Melez | Jax Valerıus kitap kapağı

14. bölüm / 20

Melez | Jax Valerıus

Melez | JV 14- Kurtuluş

Vaveyla Yazarı: Melisa Özgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: Melez | JV 14- Kurtuluş

Sessizlik…
Şöminedeki odunların çıtırtısı bile duyulmuyordu. Büyükannem derin bir nefes aldı. Yüzündeki yorgunluğa rağmen doğrulmaya çalıştı.
“Ben iyiyim.”
Kolundan tutmaya devam ettim. “Emin misin?”
“Emin olmak zorunda değilim.”
Sesinde eski gücünden bir parça vardı.“Bitireceğim.”
Bana döndü. “Elini ver.”
Hiç tereddüt etmeden avucumu onun avucuna bıraktım. Parmaklarımız birbirine kenetlenirken odanın içindeki hava yeniden değişmeye başladı. Büyükannem gözlerini kapattı, ben de onunla birlikte derin bir nefes aldım. Dudaklarından bu kez daha eski, daha sert tınlayan kelimeler dökülmeye başladı.
“Aster ven khael… Moren il var… Saelis thur enor… Kaeth vel anor…”
Mumların alevi aynı anda tavana doğru uzadı. Parşömenin üzerindeki kan yeniden hareket etti. On kırmızı işaret bir kez daha ortaya çıktı. Büyükannemin eli avucumun içinde titriyordu ama bu kez hiç bırakmayacaktım.
Büyükannemin sesi giderek zayıflıyordu. Avucumdaki eli eskisinden daha fazla titriyor, nefesi her kelimede biraz daha düzensizleşiyordu. Buna rağmen büyüyü durdurmaya niyeti yoktu. Dudaklarından dökülen eski dildeki sözcükler odanın duvarlarında yankılanırken parşömenin üzerindeki kırmızı işaretler birer birer sönmeye devam ediyordu.
Yedinci, Sekizinci, Dokuzuncu…
Burnundan süzülen kan bu kez çenesine kadar indi.
“Büyükanne…”
Koluna biraz daha destek oldum.
“Dayan.” Parmaklarımı daha sıkı kavradı. “Bırakma…”
“Bırakmayacağım.”
Sesi neredeyse duyulmuyordu. “Gücünü…” Derin bir nefes aldı. “çekme.”
Gözlerimi kapattım. İçimde dolaşan büyünün avuçlarımızın birleştiği noktadan ona aktığını hissedebiliyordum. Odanın içindeki hava ağırlaştıkça nefes almak bile zorlaşıyordu.
Eldric gözlerini parşömenden ayırmadan konuştu. “Yaklaşıyoruz.”
Jax tek kelime etmiyordu. Haritaya öyle bir bakıyordu ki sanki iradesiyle son işareti de söndürecekti. Büyükannem son kez nefes aldı.
“Nereth val ashar… Eron vel kaeth… Thiren nox… Aster vael!”
Parşömenin üzerindeki son iki işaret aynı anda parladı. Birkaç saniye boyunca hiçbiri sönmedi. Sonra, İşaretlerden biri titredi. Kırmızı ışık yavaş yavaş silinmeye başladı. Odanın içindeki herkes aynı noktaya kilitlenmişti. Işık tamamen kaybolduğunda haritanın üzerinde yalnızca tek bir kırmızı nokta kalmıştı. Büyükannem ellerini parşömenden çektiği anda bütün ağırlığı bana yaslandı.
“Morbury…” diye fısıldadı güçlükle. “Eski mahzen…”
Eldric haritaya eğildi. “Yerini bulduk.”
Jax bir saniye bile kaybetmedi. “Gidiyoruz.”
Odanın içindeki sessizlik yerini ağır bir telaşa bırakmıştı. Jax tek bir an bile kaybetmeden kapıya yöneldi. Hepimiz peşinden bahçeye çıktık. Gece ayazı yüzüme çarparken büyükannem derin bir nefes aldı. Yorgundu. Bunu inkâr etmek mümkün değildi. Yine de gözlerindeki kararlılık bir an olsun değişmiyordu.
“Ben de geliyorum.”
“Büyükanne…”
Sözümü bitirmeme izin vermedi.
“Tabutun üzerindeki mühür hâlâ duruyor. Yerini bulmuş olmamız yeterli değil. O mühür kırılmadan Aria’yı oradan çıkaramazsınız.”
