47. bölüm · KUSURSUZLARIN OKULU
46. Bölüm
YAZAR AĞZIYLA...
Eylül ve atlas gün geçtikçe daha da bağlanıyorlardı bir birilerine sanki yıllardır birbirilerini aramış gibi. Konuşacak konuları hiç bitmiyordu. Atlas uzun zaman sonra ilk defa kendini bu kadar mutlu bu kadar huzurlu bu kadar bir yere ait hissediyordu. Eylül de sonunda kendisini tüm saçmalıklarına rağmen dinleyecek anlayacak her an yanında olacak her konuda yardımcı olacak birini bulmanın mutluluğu içerisindeydi. Eylül durmadan bir şeyler anlatıyor Atlas ise elini çenesine koymuş karşısındaki kızım güzelliği ile büyülenmiş bir şekilde sevgilisine bakıyor o benim yanlızca benim herşeyim sevgilim diyerek içinde küçük bir mutluluk fırtınası koparıyordu.
Derin her zaman olduğu gibi önüne bir ders kitabı koymuş ama bu sefer aklı derslerde değil de tamamen başka bir yerdeydi. Bu sefer aklındaki kişi mirandıirandı. Miran ın ona verdiği bilekliği bir kez olsun kolundan çıkarmamış aralarında bir şey olmasa da miran ın bunu bir gelişme olarak algılamasında habersiz onu düşünüyordu. Son günlerde miran'ın hareketleri herkese batmaya başlamıştı çünkü miran artık eski miran olma yolunda ilerliyordu yine etrafında çevresinde bir sürü kız var her gün bir başkasıyla konuşuyor yine tamamen o aklı bir karış havada curcuna peşinde olan çocuk rolüne bürünüyordu. Bu her ne kadar derini çıldırtsa da kıskançlıktan kudurtsa da aralarında hiçbir şey olmadığı için ve sırf gururundan dolayı sesini çıkartamıyor oturduğu yerden kıskançlık krizlerine girmeye devam ediyordu. Miran artık bir şeyler için pes etmişti derinin ona asla affetmeyeceğini ve aralarında hiçbir şey olmayacağını yavaş yavaş kabullenmeye başlatmıştı bu yenilgiyi kendine yakıştıramıyor içten içe öfkeleniyor öfkesini bir yerlerden çıkartmak istiyor bir yandan da kafa dağıtmak istiyordu ama onun için kafa dağıtmak demek etrafında bir sürü kız toplayıp bir şeyleri unutmaya çalışmak demekti ama farkında olmadan bütün bu hareketlerini herkese gösteriyor ve herkes tarafından bu çocuk ne yapıyor yine cümlelerini duymak zorunda kalıyordu. Kuzey miran'ı defalarca uyarmış ama miran artık kimseyi dinlemeyecek hale gelmişti yine o acımız çocuk olma yolunda ilerliyordu ve bu sefer gerçekten can yakmaya hazırdı.
Lina evinde telefon melespensten gelecek bir mesaj bekliyordu geçen zamanla birlikte farkında bile olmadan daha fazla bağlanmıştı ona sanki sevgililermiş gibi her gittiği yere haber veriyor her yaptığı şeyden haberdar ediyor onu her konuda hesap veriyor her şeyi anlatmasa içi rahat etmiyor hatta bazen en büyük dert ortağı bile o oluyor kimseye anlatmadığı sırlarını ona anlatıyor herkesten çok güveniyor ona. Ama artık bu belirsizlikten çok yorulmuş durumda kim olduğunu bir an önce öğrenmek ve artık bir şeylerin sonuca bağlanmasını istiyor ama melez prens kimliğinin gizli kalması konusunda ısrarcı hiçbir açık vermiyor kim olduğu konusunda net bir bilgi bile sunmuyor böyle yapmak her ne kadar onun da canını acıtsa sevdiği kız tarafından hayır cevabını almaktan ödü kopuyor resmen bu hayatta tek korktuğu şey olabilir.
Kuzey artık lina'nın onu görmesini duymasını bana olan ilgisini fark etmesini istiyor ama nafile çünkü lina onu asla görmüyor ve yaptıklarını asla unutamıyor zaten gün geçtikçe ikisinin arasındaki iletişim azalmaya başlıyor sıra arkadaşları oldukları için mecbur kaldıkça konuşuyorlar lina'nın son günlerde telefona çok sık bakması telefonla çok ilgilenmesi de kuzeyin dikkatinden kaçmıyor acaba biri mi var biriyle mi konuşuyor birinden hoşlanıyor diye içi içini yiyor ama gidip de yüzüne karşı söyleyemiyor.
Miran kulağındaki kulaklık ile sınıfa giriyor çalan müziğin etkisiyle kendini kaybetmiş bir yandan şarkıyı tekrarlıyor bir yandan da hafif dans ediyor onu görünce ilk tepkiyi derin veriyor ama sadece yüzüne bakmakla tepki veriyor.
