29. bölüm · KUSURSUZLARIN OKULU
28. Bölüm
LİNA NIN AĞZINDAN...
Allahım annemin sabah hazırladığı kahvaltı nın kokusunu bile özlemişim insanın evi gibisi memleketi gibisi yok. Ne güzel burda fazla insan yok trafik yok can sıkıcı bunlatıcı sorular soran teyzeler yok en iyiside kendini beğenmiş egoist narsist zengin bebeleri yok.
Ama nedense içimde bir boşluk hissi var karne günü kuzey in son bakışı çok şey anlatıyordu sanki ya da bana mı öyle geldi acaba.
Ve tabii gizemli şiirci de var onun kim olduğu hakkında da en ufak bir bilgim yok. Bizim sınıftan mı ona da emin değilim. Karne günü son olarak çantama bir şiir bırakılmıştı bu seferki hepsinden biraz farklıydı.
"Şimdi bir yıldız kadar uzaksın bana. Bakmak yetmiyor dokunmak hissetmek istiyorum ama olmuyor. Dokunsam sanki kırılıp dökülecek dağılıp gidecekmişsin gibi geliyor. Öylesine narin ve güzelsin ki seni incitmek bu dünyada isteyeceğim en son şey. Söyle bana parlayan yıldızım ne zaman sana kavuşabilirim?"
Okuyunca içim bir hoş oldu nedense bu kadar güzel bir şiir beklemiyordum bu diğerlerinden farklıydı. Bana bir şey anlatmak ister gibi.
Ama ya benimle dalga geçme amaçlı yapılan bir şeyse ya benimle oyun oynuyorlarsa. Ama bur ihtimal daha var benden hoşlanan biri olabilir mi ki acaba? Neden gelip bana direkt söylemek yerine bu yola başvurdu ki. Kim olduğunu bir bulsam aslında neden yaptığını da anlicam ama bulamıyorum ki aklıma kimse gelmiyor.
"Lina hadi kızım kahvaltı hazır"
Annemin sesi ile elimdeki kağıt parçasını hatıra kutuma kaldırıp odamdan çıktım. Diğerleri çoktan kahvaltıya oturmuş annem çayları koyuyordu.
"Günaydın herkese afiyet olsun "
"Zor kalktın yataktan "
"Sorma baba ya canım bursa nın havası bile yetiyor uyutmaya "
"İstanbul pek size göre değilmiş herhalde "
"Hiç değil ya"
Dedim tabağıma bir iki lokma bir şey alırken. Konu İstanbul ve ordaki düzenimize geldi tabi çalıştığımızı söylemedim.
"Necla abla ve kazım amca sağolsunlar çok yardımcı oldular bize onlar olmasa ne yapardık kim bilir"
"İyi oldu onların olması en azından gözümüz arkada kalmadı"
"Evet evet keyfimiz de yerinde ev de güzel mahalleli de iyi insanlar"
"Peki okul sınıf arkadaşların falan onlar nasıl?"
Bu soru kal gelmesi için yeterliydi. Ne anlatıcam ki aileme okulun sahibinin çocuklarına kafa tuttuk biri bana kafayı taktı en son zorla öpüp fotoğrafı okula yaydı bir şekilde halledip en sonunda evine gidip empati ödevi yaptım mı dicem hayır desem kıyamet kopar.
"Lina baban bir şey sordu kızım "
"Ha arkadaşlar iyiler ya çok kimse ile muhatap olmadığımız için pek tanımıyorum "
"İyi en azından kimseyi dövüp karakolluk olmamışsın"
"Aşk olsun baba ben öyle bir insan mıyım?"
"Değil misin?"
Dedi gözlüğünün üstünden sırıtarak bakarken.
"Tamam bazı vukatlarım olabilir ama bu suçlu olduğum anlamına gelmez"
Annem de gülerek babamın beni zorbalamasına destek verdi
"Bir de küçükken avukat olucam derdin senden olsa olsa vukat olur"
"Ay anne abart"
Hepsi bir olmuş benimle dalga geçiyor.
"Bir kere vukat olsam o çocukla ödev yapmam"
"Hangi çocuk"
Dedi babam kahkahasının arasından. Afferin sana lina şimdi öğrenmeden susmazlar.
"Eeee şey. Okulun sahibinin oğlu aynı sınıftayız da hoca ortak ödev verdi ondan. "
"Ne güzel ne ödeviymiş bu?"
"Eee empati ödevi sonra anlatırım evine gidip hayatı ile ilgili biraz konuştuk uzun hikaye bir ara konuşuruz bunları"
Çok üstüne gitmediler neyseki sormadıkları için en azından yalan söylemicem zaten unuturlar bu konuda bir daha açılmaz.
