9. bölüm / 20
Melez | Jax ValerıusMelez | JV 9- Valerıus Yemini
Bölümler 20Şu an: Melez | JV 9- Valerıus Yemini
- 1 GİRİŞ: Morbury’nin Gölgeleri874 kelime
- 2 Melez | JV 1-İşaret2.202 kelime
- 3 Melez | JV 2- Gece ateşi festivali3.663 kelime
- 4 Melez JV 3- Kuzgun Kayalıkları3.065 kelime
- 5 Melez | JV 4- Mühür1.927 kelime
- 6 Melez | JV 5- 19873.294 kelime
- 7 Melez | JV 6-Aethel2.046 kelime
- 8 Melez | JV 7-Sürü4.487 kelime
- 9 Melez | JV 9- Valerıus Yemini2.665 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Melez | JV 10- Lunareth3.274 kelime
- 11 Melez | JV -11 Kontrol2.914 kelime
- 12 Melez | JV 12-Telkin1.583 kelime
- 13 Melez | JV 13- Tabut1.713 kelime
- 14 Melez | JV 14- Kurtuluş2.430 kelime
- 15 Melez JV 15- Wilson malikanesi4.984 kelime
- 16 Melez | JV 16 - Bağlama Büyüsü3.937 kelime
- 17 Bölüm 17 Hoşgeldin, Tala Zayen.5.146 kelime
- 18 Bölüm 18 - Güle güle Tala Zayen, merhaba Anne.4.337 kelime
- 19 Melez | JV 19-Kutsal Kan, Kadim lanet2.467 kelime
- 20 Melez | JV 20- Ataların Yanılsaması5.248 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ormanın içinden esen serin rüzgâr ağaçların yapraklarını birbirine sürterken etrafımızı garip bir sessizlik kapladı. Az önce konuşan kuşlar susmuş, dalların arasındaki uğultu bile hafiflemişti. Eldric’in gözleri hâlâ Jax’ın üzerindeydi. İkisi sanki kelimelerden daha fazlasını paylaşıyordu ve ben, aralarında geçen hiçbir şeyi anlayamıyordum.
Kaşlarımı çattım.
“Neyden bahsediyorsunuz?”
Eldric bakışlarını Jax’tan ayırmadı.
“Omzundaki işaret…”
Sözleriyle birlikte elim farkında olmadan omzumdaki hilale gitti. Parmak uçlarım işaretin üzerinden geçerken içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk büyüdü.
“Sadece bir işaret değil.”
Jax’ın çenesindeki kas hafifçe gerildi. “Yeter.”
“Hayır.” dedi Eldric sakin ama kararlı bir sesle. “Bunu eninde sonunda öğrenecek.”
İkisinin arasında gidip gelen bakışlarım cevap arıyordu.
“İşaret bir bağdır.”
“Bağ mı?”
“Evet.”
Eldric yavaşça başını salladı.
“Eski büyülerde buna Kader Bağı denirdi.”
Kader. Bu kelime bile omuzlarıma görünmez bir yük bindirmişti.
“Ne demek istiyorsun?”
“İşaret tek başına var olmaz. Daima başka bir ruha bağlanır.”
Bu kez gözlerini doğrudan Jax’a çevirdi.
“Ve o bağ…” Kısa bir sessizlik oldu. “çoktan kurulmuş.”
Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu. “Kimle?”
Eldric cevap vermedi. Gözlerini Jax’a dikti.
“Sen söyle.”
Jax uzun süre sustu. Ay ışığı yüzünün sert hatlarını daha belirgin gösteriyordu. Bir an için konuşmayacağını düşündüm. Sonunda gözlerini bana çevirdi.
“Benimle.”
Boğazımdaki düğüm daha da sıkılaştı. “Ne?”
“İşaret bana bağlı.”
“Bu… mümkün değil.”
“Ben de öyle olmasını isterdim.”
Sesindeki yorgunluk ilk kez dikkatimi çekmişti. İlk defa, Jax’ın da taşıdığı yükün ağırlığını hissedebiliyordum.
Eldric sözü devraldı. “Bu bağ, birbirinizi seçtiğiniz anlamına gelmez.”
“Öyleyse neden var?”
“Çünkü bazı kaderler seçilmez.”
Sorular zihnimde birbirine çarpıyordu. “Bu bağ ne işe yarıyor?”
