Bölümler 32Şu an: 4. Saklananlar Ve Gerçekler
- 1 1. Yeni Yaşam2.365 kelime
- 2 2. Yeni Arkadaşlar Ve Zorbalar2.649 kelime
- 3 3. Kavga2.428 kelime
- 4 4. Saklananlar Ve Gerçekler2.334 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5.Sürpriz!5.553 kelime
- 6 6. Her Şeyin Başladığı Gün4.845 kelime
- 7 7. Bölüm1.489 kelime
- 8 8. Güzel Anılar Biriktirin Ki Güzel Anın2.590 kelime
- 9 9. Ayak Serçe Parmağı2.238 kelime
- 10 10. Hep Kayıp Olacak Anılar2.262 kelime
- 11 11. Doğa1.273 kelime
- 12 12. Açıklanamayan Hisler1.850 kelime
- 13 13. Kızıl Panda1.363 kelime
- 14 14. Maskenin Altındaki Ela Göz1.955 kelime
- 15 15. Davetiye1.830 kelime
- 16 16. Balo1.675 kelime
- 17 17. Bölüm2.835 kelime
- 18 18. Pişman Değilim. Olmayacağım. Nokta.2.672 kelime
- 19 19. Özlenen Yakındayken Hicran Duyulamaz Mı?2.319 kelime
- 20 20. Biz Bir Aileyiz...1.984 kelime
- 21 21. Gece Oyunu2.201 kelime
- 22 22. Tolga Şahinlerin Günü2.148 kelime
- 23 23. Beni Unut, Ama Sevgimi Unutma3.390 kelime
- 24 24. N'olursun Yaşa2.131 kelime
- 25 25. Bir Can, Bir Görev1.763 kelime
- 26 26. Asıl İlaç, Gülmekti...2.233 kelime
- 27 27. Eski Günlerdeki Gibi2.034 kelime
- 28 28. Yolun Sonu1.948 kelime
- 29 29. Seninle Olurum...3.666 kelime
- 30 30. Senin İçin Ölür De...1.769 kelime
- 31 31. Güzel Olan Anılar Değil, Anılardaki İnsanlarmış...1.172 kelime
- 32 TEŞEKKÜR172 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Okul çıkışı annemin dediği gibi öğretmenler odasına gittim. Annem ve babam beni bekliyordu. Bugün babamla da dersim vardı ve anneminkinden daha keyifliydi. En azından sınıfın ortasında neler yaptığımı sormuyordu. Annem ve babamın yanına gittim. Müdür yardımcısı, daha doğrusu 'Kocaman' dediğim adam "Gizem, ilk günün nasıldı?" diye sordu. Acaba "kötüydü." desem ne yapardı?
"İyiydi." dedim sadece.
"Geldiğin ilk gün kavga etmişsin." dedi gülerek. Sanırım bu söylediklerini ciddi söylemiyordu.
"Evet, birkaç sorun oldu, ama hallettim." dedim.
"Duyduğuma göre bir erkek senin için birini dövmüş."
Sesi zihnimde yankılandı.
Bir erkek senin için birini dövmüş.
Söylediklerini ciddiye almadım ve bozuntuya vermeden:
"Dediğim gibi, hallettim. O kişi de benim için değil sadece sinirlendiği için dövmüştü."
Sen öyle san, dedi iç sesim.
Kes çeneni iç ses!
"Sen yine de bir sorun olduğunda bana gel." dedi ve öğretmenler odasından çıktı. Babam:
"Hadi, gidelim artık." dedi.
Annem ise bambaşka bir şey diyordu. "Bak yine ya! Acelemiz yok Ferit!"
Babamın yine her yere acelemiz varmış gibi yetişme huyu başlamıştı. Bu durumdan bende şikayetçiydim ama şu an hiç ikisinin atışmalarını çekecek de değildim.
"Lütfen atışmalarınıza evde devam etseniz."
Annem "Bence de evde konuşalım. Seninle de konuşacaklarımız var, Gizem." dedi imayla bana bakarak.
"Hadi, çoktan ütüledik kızın başını." dedi babam.
Sağol babacım, çok düşüncelisin.
Yol boyunca hepimiz sessizdik. Eve gitmeye korkuyordum çünkü annem her an o kavgadan bahsedebilirdi. Ama eve gerek kalmadan yolda bu soruyu sordu.
