15. bölüm · Kayıp Anılar
15. Davetiye
Karşımda ela gözlerini bana dikmiş ablama bakıyordum. Üstü temiz ve tertipliydi. Sarı saçlarını her zamanki gibi bağlamıştı. Dik bir duruşla bana bakıyordu. Gözünün altında kızarıklık vardı.
"Abla..." diye fısıldadım.
"Gizem, beni içeri almayı düşünüyor musun? Hint dizilerindeki gibi birbirimize mi bakalım?"
Koşarak ablamın üzerine atıldım. Kollarımı ona sardım ve sımsıkı sarıldım. Uzun zaman sonra ilk kez kokusunu içime çektim. Ablam geri çekildi.
"Biliyorum, özlenilecek biriyim kesinlikle ama beni artık içeri alır mısın?"
Ters ters ona baktım. Uzun zamandır gelmediği için onu kapıda bırakmak çok mantıklı geliyordu ama arkamdan annem,babam,arkadaşlarım,Nuriye Teyze,Hakan'ın babası yani kısaca herkes gelince mecburen geri çekildim. Annem ve babam koşarak ablama sarıldı. Sarılmaktan nefret eden ablam herkesle sarıldıktan sonra neyseki içeri girebildik.
Masaya oturduğumuzda az da olsa keyfim yerine gelmişti. Sevdiklerim buradaydı. Ablam,annem,babam ve diğerleri... Ama biri yoktu. Abim yoktu. O ne yapıyordur şu an? Keşke o da burada bizimle olabilseydi...
Annem "Ee ne yaptın kızım, alışabildin mi yurtdışına?" dedi.
Ablam "Yıllar oldu anne, tabii ki de alıştım. Hem sevdim ben orayı." dedi.
Babam "Bugün de tam sana benzeyen birini görmüştük." dedi.
"Yaa." dedi ablam. Yemek tabağındaki yiyecekleri çatalıyla iterek.
Nuriye Teyze "Üzgün duruyorsun Erva. Bir şeyin mi var?" diye sordu.
"Sizi ilgilendirecek bir şey yok Nuriye Hanım." dedi ablam. O, herkesin aksine Nuriye Teyzeden nefret ederdi. Nedenini anlamıyordum ama kadıncağızın bir kötülüğü yoktu.
Annem "Düzgün konuş Erva, Nuriye Teyzen ile." dedi.
Nuriye Teyze "Tamam, sorun yok. Çok gitmeyelim kızın üstüne yeni geldi." dedi.
Ablam "Ben olabilecek en nazik halimi kullandım zaten, saygısızlık ettiğim yok." dedi onlara bile bakmadan.
Çok değişmiş, dedi iç sesim.
Nefret etmesinin bir nedeni olmalı.
Nuriye Teyze "Kız haklı. Kabalık etmedi ki. Benim ikizler de öyle zaten. Onlar da yurt dışında okuyor ya. Farklı ülkeler olunca nasıl davranacaklarını şaşırıyorlar." dedi ve gülümsedi.
Ablam bıkkınca nefesini verdi. Derya "Uzun zaman oldu Erva abla. İyi ki geldin." dedi.
Ablam ona gülümsedi. "Merak ettim sizleri. Hem tatildi, bende geleyim dedim. Yeni evi de görmemiştim zaten."
Deniz sofradan kalktı ve "Eline sağlık Berfin abla." dedi. Annem "Afiyet olsun. Senin bavulların Gizem'in odasındaydı. Derya ile ikiniz isterseniz yine Gizem'in odasında kalın."
Deniz ve Derya onaylayan bir mırıltı çıkardı. Deniz yukarı çıktı ve bende bir süre sonra sofradan kalktım. Odama çıktığımda yanımdaki odaya baktım. Doğum gününde geldiklerinde Berk ve Hakan'ın kaldığı yer. Misafir odası zannetmiştim ama öyle değildi değil mi?
Abimin odasıydı.
Komodinin üzerinde duran fotoğrafa baktım. Bunu nasıl görememiştim? Abim, dik ve sert bir şekilde kameraya bakıyordu. Sarı saçları ve kehribar gözleri onu yakışıklı yapıyordu. Uzun boyluydu.
"Hâlâ inanasım gelmiyor." diye mırıldandım. "Abim misin sen gerçekten de? Neyse, böyle yakışıklı bir abim olduğu için şanslıyım bence." dedim ve sırıtarak fotoğrafı geri koydum. Odadan çıktım ve kendi odama girdim. Deniz yerdeki yatağa uzanmış benim kitaplarımdan birini okuyordu. Beni görünce:
"Kitap güzelmiş, artık bende okuyacağım, haberin olsun." dedi ve güldü.
