43. bölüm · KUSURSUZLARIN OKULU

42. Bölüm

🌞 Teomanım 🌞

LİNA NIN AĞZINDAN...

Bugün okul bahçesinde tek başıma oturuyordum kızların her biri bir tarafa dağılmış derin yine kütüphanedeydi Eylül Allah bilir nerede köşe bucak atlastan kaçıyor evet diyeceğini hepimiz biliyoruz ama yine de çocuktan kaçıyor.

Ben de hazır yanımda kimse yokken şu melez prens'le biraz konuşmak istiyorum ama o bir türlü yazmıyor ben de ilk mesajı atmayacak kadar gururluyum. Acaba diyorum ilk mesajı ben atıp konuşmaya başlatsam mutlu olur mu denemeden bilemeyiz.

"Nasıl gidiyor aynı okulda olduğum ama hiçbir şekilde tanımadığım prens"

Aradan 30 saniye bile geçmeden hemen cevap geldi bu kadar hızlı beklemiyordum.

"Oha şu an sen bana ilk mesajı atıp konuşmayı mı başlattın?'

"Evet olamaz mı?"

"Yani olabilir yüzyılda bir gerçekleşen bir doğa olayı gibi"

"Aman ne komik ne komik"

"Bu saatlerde ikimizde okulda oluyoruz ve yazışamıyoruz nasılsın gerçi seni gördüm gayet iyi görünüyordun saçların çok güzel olmuş bu arada"

"Özellikle bir şey yapmadım sadece tarayıp spreyi sıktım"

"Olsun yine de güzel "

"Belki bir gün karşıma çıkıp bunları söylersin yüzüme"

"Daha var daha var merak etme"

"O gün ne zaman gelecek acaba çok merak ediyorum"

"O gün gelir de şu an benim biraz işim var ben sana akşam yazarım olur mu?"

"Olur tabii"

"Görüşürüz o zaman dikkat et kendine zaten okuldan çıkana kadar seni gözetliyor olacağım ama yine de dikkat et"

"Emredersiniz prens"

Son mesajıma gülücük emojisi atmıştı sanırım bayağı hoşuna gitmişti ben ellerimi cebime koyup biraz daha oturduğum yerden karşımdan geçenleri izliyordum.

Öylesine dalmıştım ki gelip geçeni fark etmiyordum bile o sırada yanıma birinin oturduğunu fark ettim parfüm kokusundan yanıma oturanın Kuzey olduğunu anladım parfümünün kokusu öyle belirgin öyle güzel ki daha o gelmeden ben geliyorum diyor sanki.

"Ne haber kızıl tek başına ne yapıyorsun burda?"

"Hiç oturuyordum"

"Anladığım biraz kafa dinliyorsun bu huzurunu bozuyorum ama bence sorun olmaz"

"Sorun var desem gidecek misin?"

"Kesinlikle hayır asla gitmeyeceğim"

"İyi kal o zaman"

Elinde yaprak sarma dolu kutuyu bana uzatarak.

"Demin sipariş verdim ama biraz çok tek başıma yemek istemiyorum belki beraber yeriz diye getirdim"

Dedi ama unuttuğu bir şey var ben yaprak sarmayı hiç sevmem.

"Teşekkür ederim ama ben yaprak sarma sevmem sana afiyet olsun"

"Sen uzaylı falan mısın bu güzellik nasıl gelmez nasıl sevilmez"

"Bilmem bir türlü sevemedim işte ayrıca uzaylı için teşekkür ederim kim duysa aynı tepkiyi veriyor"

"Yani haklı olarak"

Elindeki kutudan bir tane yaprak sarma alıp ağzına attı sonra bir tane daha ve bir tane daha.

