Kayıp Anılar kitap kapağı

9. bölüm / 32

Kayıp Anılar

9. Ayak Serçe Parmağı

Vaveyla Yazarı: Yüsraa Bulutt

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 32Şu an: 9. Ayak Serçe Parmağı

(İzmir)
(Yazar Anlatımıyla)

Okuldan yeni gelmişti Hakan. Gün boyu derslere kafa yorup hocalardan azar işitmek onu yormuştu. Çalışkandı ama yaramazdı da. Gençlik enerjisinden midir bilinmez, sürekli hareketli ve yaramazdı. Tüm bunların aksine çalışkan ve başarılı olması garipti.

Evde onu bekleyen bir kız kardeşi olduğunu hatırlayınca sırıttı. En sevdiği şeylerden biri de kız kardeşiyle uğraşmaktı. Tüm yorgunluğunu kız kardeşini döverek atabilirdi. Evin kapısını tıklattı.
"Kim o?" dedi kapının arkasındaki Nehir.
"Çok sevdiğin abin." diye yanıtladı onu Hakan.
"Kal orada, açmayacağım kapıyı falan."
"Kapıyı açmazsan Denizlere nasıl gideceksin?"

Nehir, her gün Deniz okuldan gelir gelmez onun yanına giderdi. 3 yaş küçük olmasına rağmen iyi anlaşıyorlardı. Çünkü ikisinin de ortak bir amacı vardı: Hakan'ı dövebilmek.

Nehir oflayarak kapıyı açtı. Abisinin içesi geçmesine izin verdi ve koşarak odasına gitti. Abisinin sinir bozucu davranışlarını hiç çekemeyecekti. Odasının kapısını tam kapatacaktı ki Hakan, ayağıyla buna engel oldu ve çantasını kardeşine fırlattı. Çanta darbesiyle yerinde sendeleyen Nehir, küfür etmemek için kendini zor tuttu.

"Mall! Yine ne tür bir sorunun var da benimle uğraşıyorsun?"
"Bu hobi kızım hobi! Seninle uğraşmazsam mutlu olamıyorum."
"Ruh hastası! Git başımdan."

Hakan omuz silkti ve Nehir'in odasından çıktı. Kendi odasına girdi ve rahat bir şeyler giyerek salona geçti. Kanepeye uzandı ve telefona bakmaya başladı. Anında telefonuna bir bildirim geldi.

*Keyf-i Muhabbet grubundan 2 mesaj*

Gıcık Deno:Acil buluşmamız gerek.
Gıcık Deno:Önemli bir konu, hemen.
Hakan: Noldu, tırnağın mı kırıldı bu sefer de?
Gıcık Deno: Şakanın sırası değil! Gizem hakkında.
Hakan: N'olmuş Gizem'e?
Gıcık Deno: Ya buluşup konuşalım işte!
Berkom: Nerede buluşacağız?
Derya Bacım: Elinin köründe Berk!
Berkom: Oğlum ilk defa şaka yapmadan bir şey soruyorum onda da tersleme.
Gıcık Deno: Kavgayı kesin! Birimizde buluşalım.
Hakan: Bizim eve gelin. Annem ve babam yok, sadece Nehir var. O kendi odasında durur zaten. Ben onunla konuşurum.
Berkom: Konuşurum = döverim.
Hakan: Oğlum hadi gelin işte lan!

Hakan, telefonu kapattı ve Gizem hakkında ne olabileceğini düşündü. Ne olabilirdi ki? Önemli demişti Deniz. Meraktan ne yapacağını bilemedi ve beklemeye koyuldu. Bir süre sonra kapı çalınca hemen yerinden kalktı ve kapıyı açtı. Karşısında Berk ve Derya vardı.

"Niye benimle aynı anda geldin?" diye sordu Derya, Berk'e.
Berk ise ters ters bakmakla yetindi. "Seninle aynı anda geleyim diye hesapladım. Hey Allah'ım!" diye söylendi. "Tokanı vermiyorum diye mi bunlar?"

"Evet! Hiçbir yerde benimki gibi kıskaçlı toka yok, ve senin yüzünden 4 gündür örgüyle duruyorum."

"Böylesi daha iyi." dedi Berk, eve girerken.

Hakan etrafa bakındı ve Deniz'i göremeyince "Deniz nerede?" diye sordu.

Berk "1 saate anca gelir." dedi ve salona geçti. Ardından da Derya.

