22. bölüm · KUSURSUZLARIN OKULU
21. Bölüm
AYNI BÖLÜM DERİN İN AĞZINDAN...
Kızlarla sözleşip ayrı ayrı yola koyulduk konumlar bir birine yakındı ama istikametler tam tersiydi. Bakalım okulun çapkın çocuğu ile empati ödevi nasıl olucak gerçi son zamanlarda çok değişti ama. Bu beni niye ilgilendiriyor ki banane bundan.
Konuma baktığımda onun evi de Beşiktaş’ın en pahalı yerlerinden birindeydi. Zaten şaşırmadım artık. Bunların üçünün de aileleri aşırı zengin olduğu için normal gelmeye başlamıştı.
Otobüsten indiğim anda çevre değişmişti resmen. Her tarafta lüks arabalar, kocaman villalar, aşırı bakımlı sokaklar vardı. Kaldırımlardaki taşlar bile bizim mahalledeki bazı evlerden daha pahalı duruyordu.
Bir süre yürüdükten sonra sonunda konuma vardım.
Ama “vardım” demek bile az kalır çünkü gördüğüm şey ev değil resmen küçük bir saraydı.
Koskocaman siyah demir kapılar vardı. Kapının üstündeki altın işlemeler bile insanın gözünü alıyordu. İçeri baktığımda ucu bucağı görünmeyen devasa bir bahçe vardı. Bahçenin ortasında süs havuzu, yanında bembeyaz heykeller, her yerde kusursuz kesilmiş çimler… Hatta biraz ileride camla kaplı ayrı bir bina gördüm büyük ihtimalle spor salonuydu.
Gerçekten zenginler farklı bir dünyada yaşıyordu.
Kapının önünde güvenlik vardı tabii ki. Adımı söyledim, Miran’ın arkadaşı olduğumu anlattım. Adam telsizden birileriyle konuştuktan sonra kapı yavaşça açıldı.
İçeri girerken kendimi yabancı biri gibi hissettim.
Taş yoldan yürürken sağ tarafımda siyah bir spor araba vardı. Marka falan anlamam ama internette gördüğüm milyonluk arabalardan biri olduğuna emindim. Sol tarafta ise uzun camlarla kaplı devasa villa yükseliyordu. Ev değil oteldi sanki.
Kapıya yaklaşırken aniden açıldı.
Karşımda Miran vardı.
Üzerinde siyah eşofman vardı saçları dağınıktı ama yine de aşırı düzgün görünüyordu sinir bozucu şekilde. Bir eli cebindeydi bana bakıp hafifçe sırttı.
“Hoş geldin.”
Sanki yıllardır arkadaşmışız gibi rahat davranıyordu.
“Başka kim gelecekti zaten?” dedim dümdüz bir sesle.
Gülümsemesi biraz büyüdü.
“Bugün agresifsin.”
“Normalim.”
Beni içeri aldı. Tabii ben mümkün olduğunca mesafeli davranıyordum çünkü onun o rahat tavırlarına uyuz oluyordum.
Ama eve girer girmez birkaç saniyeliğine istemsizce etrafa baktım. Çünkü gördüğüm şey gerçekten inanılmazdı.
Koskocaman tavandan sarkan dev kristal avize vardı. Yerler parlak mermerdi. Duvarlarda aşırı pahalı görünen tablolar asılıydı. Bir köşede beyaz kuyruklu piyano bile vardı. İnsanların salonuna koyduğu şeyler bunların evinde dekor gibiydi resmen.
Bir yandan yürürken gözüm camdan dışarı kaydı. Arka tarafta kocaman bir havuz vardı. Havuzun yanında da ateş çukuru ve oturma alanı yapılmıştı. Oteldeymişim gibi hissediyordum.
“Evi izlemeyi bırakırsan odama geçebiliriz.” dedi hafif dalga geçer şekilde.
Hemen bakışlarımı çektim.
“Merak ettiğimden değil.”
“Tabii canım.”
Sinir bozucu şekilde sırıtıyordu.
Üst kata çıktık. Koridor bile bizim evin salonu kadar vardı. Sonunda odasının önünde durdu kapıyı açıp içeri geçti ben de arkasından girdim.
Odası beklediğim gibi aşırı karanlık ya da dağınık değildi. Gri ve siyah tonlar hakimdi ama odada tuhaf bir sıcaklık vardı. Büyük yatağı, çalışma masası, oyun alanı falan vardı tabii ama benim dikkatimi çeken şey bambaşkaydı.
Duvarın bir kısmında kocaman bir maNga posteri asılıydı.