"Yok ya bunlar sizin orada yediklerim kadar güzel değildi derinin annesinden tarif alsana O çok güzel yapıyordu"

"Demek tadı hala damağında kalmış"

"Evet ya o gece kutuyu alıp birkaç işim var görmem lazım diğerlerine bırakmadım"

"Çok bencilsin"

Diyerek dalga geçtim O da bana gülerek karşılık verdi şu an aramızda yaşanan şey tuhaf bir zamanlar kedi köpek gibiydik birbirimizi öldürecektik neredeyse ama şu an gayet iyi anlaşıyoruz.

"Yemeyeceğine Emin misin?"

"Evet evet kesinlikle"

"Sen bilirsin ben bunların hepsini yerim"

"Biraz fazla değil mi dokunmasın sonra"

"Yok ya bu az bile benim için"

"Erkeklerin midesi gerçekten kara delik gibi"

"Hahah komiksin sen"

Zil çalmasaydı belki konuşacak çok şeyimiz olabilirdi zil çaldığı için sınıfa geçmek zorunda kaldık öyle tenefüsünde aç olmadığım için kafeteryaya inmedim onun yerine derinin annesine mesaj attım madem bu kadar tarif istiyordu ben de tarifi onun için alırım.

Sağ olsun ne yapacağımızı tek tek yazdı artık Kuzey kendine mi yapar hizmetçisine mi yaptırır bilemem.

Gözlerim etrafta onu aradı koridorun sonundaki camın önünde tek başına durmuştu normalde yanında Miran ve Atlas olurdu birlikte gezerlerdi 3'ü hep son zamanlarda üçünün yan yana görmek artık nadir bir şey olmuştu.

"Ne haber maviş sana iyi haberlerim var"

Geldiğimi görünce yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu gözlerinin içindeki mavilik gerçekten görmeye değerdi.

"Öyle mi ne haberi?"

"Senin için sarma tarifini aldım"

"Vay süper ama yapabileceğini zannetmiyorum"

"Neden sen yapasın ki evindeki bir sürü hizmetçiyeden birine yaptırırsın"

"Yani orası öyle ama bugün hizmetçilerin izin günü çoğu evde değildir"

"Neyse başka gün yaparsın artık"

Bir anda şunu yedi ve ellerini saçlarının arasına götürdü biraz karıştırdıktan sonra tekrar yüzüme baktı.

"Okul çıkışı bize gelsen olur mu hem yaprak sarma tarifini beraber deneyeceğiz hem de bana biraz ders çalıştırırsın notların gayet iyi ortalaman da çok yüksek bana biraz yardımcı olursun diye düşünüyorum"

Tam hayır diyecektim ki bu aralar kafamın çok dolu olduğunu ve biraz sosyalleşmem gerektiğini düşündüm Kuzey ile de artık eskisi gibi değiliz ve ben onun evindeki odasında bulunan şiir panosunu çok merak ediyorum yeni şiirler ekledi mi diye de soramıyorum tabii ki de ama gidersem görme fırsatım olabilir.

"Olur gelirim o zaman"

"Hadi ya ciddi misin ben hayır dersin diye düşündüm"

"Yok gayet ciddiyim"

"Süper o zaman okuldan sonra direkt beraber mi geçelim yoksa ben gelip seni alayım mı?"

"Gerek yok ben kendim gelirim"

"Yok yok uzakdır şimdi ben gelip alırım seni"

"Gerek yok dedim ya ben kendim gelirim"

"Tamam kızıl ne sinirleniyorsun O zaman dönüşte ben seni bırakırım itiraz istemiyorum"

"Onu geldiğim zaman konuşuruz"

"Peki madem öyle diyorsan"

Neyse bu konuda anlaştığımızı düşünerekten sınıfa geçtim bir iki dakika sonra o da arkamdan geldi.
Ders başladı bitti okul çıkışı saati geldi İlk önce eve uğramam gerekiyor çünkü üstümü değiştirmem lazım okul kıyafetleri ile bir dakika bile duramam.

Ben üzerimi değiştirirken telefonuma gelen bildirimlerle elimdeki işimi bırakıp telefona yöneldim.