Hakan "Önemli bir şey söyleyeceğim, diyor kendisi gelmiyor!" dedi, Berk ve Derya'nın karşısındaki kanepeye oturdu. Derken kapı çaldı. Derya kapıyı açmaya yelteniyordu ki Hakan onu durdurdu. "Sen kalkma, ben bakarım." dedi ve tekrar kapıyı açtı. Karşısındaki Deniz, kıvırcık ve uzun olan saçlarını açık bırakmış, üzerinde siyah ceketi ve kahverengi pantolonuyla duruyordu.

"Gel." dedi Hakan, kenara çekilerek.

"Gelebilirsin, diyeceksin. Emir vererek konuşma!"

Hakan sinirlendi ve "Gelebilirsiniz Deniz Hanım!" dedi.

Deniz sırıttı ve içeri girdi. Hakan arkasından kapıyı kapattı ve beraber içeri girdiler. Deniz; Derya ve Berk'in karşı koltuğuna oturdu ve "Selam." dedi. Hakan ise onun yanına belirli bir mesafe bırakarak oturdu. Derya ve Berk de "Selam." dedi.

Derya "N'oldu? Gizem hakkında önemli olan şey ne?" diye sordu.

Deniz derince bir nefes verdi. "Okuldan geldiğimde annem söyledi. Berfin Abla anneme Gizem'in hafıza problemi olduğunu söylemiş."

Söyledikleriyle hepsi donakaldı. Berk yutkundu. Derya şaşkınlıkla Deniz'e baktı. Hakan ise hiçbir tepki veremedi. Deniz anlatmaya devam etti.

"O patlama olayından sonra hafızası yavaş yavaş silinmeye başlamış. Travmatik Amnezi mi ne, öyle bir şeymiş. Zamanla çoğu şeyi unutabilirmiş. Bizi, ailesini hatta kendisini bile. Berfin Abla, Gizem'in eskisi gibi olmadığını söylemiş. Daha da içine kapanıklaşmış, gülmüyormuş bile. 4 gündür okul haricinde bir yere gitmemiş. Evindeymiş hep."

Hepsi duyduklarıyla daha da şok oldu. Demek arkadaşları hafızasını kaybediyordu, öyle mi? Ne yapabilirlerdi ki? Hepsi sessizliğini korudu. Kimse bir şey demedi.

Bu sırada onları kapının ardından dinleyen Nehir, hepsini duymuştu. Gizem İzmir'de olduğu zamanlar onu çok seviyordu. Her zaman sanki kendi öz ablasıymış gibi görürdü. Ondan örnek alır, onunla vakit geçirmeyi severdi. Hafızasında bir sorun olması onu sarstı. İçeri girdi ve:

"Ne demek her şeyi unutuyormuş?" dedi şaşkınlıkla ona bakarak. Deniz bir şey demedi, Hakan ise sinirle ayağa kalktı ve:

"Odana git Nehir! Seni alakadar etmez."

"Hiçbir yere gitmiyorum! O benim de arkadaşım ve ne olduğunu öğrenmek benim de hakkım!"

"Kapıdan dinlemedin mi işte! Ne duyduysan o, git şimdi!" diye bağırdı Hakan.

"Kalsın," dedi Deniz. "O da öğrensin. Çok gizlenmesi gereken bir şey değil ki." o an Nehir minnetle Deniz'e baktı. Hakan ise yerine geri oturdu. Olmuyordu, şu kıza karşı çıkamıyordu!

Derya "B-bir çaresi var mıymış?" diye sordu zar zor konuşarak. Gözleri doldu.

Deniz "Derin, sarsıcı unutamayacak kadar derin etki bırakacak bir olay olmalıymış. Ancak o zaman hafızası yerine gelirmiş. Mutlu bir an da olabilirmiş, kötü de..." dedi.

Berk "Olacak iş mi be! Offf, peki biz napabiliriz?" dedi.

Derya "En azından onunla konuşsak, moralini yerine getirecek şeyler söylesek? Her gün onu arayalım hem yalnız hissetmez hem de unutmaz bizi." dedi.

Hakan "Bu ne boktan bir durum böyle?" diye söylendi.

O gün hepsi bir hüzün içindeydi. En yakın arkadaşlarından ayrı olmak, üstüne bir de zor zamanlarında yanında olamamak onları üzüyordu. Korkuyorlardı çünkü artık Gizem'in eskisi gibi olmayacağını biliyorlardı.

Gizem, Gizem değildi artık.
O 'Derin'di...

(İstanbul...)