Eldric başını hafifçe salladı.
“Agnes haklı.”
Jax çoktan arabanın sürücü koltuğuna geçmişti. Eldric ön koltuğa otururken ben büyükannemle birlikte arka koltuğa geçtim.
Kapıyı kapatacağımız sırada Elias bize döndü.
“Ben önce giderim.”
Jax gözlerini ona çevirdi. Başını hafifçe sallaması yeterli oldu. Bir sonraki saniye Elias karanlığın içinde gözden kayboldu. Arkasında yalnızca yerinden savrulan kuru yapraklar kaldı.
Jax motoru çalıştırdı. Araç sert bir hareketle bulunduğu yerden fırladı.
“İlk kavşaktan sağ.” Dedi Eldric.
Jax tek kelime etmeden direksiyonu çevirdi. Yol boyunca kimse konuşmadı. Motorun uğultusu, lastiklerin asfalt üzerinde çıkardığı ses ve büyükannemin düzensiz nefesi dışında duyulan hiçbir şey yoktu. Eldric bildiği yolu tarif etmek dışında başka bir şey yapmıyor Jax ise gaz pedalından ayağını neredeyse hiç çekmiyor, karanlık yolu gözlerini kırpmadan izliyordu.
Arka koltukta otururken ellerimi dizlerimin üzerinde kenetledim. Büyükannemin yüzü hâlâ solgundu. Yaptığı büyü onu tüketmişti ama bunu dile getirmiyordu.
Yaklaşık otuz dakika sonra araç sertçe yavaşladı. Morbury Ormanı’na ulaşmıştık.
Araba durduğu anda Jax kontağı bile kapatmadan kapıyı açtı. Hepimiz peşinden indik. Morbury Ormanı, gecenin karanlığında olduğundan daha sessiz görünüyordu. Rüzgâr, ağaçların arasında dolaşıyor; birbirine çarpan dalların çıkardığı ses ormanın derinliklerinden gelen uğultuya karışıyordu.
Elias çoktan bizi bekliyordu.
“Buldun mu?” diye sordu Eldric.
Elias başını hafifçe salladı.
“Mahzen burada değil.” dedi alçak sesle. “Yaklaşık iki yüz metre içeride. Girişi sarmaşıkların altında kalmış.”
Kimse konuşmadı.
Elias öne geçti, biz de peşinden yürümeye başladık. Toprak yol kısa süre sonra tamamen kayboldu. Çalıların arasından ilerlerken dallar kollarıma çarpıyor, ayakkabılarım ıslak toprağa gömülüyordu. Büyükannem tek kelime etmeden yürümeye devam ediyor, biraz önce yaptığı büyünün yorgunluğunu belli etmemek için çabalıyordu.
Yaklaşık yirmi dakika sonra Elias aniden durdu.
“Burada.”
Önümdeki sarmaşıkları iki eliyle kenara çekti.
Altında eski taş merdivenler vardı.
Yıllardır kimsenin kullanmadığı belliydi. Basamakların arasından yabani otlar çıkmış, taşların büyük kısmı nemden koyulaşmıştı.
Jax hiç duraksamadı. İlk basamağa adım attı. Koridorun içine indikçe hava değişmeye başladı. Rutubet kokusu nefes almayı zorlaştırıyor, taş duvarlardan süzülen su damlalarının sesi dar tünelde yankılanıyordu. Yol gittikçe daralıyor, tavandan sarkan kökler başımızın üzerinden geçiyordu.
Koridorun sonuna ulaştığımızda hepimiz aynı anda durduk. Mahzenin en arkasında tek başına duran koyu kahverengi bir tabut vardı. Üzerine işlenmiş rünler, kendi kendine atan bir kalp gibi belli aralıklarla kırmızı bir ışık yayıyordu.
İçimde kötü bir his büyüdü.
“Fray.”
Jax’ın sesi mahzenin taş duvarlarında yankılandı. Tam ileri atılacakken büyükannem kolunu uzatarak önüne geçti.
“Dur.”
Jax sertçe ona baktı. “Vakit yok.”
“Biliyorum.” dedi büyükannem, gözlerini tabuttan ayırmadan. “Ama o mühür hâlâ aktif.”
Tabuta birkaç adım daha yaklaştı. “Yaklaşırsan seni geri savurur.”
Jax dişlerini sıktı. “Ne kadar sürer?”