Eldric cevap vermeye hazırlanırken Jax ondan önce konuştu. “Henüz bilmiyoruz.”
“Hayır.” dedi Eldric. “Bir kısmını biliyorsun.”
Jax sessiz kaldı.
“Sen yaralandığında işaret tepki veriyor.”
Bakışlarım kendiliğinden Jax’a kaydı.
“Ve o sana dokunduğunda…”
Eldric cümlesini tamamlamadı. Tamamlamasına da gerek yoktu. Omzumdaki dayanılmaz acının, Jax elini işaretin üzerine koyduğu anda nasıl hafiflediğini ikimiz de yaşamıştık.
“Bu bağ sizi güçlendirmek için kurulmadı.” dedi Eldric. Sesi eskisinden daha alçaktı. “Biriniz diğerinin sonu olabilir…”
Sözleri gecenin içinde ağır ağır yankılandı.
“Ya da…” Bakışlarını yeniden bana çevirdi“tek kurtuluşu.”
Ne diyeceğimi bilemiyordum. İçimde büyüyen korku, meraktan çok daha güçlüydü. Tam o sırada Jax’ın başı hafifçe yana döndü. Yüzündeki ifade bir anda değişmedi ama gözleri ormanın karanlığında tek bir noktaya kilitlendi. Ben hâlâ hiçbir şey duymuyordum.
“Neler oluyor?” diye fısıldadım.
Cevap vermedi.
Bir saniye…
İki saniye…
Sonra etrafımızdaki sessizlik, kuru dalların peş peşe kırılmasıyla parçalandı.
Eldric’in sesi alçaldı.
“Yalnız değiliz.”
Sözleri biter bitmez karanlığın içinden üç siluet fırladı. Onları seçmeye bile fırsat bulamamıştım. Her şey bir göz kırpması kadar kısa sürdü. Jax önümden kayboldu. Gerçekten kaybolmuş gibiydi. Bir an önce yanımdaydı. Bir sonraki an saldırganlardan biri havadaydı.
Ne olduğunu anlayamadım. Sadece boğuk bir çarpma sesi duydum. Adam, metrelerce uzağa savrularak kalın bir ağacın gövdesine çarptı. Gövde çatırdarken yere düşen beden hareketsiz kaldı.
Kalbim deli gibi atıyordu. Diğer ikisi hiç duraksamadı. İkisi de aynı anda Jax’a saldırdı ama saldıran onlar değildi sanki…Av olan onlardı. Jax’ın hareketlerini gözlerim takip edemiyordu.
Bir an sağımdaydı. Sonra solumda. Bir sonraki saniye ise ikisinin tam ortasında. Karanlığın içinde yalnızca çarpışmaların boğuk sesleri yankılanıyordu. Birinin boğazından acı dolu bir inleme yükseldi. Diğeri daha ne olduğunu anlayamadan birkaç metre geriye savruldu.
O an ay ışığı Jax’ın yüzüne vurdu. Gözleri, Kan kırmızısına dönmüştü. Sivri dişler belirirken yüzünde en ufak bir öfke yoktu. Tam tersine, Her zamanki kadar sakindi. Bu, gördüğüm her şeyden daha korkutucuydu. Yere düşen saldırgan ayağa kalkmaya çalıştı. Jax tek bir adım attı. Adamın boğazını kavradı. Parmaklarını biraz daha sıktığında adamın yüzündeki mücadele yerini korkuya bıraktı. Jax eğilip gözlerinin içine baktı.
“Kaç.”
Sesi neredeyse fısıltıydı. Jax’ın parmakları gevşer gevşemez adam sendeleyerek geri çekildi. Yanındaki diğer saldırgan da bir an bile düşünmeden arkasını döndü.
İkisi de insan gözünün seçemeyeceği bir hızla ormanın karanlığına karıştı. Ben ise olduğum yerde nefes almayı unutmuştum. Birkaç saniye önce karşımda duran adamla şimdi sessizce sırtını bana dönen kişi aynıydı ama aynı zamanda değildi.
İlk kez, Jax Valerius’un neden yalnızca isminden bile korkulduğunu kendi gözlerimle görmüştüm.