"Nasıl gidiyor?"

"İyidir prenses senden ne haber?"

"Gayet iyi bugün Kuzey ile ne konuşuyordun?"

"Ha bizi gördün yani?"

"Elbette ki gördüm her anını seyrediyorum"

"Sapık mısın yoksa sen?"

"Ya ne alakası var hem sapıklar böyle mi olur?"

"Şaka yapıyorum ya alınma hemen"

"Onunla ne konuştun?"

"Bir şey konuşmadım ya sınıf arkadaşım dedi olsa hem de aynı sırada oturuyoruz"

"Biliyorum maalesef ki 😒"

Allah'ım surat ifadesine bak gülmemek için kendimi zor tuttum kim olduğunu bilmiyorum ama o şu anda beni kıskanıyor.

"Sen bayağı kıskançsın"

"Fazlasıyla"

"O zaman daha da Deli olacağın bir şey söylüyorum ben şu anda kuzenin evine gitmek için hazırlanıyorum"

"Şaka mı yapıyorsun sen gerçekten"

"Hayır şaka falan yapmıyorum ders çalıştırmam konusunda ricada bulundu ben de kıramadım"

"Bıraksaydın da kırılsaydı"

"Bence gereksiz abartıyorsun"

"Evet çünkü henüz hayatında hiçbir şey olarak bulunuyorum"

"Gerçekten sen de diğerleri gibi beni anlamamayı mı seçiyorsun"

"Sana gitme desem ki bunu diyemem yine de beni dinler misin?"

"Bak kendi ağzınla söylüyorsun ayrıca ben hiçbir erkeğin beni kısıtlamasına izin vermem"

"Biliyorum neyse sen kendine dikkat et bana da haber ver olur mu o çocuğu hiç sevmiyorum"

"Bana bir şey olmaz merak etme"

Sanırım fazlasıyla bozulmuştu ama şu an hayatımda bir hayalet gibi olduğu için ona bunu söylemiş olman bile bir mucize kendini şanslı hissetmiş olması lazım ama üstüne trip atıyor neyse daha fazla bu melez prens ile uğraşamam kendisi hayalet gibi varlığı yokluğu bir.

Kuzenin yanına gidiyorum dediğimde kızlar küçük çaplı bir şok geçirdi tabii beklemiyorlardı olanları anlattıktan sonra evden çıktım.

Yine geldik o zengin mahallesine onların bulunduğu semte adım atar atmaz hava bile daha zengin görünüyor.

Bahçe boyunca uzanan taş yolda ilerledikten sonra nihayet büyük villanın önüne gelip kapıyı çalıyorum bugün hizmetçiler izinli dediği için kapıyı kendisi açtı.

Bir tuhaflık vardı normalde de bakımlı bir çocuk ama bugün daha özenli görünüyordu yoksa bana mı öyle geliyor.

Gri sweety'nin altına geçirdiği gri eşofmanı birbiriyle takım olmalı ve itiraf etmem gerekiyorsa çok da yakışmıştı zaten yakışıklı bir çocuk boylu poslu fiziği de oldukça yerinde.

Daha fazla bu tür düşünceleri aklımdan geçirmeden içeri girdim beni büyük bir samimiyetle karşıladı geçen seferkinin aksine bu sefer daha konuşkan daha sıcakkanlıydı.

"Evet şimdi ben bu yaprak sarma yapma konusunda hiçbir şey bilmiyorum ama bana verdiğin tarife göre bütün malzemeleri getirdim senin için"

Oldukça büyük mutfaklarına girdiğimde ilk gözüme çarpan mutfaktaki tavanda bile avizenin olmasıydı mutfak tamamen İtalyan marka eşyalarla donatılmış çok güzeldi mimarisi harikaydı.

Mutfak tezgahının üstüne indirdiği ürünleri bana gösterirken özellikle de yaprakları gösteriyordu.

