28. bölüm / 32
Kayıp Anılar28. Yolun Sonu
Bölümler 32Şu an: 28. Yolun Sonu
- 1 1. Yeni Yaşam2.365 kelime
- 2 2. Yeni Arkadaşlar Ve Zorbalar2.649 kelime
- 3 3. Kavga2.428 kelime
- 4 4. Saklananlar Ve Gerçekler2.334 kelime
- 5 5.Sürpriz!5.553 kelime
- 6 6. Her Şeyin Başladığı Gün4.845 kelime
- 7 7. Bölüm1.489 kelime
- 8 8. Güzel Anılar Biriktirin Ki Güzel Anın2.590 kelime
- 9 9. Ayak Serçe Parmağı2.238 kelime
- 10 10. Hep Kayıp Olacak Anılar2.262 kelime
- 11 11. Doğa1.273 kelime
- 12 12. Açıklanamayan Hisler1.850 kelime
- 13 13. Kızıl Panda1.363 kelime
- 14 14. Maskenin Altındaki Ela Göz1.955 kelime
- 15 15. Davetiye1.830 kelime
- 16 16. Balo1.675 kelime
- 17 17. Bölüm2.835 kelime
- 18 18. Pişman Değilim. Olmayacağım. Nokta.2.672 kelime
- 19 19. Özlenen Yakındayken Hicran Duyulamaz Mı?2.319 kelime
- 20 20. Biz Bir Aileyiz...1.984 kelime
- 21 21. Gece Oyunu2.201 kelime
- 22 22. Tolga Şahinlerin Günü2.148 kelime
- 23 23. Beni Unut, Ama Sevgimi Unutma3.390 kelime
- 24 24. N'olursun Yaşa2.131 kelime
- 25 25. Bir Can, Bir Görev1.763 kelime
- 26 26. Asıl İlaç, Gülmekti...2.233 kelime
- 27 27. Eski Günlerdeki Gibi2.034 kelime
- 28 28. Yolun Sonu1.948 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 29. Seninle Olurum...3.666 kelime
- 30 30. Senin İçin Ölür De...1.769 kelime
- 31 31. Güzel Olan Anılar Değil, Anılardaki İnsanlarmış...1.172 kelime
- 32 TEŞEKKÜR172 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Yazar Anlatımıyla...)
Okuldan çıkıp ardından annesinin yanına, dükkana giden Derya için gün yorucu geçiyordu. Dersler iyice zorlaşmıştı ve kafası hep başka bir yerdeyken odaklanması zordu. Okul yorgunluğuyla annesinin yanına uğrayacaktı. Çünkü annesi öyle demişti.
Annesi bir çiçek dükkanı işletiyordu ve renk renk çiçeklerin olduğu, mis gibi kokan bir dükkandı. Derya da burayı çok sever, bazen sırf bu güzel çiçeklere bakma bahanesiyle buraya gelirdi. Ancak bugün çok yorgundu ve tek istediği eve gidip yatmaktı.
Dükkana girdiğinde renk renk çiçeklerin hepsi onu selamladı. Tebessümle baktı çiçeklere Derya. Ardından annesine baktı.
“Hoşgeldin kızım.” dedi annesi. “Okul nasıldı?”
“İyi.” dedi sadece Derya.
“Kızım azcık konuşsan, bir şeyler anlatsan? Anne kız biraz dedikodu yapar, senin sesin çıkmıyor. Soru sormasak bizimle iletişime bile geçmiyorsun. Eskiden böyle değildin, cıvıl cıvıl bir çocuktun.”
“Bitti mi anne nutuğun?” dedi Derya, baygınlıkla bakarak.
“Bitti! Öf valla. Seninle uğraşamayacağım. Sen şu simitçiden iki tane simit al. Sonra buraya gel, benim işim var dükkana bir süre sen bak.”
“Of!”
“Hadi hadi oyalanma.”
Derya, çantasını kenara koydu ve dükkandan çıkmak için hazırlanırken kapıda gördüğü kişiyle duraksadı.
Berk.
Kapıdan içeri girdiği an Derya'yla gözleri denk düştü. Bakıştılar bir süre. Neden burada, diye sormadan edemedi Derya. Kime çiçek almaya geldi? Kimle sevgili oldu da çiçek alıyor? Üstelik bizim dükkanımızdan!
“Berk, oğlum.” dedi Derya'nın annesi. “Hoşgeldin. Kime çiçek almaya geldin? Yoksa sevgilin mi var?” dedi alayla.
Berk güldü. Derya ise yutkundu. Berk'in vereceği cevabı bekledi. Annesi “Kızım gitsene artık, simitçiye. Hadi!” dedi. Derya annesinin sesiyle hemen dükkandan çıktı ve Berk'in verdiği cevabı duyamadığı için sinirlendi. Ama her zaman ki gibi, içinde tuttu.
Simitçiye gidip iki simit aldı. Acaba Berk de aç mıydı? Ona da mı almalıydı? Gitsin sevgilisi ona yedirsin! diye söylenerek sert adımlarla dükkana geri gitti. Geri geldiğinde Berk yoktu.
Annesi “Heh, aldın mı? Sen ye, benim işim var. Gelirim 1 saate. Sende görevlerini biliyorsun, sahip çık dükkana. Bir sorun olursa beni ara.” dedi.
“Tamam.” dedi ve koltuğa oturdu. Annesi dükkandan çıktı ve Derya düşüncelere daldı. Berk neden gelmişti? Hangi çiçeği almıştı? Kime almıştı?