Kaçan saldırganların ayak sesleri ormanın derinliklerinde yavaş yavaş kaybolurken üzerimize çöken sessizlik daha da ağırlaştı. Nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum ama az önce yaşananlar kalbimin ritmini hâlâ normale döndürmemişti. Jax birkaç adım önümde duruyor, gözlerini ormanın karanlığına dikmiş tek kelime etmiyordu. Gözlerindeki kırmızı parıltı yavaş yavaş kaybolmuştu fakat omuzlarının gerginliği, tehlikenin henüz sona ermediğini anlatmaya yetiyordu.
Eldric bastonunu yerden alırken derin bir nefes verdi. “Beklediğimden daha erken geldiler.” diye mırıldandı.
“Neyi bekliyordun?” diye sordum, hâlâ biraz önce gördüklerimin etkisinden çıkamamışken.
Yaşlı adam bana cevap vermedi. Bakışlarını Jax’a çevirdi. İkisi sanki sessizce anlaşmış gibiydi. Tam o sırada, ormanın içinden yükselen yavaş bir alkış sesi duyuldu.
Ses o kadar sakindi ki, insanın tüylerini diken diken edecek cinstendi.
Alkışlar ağır ağır yaklaşırken istemsizce sesin geldiği yöne döndüm. Karanlığın içinden bir kadın çıktı. Kendinden emin adımlarla yürüyordu; sanki birkaç dakika önce yaşanan kavganın hiçbir önemi yokmuş gibi. Omuzlarına dökülen koyu saçları rüzgârla hafifçe savrulurken yüzündeki küçümseyici gülümseme hiç bozulmuyordu. En dikkat çekici yanı ise gözleriydi. Sarıyla kehribar arasında değişen o bakışlar insana bakmıyor, sanki içini okuyordu.
Kadın birkaç adım kala durdu ve gözlerini tek tek üzerimizde gezdirdi. Önce Eldric’e, sonra Jax’a, en son bana baktı. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Merhaba baylar…” dedi, sesi beklediğimden çok daha yumuşaktı. Bakışlarını bana çevirince gülümsemesi biraz daha genişledi. “…ve bayan.”
Ormanın sessizliği yeniden üzerimize çöktü.
Jax’ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.
“Geç kaldın.”
Kadın alçak sesle güldü.
“Hayır, Valerius.” Başını hafifçe iki yana salladı. “Tam olması gereken zamanda geldim.”
Jax’ın bakışları sertleşti.
“Kimsin?”
“İsmimin bir önemi yok.” dedi kadın umursamaz bir tavırla. “Ama Magnus’un selamını getirdim.”
Magnus’un adını duyar duymaz Eldric’in bastonunu kavrayışı sıkılaştı.
Kadın bunu fark etmiş olacak ki bakışlarını yaşlı adama çevirdi.
“Demek seni bulmayı başarmış.”
Eldric sessizce gülümsedi.
“Bu, onun canını sıkmış olmalı.”
“Canını sıkmak mı?” Kadın hafifçe güldü. “Hayır… Magnus yalnızca geleceği değiştirmeye çalışan insanlardan hoşlanmaz.”
Sonra yeniden Jax’a döndü.
“Sen de mi onların arasına katılmak istiyorsun, Valerius?”
Jax omuz silkti.
“Kime göre?”
“Magnus’a karşı gelenlere göre.”
“İlginç.”
Sesindeki alay gizlenmeye bile çalışılmamıştı.
“Bugüne kadar bana ne yapacağımı söyleyen hiç kimse uzun yaşayamadı.”
Kadın bu sözlere yalnızca gülümsedi.
“Küstahlığın gerçekten anlatıldığı kadar varmış.”
“Bunu iltifat olarak alacağım.”
Kadının dudaklarındaki gülümseme yavaşça genişledi. Parmaklarını bile oynatmamıştı. Ne bir büyü sözcüğü fısıldamıştı ne de herhangi bir hareket yapmıştı. Buna rağmen gözlerini Eldric’in üzerine kilitlediği anda havadaki ağırlık değişti.
“Magnus, Kan Haritası’nı bulmanı istemiyorsa…” dedi sakin bir sesle. Gözlerini Jax’tan ayırmadan cümlesini tamamladı. “…o harita asla bulunmayacak.”
Jax alaycı bir gülümsemeyle başını hafifçe eğdi.
“Bunu bana söylemesi için seni mi gönderdi?”
“Hayır.” Kadın aynı sakinlikle karşılık verdi. “Sana bunu hatırlatmam için gönderdi.”
Jax’ın dudaklarının kenarı belli belirsiz yukarı kıvrıldı.