“Bilmiyorum.”
Bu cevap onu daha da öfkelendirmişti. Büyükannem tabutun tam önünde durdu. Derin bir nefes aldıktan sonra avuçlarını yavaşça ahşabın üzerine koydu. Ben de hiç konuşmadan yanına geçtim.
“Büyükanne.”
Bakışlarını bana çevirdi. “Bu kez daha zor olacak.”
“Beraber yapacağız.”
Başını hafifçe salladı. Elimi uzattım. Parmaklarımız yeniden kenetlendi.
Gözlerini kapattığı anda mahzenin içindeki hava ağırlaştı. Rünlerin yaydığı kırmızı ışık giderek parlarken taş duvarlar hafifçe titremeye başladı. Büyükannemin dudaklarından bu kez daha sert, daha eski tınlayan kelimeler dökülüyordu.
Rüzgâr, kapalı mahzenin içinde ansızın yükseldi. Saçlarım yüzüme savrulurken tabutun üzerindeki kırmızı çizgiler tek tek canlanmaya başladı.
Tam o sırada mahzenin girişinden ağır ağır yükselen alkış sesi duyuldu. Hepimiz aynı anda arkamıza döndük. Magnus, taş merdivenlerin başında durmuş bize bakıyordu. Yüzünde memnun bir gülümseme vardı. Hemen yanında ise Liora duruyordu. Magnus başını hafifçe eğdi.
“Doğrusu…” dedi alaycı bir sesle. “Bu kadar erken bulacağınızı beklemiyordum.”
Mahzenin içindeki sessizlik bir anda buz gibi kesildi. Mahzenin taş duvarları büyükannemin dudaklarından dökülen her kelimeyle birlikte titriyordu. Parmaklarımız hâlâ birbirine kenetlenmişti. Avucumdan çekilen güç, onun büyüsüne karışırken tabutun üzerindeki kırmızı rünler bir an sönüyor, bir an yeniden parlıyordu. Tam karşısında duran Thalia ise tek bir adım bile geri atmıyordu. Yüzündeki sakin ifade bozulmadan aynı eski dilde karşılık vermeye devam ediyor, iki büyü mahzenin ortasında görünmeyen bir fırtına gibi çarpışıyordu.
“Astera ven nox… Kaelis thor… En varis… Solen kaeth…”
Thalia’nın sesi taş duvarlarda yankılanırken tabutun çevresindeki kırmızı ışık yeniden güçlendi.
Büyükannem derin bir nefes aldı.
“Elaris ven… Nareth sol… Vaeron ith… Lux Aster…”
İki büyü birbirine çarptığı anda mahzenin zemini sarsıldı. Tavandan küçük taş parçaları düşerken rüzgâr dar koridorun içinde uğuldamaya başladı. Tam o sırada Thalia elini Jax’a çevirdi.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
“Geç kalmış olmayı dileyeceksin.”
Avucunu yavaşça yere çevirdi.
Eski dilde, daha önce hiç duymadığım sert kelimeler dökülmeye başladı.
“Vaer ix nox… Therion kael… Mortha ven… Kaeris!”
Jax’ın ayaklarının altındaki taş zemin ansızın kırmızı bir ışıkla parladı.
Bir daire, Ardından ikinci, Sonra birbirinin içine geçen onlarca ince rün.
Işık birkaç saniye içinde Jax’ın bulunduğu alanın tamamını sardı. Jax refleksle dışarı adım atmak istedi. Atamadı. Ayağı görünmeyen bir duvara çarpmış gibi geri savruldu.
Kaşları sertçe çatıldı. Bir kez daha denedi. Sonuç değişmedi. Parlayan dairenin sınırına her yaklaştığında görünmez bir kuvvet onu yeniden merkeze itiyordu.
Thalia’nın sesi mahzenin taş duvarlarında yankılandı.
“Ne kadar güçlü olursan ol…” Başını hafifçe eğdi. “Mühür Dairesi’nden çıkamazsın.”
Jax bütün gücüyle yumruğunu görünmeyen sınıra indirdi. Mahzen sarsıldı. Taşlardan biri tavandan kopup yere düştü Fakat mühür yalnızca birkaç an titreşti. Kırılmadı.
“Jax!” diye bağırdım.
O ise gözlerini bir an bile Thalia’dan ayırmıyordu. Tekrar vurdu. Sonra bir kez daha. Her darbesinde mahzen biraz daha sarsılıyor, görünmeyen duvarın üzerinde ince çatlaklar beliriyordu ama mühür hâlâ ayaktaydı.