"N'oldu bugün öyle? Hocalar bir şeyler anlatıyordu anlayamadım."
Ben şimdi nasıl anlatacaktım ki? En iyisi dürüst olmaktı.
"Şimdi ben 3 tane arkadaş edindim. Yeliz;Yiğit ve Tolga. Bu üçüyle yemekhanede yemek yerken bir tane çocuk bize dik dik bakmaya başladı. Sonra o çocuk ayağa kalktı ve bize doğru yürümeye başladı. Sonra biz de ayağa kalktık. Sonra bu çocuk bizi sinir edecek bir şey söyleyince Yiğit, dayanamadı ve çocuğu dövmeye başladı. Yani böyle bir kavga oldu." dedim.
"Ben, sana laf atılmış, ve o Yiğit denen çocuk buna sinirlenip de dövmüş diye duydum." dedi babam.
"Yok babacım, hepimizi sinir edecek cümleler kurdu işte..."
Yol boyunca ailemi kötü bir şey olmadığına dair ikna etmeye çalıştım. Eve vardığımda hemen odama çekildim. Çantamı masamın yanına fırlattım ve üstümü değiştirip kendimi yatağa attım. Ne kadar uyumuştum bilmiyorum, ama içim geçmişdi. Çalan telefonumla uyandım ve telefona baktım.
İşsizler grubu görüntülü arama.
Telefonumda yazan şeyi görünce ister istemez güldüm. Anlaşılan İzmir'de ki arkadaşlarım beni unutmamıştı. Telefonu açtım.
"Oh, şükür be sonunda!" dedi Hakan.
"Neden iki saattir telefonu açmadın?" dedi Derya.
"İlk günün nasıldı?" diye sordu Deniz.
"Napıyon lan popkek?" dedi Berk.
"Size de merhaba arkadaşlar." dedim.
"Ya of boşver 'merhaba'yı falan. Okulda ne yaptın?" dedi Deniz.
"Bende seni çok özledim Deniz."
"Bu kız sağır falan mı?" dedi Hakan.
"İnsan 'Merhaba Gizem, nasılsın?' falan diye sorar!" dedim.
"Onu normal insanlar diyor, biz değil." dedi Berk.
"Sen normal insan değilsen nesin, hayvan mı?" dedi Derya, Berk'e cevap olarak.
"Yok, ben mükemmel insanım." dedi Berk sırıtarak.
Deniz isyan çıkararak "Ay susun artık! Gizem, artık bize neler yaptığını anlatacak mısın?" dedi sabırsızca.
"Bugün okula gittim-"
"Sağol Gizem, hiç bilmiyirduk okula gittiğini." dedi Hakan.
"Annemle babam benim derslerime giriyor." dedim tek solukta.
"Ne?!"
"Eyvah!"
"Geçmiş olsun popkek!"
"Ee arkadaş edindin mi?" dedi Deniz.
"Evet ama... "
"Ama ne?" dedi Derya.
Onlara Yeliz,Yiğit ve Tolga'yla tanışmamı, koridorda Gamze'yle olan atışmamızı, ve yemekhanede Ego'nun bana dik dik baktığını anlattım.
"Neden sana dik dik baktı?" dedi Hakan sinirle.
"Sende ona tip tip baksaydın." dedi Deniz.
Daha sonrasında kavga olayını anlattım. Tabii, hepsi anlattıklarımla şok olmuştu.
Berk "Küfür edebiliyor muyuz?" dedi.
"Benim yanımda hayır ama Ego denen varlığın yüzüne doğru neden olmasın?" dedim.
"Eee, sonraki derslerde bir şey yaptılar mı?" dedi soruları hiç bitmeyen Deniz.
"Garip olan da bu. Sonraki dersler bize laf bile atmadılar. Hatta göz teması kurmaktan bile kaçındılar. Sanırım dayak onlarda işe yaramış." dediğimde hepsi güldü.
"İlginç." dedi Derya kaşlarını çatarak, sanki bir dedektif gibi.
"Sen yine de dikkatli ol Gizem. Belli olmaz öyle tiplere." dedi Hakan.
"Sağol Hakan, sen söylemeseydin hiç dikkat etmeyecektim." dedim.