“Magnus’a söyle…” dedi soğukkanlılığını bozmadan. “Ben tehditleri dinleyecek kadar yaşlanmadım.”
Cadının gözlerinde mor bir parıltı belirdi.
“Öyleyse önce yolunu kaybet.”
Ne olduğunu anlamam bir saniyeden bile kısa sürdü.
Eldric aniden olduğu yerde sendeledi. Bastonu elinden kayıp toprağa düştü. İki eliyle göğsünü kavrarken yüzü acıyla buruştu ve dizlerinin üzerine çöktü.
“Eldric!”
Hiç düşünmeden ona doğru koştum. Yanına diz çöktüğümde nefes almakta zorlandığını gördüm. Parmakları göğsünü öyle güçlü sıkıyordu ki eklemleri bembeyaz kesilmişti.
“Eldric… Bana bak.”
Yaşlı adam güçlükle başını kaldırmaya çalıştı. Dudakları titredi ama tek kelime edemedi. Bir anda öksürdü.
Ağzından ince bir kan çizgisi süzülüp çenesinden aşağı aktı.
Gözlerim korkuyla büyüdü.
“Hayır… Hayır, lütfen…”
Omzunu tutup doğrultmaya çalışırken nefesi daha da düzensizleşti. Sanki görünmeyen biri kalbini avucunun içinde sıkıyordu.
Arkamdan yükselen kahkaha bütün dikkatimizi böldü.
Cadı tek bir adım bile atmamıştı.
“Kalbi…” dedi keyifle. “İnsan bedeninin en zayıf yanı.”
O cümleyi bitirmesine fırsat kalmadı.
Bir anda sert bir rüzgâr etrafımızdan geçti.
Başımı kaldırdığımda Jax artık az önce durduğu yerde değildi.
Cadının karşısına insan gözünün seçemeyeceği bir hızla ulaşmıştı.
Kadın şaşkınlıkla geri çekilmeye çalıştı ancak Jax çoktan boğazını kavramıştı. Parmakları öylesine güçlü sıkılmıştı ki cadının ayakları yerden kesildi.
Yüzündeki alaycı ifade ilk kez bozuldu.
“Valerius…”
Jax’ın gözleri yeniden koyu kırmızıya dönmüştü.
“Onu rahat bırak.”
Sesi alçaktı.
Ama içindeki öfke ormanın havasını bile ağırlaştırıyordu.
Cadı güçlükle gülümsedi.
“Yoksa ne yapacaksın?”
Jax tek kelime etmedi.
Onu bütün gücüyle yakındaki ağacın gövdesine çarptı. Gövde şiddetle sarsılırken cadının ağzından acı dolu bir inilti yükseldi. Daha büyüsünü bozacak tek kelime bile söyleyemeden Jax boynuna eğildi.
Bir sonraki saniye sivri dişleri cadının tenine saplandı.
Kadının çığlığı ormanın içinde yankılanırken ben irkilerek başımı çevirdim.
Jax durmamıştı.
Cadının kanı boynundan süzülürken onu bırakmaya hiç niyeti yokmuş gibi görünüyordu.
Ben ise yeniden Eldric’e döndüm.
“Eldric… Lütfen dayan.”
Ellerim titriyordu. Nefesi hâlâ düzensizdi ve dudaklarının kenarından akan kan toprağa damlamaya devam ediyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Tek bildiğim, zamanımızın giderek tükeniyor olduğuydu.
Cadının çığlığı gecenin sessizliğini yarıp geçtiğinde bütün dikkatim yeniden Eldric’e döndü. Yaşlı adam dizlerinin üzerine çökmüş, iki eliyle göğsünü kavramıştı. Parmakları titriyor, nefes almaya çalıştıkça yüzündeki acı daha da belirginleşiyordu. Bir an sonra şiddetle öksürdü. Dudaklarının arasından süzülen koyu kırmızı kan toprağa damlayınca içimde yükselen panik, düşünmeme bile izin vermedi.
“Eldric!”
Hiç tereddüt etmeden yanına koştum. Dizlerimin üzerine çöküp omuzlarından tuttum. Bedeni buz gibiydi. Gözlerini açmaya çalışıyor ama her nefes alışında yüzü biraz daha buruşuyordu.
“Ben… iyiyim…” diye fısıldadı.
“Hayır, değilsin.”