"Oku." dedim ve omuz silktim. Masama oturdum ve defterimi açtım. Yazmaya başladım.
6 Kasım 2026
Bir günde ne çok şey yaşadım. Sabah sorunsuz bir şekilde okuldan geliyorum ve her şey eve gelmemle başlıyor. İzmir'de ki arkadaşlarımın geleceklerini öğreniyorum ardından eksikleri almak için babamla dışarı çıkıyoruz.
Keşke çıkmasaydık...
Avm'ye girmeden silahlı saldırı oldu. Silahlar çok kez patladı ama neyseki babam ve bana bir şey olmadı. Bir kadın gördüm. Polis ya da ajandı. Kar maskesinden sadece ela gözleri görünüyordu. Ablamın gözleri gibiydi. Konuşması da... Ama bu imkansız çünkü ablam yurtdışında.
Eve geldiğimizde annem ve babam kavga etti. Ve bir konu açıldı. Ben, unuttuğum için aylardır benim yanımda abimden bahsetmediklerini söylediler.
Abimden...
Abim olduğunu unutmuştum! Atlas… Adı bile zor geliyor aklıma. Sarı saçları, kehribar gözleri… Hepsi silikleşiyor. Oysa küçükken saçlarımı okşar, “Sümüklü” diye dalga geçerdi. Ablamla ikisi beni korurdu. Şimdi ise ikisini de yavaş yavaş kaybediyorum. Sanki hayat benden en sevdiğim insanları tek tek alıyor.Bu hâlâ nasıl olur aklım almıyor. Ama bir şey biliyorum ki: eğer abimi bile unuttuysam annemi ya da babamı da unutabilirim. Ya da herkesi. Belki de kendimi.
Bunları söylemek zor. Çok zor. Kendimin kabullenmesi de öyle. Ama ne gelir ki elimden? Ne yapabilirim?
★★★★★
Henüz yazmamı bitirmeden Derya,Berk ve Hakan odama geldi. Hakan:
"Napıyonuz lan?" bize baktı. "Biri kitap okur biri de yazar. Cık cık. Çok sıkıcısınız."
Deniz "Elimde görmüş olduğun şu kitabı bir taraflarına sokmamı istemiyorsan çeneni kes!" dedi.
Hakan ona aldırmadı ve bana baktı. "Nehir'in selamı var. O da gelmek istedi ama gelemedi." dedi ve güldü.
Nehir...
O kimdi?
Benim sorgulayan ifademi gören Hakan'ın yüzü soldu. "Nehir, kardeşim. Hani İzmir'deyken çok iyi anlaşırdınız ya."
Ah, tabii ya. Nehir. Doğru, Hakan'ın kardeşiydi. Bir unutkanlık daha. "Evet evet. Aleyküm selam." dedim ve başımı sallayıp yazdıklarımı okumaya başladım.
Berk "Siz hayatı sönmüşler, bir önceki gelişimizde yarım kalan yastık savaşını yapmak isterdim ama yorgunum. O yüzden iyi geceler. Isırmasın pireler. Hakan'ım gel biz yastık savaşı yapalım." deyip kolunu Hakan'ın boynuna attı ve ikisi de sallana sallana gitti.
İkisinin arkasından bakıp güldüm. Derya, kendini diğer mindere bıraktı. "Çok yorulmuşum." dedi. "Gizem, baban bugün silahlı bir saldırı olduğunu ve sizin de orada olduğunuzu söyledi. Doğru mu?"
Yutkundum. Başımı salladım ama onlara bakmadım. Tam bu sırada odama ablam geldi. Yatağıma oturdu ve:
"Ne yapıyorsunuz?" diye sordu.
"Konuşuyorduk." dedi Deniz.
"Saldırı hakkında mı? Bir şeyin yok değil mi Gizem?"
"Hayır. Orda aynı senin gibi ela gözlü kadın bir ajan vardı."
"Tek ela gözlü ben değilim ya hani. Neyse iyi geceler." Sonra bana derin derin baktı. "Umarım uykunda kurabiyeler seni yer! Travma bıraktın, hâlâ unutamıyorum." dedi ve gitti.
Kahkaha attım. Hafıza sorunum olmasına rağmen ben bile unutmamıştım. Yatağında kurabiye bıraktığım için her gün bir yerlerden kurabiye çıkacak diye beni döverdi.
"Bende yaratıcı beddualarını unutamıyorum!" dedim arkasından bağırarak. Bana döndü.