"Bak bu yapraklar öyle sıradan değil ha bu yaprakları bulmak için babaannemi aradım O çok iyi anlar bana bu markayı önerdi ben de sen gelmeden yapraklara baktım harikalar"

"Bir tane yaprak sarma için bu kadar zahmete girebileceğini düşünmemiştim"

"Vallahi çok güzel ya yaprak sarma ben girerim bunun için bu kadar zahmete"

"Tamam o zaman mutfak önlüğünüz var mı acaba çünkü ben mutfakta çalışırken biraz fazla dağıtırım da"

"Tabii ki de var onları da aldım evde var mı bilmiyorum aramaya da üşendiğim için onları da sipariş verdim"

Allah'ım ne kadar üşengeç bir çocuk en azından kendi bakımından üşenmiyor.

Az çekmeceden iki tane önlük çıkarıp getirdi biri kız biri erkek önlüğüydü buna da dikkat etmiş vay be. Benimkini bana uzattı ben hemen önü üzerime geçirip arkadan bağladım ama onun önünü takmayı bilmediğini gördüğümde gülmemek için kendimi zor tuttum.

Biraz ağzımı kapatıp gülmeyi sürdürdükten sonra nihayet toparlanıp kendime geldim.

"Yardım ister misin?"

"Çok iyi olur"

Bir türlü bağlamayı beceremediği önlüğünü alıp yaptığı beceriksizce düğümleri açmakla işe koyuldum.

Daha sonra da annenin boyun kısmını başından geçirebilmem için biraz ayaklarımı kaldırdım çünkü boyu bana göre oldukça uzundu ben de kısa sayılmam bu arada ama onun boyu bana göre fazla uzundu.

Benim parmak uçlarıma kalktığımı görünce o da nezaketen biraz eğildi önlüğün boyun kısmını başından geçirdiğimde göz göze geldik sadece birkaç saniyeliğine gözlerinin içine bakmıştım O da hiç kaçırmadan bana bakmıştı sonra gözlerime birkaç kere kırpıştırıp önüme döndüm.

Arkasına dönmesini söyleyip arkadan bağlanacak ipleri de tutup bağladım çabuk çözülebilmesi için de basit bir kurdele yöntemi ile düğüm attım.

"Ve bu kadar basit aslında"

"Bilmiyorum daha önce hiç mutfak önlüğü kullanmadım"

Ben daha fazla vakit kaybetmeden işe koyuldum ama mutfak oldukça büyük olduğu için neyin nerede olduğunu hiç bilmiyordum kuzeye de sordum sanki bu evde yaşamıyormuş gibi ben de bilmiyorum dedi şaka mı bu çocuk gerçekten.

Ama şaşırmıyorum her işini gören bir hizmetçisi olduğu için mutfağa çok fazla girmiyordur en fazla bir bardak su almak için gidiyordur.

Neyse dolapların birkaç tanesini karıştırdıktan sonra işime yarayabilecek bir tane tencere buldum nihayet.

Önce aldığı pirinci yıkadım daha sonrasında ise kıyma ile karıştırdım baharatlarını salçasını ve yağını ekledim tabii ki de zeytinyağı kullandım başka bir yağ düşünülemezdi.

İç harcı hazır olduktan sonra iç harcının içinde olduğu kaba eline alıp biraz kokladı.

"Kokusu bu kadar güzelse tadını tahmin edemiyorum gerçekten biliyorsun bu işi"

"Ne sandın"

Birbirimize bakıp gülümsedikten sonra yaprakları da çıkardım yapraklar oldukça temiz görünüyordu ama ben yıkamadan içim rahat etmezdi yaprakları temiz yıkayıp suyunu süzdükten sonra bir kaba yerleştirdim ve cam önüne koydukları koca masanın önüne geçtik.

Camın önünden bahçedeki manzara görünüyordu gerçekten çok güzeldi ben oturdum O da hemen karşıma oturdu.

