27. bölüm / 44
Kül ve MühürKahvaltıdaki Fırtına
Bölümler 44Şu an: Kahvaltıdaki Fırtına
- 1 Rayların Ritmi520 kelime
- 2 Tozlu Kıvılcımlar638 kelime
- 3 Mirasın Seçimi398 kelime
- 4 Gümüş ve Yeşil Arasında481 kelime
- 5 Otorite ve İsyankar Kan507 kelime
- 6 Gece Yarısı Sırları428 kelime
- 7 Kaosun Kahkahası504 kelime
- 8 Gökyüzünde Dans424 kelime
- 9 Maskelerin Ardındaki Öfke436 kelime
- 10 Hayran Klüpleri474 kelime
- 11 Sınır İhlali489 kelime
- 12 Asaların Savaşı443 kelime
- 13 Revirin Sessizliği428 kelime
- 14 İstisnalar456 kelime
- 15 Seradaki Cam Duvarlar526 kelime
- 16 Sırdaşlar450 kelime
- 17 Kelimesiz Anlaşma477 kelime
- 18 Tahminler ve Gizli İksirler404 kelime
- 19 Görünmez Temas446 kelime
- 20 Cam Kırıkları503 kelime
- 21 Yatakhanedeki Sırlar ve Fısıltılar422 kelime
- 22 Üç süpürge ve Tehlikleli Oyunlar497 kelime
- 23 Kar ve Vişne Çürüğü420 kelime
- 24 Dağılan Renkler ve Sessiz Sorular446 kelime
- 25 Mürekkep ve Mesafe456 kelime
- 26 Kızlar İttifakı430 kelime
- 27 Kahvaltıdaki Fırtına433 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 Maskeler ve Gerçekler415 kelime
- 29 Plaklar ve Eski Ritimler339 kelime
- 30 Mirasın Gölgesinde Bir Sabah296 kelime
- 31 Başlamayan Şeyler359 kelime
- 32 Amortentia ve İlizyonlar451 kelime
- 33 Mühür ve İtiraf376 kelime
- 34 Zindanlardaki Koku458 kelime
- 35 Geceyi Bölen Sessizlik369 kelime
- 36 Sessiz Uyum343 kelime
- 37 Dışarıdan Bakan Gözler443 kelime
- 38 Yıldızların Altında ,Gölgelerin İçinde452 kelime
- 39 Sessizlik ve Kaçış271 kelime
- 40 Masadaki Yerimiz421 kelime
- 41 Gölge Takibi487 kelime
- 42 Çözülemeyen Düğüm521 kelime
- 43 Zihin Oyunları ve Sessiz Savaş548 kelime
- 44 Zindanların Fısıltıları ve Dost Meclisi544 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah Büyük Salon’a girdiğimde üzerimde tuhaf bir özgüven vardı. Kızlarla dün geceki konuşmamız, içimdeki o pasif bekleyişi yok etmişti. Gryffindor masasından bize bakan Hermione ile göz göze geldik. Pansy, yanımda yürürken Hermione’ye hafifçe göz kırptı; Hermione ise belli belirsiz bir tebessümle karşılık verdi. Draco bu kısa etkileşimi görünce şaşkınlıktan elindeki parşömeni düşürüyordu.
"Neler oluyor burada?" diye mırıldandı Draco, yanımıza otururken. "Siz ikiniz ve bir Gryffindor? Kıyamet yakındır."
"Sadece yeni müttefikler Draco," dedim sakince.
Tam o sırada Mattheo yanıma çöktü. Bugün her zamankinden daha neşeliydi. "Günaydın Elera! Bakıyorum da bugün de o meşhur 'yasaklı' rujundan vazgeçmemişsin," diyerek doğrudan yüzüme yaklaştı.
Tom, bizden birkaç koltuk ötede Penelope ile yine "akademik" bir sohbete dalmış gibi görünüyordu. Ama Mattheo’nun bana bu kadar yaklaşmasıyla birlikte tüy kalemini kağıdın üzerine sertçe bıraktığını duydum.
Mattheo, sanki sadece ikimiz varmışız gibi, elini saçlarıma daldırdı ve kulağıma doğru eğildi. "Sana bir sır vereyim mi?" diye fısıldadı ama sesini Tom’un duyabileceği kadar yüksek tutuyordu. "Abim şu an önündeki kitabı ters tutuyor. Odaklanma sorunu yaşıyor galiba, sence neden?"
Kahkahayı bastım. "Belki de Penelope’nin anlattıkları fazla karmaşıktır Matt."
Mattheo, parmaklarını boynumun hemen yanındaki saç tutamımda gezdirmeye devam etti. "Belki de... Ama senin bu sabahki halin benim bile aklımı karıştırıyor." Elini yavaşça omzuma koydu ve beni kendine doğru çekti. O an aramızdaki bu samimiyet, masadaki tüm Slytherinlerin ilgisini çekmişti.
Tam o sırada, Tom’un oturduğu taraftan keskin bir 'çat' sesi yükseldi.
Hepimiz oraya döndük. Tom’un elindeki gümüş saplı kupa, sanki görünmez bir güç tarafından sıkıştırılmış gibi tam ortasından çatlamış, içindeki çay masaya dökülmeye başlamıştı. Penelope korkuyla geri çekildi.
Tom’un yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu. Gözleri masadaki dökülen çaya dikiliydi ama eklemleri bembeyaz olana kadar bardağı hala sıkıyordu. Elinden sızan çay damlaları bileği boyunca ilerlerken, bakışlarını yavaşça kaldırdı.
O an, Büyük Salon’daki tüm gürültü kesildi. Tom’un karanlık gözleri, önce Mattheo’nun omzumdaki eline, sonra da benim gözlerimin içine dikildi. Bakışları o kadar yoğun, o kadar yakıcıydı ki, az önce bardağı patlatan o enerjiyi bizzat ruhumda hissettim.
"Dikkatsizlik," dedi Tom, sesi bir yılanın fısıltısı kadar soğuk ve tehlikeliydi. "Bazı şeyler, fazla baskı uygulandığında kırılmaya mahkumdur."
Mattheo elini çekmedi, aksine daha da sahiplenici bir tavırla gülümsedi. "Öyle mi diyorsun abi? Belki de sadece bazı şeylerin dayanıklılığını test etmeyi bilmiyorsundur."
Tom ayağa kalktı. Masaya dökülen çayı bir asa hareketiyle temizledi. Penelope’ye bakmadan, "Kütüphaneye gitmem gerekiyor. Tek başına devam et," dedi ve salonu terk etti. Ama geçerken sırtıma çarpan o buz gibi rüzgar, bardağı patlatanın sadece fiziksel bir güç olmadığını kanıtlıyordu.
Pansy yanıma eğilip fısıldadı: "Bardak patladı Elera... Adamın kontrolü cam kırıkları gibi dağıldı. Operasyon başarıyla devam ediyor."
______________
Yeni bölüm sizlerle umarım beğenirsiniz ✨ Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum 💚
Bölüm etkileşimi