"Ne demek, arkadaşlar bu günler için var." dedi alayla.
"Ee siz ne yaptınız?" diye sordum.
"Biz hiçbir şey yapmadık. Valla sen olmayınca içimizde bir boşluk oldu be kızım." dedi Berk.
"Keşke gitmeseydin." diye fısıldadı Derya.
"Keşke... Ama hem yeni arkadaşlar edinmişsin, eminim o grupla çok iyi anlaşacaksın. Her ne kadar ayrılmak üzücü olsa da belki de böyle olması gerekiyordu." dedi Deniz.
İç çektim ve hiçbir şey söylemedim. Bende istemiyordum taşınmayı. İzmir yuvamdı benim. Bir tek orada mutluydum ben. Tamam, İstanbul da fena değildi ama insanın alıştığı, sevdiği, sahiplendiği yuvası da bir başka oluyor.
"Gizem, sen iyi misin?" diye sordu Berk.
"İyiyim." kaçıncı oldu bu? Kaç kere söyledim bu yalanı?
"Yalana bak." dedi Hakan. "Bilmkyoruz sanki sen 'iyiyim' dediğinde aslında hiç iyi olmadığını."
"Ne yapabileceksin Hakan? 'Kötüyüm' desem iyileştirebilecek misin?"
"Peki sen 'iyiyim' dediğinde ve herkese kendini iyi olduğunu kanıtladığında tek başına kendini iyileştirebilecek misin?"
"Of Hakan." diyebildim sadece.
"Of deme Allah de!"
Deniz "Bence Hakan'ı gruptan atalım?" dedi.
Hakan hınzırca sırıttı ve "Şşt Deno, eğer beni gruptan atarsan benim cinleri sana yollarım ha." dedi.
Hakan'ın dediğiyle Deniz öyle bir baktı ki ardından "O cinler kafanda yuva yapsın Hakan!" diye bağırdı.
Bu ikisi yine ne yaşamışlardı ve Hakan Deniz'i sinir ediyordu bilmiyordum.
Derya "O cinli şakan hiç komik değildi Hakan." dedi.
Hakan "Niye sadece bana kızıyorsunuz lan? Berk de oradaydı."
"Lan Hakan! Yanlız Derya, çok fena korkmuştun orda he, bir an bayılacaksın sandım." dedi kahkaha atarak.
Derya ve Deniz aynı anda "Çok komikmiş, bir daha olmasın!" diye bağırdılar.
"Lütfen benim olmadığım olaylardan bahsetmeseniz..." dedim.
Söylediğimle hepsi durakladı. Bir süre boş boş konuştuk. En sonunda telefonu kapattık.Çantamdan "Küçük Kadınlar" kitabını çıkardım ve okumaya başladım. Garip bir gündü ama yeni arkadaşlar edinmiştim.
Her şey değişmeye başlamıştı. Okulum, arkadaşlarım, hayatım... Peki ben değişecek miydim, yoksa yine hep aynı Gizem mi olacaktım? Belki artık Gizem değil, Derin olurdum...
(2 hafta sonra...)
Okula gittiğimden toplam iki hafta geçmişti. İstanbul'a ve yeni yaşamıma artık yavaş yavaş alışıyordum. Üstelik Yeliz; Tolga ve Yiğit ile bu iki hafta boyunca çok iyi anlaşmıştım. Her daim yanımda oluyorlar ve okula çabucak alışmama yardım ediyorlardı. Yeliz ile hafta sonları buluşup kafeye gittiğimiz bile vardı. Bazen de birbirimizin evine gidip ders çalıştığımız veya vakit geçirdiğimiz bile oluyordu. 2 hafta çok hızlı bir şekilde geçmişti çünkü bunun nedeni güzel olmasıydı. Sonuçta her güzel şey, hızlı geçmez miydi?
Günlerden pazardı, yani okul yoktu. Annem ve babamla kahvaltı yapıyorduk. İkisi sohbet ediyor, ben ise düşünceler içindeydim. Ya da yeni neslin anlayacağı şekilde söyleyeyim: overthink yaşıyordum. Annemin sesiyle düşüncelerime son verdim.
"Ee Gizem, bugün ne yapmayı planlıyorsun?" dedi.
Anlamsızca anneme baktım.
