken, odada kalan konsey üyeleri ve cadılar dehşet içinde Jax’e döndü. Herkes Jax’e korku dolu gözlerle bakıyordu. Magnus ölmüştü.Jax yavaşça arkasını döndü. Sırtındaki yaradan kan süzülüyordu ama duruşunda en ufak bir zayıflık yoktu. Bakışları odadaki diğer düşmanların üzerinde gezindi. Dudağının kenarı küstahça kıvrıldı.
“Şimdi oyun sırası,” dedi.
O anda Jax’in gözleri saf, parlak bir sarıya dönüştü. Melez formu tamamen uyanmıştı.Konsey üyelerinden biri panik içinde çığlık attı.
“Kaçın! Kaçın dedim size!”
Fakat çok geçti. Jax öyle bir hızla hareket etti ki hava yarıldı. Kimsenin tepki vermesine, büyü yapmasına ya da kaçmasına fırsat kalmadan odanın içinde siyah bir gölge gibi esti. Çığlıklar, kırılan kemik sesleri ve et parçaları birbirine karıştı. Saniyeler içinde, konseyden ve cadılardan geriye tek bir canlı bile kalmadı.
Odanın ortasında, kan gölünün içinde duran tek kişi Jax Valerius’tu. Gözlerindeki sarı ışık yavaşça sönerken, bakışları masanın üzerinde duran bana kaydı.
“Fray.”
Jax, yerdeki kan birikintilerinin üzerinden geçip tek bir adımda masanın yanına ulaştı. Hiç tereddüt etmeden kollarını etrafıma doladı ve beni göğsüne doğru sertçe çekti. Kalbinin ritmi ritüelin ve savaşın etkisiyle hâlâ hızlıydı; kollarının arasındaki o sarsılmaz güç bana gerçekten geri döndüğümü hissettirdi. Yüzünü boynuma gömüp nefesini tenime bıraktığında ben de ellerimi sırtına kenetledim.
O sırada Eldric derin bir nefes alarak doğruldu. Baygın haldeki Lucien’e doğru ilerlerken, “Ben Lucien’i eve bırakacağım,” dedi.
Gözlerimi Jax’in omzundan ayırıp şaşkınlıkla kardeşime baktım. Sesim kısıktı. “Lucien... Lucien’in ne işi var burada?”
Eldric bana bakıp hafifçe başını salladı. “Geldiğinizde her şeyi açıklarız Aria. Şimdi dinlenmen gerek. Biz önden gidiyoruz, siz arkamızdan gelirsiniz.”
Bu sırada Carrie sendeleyerek duvardan destek aldı. Yüzü bembeyazdı, burnundaki kan kurumuştu. Elias hızla ona doğru bir adım atıp endişeyle elini uzattı: “Carrie, yardım edeyim—”
Carrie, elini kaldırarak Elias’ı durdurdu. Bakışlarındaki mesafe ve yorgunlukla ona bakmadan yanından geçti. Elias’ın uzatılan eli havada asılı kaldı, çaresizce geri çekti.Duvarın dibinde duran Diana yavaşça ayağa kalktı. Yüzünde babasının küllerine bakmanın verdiği o ağır hüzün vardı. Kapıya doğru bir adım attığında Elias önüne geçti.
“Nereye?” dedi Elias, sesinde kardeşine dair bir endişeyle.
Diana duraksadı. “Toparlanmam gerekiyor Elias. Sonra görüşürüz.”
Başka tek bir kelime etmeden karanlığın içinde gözden kayboldu. Odadaki büyük kaos yerini ağır bir sessizliğe bırakırken, Jax kollarını etrafımdan gevşetmedi.
Başını yavaşça eğdi, dudakları kulağımın tam hizasına geldi. Sıcak nefesi tenimi yakarken, o tanıdık, küstah ama bir o kadar da derin sesiyle fısıldadı.
“Seni duydum Fray.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18