Sözlerim titriyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ne bir büyü biliyordum ne de onun çektiği acıyı nasıl dindirebileceğimi…
Arkamdan gelen boğuk bir iniltiyle başımı çevirdim.
Jax, cadıyı hâlâ boğazından yakalamıştı. Kadının ayakları yerden kesilmiş, sırtı sertçe ağaca yaslanmıştı. Parmakları Jax’ın bileğini gevşetmeye çalışıyor ama en ufak bir başarı sağlayamıyordu.
Jax’ın gözleri yeniden kan kırmızısına dönmüştü.
Yüzünde öfke vardı.
Ama bağırmıyor, tehdit etmiyordu.
İşte bu yüzden daha korkutucuydu.
Cadı güçlükle gülümsedi.
“Demek… sonunda kontrolünü kaybettin.”
Jax’ın cevabı yalnızca daha sert sıkılan parmakları oldu.
Kadının yüzündeki ifade acıyla buruşurken boğazından boğuk bir ses yükseldi.
“Onu rahat bırak.”
Sesi öyle sakindi ki, birkaç saniye önce öfkeyle cadının üzerine atılan kişinin aynı adam olduğuna inanmak zordu.
Kadın alaycı bir kahkaha atmaya çalıştı.
“Çok geç…”
Cümlesi yarım kaldı.
Jax bir anda başını eğdi.
Sivri dişleri cadının boynuna saplandığında kadının çığlığı bütün ormanda yankılandı. Çırpınmaya başladı. Elleriyle Jax’ı itmeye çalışıyor, kurtulmak için bütün gücünü kullanıyordu ama hiçbir işe yaramıyordu.
İlk kez bir vampirin beslendiğini görüyordum.
Gözlerimi ayırmak istiyor ama bunu başaramıyordum.
Birkaç saniye sonra Jax geri çekildi.
Cadının boynundan ince bir kan çizgisi süzülüyordu. Nefes nefeseydi. Dizlerinin üzerine düşerken bir eliyle yarasını kapattı. Yüzü birkaç saniye içinde kireç gibi beyazlamıştı.
Jax onu öldürmedi.
Sadece soğuk gözlerle izledi.
Cadı güçlükle başını kaldırdı.
“Beni…” dedi kesik kesik nefesler arasında. “Öldürmeyecek misin?”
Jax’ın dudaklarının kenarı küçümseyen bir gülümsemeyle kıvrıldı.
“Hayır.”
“Neden?”
Jax ona doğru bir adım attı.
“Çünkü Magnus’un bunu kendi kulaklarıyla duymasını istiyorum.”
Cadının gözlerindeki ifade ilk kez değişti.
Jax eğildi. Sesi yalnızca onun duyabileceği kadar alçaktı.
“Geri dön.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Ve ona şunu söyle…”
Kızıl gözleri cadının gözlerine kilitlendi.
“Ben peşine düşülen av değilim.”
Bir adım geri çekildi.
“Avcı benim.”
Cadı birkaç saniye boyunca ona baktı. Sanki söyleyecek bir şey arıyordu ama bulamadı. Güçlükle ayağa kalktı. Boynundan akan kanı eliyle bastırırken bakışları kısa bir anlığına bana, sonra yerde acı içinde nefes almaya çalışan Eldric’e kaydı.
“Daha yeni başladı…” diye fısıldadı. “Lanet artık onun kalbinde.”
Arkasını döndü.
İnsan olamayacak kadar hızlı hareket ederek ağaçların arasına daldı. Birkaç saniye sonra geriye yalnızca gecenin sessizliği kalmıştı.
Jax peşinden gitmedi.
Bir an bile tereddüt etmeden bana doğru yürüdü.
Ben hâlâ Eldric’in yanında diz çökmüştüm. Yaşlı adam yeniden öksürmeye başladı. Bu kez gelen kan daha fazlaydı. Elini göğsünden çekemiyor, nefes almak için büyük bir çaba harcıyordu.
“Eldric…” dedim korkuyla. “Lütfen bana bak.”
Göz kapaklarını aralamaya çalıştı.
“Nefes…” Sesi neredeyse duyulmuyordu. “alamıyorum.”
Jax dizlerinin üzerine çöktü. İki parmağını Eldric’in boynuna bastırarak nabzını kontrol etti. Çenesi sertçe kasıldı.
“İçeri giriyoruz.”