"Boş boş evde durmayı planladım. Odama çekilip, gün boyu kitap okumayı." diye yanıtladım.
Annem bıkmışcasına nefes verdi. "Neden? Azcık dışarı çıksana hava falan al, gez. Yeliz; Tolga ve Yiğit vardı sanki arkadaşların, git onlarla dolaşsanıza."
"Anne, iki haftadır zaten her gün onlarla beraberim. Üstelik sordum onlara bugün müsait misiniz, diye. Hepsinin işi varmış, pazar ya bugün." dedim.
"Aaa" dedi annem aydınlanmış gibi. "Evet onların işi vardır, unutmuşum."
Kaşlarımı çattım. " 'Unutmuşum.' derken, nereden biliyordun işleri olduğunu da unuttun?" diye sordum.
"Pazar ya bugün, herkes ailesiyle falan olmak istiyordur, işi vardır falan. Yani pazar günü olduğunu unutmuşum, sen söyleyince aklıma geldi." dedi annem.
Annem yine neyin peşindeydi bilmiyorum ama ben kendi kafamda çok büyütüyordum herhalde. "Hee." dedim anlayarak.
Ancak annem susmadı. "Bence Ferit, siz bugün Gizem ile dışarı çıkın."
Babam çatalını domatese batırdı ve ağzına götürürken "Ben niyeymiş? Sen götür." dedi omuz silkerek.
"Ferit, çıkın işte!" dedi imalı imalı bakarak.
"Ben çıkamam." dedi babam.
"Bak, evde işlerim var ya hani benim." dedi sanki bir şey anlatmaya çalışıyormuş gibi.
"Bütün işleri hizmetçiler yapıyor." diyordu ki annem elini sertçe masaya vurdu. Yerimden sıçradım. Öyle ki masadaki tabaklar bile yerinden oynamıştı.
"FERİT! SANA ÇIK DİYORSAM ÇIK." dedi sonra yumuşadı. "Anladın yani."
Annem neler karıştırıyordu, Allah bilir. Ama benim gerçekten hiç çıkasım yoktu. Babam, annemin son söylediğinden sonra kabullenmişti. Eee, şu hayatta kadınlardan da korkacaktınız. Yemeğim bitince tabağımı tezgahın üzerine koydum ve yukarı, odama çıktım.
Son güne bıraktığım ödevleri yapmaya başladım. Ödev, fizik ve matematiktendi. Fizik ödevini çok şükür ki 1 saatte tamamlayabilmiştim ama matematiği yapacak gücüm kalmamıştı. Aşağıya, salona indim. Babam koltukta uzanmış telefon bakıyordu. Annem ise ortalıkta yoktu.
"Baba." dedim en sevecen ses tonumla.
"Efendim kızım?"
"Senin verdiğin şu matematik ödevi var ya, onu yapmasam ne olur?"
" "Matematik Ödevi Yapmayanlar" listesine girersin." dedi gözünü telefondan ayırmayarak.
"Of baba ama o kadar sayfa ödevi nasıl-"
"Dün neden yapmadın da son güne bıraktın?"
Babamdan hayır gelmeyeceğini anlayarak tam odama dönüp gidiyordum ki babam:
"Ama istersen ödevi yapmana yardım ederim. Hem konuyu anlamadıysan konuyu da anlatırım."
E bir zahmet yani. Baban matematik öğretmeni olsun, ama sana ders anlatmasın. Ayıp yani. Koşarak ödevi masamdan aldım ve babamın yanına gittim. Normalde yarım saatte bitecek ödev babamın konu anlatmasıyla bir buçuk saatte bitmişti. Ödev bittiğinde şükrederek salondan çıkıyordum ki annemle karşılaştım. Yorgun bir hali vardı. Sanki koşturmuş gibiydi. Beni görünce:
"Ay Bismillah!" dedi korkarak. "Kızım ne sessiz sessiz geliyorsun?"
"Tamam anne korkma ya, N'oldu, niye yorgun görünüyorsun?" dedim.
"Biraz iş vardı onları halledeyim dedim, yoruldum."
"Hee tamam."
"Siz dışarı çıkmıyor musunuz?"
"Anne çıkar-"
"Hadi Ferit. Hem alınacaklar var, onlar da alırsınız." dedi.