"Umarım cinler kafanda döllenir." dedi ve bu sefer gerçekten gitti.
Derya "Cin demeyin lütfen. Bizim de bir travmamız var." dedi.
★★★★★
Ertesi gün silahlı saldırıdan dolayı evde tıkanıp kalmıştık. En fazla bahçeye çıkmamıza izin vardı. Tabii ablam,annem, babam,Hakan'ın babası ve Nuriye Teyze hariç.
Bahçede voleybol oynuyorduk. Daha doğrusu oynayamıyorduk. Berk ve Hakan sağ olsun, oyunumuzun içine ediyorlardı. Berk parmak pası atamıyor, Hakan ise topu sürekli ayağıyla vuruyordu. En sonunda sağlam bir dayak yiyeceklerdi olan olacaktı!
Derken bahçeden annem geldi. Koşarak yanımıza geldi ve elindeki davetiye gibi bir şeyi gösterdi. "Bakın, size bir eğlence buldum. Maskeli bir balo varmış. Bence gitmelisiniz."
Maskeli balo. 9 Kasım Pazartesi ve saat 20.00 de. Sonda yazan partnerinizle gelmeyi unutmayın yazısı... Peki partner olarak kimi götürebilirdim ki? Arkadaşlarım kendi arasında eşleşirdi ama ben tek kalıyordum. Yiğit! Evet, o. Onları da çağırmalıydım. Yeliz ve Tolga ikisi beraber gelirdi. Bende Yiğit ile gelebilirdim.
Deniz "Maskeli balo mu? Sanırım bir rüyadayım." dedi.
Derya "Çok mutlu olma çünkü partnerinizle gelin diyor, bizim partnerimiz yok ki." dedi.
Deniz "Aman banane. Sanki biriyle gelmeyince içeri almayacaklar, hıh. Gidiyoruz değil mi?" diye sordu.
"Ben Yeliz,Tolga ve Yiğit'i de çağıracağım. Yeliz ve Tolga beraber bende Yiğit ile partner olurum." dedim.
Ablam "Yiğit kim?" diye sordu.
"Sınıftan bir arkadaşım. Yeliz ve Tolga da öyle."
Ablam şüpheli gözlerle bana baktı.
"Sen gelecek misin?" diye sordum ablama.
"Aslında... Evet, olabilir. Benim de buradan bir arkadaşım var. Sanırım onu çağırabilirim."
Derya "O zaman herkes geliyor?" dedi Hakan ve Berk'e bakarak.
Berk "Valla ben partnerim olursa giderim." dedi. "Şşt takıntılı manyak! Sen gelsene benimle baloya." dedi fısıltıyla.
Derya "Kıskaçlı tokamı verirsen neden olmasın?" dedi.
Berk "Sen hâlâ tokanın peşinde misin?" inanamaz gibi Derya'ya baktı. "Tamam lan! Ama tokan İzmir'de. Sen benimle baloya gelirsen bende tokanı veririm."
Yanlış hatırlamıyorsam buradan gitmeden önce Berk Derya'nın tokasını almıştı. Ve hâlâ geri vermemiş. Manyak.
Derya heyecanla ne giyeceğini düşünmek için eve girdi. Hakan'ın bakışları ise Deniz'deydi.
Deniz "Hiç öyle bakma Hakan. Ben tek gideceğim. Biriyle gitmek zorunlu değildir." dedi.
Hakan güldü. "İyi de ben sana benimle gelir misin demeyecektim ki. Sen kafanda kurmuşsun." dedi ve daha çok gülerek eve girdi.
Deniz ters ters arkasından baktı. "Geber Hakan!" dedi ve o da eve girdi. Bu sırada annemle Nuriye Teyze de içeri girmişti. Ablamla ben kalmıştık.
"Kim bu Yiğit, tam olarak?"
"Arkadaşım dedim ya. Hem merak etme, güvenilir ve efendi bir çocuk. Öyle serseri falan değil." Tabii ki de canım. Mesela hiç motora binen serserilerden değildir.
Ablam bir süre düşündü ve sırıttı. "Çok güzel bir balo günü olacağından eminim." dedi ve o da eve girdi.
(Yazar anlatımıyla...)
Türk İstihbaratında çalışan Erva için son günler biraz karmaşıktı. Birkaç gün önce Ankara'da abisi Atlas ile karşılaşmış ve İstanbul'da bir silahlı saldırı yapılacağı bildirisi gelmişti. Abisi de onun gibi ajandı ve bunu birkaç gün önce öğrenmişti. Atlas, Ankara'da mimarlık okuyorum diye yalan söylemiş, Erva ise yurtdışında okuyorum diye birkaç yıl ailesini kandırmıştı. Aileye yalan söylemek ve yalanı sürdürmek zordu ama ellerinden başka bir şey gelmiyordu.