Şu aralar hep dalgındı Yiğit. Aklında hep biri vardı. Derin. Ne yaptıysa da çıkmıyordu aklından. O günden beri, yani Gizem’in “Derin” diye seslenilmesine izin verdiği günden beri, aklından çıkmıyordu. Derslerde not alırken, kantinde yemek yerken, hatta eve dönerken bile aklına takılıyordu. Kızın su yeşili gözleri, o hafif dalgın bakışı, boynundaki siyah turmalin kolye… Hepsi zihninde dönüp duruyordu.

Yiğit pencerenin kenarına oturmuş, dışarıya bakıyordu. Yağmur çiselemeye başlamıştı. Parmaklarını masada ritmik bir şekilde tıklatıyordu. Normalde çok konuşmazdı ama son zamanlarda neredeyse hiç konuşmuyordu. Tolga ve Yeliz birkaç kez “Yiğit, iyi misin?” diye sormuştu. O da sadece “İyiyim” deyip konuyu kapatmıştı.

Aslında iyi değildi.

Gizem’in hafızasının yavaş yavaş silindiğini öğrendiğinden beri içinde garip bir ağırlık vardı. Kız her şeyi unutacaksa, o kısa zamanda onun aklına kazınmak istiyordu. Belki de bu yüzden ona “Derin” diyordu. Çünkü o ismin unutulmayacağını umuyordu. Kızın hafızasında silinmeyecek kadar derin bir yer edinmek istiyordu.

Unutma Derin, diye geçirdi içinden. Seni unutturmayacağım.

Peki neden aklından çıkmıyordu bu kız? Neden sürekli başka bir şey düşünmeye çalışsa bile aklında hep o oluyordu?

"Yeliz malı saçma düşüncelerini bana gönderdi." diye söylendi. Yeliz, iki saat önce Tolga ve ikisine bizi takip ediyorsunuz diye mesaj atmıştı. Ve iki saat kendilerini açıklamaya çalışmışlardı.

"Çık artık aklımdan!" Olmuyordu. Okula geldiği ilk gün su yeşili gözleri, sahildeyken ona iltifat edişi, yine sahildeyken kollarının arasında ağlaması aklından çıkmıyordu. Onu en çok mutlu eden de Derin'e aldığı turmalin taşlı kolyeyi boynundan çıkarmamasıydı. Yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.

Derken 5 yaşındaki küçük kardeşi paytak adımlarla odasına girdi. Yiğit'in gülümsediğini gördü ve ela gözlerini abisine dikti.
"Abi!" dedi.
"Noldu?" dedi kardeşine bakarak. Kardeşini pembe fırfırlı elbisesiyle çok tatlı buluyordu. Ayağa kalktı ve kardeşini önünde diz çöktü, aynı boya gelebilmek için.
"Toyga abim geldi." dedi, henüz kelimeleri tam çıkaramıyordu.
"Neden gelmiş?" dedi kaşlarını çatarak.
"Bilmiyoyum ki." dedi omuzlarını silkerek. "Bana sadece 'abin neyede ufaklık?' diye sordu."
Konuşma tarzı Yiğit'i güldürebilirdi. Hafifçe gülümsedi ve "hmm neredeymiş hani Tolga?" diye sordu.
"Kapının önündeler. Yanında sayı saçlı biyi vardı."
"Sarı saçlı mı?" diye sordu.
"Heee." diye onaylı küçük Mehsa, abisini.
Sarı saçlı diye geçirdi aklından. O an aklına gelen isimle hemen odasından çıktı. Kapının önüne geldiğinde Tolga ve yanında bir kız duruyordu.

Derin...

Derin'i gördüğünde gülümsememek için kendini zor tuttu. Neden evine gelmişti? Yanında neden Tolga vardı? Düşüncelerini bir kenara attı ve meraklı gözlerle ikisine baktı.
"Hayırdır, beni mi özlediniz?" diye sordu.
Derin, bu sorusuna göz devirmekle ve gülmek arasında kaldı. Tolga ise direk kahkaha attı.
"Tabii ki de özledim! Bir dakka ayrı kalamıyorum senden." dedi alayla.
Derin yüzünü buruşturdu. "İkinizin arasında bir ilişki yok değil mi? Şüpheleniyorum." dedi.
Tolga "Ben kızıllardan hoşlanıyorum genellikle." dedi ve dediği gibi öksürmeye başladı çünkü böyle bir şey demeyi kendisi de beklemiyordu.

Derin "ne?" dercesine Tolga'ya baktı. Bildiği tek bir kızıl vardı ve o da Yeliz'di! Tolga hemen düzeltmeye çalışarak:
"Kızıl pandalar yani." dedi. "Hani şu nesli tükenmekte olanlardan. Hayvanları kastettim yani."

