5. bölüm · Kül ve Mühür

Otorite ve İsyankar Kan

Black Night

Yemek boyunca Mattheo’nun zekice esprileri ve Draco’nun eski günlerden açtığı konular sayesinde kendimi uzun zamandır olmadığım kadar rahat hissetmiştim. Pansy ve Astoria’nın meraklı soruları bile o kadar batmıyordu. Ancak masanın biraz uzağında, bir heykel sessizliğiyle oturan Tom Riddle’ın varlığını her an ensemde hissediyordum. Konuşmuyordu ama oradaydı; her kelimemizi tartıyor, her gülüşümüzü not ediyordu.
Ziyafet sona erdiğinde ve Dumbledore’un kapanış konuşması yankılandığında ayağa kalktık. Tam Draco ile ortak salona doğru yönelecektim ki, buz gibi bir ses kalabalığın gürültüsünü bıçak gibi kesti.
"Malfoy, sen devam et."
Tom Riddle ayağa kalkmıştı. Pelerini omuzlarından kusursuz bir asaletle dökülüyordu. Gözlerini Draco’dan ayırıp doğrudan bana dikti. "Grindelwald, bir sınıf başkanı olarak sana binanın kurallarını ve değişen parolaları aktarmam gerekiyor. Malum, burası Durmstrang değil; burada kurallar sadece tavsiye değildir."
Draco bir an duraksadı, bakışları Tom ile benim aramda gidip geldi. Mattheo ise arkadan hafifçe sırıttı, durumdan keyif aldığı her halinden belliydi. "Dikkat et Elera," diye fısıldadı Mattheo kulağıma doğru, "Abim kurallar konusunda biraz... takıntılıdır."
"Kendi başımın çaresine bakabilirim," dedim Mattheo’ya göz kırparak. Ardından Tom’a döndüm. "Pekala Riddle. Madem görev bilincin bu kadar yüksek, seni dinliyorum."
Grup uzaklaşırken Büyük Salon yavaş yavaş boşalıyor, mumların ışığı hafifçe azalıyordu. Tom, ellerini arkasında birleştirmiş bir şekilde yürümeye başladı, ben de yanında. Aramızda bir kişinin sığabileceği kadar mesafe vardı ama yaydığı o ağır aura tüm koridoru kaplıyordu.
"Hogwarts’ta hiyerarşi önemlidir Elera," dedi, ismimi ilk kez telaffuz ederken. Sesi pürüzsüz ama mesafeliydi. "Burada kiminle oturduğun, kiminle güldüğün sadece senin sosyal tercihin değildir. Kimliğini ve tarafını belirler."
Hafifçe güldüm, bu ses boş koridorda yankılandı. "Bana dadılık mı yapıyorsun, yoksa gözümü mü korkutuyorsun? Çünkü ikisi için de yanlış kişiyi seçtin. Ben tarafımı birilerinin uyarısıyla değil, kendi kararlarımla seçerim."
Durdu. Aniden bana doğru döndüğünde, aramızdaki o güvenli mesafe bir anda yok oldu. O kadar yakındı ki, cubbesine sinmiş o hafif nane ve eski kitap kokusunu alabiliyordum. Tepeden bana bakarken, gözlerindeki o karanlık derinlik ürkütücüydü.
"Dedenin ismini taşımak sana bir dokunulmazlık vermez," dedi fısıltıyla. Sesi şimdi daha tehlikeliydi. "Bu şatoda her şey benim denetimimden geçer. Mattheo’nun flörtöz tavırlarına veya Malfoy’un korumacı kanatlarına güvenme. Burada ayakta kalmak istiyorsan, kime itaat etmen gerektiğini bilmelisin."
Geri adım atmadım. Aksine, bir adım daha yaklaştım; aramızdaki boy farkına rağmen gözlerimi tam olarak o karanlığın içine diktim.
"İtaat mi?" dedim alaycı bir tonla. "Anlaşılan baban sana sadece emir vermeyi öğretmiş Riddle. Ama unutuyorsun; benim kanım, emir alanların değil, dünyayı değiştirenlerin kanı. Eğer bu bir güç gösterisiyse, şunu bil: Ben senin tebaandan biri değilim. Hiçbir zaman da olmayacağım."
Tom’un yüzünde belli belirsiz bir kasılma oldu. Gözleri bir anlığına boynumdaki kolyeye, ardından yüzümdeki o soğuk ama etkileyici ifadeye kaydı. Bir şey söyleyecek gibi oldu, dudakları aralandı ama sonra vazgeçti. O an, o meşhur kontrolünün sarsıldığını, zihnindeki o kusursuz Elera tablosunun paramparça olduğunu hissettim.
"Parola: Sanguis Purus," dedi sadece, sesi tekrar o profesyonel sınıf başkanı tonuna dönmüştü. "Yolunu bulabileceğini umuyorum Grindelwald. Zira kaybolanlara yardım etmek hobilerim arasında değil."
Arkasını dönüp hızla uzaklaşırken gülümsedim. Tom Riddle, ilk raundu kaybettiğinin farkındaydı. Ortak salona doğru yürürken, bu okulun sandığımdan çok daha eğlenceli geçeceğini biliyordum.

_________________

Yeni bölüm sizlerle umarım beğenirsiniz 💜 Yorumlarınız ve beğenilerinizi bekliyorum 🩶