İstemsizce birkaç saniye baktım.
Miran bunu fark edince yatağın kenarına oturup hafifçe güldü.
“Şaşırdın mı?”
“Biraz.”
“Niye?”
“Bilmem… seni daha çok yabancı rap falan dinliyorsun sanıyordum.”
“Dinliyorum zaten ama maNga ayrı.”
Poster gerçekten eskiydi belli ki uzun zamandır oradaydı. Altında birkaç albüm kapağı ve konser bileklikleri vardı.
“Çok seviyorum onları.” dedi bu sefer daha ciddi bir sesle. “Özellikle eski şarkılarını.”
Nedense bunu söylerken ilk defa gerçekten samimi geldi gözüme. Gösteriş yapmıyordu.
“Ben de severim.” dedim istemsizce.
Bir anda yüzü aydınlandı resmen.
“Hangi şarkı?”
“Bitti Rüya.”
“Ciddi misin?”
İlk defa bu kadar heyecanlandığını görüyordum.
“Evet?”
“Kimse o şarkıyı söylemez genelde.”
Omuz silktim.
“Güzel çünkü.”
Birkaç saniye boyunca boş boş birbirimize baktık. Sonra Miran hafifçe gülümseyip başını eğdi.
O an şunu fark ettim…
Bu çocuk dışarıdan göründüğü kadar umursamaz biri değildi galiba.
Etrafında her zaman kızlar olan miran son bir kaç haftada tamamen yanlızlığa bürünmüştü.
"Hadi gel evin geri kalanını da gezdireyim sana "
"Olur"
Dedim son defa maNga posterine bakarken. Aşağı kata inerken miran bitti rüya şarkısını mırıldanıyordu o şarkıyı ben de çok severim tuhaf ama ilk defa ortak bir noktamız vardı.
"Ödev için bana sormak istediğin bir şey var mı?"
"Evet var olmaz mı?"
Dedim çoğu müzayedelerde yüksek arttırmalara çıkacak vazolara bakarken ve en sonda duran dikkatimi çekti hemen gidip bakmak istedim.
"İnanılmaz gerçekten harika bir işçilik"
Dedim kendi kendime ama sözlerimi miran da duymuş olucak ki yanıma gelerek.
"Annemin müzayedelerde milyonlar harcadığı vazolardan biri"
Dedi annesi gerçekten hoşuma gittiği için mi yoksa bunun değerini bildiği için mi acaba satın aldı acaba.
"Ming ve Qing hanedanlıkları dönemine ait mavi-beyaz porselen vazolardan biri çok değerlidir"
"Gerçekten ben rengi hoş diye aldığını düşünmüştüm"
"Hayır tabikide çok değerli"
"Vazolar hakkında çok şey biliyorsun sanırım?"
"Evet evet"
"Peki değerli oluo olmadığını nerden anlarız?'
"Bir döneme ait az sayıda üretilmiş veya türünün tek örneği olan vazolar. Vazonun çatlaksız, tamir görmemiş ve orijinal haliyle korunmuş olması müzayededeki başarısını doğrudan etkiler.buna da kondisyon yani durum denilir.Malzeme ve İşçilik: Porselen, gümüş veya altın gibi değerli metallerden yapılan; özel boyama ve süsleme teknikleri (örneğin Çin mitolojisi figürleri) içeren eserler çok kıymetlidir. Ve tabii Provenans (Geçmiş): Vazonun daha önce hangi kraliyet ailesine veya ünlü koleksiyoncuya ait olduğu bilgisi, değerini katlayan unsurlardan biridir."
"İnek öğrenci olmanın hakkını gerçekten veriyorsun"
"Komik değilsin"
"Şaka yapıyorum ya daha fazla vazo incelemek ister misin?"
"Hayır çünkü eğer yapmaya kalkışırsam saatlerimi alır ve benim çok fazla vaktim yok bir an önce halledip eve dönmem gerekiyor"
"Ne acelen var?"
"Son otobüs ü kaçırırım"
"Ben seni bırakırım uzun uzun yap ödevi"
Boş gözlerle baktım suratına elbette ki böyle bir şeyi kabul etmicem.
"Tamam bakışlarından da anladığım kadarıyla bana hâlâ güvenmiyorsun sadece senin iyiliğin için dedim "
"Gerek yok ben kendim de halledebilirm"
"Peki sen bilirsin "
Dedi utana sıkıla saçlarını kaşırken kendi ile ilgili biraz daha bilgi verdi ama benim gözüme çarpan şey bu evde asla bir aile sıcaklığının olmaması.