Thalia bu kez büyükanneme döndü. “Gücünü boşa harcıyorsun, Agnes.”
Büyükannem derin bir nefes aldı.
“Gücümü…” Parmaklarını daha sıkı kavradım. “boşa harcamıyorum.”
Bakışlarını bana çevirdi.
“Carrie.” Başımı kaldırdım. “Önce Jax’ın mührünü.”
Hiç düşünmeden avucumu büyükannemin elinin üzerine bastırdım. İçimde dolaşan büyü yeniden ona akarken dudaklarından eski dilde yeni kelimeler dökülmeye başladı.
“Aster en vel… Tharen lux… Neris al kaeth… Sol varion!”
Parlayan daire bir anlığına titreşti. İnce bir çatlak oluştu. Jax bunu görür görmez bütün gücüyle görünmeyen sınıra bir kez daha yüklendi. Bu kez mahzeni dolduran ses, taş kırılmasını andırıyordu.
Görünmeyen sınırın üzerinde oluşan ince çatlak, örümcek ağı gibi dairenin tamamına yayılmaya başladı. Büyükannemin sesi giderek kısılıyor, avucumdaki eli her geçen saniye biraz daha güçsüzleşiyordu. Buna rağmen büyüyü kesmedi. Dudaklarından dökülen eski dildeki kelimeler mahzenin taş duvarlarında yankılanırken tabutun üzerindeki rünler ve Jax’ın etrafını saran mühür birbirine karşı koymaya çalışıyormuş gibi aynı anda parlayıp sönüyordu.
Thalia bunu fark ettiği anda yüzündeki sakin ifade ilk kez bozuldu.
“Hayır.”
İki elini birden havaya kaldırdı. Siyah rünler avuçlarının etrafında dönmeye başladı.
“Nareth kor… Vaelis tharn… Eron vex…!”
Parlayan daire yeniden güç kazandı.
Jax bulunduğu yerden çıkmaya çalıştı. Görünmeyen duvara bütün ağırlığıyla yüklendi. Mahzen sarsıldı. Taşlardan biri tavandan koparak yere düştü.
Çıkamadı.
Thalia’nın dudaklarında zafer dolu bir tebessüm belirdi. “Ne kadar uğraşırsan uğraş…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Büyükannem gözlerini açtı. “Şimdi, Carrie!”
Elimi biraz daha sıktım. İçimde dolaşan bütün güç avuçlarımızın birleştiği noktadan büyükanneme aktı. Nefesim düzensizleşiyor, kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi atıyordu.
Büyükannem son kez derin bir nefes aldı.
“Aethra ven sol… Kyrel ith… Vaeron lux… Finis!”
Mahzeni dolduran uğultu bir anda kesildi. Jax’ın etrafındaki daire, ortasından geçen parlak bir çizgiyle ikiye ayrıldı. Çatlak büyüdü.
Ardından bütün mühür kulakları sağır eden bir sesle paramparça oldu. Kırmızı ışık yüzlerce kıvılcım gibi etrafa savrulurken Jax olduğu yerden kayboldu. Onu bir sonraki görüşümde Thalia’nın tam karşısındaydı. Kadın geri çekilmeye çalıştı. Geç kalmıştı.
Jax boğazını tek eliyle kavrayıp yerden kaldırdı. Ayakları havada çırpınırken Thalia yeniden büyü okumaya çalıştı. Tek kelime söylemesine fırsat vermedi.
“Seni ilk karşılaştığımız gün öldürmediğim için…” dedi Jax, sesi mahzenin içinde buz gibi yankılanırken. “Kendini dokunulmaz sandın.”
Thalia’nın gözleri öfkeyle büyüdü.
Jax başını hafifçe eğdi. “Bu hata ikinci kez tekrarlanmayacak.”
Bir sonraki anda dişlerini Thalia’nın boynuna geçirdi. Kadının çığlığı bütün mahzeni doldurdu. Etrafında dönen siyah rünler birer birer dağıldı. Büyü tamamen çözüldü. Jax onu elinden bırakınca Thalia’nın bedeni taş zemine hareketsiz düştü. Tam o sırada Magnus’un bakışları değişti. Planın çöktüğünü anlamıştı. Sessizce belindeki rünlerle işlenmiş hançeri çekti. Jax’ın sırtı ona dönüktü. Tek bir hamleyle aradaki mesafeyi kapattı. Hançer tam Jax’ın sırtına ineceği sırada gri bir gölge ikisinin arasına atıldı.