Babam bu sefer itiraz etmeden:
"Evet, hazırlan Gizem de çıkalım."
Of. N'olurdu gün boyu odamda dursam? Kimseye bir zararım yok zaten, sadece odamda duracağım. Oflayarak odama çıktım. Üzerime gri bir switshirt, altıma da siyah eşofman giydim. Saçımı tarayıp odamdan çıktım. Aşağı indim ve askılıktaki montumu giydim. Babam da şimdi aşağı inmişti.
"Hazırlanmışsın."
"Evet. Genellikle herkesten önce hazırlanıp, 'Niye iki saattir evden çıkamıyorsunuz?' diye söylenen sendin baba."
"E hadi çok geç kaldık." dedi ve güldü.
Ben de güldüm. Evden çıktık.
"Arabayla mı gidelim, yürüyerek mi?" dedi babam.
"Gideceğimiz yer çok uzak mı?" dedim.
"Çok sayılmaz."
"O zaman yürüyerek gidelim."
Umarım geri döndüğümüzde canımız çıkmış, perişan bir halde olmayız.
Babamla önce çarşıya gittik. Cidden buranın kalabalığı denilen kadar varmış. Bir de bugün pazar günüydü, tam kalabalığa denk gelmiştik.
"İstediğin bir şey var mı kızım?"
Yeni kitaplar ve yeni bir kulaklık. Kulaklığım çok eski ve her an bozulabilir. Tabii bunu direk söyleyemedim.
"Şimdilik yok." dedim.
"Kitap ister misin?" dedi sanki zihnimi okuyarak.
Gerçi beni bilen insan kitaplara aşık olduğumu bilirler.
Beni bilen insan gün boyu 10 saat kitap okuduğumu biliyordur.
Kitap okuyamadığım günler agresifleştiğimi, sinirlendiğimi biliyordur. Kısaca; benim kitap okumayı sevdiğimi biliyordur.
Babamın sorusuna "Olur." diye cevapladım.
"İleride bir kitapçı vardı. Bakalım mı?"
"Bakalım mı?" diye sorman bile ayıptır babacım. Direk gidelim.
Yakınımızda olan bir kitapçıya girdik. İş Bankası'nın yeriydi. Küçük bir dükkandı ama tatlıydı. Hemen klasikler olduğu bölüme gittim. Bir süre bakındım. Ama buradakilerin çoğunu okumuştum. Okumadıklarım vardı tabii ama pek de ilgimi çekmiyordu. Bazısı da bana uygun değildi. Babam kararsızlığımı anlamış olacak ki
"Seçemedin mi hâlâ?" dedi.
"Evet. Bazısını okudum ama bazıları da bana uygun değil." dedim.
"Boşver." dedi babam. "Başka kitapçı mı yok? İlla buradan almak zorunda değilsin."
Başımı "evet" anlamında salladım ve kitapçıdan çıktık.
Babamla mağazalara girdik. Babam erkek reyonunda ben ise kadın reyonlarında bakınıyordum. Kahverengi bir swit beğendim, deneme kabinlerinden birine girip denedim. Üstüme tam oluyordu ama yakıştı mı bilememiştim. Kabinden çıktım ve büyük aynadan kendime baktım. O sırada bir çalışan geldi ve bana baktı.
"Üstünüze gerçekten uymuş, aynı bunun gibi bir takım var. Onu da deneyin bence. İsterseniz ben getirebilirim." dedi.
Üstüme baktım. Sanki takım olsa daha iyi olacaktı.
"Evet, olur." dedim.
Çalışan gitti ve çok geçmeden geldi. Elinde kahverengi, üst+alt takım getirdi. Bunun modeli farklıydı. Teşekkür edip takım giydim. Ve emin oldum ki bu takım bana daha çok uymuştu. Tekrar büyük aynadan baktım, aynı çalışan bu sefer:
"İşte bu daha güzel oldu." dedi.
"Evet. Üstümden çıkarmak istemiyorum." bunun nedeni hem çok beğenmem hem de üşengeçliğimdi.
"Değiştirmenize gerek yok, biz kasada ödemesini hallederiz."
