32. bölüm · Kül ve Mühür

Amortentia ve İlizyonlar

Black Night

İksir sınıfı bugün her zamankinden daha yoğundu. Sınıfın tam ortasında, devasa bir kazanın içinde sedef rengi pırıltılar saçan ve dumanı helezonlar çizerek yükselen bir iksir duruyordu: Amortentia. Profesör Slughorn, iksirin kişiye en çok cazip gelen şeylerin kokusunu yaydığını anlatırken masalarda büyük bir fısıldaşma başladı.
Slytherinler ve Gryffindorlar kazanın etrafında toplanmıştı. Hermione heyecanla elini kaldırdı. "Profesör, ben taze biçilmiş çimen, yeni parşömen ve... şey, naneli diş macunu kokusu alıyorum," dedi ve kızararak kafasını arkaya, Ron’a doğru çevirdi. Ron ise kulaklarına kadar kızarmış bir halde önüne bakıyordu.
Blaise kazana yaklaşıp derin bir nefes aldı ve Astoria’ya çapkın bir bakış attı. "Ben kesinlikle pahalı Fransız parfümleri ve biraz da... vanilya kokusu alıyorum." Astoria, Blaise’in bu doğrudan hamlesiyle heyecanla Pansy’nin kolunu sıktı.
Sıra Draco’ya geldiğinde eğildi, kokladı ve hafifçe gülümsedi. "Gül yaprakları ve yeşil elma." Pansy, o meşhur gül kokulu parfümünün fark edilmesinin gururuyla saçlarını arkaya attı.
"Peki ya siz, Bayan Grindelwald?" Slughorn bana doğru gülümsedi.
Kazana doğru yaklaştım. Derin bir nefes aldığımda, zihnimdeki tüm o umursamaz duvarların bir anda sarsıldığını hissettim. "Ben..." dedim duraksayarak. "Karanlık, eski kütüphanelerin o ağır kokusunu, kış rüzgarını ve... hafif bir nane esintisi alıyorum. Çok baskın bir koku. Ama neye ait olduğunu çözemiyorum."
Kütüphane ve kış rüzgarı... Zihnim bunun sadece kütüphanede geçirdiğim saatlerden ibaret olduğunu söylese de, kalbimin ritmi hızlanmıştı. Masama doğru dönerken Tom’un gözlerini üzerimde hissettim.
Slughorn turnayı gözünden vurmak ister gibi Tom’a döndü. "Bay Riddle, bir de siz deneyin. Sizin gibi mükemmel bir zihni ne cezbeder, merak ediyorum."
Tom, o aşılmaz ve mesafeli tavrıyla kazana yaklaştı. Penelope yanındaydı ve merakla ona bakıyordu. Tom eğildi, dumandan derin bir nefes aldı. O an, yüzündeki o sarsılmaz maskenin bir saniyeliğine düştüğünü, göz bebeklerinin büyüdüğünü sadece ben fark ettim.
"Ben," dedi Tom, sesi her zamankinden daha boğuk çıkmıştı. "Karanlık bir gecede açan gece kraliçesi çiçeğinin kokusunu alıyorum. Ve... çok eski, asil bir ailenin mühür mumunu. Ama en çok da... bir parça mürekkep kokusu."
Sınıftakiler bunun Tom'un sadece "kitaplara ve güce" olan düşkünlüğünün bir kanıtı olduğunu düşünüp fısıldaşmaya başladılar. Penelope, Tom'un kokusunun kendisiyle hiçbir alakası olmadığını anlayınca bozulmuştu.
Ancak benim içimde bir yerlerde taşlar yerine oturdu. Gece kraliçesi çiçeği, Grindelwald malikanesinin bahçesindeki o nadide çiçekti; mühür mumu ailemin asaletini simgeliyordu ve mürekkep... dün gece parmak uçlarındaki o vişne çürüğü rujunu silerken bulaşan o lekenin kokusuydu.
Tom da, ben de kimin kokusunu aldığımızı mantıken inkar ediyorduk. Ama Amortentia yalan söylemezdi. İkimiz de birbirimizin en derin, en gizli kokularına esir düşmüştük ve zihnimiz bunu ne kadar saklamaya çalışırsa çalışsın, ruhumuz çoktan teslim olmuştu.
Mattheo yanıma eğilip fısıldadı: "Abim nane kokar Elera. Ve senin az önce saydığın o kütüphane kokusu... Onun zindanlardaki özel çalışma odasının birebir aynısı. Sanırım başlamayan o şey, burnunun ucunda tütüyor.

_________________

Yeni bölüm sizlerle umarım beğenirsiniz 🥰 Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum 🤍