"Şimdi bu nasıl sarılacak hiçbir fikrim yok"

"Bak şimdi beni çok dikkatli izle çünkü ben bir kere anlatırım"

"Tamam hocam pür dikkat dinliyorum sizi"

Her konuda işi şakaya vurması gerçekten çok eğlenceliydi itiraf edeyim ki ben bu çocuğun yanında ilk defa eğleniyordum.

Tabii ona tek bir kere göstermem yetmedi birkaç kere ardı ardına göstermem gerekiyordu benim yap sardığım sarmalar da çok iyi görünmüyordu yani eylül'ünki kadar iyi olamazdı ama en azından kuzeninkilere göre çok daha iyiydi.

Bir ince bir kalın sardık bazen yapraklar yırtıldı bazen harç döküldü neyse bir şekilde tencereyi doldurmayı başardık.

"Oha inanamıyorum şu an gerçekten yaprak sarma yaptık"

"Dur daha bitmedi henüz işimiz var"

Tezgahın üstünde duran limonlardan bir tanesini doğrayıp üzerine yerleştirdim ve sonra suyunu da ekleyip ocağa koydum"

"Ve işte bu kadar pişene kadar bekleyeceğiz"

"Başında beklememiz gerekiyor mu"

"Hayır aslında gerek yok"

"O zaman ben kitaplarımı getireyim mutfak masasında oturur hallederiz hem o sırada arada bir bakarız"

"Olur nasıl istersen"

Kuzey odasına çıkıp kitaplarını getirene kadar ben de dağınıklığımızı topladım O da benim gibi çok fazla dağıtıyor.

Kitapları ile döndüğünde ben çoktan bütün her yeri toplamıştım. Kitaplarını masanın üzerine bıraktım gözüme tek çarpan şey benim ona Bursa'ya geldiğinde verdiğim kitaptı.

"Bu araya karışmış herhalde"

"Ha yok ben kitabı çok beğendim yanımdan ayırmıyorum en beğendiğim yerlerin not almışım tekrar tekrar okuyorum"

Kitabıma baktığımda hiçbir yerinin bozulmadığını yıpranmadığını sayfaların hiç kırışmadığını gördüm gerçekten benim gibi kitaplara bu kadar özen gösteren birini görmek güzeldi.

Bir süre ona ders çalıştırdım notları zayıf ama kafası zehir gibi çalışıyor sadece doğru çalışmayı bilmiyor doğru çalışma taktiğini biraz biraz öğretebildim nihayet böyle devam ederse kısa sürede notlarını çok yükseltebilir.

Artık eskisi gibi birbirimize uzak sayılmazdık ama benim için de bir huzursuzluk vardı çünkü ben o hayalet prense kuzeye gidiyorum dediğimde oldukça bozulmuştu. O saatten sonra da kendisi ile hiç iletişime geçmedik O da yazmadı ben de yazmadım sanırım meşgul olmalı meşgul olmasa yazardı.

Bir süre ders çalıştıktan sonra nihayet kuzeyin sabırsızlıkla beklediği yaprak sarmalarda pişmişti.

Oldukça şaşırdım çünkü gayet iyi görünüyorlardı şekilleri bozulmamıştı tabağa koyana kadar dayanamadı ve tencerenin içinden bir tane alıp tadına baktı.

"Sıcak ama dikkat et"

Sanki muazzam bir şeyin tadına bakmış gibi gözlerini kapatıp bir süre bunun tadını çıkardı.

"Harika bir şey gerçekten muazzam"

"Bence abartıyorsun alt tarafı bir yaprak sarma ne kadar lezzetli olabilir ki"

"Şunun tadına bakmıyorsun var ya hayattan zevk almasını bilmiyorsun"

"Sana afiyet olsun dediğim gibi beni hiç sevmem"

"Ama dur ya bu kadar saat uğraştık bunlar için ve sen şimdi bunları yemiyorsun ne seversin sen ona göre sana sipariş edeyim"

"Gerek yok ben aç değilim hem artık eve dönsem iyi olacak geç oldu"

"Saat geç olmuş hava da çoktan kararmış ben seni bırakırım"

"Gerek yok"

"Gerek var hem biz sabah anlaşmıştık seninle montumu alıp geliyorum dönüşte bu yaprak sarmaların hepsi bana kalacak"

İtiraz edemedim çünkü bu saatte otobüs bulmam çok zordu taksi desen zaten imkansızdı.