Silahlı saldırının yapılacağını duyar duymaz Erva'nın ekibi ve Atlas'ın ekibi İstanbul'a gelmişti. Tam konumu bilmedikleri için tüm İstanbul'da bir yerlerde ajan vardı. Görevli oldukları yer bir Avm'nin önüydü ve saldırı tam olarak orda gerçekleşmişti. Neyseki ölü bulunmadan işlerini halletmişlerdi. Ancak... Beklemediği bir şey olmuştu. Tam saldırının olduğu mekanda babası ve kardeşi Gizem'i görmüştü. Kar maskesinden onu tanımayacağını düşünerek onları o alandan uzaklaşması için tembihlemişti. Neyseki ela gözleri onu çok belli etse de Erva olduğunu anlamamışlardı.
Şimdi ise izinde olduğu için ailesinin yanındaydı. Ne kadar Atlas'ı da gelmesi için ikna etse de Atlas gelmemişti. Erva onu zorlamadı ve kendisi ailesinin yanındaydı. Bugün bir balo davetiyesi gelmişti ve bir planı vardı. Atlas'ı o baloya getirmeliydi!
Odasının kapısını kapattı ve kimsenin duymayacağından emin olarak Atlas'ı aradı. Atlas, şu an otelde ekibiyle beraber olmalıydı. Telefon uzun bir süre çaldı ve en sonunda Atlas açtı.
"Alo? Atlas ile mi görüşüyorum?" dedi Erva.
"Ne var? Ayrıca abinim ben senin. Ne diye adımla hitap ediyorsun?"
"Aramızda sadece 2 yaş var. Hem, sana abi demek pek ağzıma yakışmıyor. Neyse, sana söylemem gereken önemli bir şey var."
"Noldu? Gizem'e bir şey mi oldu?"
"Hayır, salak. Gizem'e bir şey olsa ilk sana mı söylerdim?"
Atlas telefonun ardından bıkkınca nefes verdi. "Ne olduğunu söyleyecek misin yoksa Aziz Hoca'yı arayıp senin işine son vermesini mi söylemeliyim?"
"Öf tamam. Şimdi, pazartesi günü akşam saat 8 de maskeli balo varmış. Baloya Gizem de gidecek, ben de-" Erva daha cümlesini bitirmeden Atlas lafını kesti.
"Ee ne var bunda? Gidin ikinizde işte."
"Gizem herifin biriyle gidecekmiş baloya!"
Atlas bir şey demedi. Telefonun ardından bir süre sessizlik oldu. "Kimmiş o?"
"Yiğit diye bir çocuk. Efendi falan diyor ama hiç inanasım gelmiyor. Bence sende o baloya gelmelisin ve o herif kimmiş görmelisin."
Aslında böyle düşünmüyordu. Çünkü Gizem kiminle arkadaşlık kuracağını iyi bilirdi. Yiğit'e baloya davet edecek kadar güveniyorsa Yiğit de güvenilirdi. Onun tek amacı Atlas'ın bir kez de olsa Gizem'i görmesini istemesiydi. Kardeşler o kadar uzun yıllar ayrı kalmamalıydı.
Atlas "Sen gitmiyor musun? Bakarsın işte çocuk nasılmış diye. Ben gelemem." dedi bıkkınlıkla.
Erva pes etmedi. "Abim," dedi ilk kez bu kelimeyi kullanarak. "Lütfen. Gizem'in nasıl olduğuna bak en azından."
Atlas derin bir nefes verdi. "Peki, tamam. Gelirim."
Erva gülmemek için kendini zor tuttu. "Tamam. Bir şey daha söyleyeceğim. Oraya bir partnerle gitmek gerekiyor. Ve sende yanına Damla'yı al."
"Niyeymiş?" dedi Atlas. Damla, Atlas'ın ekibinden biriydi ve Erva onunla tanıştığında onu gerçekten çok sevmişti.
"Onunla da vakit geçirmek istiyorum. Hadi sorgulama artık, yeter. Geliyorsun değil mi?"
"Evet dedik ya!"
"Tamam. Kapatıyorum. Görüşürüz." Atlas'ın cevap vermesine izin vermeden telefonu kapattı.
Abisinin baloya gelmesine sevinirken kapının ardından onu dinleyen Gizem'den haberi yoktu....