“Liora!”
Çelik sesi mahzende yankılandı. Hançer Jax’a ulaşamadı. Liora acıyla nefesini içine çekerek dizlerinin üzerine çöktü. Magnus birkaç saniye ona baktı. Yüzünde öfke vardı.
“Demek tarafını seçtin.”
Liora başını güçlükle kaldırdı. “Bu… burada bitecek.”
Jax öfkeyle Magnus’a döndü. İkisinin bakışları yalnızca bir anlığına kesişti. Magnus mahzenin içinde bulunan herkesi tek tek süzdü. Tabutun üzerindeki mühür çözülmüş, Thalia yere yığılmıştı. Ritüeli tamamlayacak zamanı kalmamıştı. Dudaklarının kenarında kısa, sinirli bir gülümseme belirdi.
“Bu savaşı kazandığını sanma, Jax.”
Bir sonraki saniye vampir hızıyla geri çekildi. Koridorun karanlığı onu birkaç nefes içinde tamamen yuttu. Mahzende geriye yalnızca ağır nefesler, sönen rünlerin cılız parıltısı ve yıllardır açılmamış gibi duran o koyu kahverengi tabut kaldı. Jax tek bir an bile kaybetmeden tabuta doğru döndü.
Mahzeni dolduran sessizlik yalnızca birkaç saniye sürdü. Jax’ın bakışları doğrudan tabuta çevrildi. Bir an bile oyalanmadı. Vampir hızıyla tabutun önüne geçti, iki elini kapağın kenarına yerleştirip tek hamlede bütün gücüyle çekti.
Ahşap kapak, yıllardır yerinden hiç oynatılmamış gibi önce direndi. Sonra, kulakları sağır eden bir gürültüyle yerinden koptu. Jax kapağı olduğu gibi mahzenin taş duvarına fırlattı. Sert darbenin etkisiyle kalın ahşap ortasından ikiye ayrıldı, parçalar taş zemine dağıldı. Tabutun içindeki ağır, boğucu hava bir anda dışarı yayıldı.
Büyükannem derin bir nefes aldı. “Bu…” dedi güçlükle. “Sandığımdan da ağırmış.”
Gözleri birkaç saniye tabutun üzerinde dolaştı.
“Bütün büyülerden…” Nefesi kesildi. “daha ağır.”
Cümlesini tamamlayamadan dizlerinin bağı çözüldü. “Büyükanne!”
Onu son anda yakaladım. Bedeni tamamen gevşemişti. Gözleri kapanırken nefes alıyordu ama yaptığı büyü bütün gücünü tüketmişti.
“Agnes!” diye seslendi Eldric.
Elias hiç vakit kaybetmeden yanımıza geldi.
“Onu dışarı çıkarmamız gerek.”
Ben büyükannemin başını dizlerime alırken Eldric nabzını kontrol etti.
“Yaşıyor.” dedi sakin bir sesle. “Sadece gücü tükendi.”
O sırada Jax tek kelime etmeden tabutun içine eğildi. Aria hareketsiz yatıyordu. Yüzü solgundu. Saçlarının bir kısmı yüzüne düşmüş, nefesi belli belirsiz göğsünü kaldırıp indiriyordu. Jax iki parmağını boynuna götürdü.
“Yaşıyorsun Fray.”
Bunu söylerken sesi neredeyse fısıltı gibiydi. Hiç oyalanmadan bir kolunu sırtına, diğerini dizlerinin altına yerleştirdi ve Aria’yı dikkatlice kucağına aldı.
“Çıkıyoruz.”
Kimse itiraz etmedi. Mahzenden çıktığımızda gece ayazı yüzümüze çarptı. Jax doğruca arabasına yöneldi. Arka kapıyı açıp Aria’yı olabilecek en dikkatli şekilde yatırdıktan sonra bir an bile gözlerini ondan ayırmadı.
Eldric yanıma geldi. “Carrie.”
Başımı kaldırdım. “Sen Agnes’le gel.”
Elias büyükannemi kucağına aldı. “Ben götürürüm.”