Derin, şok olmuş bir şekilde Tolga'ya baktı. Yiğit ise sırıtıyordu. Tolga "Bizi içeri davet etmeyecek misin lan?" dedi Yiğit'e. Konuyu dağıtmak için.
"Geçin." dedi ve kenara çekildi.
Derin, çekingence "Müsaitsin yani değil mi? Eğer müsait değilsen gidebiliriz."
"Müsaitim. Annem ve babam yok."
"O küçük kız senin kardeşin miydi?" diye sordu Derin, içeri girerken.
"Evet. Mehsa adı." kapıyı kapattı.

Üçü de salona geçtiklerinde derin bir sessizlik oldu. Yiğit, neden geldiklerini merak ediyordu ama mutlu olmuştu gelmelerine.

Belki de aklından çıkmayan kişiyi görmesi gerekiyordu...

(Derin'in anlatımıyla...)

Neden Yiğit'in evinde olduğumu sorguladım. Her şey çok ani olmuştu. Tolga,seni mutlu edecek bir yere götüreceğim, demişti ve bende tamam deyip gitmiştim. Üstelik Yiğit'in geleceğimizden haberi var zannediyordum ama Tolga bana yalan söylemişti! Ve bunu kapıyı çaldıktan sonra açıklamıştı. Evden çıkar çıkmaz Tolga'yı dövecektim!

Salonda oturduğumuzda Yiğit meraklı gözlerle bize baktı. Sadece iki kişi olduğumuzu yeni anlamış gibi:
"Yeliz neden yok?" diye sordu.
Tolga "Onu da çağırdım ama migreni tutmuş. Bayağı kötüymüş." dedi, düşünceli bir hali vardı.
Yiğit kollarını göğsünde topladı ve koltuğa yasladı.
"Eee niye geldiniz?" diye sordu.
"Eve gelen misafire neden geldiniz diye sorulur mu? Aa çok ayıp. Hiç yakıştıramadım sana." dedim kınayıcı bir ifadeyle.

Yiğit bana baktı ve güldü.
"Bugün hastane randevum vardı ve oradan çıkışta bir anlığına Tolga'nın adını unuttum. Sadece 1 saniyeliğineydi ama kendimi kötü hissedince Tolga'yı aradım-"
"Kötü hissedince Tolga'yı mı aradın?" dedi şaşkınlıkla bakarak. Başımı salladım.
Yiğit "Çok yanlış bir karar almışsın." dedi.
"Aynen ben bunu aradım ama bana 'ben unutulcak adam mıyım aşk olsun Gizem' falan diyor. Daha çok sinirimi bozdu bunun üzerine o da-"

Cümlemi tamamlamadan Tolga lafımı kesti. "Gizem hanımefendi benden memnun olmayınca bana 'git beni Yiğit'in yanına götür, o bana daha iyi geliyor' dedi."

BEN ÖYLE BİR ŞEY DEMEDİM!

Yiğit, Tolga'nın dedikleriyle kahkaha attı. Hatta gözleri kısıla kısıla güldü. Ben ise ters ters Tolga'ya baktım. Yanımdaki yastığı kafasına geçirdim.
"Yalan söyleme! Bana 'Madem mutsuzsun seni mutlu edecek bir yere götüreyim' dedin ve Yiğitlere getirdin! Üstelik Yiğit, geleceğimizden haberi bile yokmuş."
Tolga "Hangimize inanıyorsun?" diye sordu.
Yiğit ise hâlâ gülme derdindeydi. "Her iki durumda da Derin'i mutlu eden ben olduğuma göre bir sıkıntı yok." dedi.

O an yine içimi bir sıcaklık kapladı. Asıl garip olansa gerçekten onun yanındayken kendimi daha iyi hissetmemdi.
Tolga "Oooo. Neyse ee şey ben Mehsa'yla barbie oynayacağım. Siz de ne yapıyorsanız yapın." dedi ve aceleyle salondan çıktı.
"Kardeşimi üzme lan!" diye bağırdı arkasından Yiğit.