"Çok sağolun." deyip kendi kıyafetlerimi alıp deneme kabinlerinden çıktım. Kasaya doğru yürüyordum. Kendim ödeyebilirdim, nasıl olsa maaşım vardı. Zaten çok da pahalı da değildi. Ama... Durdum. Çantam yoktu. Ben hiç çanta almamış mıydım yoksa bir yerde mi unutmuştum? Sanki evden çıkarken çantam kolumdaydı. Peki nerede bırakmıştım? Arabada mı? Ama arabayla gitmedik ki. Kabin! Evet, kabinde unutmuştum. Tam arkamı dönüp kabine doğru gidiyordum ki aynı çalışan elinde benim çantamla bana doğru geldi.
"Çantanızı unutmuşsunuz."
"Teşekkür ederim." dedim çantamı alarak. "Nasıl unuturum aklım almıyor."
"Olur bazen öyle şeyler. Ama siz yine de dikkat edin."
"Tamam" deyip kasaya gittim.
Bu aralar çok unutkanlığım vardı. B12 eksikliğim falan mı var acaba? Derken tam o sırada biri bana çarptı. Kolumdaki yara izi sızladı. Çarpan kişiye baktım. Yiğit!
"Yiğit!" dedim, bana baktı.
"Derin."
"Ne işin var burada?"
"Eee." dedi. "Annemi arıyorum, ona bir şey göstereceğim de."
Yiğit ve annesi ile beraber alış-veriş yapmak! Daha geçenlerde alış-verişe annesi ile asla çıkmadığını, her şeye karıştığı için tek başına alış-veriş yaptığını söylemişti. Peki ben bu bilgiyi neden hatırlıyorum?
"Anladım..." dedim. "Neyse sen anneni ara."
"Görüşürüz." deyip tam gidiyordu ki biri seslendi.
"Lan Yiğit! Bu Yeliz nereye kayboldu ya? Gördün mü?" diyen Tolga'ydı. Yiğit ağzının içinde bir küfür savurdu. Tolga, Yiğit ve Yeliz.
Demek üçü de buradaydı. Tolga yanımıza gelip beni görünce;
"Aaa Gizem sende buradaymışsın." dedi.
Yiğit ters ters Tolga'ya baktı. Tolga ise bakışlarını ondan kaçırdı.
"Evet, buradaydım -" cümlemi tamamlamadan Yeliz geldi.
"Ya siz iki saattir neredeydiniz?" dedi Yiğit ve Tolga'ya bakarak. Beni gördü ve durakladı.
"Gizem... Senin ne işin var burada?"
"Ben öyle bakınıyordum. Anlaşılan itirafınızın de o uydurduğunuz 'mesgulüm' bahaneleri yalanmış, hepiniz burada olduğunuza göre... Üstelik beni istemiyorsanız doğrudan söyleseniz daha az kırılırdım." Yiğit'e döndüm.
"Sen de vakit kaybetme, anneni bul. Nasıl olsa onunla alış-veriş yapmayı çok seviyordun ya." deyip gidiyordum ki
"Derin!" diye seslendi.
"Gizem, yanlış anladın." diyen Yeliz'di.
Sonrasında ne konuştular duyamadım ama hemen ödemeyi yapıp alt kata babamın yanına gittim.
(Yazarın anlatımıyla...)
(Gizem, arkadaşlarının yanından ayrıldıktan sonrası...)
"İki saattir sizi arıyorum yoksunuz, en olmadık yerde gelip Derin'i buluyorsunuz." dedi Yiğit hışımla.
"Umarım kırılmamıştır ya..." dedi Yeliz.
"Yanımızdan çok sevecen bir şekilde (!) ayrıldı ya, kırılmamıştır kesinlikle." dedi Yiğit.
"Ya Yeliz, sen baksaydın işte tek başına. Biz de Yiğit'le bir şeyler bulurduk. Ne diye getirdin bizi yanında?" dedi Tolga.
"Tamam suç bende zaten. Siz erkekler, sakın kendinizi suçlamayın." dedi Yeliz.
"Ya o değil de Yiğit sen ne dedin de, kız annenden falan bahsetti?"
"Of ya sabır Allah'ım, YA SABIR!" dedi Yiğit.
"Tamam, neyse. Bu gece tüm gerçekleri öğrenecek zaten." dedi Yeliz.
Tüm gerçekler...
Gizem'in öğreneceği gerçekler neydi?
☯
---
Bölüm etkileşimi