Miran yerine oturduktan sonra alt sınıflardan bir kız geliyor melisa diye oldukça bakımlı güzel ve hoş bir kız.
" ne haber miran"
Miran melisa'yı görünce kulaklığı çıkarıp gülümseyerek tokalaşıyor.
" iyidir senden ne haber bugün kendine ne yaptın her zamankinden çok daha güzel görünüyorsun"
Bu tatlı iltifat karşısında melisa hafif gülümseyip miran ile konuşmaya başlıyor ikisinin konuşmasından derin oldukça rahatsız olmuş bir şekilde kıvranıyor resmen.
" ya ne diyeceğim bu gece kulübe gidelim mi benim canım çok sıkılıyor sen de çok eğlenceli bir tipsin beraber gezeriz eğleniriz"
" olur bana uyar harika fikir hatta ben akşam seni alırım"
" bekliyor olacağım"
Derin daha fazla dayanamayıp elindeki kitabı masaya bırakıp sınıftan çıkıyor birkaç adım ilerledikten sonra saçmalama derin sen ne yapıyorsun kendine gel diyor kendi kendine arkasından gelen miranı duymadan hem de.
" sınıftan ani çıktın iyi misin?"
" evet neden soruyorsun?"
" hiç merak ettim olamaz mı yani iyi görünmüyorsun"
"İyiyim gayet ayrıca sanane bundan"
"Tamam ya ne atar yapıyorsun ki sadece sordum iyi niyet de kabahat"
"Sorma tamam mı?"
"İyi sormam"
Dedin hiçbir şey demeden miran'ın yanından ayrılıyor ama miran onu yalnız bırakmak istemiyor arkasından gidiyor derin farkında bile olmadan spor salonuna kadar iniyor ama spor salonunun tamamen boş arkasından gelen miran ile yalnız kalıyorlar.
" ne geliyorsun ya peşimden"
" bana ne bağırıyorsun ya ne yaptım ben sana"
" yok bir şey beni rahat bırak"
" harbiden delisin sen"
Derin cevap vermiyor miran çareyi arkasını dönüp gitmekte buluyor tam spor salonunun kapısından da çıkacakken derin yüksek sesle söyleniyor.
" o kız dışında kaç kişiye daha söz verdin"
İşte miran'ın istediği tepki buydu zafer kazanmış gibi gülümseyerek arkasını dönüyor.
"Bu dimi senin derdin başka kızlarla yakın olmam"
"Bundan banane"
"O zaman neden soruyorsun?"
"Bütün herkese mavi boncuk dağıtma hiç bir kızı üzmeye hakkın yok"
" demek ki sen sadece kızların üzülmemesini istiyorsun öyle mi?"
" aynen öyle"
" o yüzden hepsini ölümcül bakışlar atıyorsun"
" ne alakası var ya kendi kafanda kurma"
" ben kendi kafamda kurmuyorum asıl sen nasıl bir halde olduğuna bak deli gibi kıskanıyorsun beni ama itiraf da etmek istemiyorsun"
" ben seni neden kıskanayım ya daha saçma bir şey duymadım"
" çünkü sen de benim seni sevdiğim gibi seviyorsun beni"
Işte bütün bu sözleri söyleyecek cesareti kendine nereden buldu bilmiyorum miran ama söylemenin rahatlığı ve bundan sonra ne olacak endişesiyle bakıyor derinin suratına.
" yok öyle bir şey tamam mı ne sen benden hoşlanıyorsun ne de ben senden"
" yemin ediyorum sen ve arkadaşların gurudan öleceksiniz ya söyle itiraf et işte ben de senden hoşlanıyorum de bitsin gitsin ikimiz de bu kadar acı çekmeyelim ikimize de bu kadar işkence etme"
" yok öyle bir şey dedim tamam mı?"
" sen böyle söylemeye devam et ama ben de sana şunu söylüyorum ben senden deli gibi hoşlanıyorum ve senin hiç kimseye bırakmayın niyetim yok tamam mı sen de beni seveceksin ya isteyerek ya zorla elinde sonunda benim olacaksın tamam mı?"
" kendine gel iyice saçmaladın"
" ben gayet de kendimdeyim kendimde olmayan sensin ama ben seni kendine getireceğim merak etme bu sözümü de iyice yaz kafana derin aksoy sen bundan sonra sadece miran koral'ın olabilirsin"
Son sözleri havada asılı kalmış bir şekilde gittim miran bütün bunları söyledi ama gram pişmanlık duymuyor bundan sonra onun çabası belliydi bir tek derini elde etmek için savaşacaktı artık gurur yoktu artık kibir yoktu artık öfke yoktu sadece kazanması gereken bir savaş vardı ve o bugüne kadar hiçbir savaşı kaybetmedi kaybetmekten de nefret ediyor kendi kendine ya bu savaşı kazanırım ya da bu savaşı kazanırım kaybetmek benim lügatım da yok.