Kahvaltı dan sonra Eylül ün yanına gittim derin i de alıp çıktık evden normalde Levent amca bize ders çalışın diye ev hapsi verir ama yeni geldiğimiz için bir kaç günlük izin verdi biraz gezin eğlenin sonra sizi sıkı bir ders programı bekliyor dedi.
Levent amcayı kendimizle İstanbul a götürebilsek aslında çok iyi olur orda bize sıkı yönetim yapacağı için sınavlara son gün çalışmak zorunda kalmayız. Neyse ki karnede zayıf yok ortalamalar da yüksek özellikle de derin in ortalaması yüksek olduğu levent amca eskisinden daha esnek davranıyor.
Onun için disiplin herşeydir emekli olmadan önce de başkomisermiş bazen eski iş arkadaşları anlatırdı levent komiserimiz içeri gidiğinde bile hava gerilirdi. Bir de böyle bir adamın kızı derin Allahtan benim babam levent amca gibi kuralcı disiplinli değil ona rağmen iyi bir evlatım ben bir kaç kere karakolluk olduğumu saymazsak tabii.
Kızlarla gezdik biraz ne çok özlemişim ya halbuki iki üç ay uzak kaldık sadece. İstanbul u bir türlü sevemedim nedense bana hep soğuk bir şehir gibi geldi.
Fazlasıyla büyük binalar kalabalık bir şehir yoğun trafik ve daha sayamadığım bir çok şey. Nefes almak için 14 günümüz var daha doğrusu 12 günümüz kaldı. Son gün yola çıksak desek iki buçuk saatten fazla sürer sabah gitsek öğlenden sonra orda oluruz ama levent amca son günden bir gün önce gidin diyor son gün de dinlenirsiniz diyor ne yaparız ki hiç bilmiyorum neyse o gün gelince düşünürüz artık.
Ha tam sırası kızlara şu banagelen şiirleri sorayım.
"Kızlar ya size bir şey sorucam"
"Sor kanka"
"Ya okulda defterimin arasına şiir bırakan biri var siz değilsiniz değil mi?"
"Biz niye öyle bir şey yapalım ki?"
"Ne bileyim şaka amaçlı yapmışsınızdır diye düşündüm"
"Çok saçma ya bakim yanındalar mı?"
"Yok ama fotoğrafını çektim"
Şiirlerin yazılı olduğu kağıtların fotoğraflarını gösterdim kızlara derin yüzünde kocaman bir sırıtışla okudu.
"Kanka kim yazdı bilmiyorum ama yazan kişi sana abayı yakmış"
"Ay saçmalama niye öyle bir şey yapsın ki gelip direkt yüzüme söyler"
"Belki de red yemekten o kadar korkuyordur ki böyle bir yola başvurmuştur"
"O kadar korkaksa zaten benden uzak dursun aşkını itiraf edemeyecek gerçekten hayır gelmez"
"Bir şey diyeceğim bu şiirler alıntı gibi durmuyor sanırım kendisi yazmış"
"Evet ben de öyle düşündüm biraz acemice ama güzel şiirler eğer herhangi bir şairden almış olsaydı profesyonel şiirler olurdu"
"Evet evet kim acaba ya?"
"Bilmem ki hiç kimse aklıma gelmiyor yani Bizim sınıftan da olabileceğini düşünmüyorum"
"Belki de birileri şaka amaçlı koydu"
"Bilmiyorum ya eğer şaka amaçlı olsaydı ortaya çıkardı bu kadar uzamazdı"
"Doğru haklısın neyse buluruz bir şekilde artık eve dönelim mi hava soğuk biraz"
"Olur olur dönelim"
Gelen otobüse binip eve doğru ilerledik. Bahçe kapısının önüne geldiğimizde bizimkilerin hepsinin bir arada toplandığını gördüm sanırım bizim bahçedeki birkaç işle uğraşıyorlardı.
Annemler tabii sohbeti köpürtmüş iyice kimsenin bizim geldiğimizden haberi yoktu biz de yanlarına gittik. Sohbete biz de dahil olduk babamlar ağaçların etrafını kazıyorlardı henüz erken diye düşündüm çünkü daha Şubat ayındayız ama onlar sanırım bir an önce halledip bitirmek istiyorlar.
Biz bahçe işleri ile uğraşırken çok tanıdık bir ses duydum.
"selam yine kolay gelsin"
Ay yok artık yanlış duyuyorumdur inşallah yanlış duyuyorumdur da kulaklarım bozulmuştur. Aynı anda üçümüz de kafamızı çevirip sesin geldiği tarafa baktık ve gözlerime inanamadım.
Kuzey Miran ve Atlas buradalar Bursa'da hem de tam Bizim bahçe kapısının önündeler Allah'ım bu bir kabus mu.
Üçümüz de şaşkınlıkla ne diyeceğimizi bilemedik sadece bakakaldık üçünün burada ne işi var?