Sesinde itiraza yer yoktu.
Eldric’i tek başıma kaldırmaya çalıştım ama gücüm yetmedi. Jax hiçbir şey söylemeden onu omzundan kavradı. Yaşlı adamın ağırlığının büyük kısmını üzerine aldı. Ben de diğer koluna girdim.
Evin kapısı yalnızca birkaç adım ötemizdeydi. İçeri girdiğimizde ev, akşam güneşinin son ışıklarıyla aydınlanıyordu. Saat henüz altıya gelmişti. Ahşap zemine düşen turuncu ışıklar, birkaç saat sonra yerini tamamen karanlığa bırakacaktı. Yaşlı ev sahibinin dönmesine ise daha çok vardı. Jax’ın telkini hâlâ etkisini sürdürüyordu Ancak yarın gün doğduktan sonra bu eve dönebilecekti.
Şimdilik…Bu evde yalnızca üçümüz vardık. Jax, Eldrci’i eski koltuğa dikkatlice yatırdı. Yaşlı adam arkasını yaslar yaslamaz yeniden öksürdü. Bu kez mendiline sıçrayan kanı görünce mideme bir yumru oturdu. Hiç düşünmeden mutfağa koştum. Dolaptan bulduğum temiz bir bezi ıslatıp geri döndüm. Dizlerimin üzerine çökerek alnına koydum.
“Biraz daha dayan…” diye fısıldadım. “Lütfen…”
Eldric gözlerini güçlükle açtı. Bana bakmaya çalıştı ama konuşacak gücü yoktu. Tam o sırada arkamda ağır adımların sesini duydum. Jax pencerenin önüne gitmişti. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, dışarıdaki karanlığı izliyordu. Tek kelime etmiyordu ama onu tanıyacak kadar zaman geçirmiştim.
Sessizliği… Öfkesinden daha tehlikeliydi.
Eldric’in nefesi her geçen dakika biraz daha ağırlaşıyordu. Göğsü düzensizce inip kalkıyor, bastırmaya çalıştığı her öksürük boğazından yeni bir kan tadı çıkarıyordu. Islak bezi yeniden alnına koyarken çaresizce yüzüne baktım.
“Lütfen…” dedim kısık bir sesle. “Bunun bir çaresi olmalı.”
Yaşlı adam gözlerini aralamaya çalıştı. Dudakları güçlükle kıpırdadı.
“Var…”
Jax pencerenin önünden ayrılıp ağır adımlarla yanımıza geldi. Kollarını göğsünde kavuşturmuştu ama bakışları bir an bile Eldric’in üzerinden ayrılmıyordu.
“Konuş.”
Eldric derin bir nefes almaya çalıştı. Göğsüne saplanan acı yüzünü buruşturdu.
“Kan Haritası…”
Bu iki kelimeyle birlikte odadaki hava değişti.
Jax’ın bakışları keskinleşti.
“Evet?”
“Eğer… gerçekten Kan Haritası’nı uyandırmak istiyorsan…” diye devam etti Eldric, “…ulaşman gereken son kişi Morgana.”
Kaşlarımı çattım. “Son kişi mi?”
Eldric yavaşça başını salladı. “Kan Haritası yüzyıllar önce üç mühürle kapatıldı.”
Konuşurken sesi giderek zayıflıyordu ama her kelimeyi özellikle seçiyordu.
“İlk mühür… Valerius kanıdır.”
Jax’ın yüzünde en ufak bir değişim olmadı.
“İkinci mühür…” Bakışları yavaşça omzuma kaydı. “Kader Bağı’nın taşıyıcısı.” İçimde garip bir ürperti dolaştı. “ve üçüncü mühür…” Uzun bir sessizlik oldu. “Morgana.”
Odanın içinde yalnızca Eldric’in zorlaşan nefesi duyuluyordu.
“Onsuz…” dedi yorgun bir sesle, “Kan Haritası asla uyanmaz.”
Yutkundum. “Peki ya… sen?”
Eldric bana baktı ve Acıyla gülümsedi. “Bu laneti de yalnızca o kaldırabilir.”
Kalbim sıkıştı. Yani Morgana… Hem Kan Haritası’nın son anahtarıydı Hem de Eldric’i kurtarabilecek tek kişiydi.
Jax tek kelime etmeden birkaç saniye yaşlı adamı izledi. “Nerede?”
Eldric gözlerini kapattı. “Biliyorum.”