Yorgun görünmesine rağmen sesi sakindi. Başımı sessizce salladım. Jax çoktan direksiyona geçmişti. Liora, omzundaki yarayı eliyle bastırarak arka koltuğa oturdu. Eldric ön koltuğa geçti. Motor çalıştı. Araç birkaç saniye sonra karanlığın içinde gözden kayboldu.
Mahzenden ayrılırken kimse beni sorgulamadı. İstedikleri tek şey Aria’yı oradan sağ çıkarabilmekti.
LİORA
Elias, Agnes’i kucağına aldığında Carrie de hiç düşünmeden onların peşinden gitti. Doğru olan buydu. Agnes’in evi şifalı bitkilerle, iksirlerle ve yıllardır biriktirdiği malzemelerle doluydu. Kendine gelebileceği tek yer orasıydı.
Bense Jax’ın aracına bindim. Omzumdaki yara sızlıyordu ama bunun bir önemi yoktu. Acıya alışalı çok olmuştu. Arka koltukta Aria’nın başı hafifçe yana düşmüştü. Düzenli nefes alıyordu. Nabzı güçlüydü. Thalia’nın mührü onu öldürmemişti; yalnızca bilincini derin bir karanlığın içine hapsetmişti.
Yol boyunca kimse konuşmadı. Jax’ın gözleri bir an olsun dikiz aynasından ayrılmadı. Sürekli Aria’yı kontrol ediyor, en ufak bir hareketini bile kaçırmamaya çalışıyordu.
Beklediğim gibi, hâlâ aynıydı. Malikâneye vardığımızda arabadan ilk inen yine Jax oldu. Aria’yı sanki kırılacak bir şey taşıyormuş gibi dikkatle kucağına aldı. Eldric sessizce peşlerinden yürürken ben birkaç adım geride kaldım. Odasının kapısını açtı. Aria’yı yatağa yatırdı. Boynundaki nabzı kontrol etti. Derin bir nefes aldı. Yaşıyordu.
Bunu gördüğü an omuzlarındaki yükün biraz olsun hafiflediğini anlamak zor değildi.
“İyi olacak.” dedi Eldric.
Jax cevap vermedi. Bakışlarını Aria’nın yüzünden ayırmadan birkaç saniye daha bekledi. Sonra bana döndü.
“Burada kal.”
Başımı sessizce salladım. Kapı kapandı. Koridordaki ayak sesleri uzaklaştı. Birkaç saniye daha bekledim. Eldric’in de aşağı indiğinden emin olunca yüzümdeki ifade yavaşça değişti. Montumun cebine uzandım. Parmaklarım soğuk metale dokundu.
Kapının önünde yere düştüğünde onu benden başka kimse fark etmemişti. Kolye hâlâ cebimdeydi. Parmaklarımın arasında yavaşça çevirdim.
“Ne kadar küçük…” diye fısıldadım kendi kendime. “ama ne kadar can sıkıcı.”
Bu çiçek olduğu sürece telkin işe yaramazdı. Şimdi ise…Artık hiçbir engel kalmamıştı. Kolye yeniden cebime girdi. Yatağa yaklaştım. Aria’nın kirpikleri hafifçe kıpırdadı. Sonunda, gözlerini araladı. Birkaç saniye tavana baktı. Sonra bakışları bana çevrildi.
Kaşları çatıldı.
“Sen…” Doğrulmaya çalıştı. “Ne yap—”
Sözünü bitirmesine izin vermedim. Yavaşça eğildim. Gözlerinin tam içine baktım.
“Aria.”
Bakışları benimkilerden ayrılmadı. Sesimi neredeyse fısıltıya indirdim.
“Beni dinle.”
Gözbebekleri yavaşça sabitlendi. “Bugün seni kaçıran Magnus’tu.”
Dudakları hafifçe aralandı. “Magnus yaptı.”
Bir saniye durdum. “Kurtulman için elimden geleni yaptım.”
Yüzündeki gerginlik yavaş yavaş dağıldı.
“Ben…” Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. “beni kurtarmaya çalıştın.”
Dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıvrıldı. “Evet.”
Bir adım geri çekildim. Kapıya doğru baktım. Kimse gelmiyordu. Tekrar ona döndüm.
“Şimdi dinlen.”
Başını yavaşça yastığa bıraktı. Gözleri yeniden kapanırken cebimde duran kolyesini hissettim. Kimsenin haberi yoktu.
Ne Jax’ın Ne de Aria’nın ve bu sır şimdilik bana aitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18