Ben de eşyalarımı toparladım ve onun tekrar gelmesini bekledim. Merdivenlerden inerken tam zemini ayağına atacaktı ki birden ayağa kaydı ben de orada olduğum için refleksi önüne atladım ikimiz yere düşmedik ama yarım düştük aslında.

O düşerken bile beni korumaya çalıştı bir eli belim elimde bir elli de başımdaydı. İşte o an çok tuhaftı çünkü ilk defa bu kadar yakındık birbirimize tabii beni o zorla öptüğü zamanı saymazsak.

Bu seferki bakışları çok daha farklıydı yüzünde mimik kıpırdamıyordu ama gözleri çok şey anlatıyordu sanki bana bir şey söylemek ister gibi sanki benimle bir yerlere gitmek ister gibi ya da bunları ben kendi kafamda mı kuruyordum?

Eğer ben kalkmasaydım bir süre daha öyle durabilirdik hemen toparladım ayağa kalktım ve elinden tutup onu da ayağa kaldırdım.

"Sen iyi misin Bir yerine bir şey oldu mu?"

"İyiyim iyiyim sadece dizimi çarptım"

Eşofmanlı sıyırıp dizine kadar açtı evet dizi birazcık çizilmiş gibiydi.

"Umarım morarmaz morarırsa çok acıyor çünkü"

"Bir şey olmaz ya bu benim başıma hep geliyor sakarlığımdan dolayı"

Daha fazla birbirimizle konuşmadık çünkü demin yaşadığımız şey gerçekten tuhaftı. Neyse ikimiz de söylemek istediklerimizi içimize saklayıp evden çıktık. Beni apartmanın önüne kadar değil de sokağın girişine bırakmasını istedim insanlar görüp de yanlış anlayabilir çünkü bu kadar lüks bir araba böyle bir mahallede çok görülmezdi elbette ki.

"Bıraktığın için teşekkür ederim yarın okulda görüşürüz"

"Asıl ben teşekkür ederim uzun zaman sonra bizim evde Atlas ve miran'dan başka birilerinin sesini duymak güzeldi"

Bunları söylerken yüzünde hafif bir kırgınlık ve yalnızlık hissiyatı vardı gerçekten anlatmak istediği çok şey var gibi görünüyor ya da belki içinde fırtınalar ve savaşlar kopuyor ama o sadece dışarıya kafadan çatlak kuzeyi gösteriyordu.

"Konuşmak istediğin bir şey varsa veya sadece birilerinin seni dinlemesini istiyorsan bana anlatabilirsin merak etme benden sır çıkmaz"

"Biliyorum hatta belki seninle aramız çok iyi olmayabilir ama sana diğer herkesten daha çok güveniyorum"

"Bir sorunun var belli Kuzey böyle bir çocuk olmayı sen de seçmemişsindir"

"Belki bir gün sana anlatırım ha"

"Ne zaman istersen ben dinlemeye hazırım"

"Teşekkür ederim"

"Rica ederim iyi geceler"

"İyi geceler"

Arabadan inip uzaklaştım ben apartmana girene kadar arabasının farının ışığını görebiliyordum sanırım ben eve girene kadar gitmeye niyeti yoktu.

İçeri girip camdan baktığında ancak o zaman arabasının gözden kaybolduğunu gördüm gerçekten de düşünceli bir çocuk.

(Evet arkadaşlar bu bayağı uzun bir bölüm oldu rica etsem beğenen herkes yorum yapabilir mi?)