İçime umut doldu. “O zaman söyle!”
Yaşlı adam yavaşça başını iki yana salladı.
“Söylerim…” Kısa bir öksürük daha geldi. Bu kez dudaklarının kenarından ince bir kan çizgisi süzüldü. “ama karşılıksız değil.”
İstemsizce ayağa kalktım.
“Şu hâlinde bile bunun pazarlığını mı yapıyorsun?”
Eldric bana baktı. Yüzündeki yorgunluğa rağmen belli belirsiz gülümsedi.
“Hayatta kalmamı sağlayan tek şey…” dedi güçlükle, “…bildiklerimdi.”
Bakışlarını yeniden Jax’a çevirdi. “Ve ben bilgiyi hiçbir zaman bedelsiz vermedim.”
Jax’ın sesi buz gibiydi. “Ne istiyorsun?”
Eldric hiç tereddüt etmedi. “Kan yemini.”
Ne dediğini anlayamamıştım. “Kan… yemini?”
Eldric başını hafifçe salladı. “Vampirlerin en eski yemini.”
Bakışları Jax’ın gözlerine kilitlendi. “Bir Valerius’un kanıyla edilen yemin bozulmaz.”
“Bozulursa?” diye sordum.
Bu kez cevap veren Jax oldu. “Sozünü bozanı düşmanı öldürmez.” Sesi sakindi. “Kendi kanı öldürür.”
İçimde buz gibi bir ürperti dolaştı. “Böyle bir şeyi kabul edemezsin.”
Jax bana bakmadı bile. “Başka seçeneğim yok.”
Eldric derin bir nefes aldı. “Bugün senden hiçbir şey istemiyorum.”
Sessizlik… “Ama bir gün kapını çalacağım.”
Jax’ın gözleri kısıldı. “Ve?”
“O gün benden aldığın bu bilginin karşılığını isteyeceğim.”
“Ne isteyeceğini bile bilmiyorsun.”
“Bilmiyorum.”
Eldric’in cevabı sakindi. “Ama ne istersem…yerine getireceksin.”
Odanın içini ağır bir sessizlik kapladı. Bu yalnızca bir söz değildi. Ben bile bunu hissedebiliyordum. Jax uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sonunda sağ elini kaldırdı. Sivri dişlerinden biri başparmağının ucunu hafifçe yardı. Koyu kırmızı bir damla yavaşça parmağından süzüldü.nO an odadaki hava değişti. Sanki görünmeyen bir güç nefes almıştı. Jax kanayan başparmağını Eldric’e uzattı.
“Ben, Jax Valerius…”
Sesi evin eski duvarlarında yankılandı.“Valerius kanı üzerine yemin ediyorum.”
Bir damla kan Eldric’in avucuna düştü.“Bugün bana vereceğin bilginin karşılığında günü geldiğinde benden isteyeceğin tek şeyi yerine getireceğim.”
Kan Eldric’in avucuna değdiği an görünmeyen bir titreşim bütün kulübeye yayıldı. Eski ahşap kirişler derinden inledi.nŞöminedeki sönmüş közler kendiliğinden yeniden alev aldı.nEldric avucunu yavaşça kapattı.nGözlerini kapayıp derin bir nefes verdi.
“Kan yemini…” Dudaklarının kenarında yorgun bir tebessüm belirdi. “kabul edildi.”
Bir an sonra gözlerini yeniden açtı.
“Kuzey Ormanı’nı geçeceksiniz.”
Sesi hâlâ güçsüzdü ama artık kararlıydı. “Ormanın bittiği yerde, kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği Kara Göl var.”
Jax sessizce dinliyordu.
“Gölün karşı kıyısında, yüzyıllardır ayakta duran siyah taş bir ev göreceksiniz.”
Eldric gözlerini Jax’tan ayırmadı. “Morgana orada yaşıyor.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Ama unutma, Valerius…” Sesinde ilk kez uyarı vardı. “O, Magnus’tan korkmaz.”
“Vampirlerden de.”
“Ve seni de umursamaz.”
Jax’ın dudaklarının kenarında belli belirsiz alaycı bir tebessüm oluştu.
“Ben de onun beni umursamasını istemiyorum.” Bakışları pencerenin ardındaki karanlığa çevrildi. “Sadece karşıma çıkmasını istiyorum.”
Bölüm etkileşimi