Tolga salondan çıktığında Yiğit bakışlarını bana kitledi. Ben ise ona bakmaktan kaçınıyor, halının desenlerine bakıyordum. Sessizlikten artık nefret ettiğim için konuşmaya başladım.
"Kardeşin olduğunu bilmiyordum. Daha önceden geldiğimde onu görmemiştim." dedim.
Yiğit "Sanırım sen geldiğinde ya alt katta arkadaşıyla oynuyordur ya da babam onu gezmeye götürmüştür." diye cevapladı.
"Hmmm. Peki seviyor musun kardeşini? Atışıyor musunuz hiç?" diye sordum.
"O daha çok küçük istesem de atışamam ki. Hem... Tatlı da... Kıyamıyor insan. Senin kardeşin veya abin ya da ablan yok galiba?" diye sordu.
"Ablam var." dedim sessizce. Merakla bana baktı. "Yurtdışında okuduğu için neredeyse 1 yıldır bizimle görüşmüyor. Ama sinir oluyorum ona! Bana zamanında çok şey yaşattı. Yine de merak ediyorum işte..."
Yiğit "Biliyor musun, aslında kardeş sevgisini ben ayak serçe parmağına benzetirim." dedi.

Dediği gibi gülmeye başladım. "Ayak serçe parmağı mı, neden?"
"Ayak serçe parmağı herkes için küçük,değersizdir, hatta ne işe yaradığını bile sorgularsın. Ama ayak serçe parmağını bir yere çarptığında, ona zarar geldiğinde en çok senin canın yanar. Kardeş sevgisi de budur: Onu işe yaramaz ve küçük görürsün ama ona bir şey olduğunda en çok senin canın yanar."

Sözleriyle gerçekten etkilenmiştim. Hiç böylesini düşünmemiştim.
"Ben ablamı çok küçük görmüyorum ama haklısın."

Yiğit hafifçe gülümsedi. Gözleri hâlâ bende, sesi yumuşaktı.
“İnsan en çok değer verdiği şeyi küçümsediğini fark edince şaşırıyor bazen. Ablan da senin için öyle bir şeydir belki. Uzakta olduğu için daha çok önemsiyorsundur.”

Bir süre sessizlik oldu. Yiğit’in sözleri içime işlemişti. Haklıydı. Ablamı çok özlediğimi, ama aynı zamanda sinir olduğumu fark ettim. Konuyu değiştirmek istedim.

“Peki sen?” diye sordum. “Hiç kardeşinle kavga ettiğin oluyor mu?”
Yiğit güldü.
“Mehsa daha 5 yaşında. Ne kavgası? En fazla oyuncaklarını dağıttığında ‘Abi çok kötüsün!’ diye ağlıyor. O zaman da hemen özür diliyorum. Çünkü o ağlayınca içim gidiyor.”

Gülümsedim. Yiğit’in kardeşine olan sevgisi yüzünden okunuyordu. Bir an aklıma kendi hafızam geldi. Ya bir gün Mehsa’yı da unutursam? Ya Yiğit’i de?

O düşünceyle içim sıkıldı. Yiğit bunu fark etmiş gibiydi. Sesini biraz alçalttı:

“Derin… bugün hastanede ne dediler tam olarak?”
Omuz silktim.
“MR ve kan tahlili sonucu açıklandı. Değişen bir şey yok. Doktorun da tahmin ettiği gibi hafızamda sorun var. Terapiler yapılacakmış. Durumumun ilerleyip ilerlemediğini görecekler. Annem çok endişeli… ben de. Bazen sabah kalkıyorum ve bir an ‘Bugün neyi unuttum?’ diye düşünüyorum. En korkuncu da bu.”

Yiğit bir süre hiçbir şey demedi. Sonra yavaşça:

“Unutursan unut. Ben buradayım. Her şeyi tekrar hatırlatırım sana. İsterse her gün baştan anlatırım.”

Gözlerim doldu. Başımı hafifçe eğdim.

“Neden benimle bu kadar ilgileniyorsun?” diye sordum usulca.
Yiğit cevap vermeden önce uzun uzun baktı. Sonra konuştu:
“Bunun cevabını bende bilmiyorum Derin. Sen hayatıma girdiğinden beri aklımda sadece sen varsın. Sana ne olacak, şu an mutlu musun, hep bunları merak ediyorum. Peki ben sana sorayım: sen bu kadar benim zihnimin içine girecek kadar ne yaptın?"
O an salonda sadece ikimizin olduğu hissiyle içimi sıcak bir şey kapladı. Tolga’nın Mehsa’yla oynadığı odadan gelen kahkahalar geliyordu ama biz o anda başka bir yerdeydik sanki. Bir şey diyemedim. Öylece ona baktım.

Yiğit ayağa kalktı ve "Kahve ister misin?" diye sordu.
"Kahve yapmayı biliyor muydun sen?"
Sırıttı. "Eee biz de deriniz."
"Bekle, bende yardım edeyim."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

67okunma 32beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18