Derken dükkana bir müşteri geldi. Derya, gelen kişiye bakmadı çünkü düşüncelere dalmıştı. “Bakar mısınız popkek 2?” diyen tanıdık sesle hemen başını çevirdi. Berk'i görünce bocaladı.
“Ne var?” dedi.
“Müşterine böyle mi davranıyorsun popkek? Çok ayıp.”
“Müşterilerim genellikle bana 'popkek' demiyor çünkü. Sahi, neden geldin? Az önce burada değil miydin?”
“Evet, buradaydım. Ve geri geldim.”
“N'oldu?” dedi ve ayağa kaltı Derya.
Berk, adımlarını Derya'ya doğru attı. Tam karşısında durdu. Ve arkasından bir çiçek çıkarıp Derya'ya uzattı. Derya şaşkınlıkla çiçeğe baktı. Beyaz lale. Gösterişli değil, sade ve net bir çiçek.
Derya kahkaha atarak güldü. “Benim dükkanımdan bana çiçek mi aldın sen?” dedi ve daha da çok gülerek kıvrandı. Berk “Ne yapayım? En iyi çiçekler sizde var. Hem ben nerden bileyim senin de dükkanda olduğunu.” dedi.
Derya ciddileşti ve “Neden bana aldın bunu?” diye sordu. Berk derin bir nefes verdi, ardından “Sence de net değil mi Derya?” dedi. “Bana âşık olduğunu söyledin, aynı günün gecesi bende sana bunu söyledim. Ama sen inanmadın. Güvenemedin. Güven Derya, bana güven. Seni gerçekten çok seviyorum. Seni asla hayal kırıklığına uğratmam. Bende senin hislerinden emin değildim, bu yüzden söylemedim. Ama sen itiraf etmişken artık söylemememin bir manası yok.”
Derya yutkundu. Başını eğdi. Yapmamalıydı. Şu an bunları söylememeliydi. “Bak bana...” dedi Berk. Eliyle Derya'nın çenesini tuttu ve hafifçe yukarı kaldırdı. “Beni sevdiğinden ikimiz de hemfikiriz. O zaman... Benimle olur musun Derya? Benim sevgilim olur musun?”
Derya baktı sadece. Kelimeler boğazında düğümlenmişti. “Olurum.” dedi fısıltıyla. “Ben senin sevgilin olurum.” Bunları söylediğinde Berk öyle bir sarıldı ki ona. Kokusunu yavaşca içine çekti. O da çiçek gibi kokuyordu.
Yıllardır beklediği anın tadını çıkarmak istercesine sarıldı. Saçlarını okşadı. Yanağına küçük bir öpücük bıraktı. Derken içeri giren müşteriyle Derya hemen onu itti. Müşteri, şaşkınlıkla bu iki gence baktı. Derya “Öhöm, buyrun ne çiçek istersiniz?” deyince Berk el kol hareketleri yaparak ben gidiyorum mesajını verdi ve dükkandan çıktı.
Şu an tüm mahallenin ortasında dans ederek dolaşabilirdi Berk. Öyle mutluydu ki sevincini paylaşmak için Hakan'ı aradı.
“Napıyon lan Hakko?”
“Bekle lan. Sen niye en olur olmaz vakitlerde arıyorsun? Bir operasyondayım, çok önemli. Sonra konuşalım.”
“Ben Derya'yla sevgili oldum.” dedi Berk.
“Aferin. Derya şimdi benim yengem mi oldu? İyi, hayırlı olsun.”
“Sende ne gelişmeler var lan? Deniz ile olmadınız mı hâlâ?”
“Oğlum uçakta söyledim, aşk itirafı yaptım. O da sevdiğine dair bir şeyler söyledi. Ama hâlâ kaçıyor benden. Şu an ki yaptığım operasyon başarılı geçerse senin de yengen olucak.”
“İyi iyi. Ben eve gidip sevincimi yaşayacağım. Sana bol şans Hakko.” dedi ve mutlulukla eve gitti...
Hakko içinden amin deyip kapıyı tıklattı. Kardeşi Nehir, kapıyı sinirle açtı. Hakan çantasını her zaman ki gibi kardeşine fırlatıp içeri girdi. Nehir refleksle çantayı tuttuğunda sinirle yere attı. “Of ya abi ya!”
Hakan güldü. “Özledin mi beni?” diyerek odasına doğru yürüdü. “Hıı,” dedi Nehir yapmacık bir sesle ve yüzünü buruşturarak. “Bayılıyorum sana. Diyorum ki, abim hep yanımda olsa (!)” Göz devirdi ve salona geçti.
“Ben hep yanındayım zaten.” dedi Hakan ve odasına girdi. “Maalesef.” diye mırıldandı Nehir. Hakan odasından çıktığında üstüne beyaz bir gömlek ve siyah bir pantolon gitmişti. Sarı dağınık saçlarına çeki düzen verdi ve biraz da parfüm sıkarak aynadan kendine baktı.
“Çok yakışıklıyım oğlum ben.” Kendi bal rengi gözlerine baktı. “Benim gibisine Deniz bile aşık olmazsa tükürsünler yüzüme.” Kendi kendine konuşup salona geçti.
“Ben dışarı çıkıyorum. Sen de evde uslu dur.”
“Nereye?”
“Dışarıya.”
Nehir ters ters baktı. “İyi, git. Anlamadım sanki Deniz ile buluşup ona çıkma teklifi edeceğini.”
“Senin sevgilin yok diye kıskanıyorsun değil mi?” Dedi Hakan. Nehir daha bu sene liseye geçmişti ve yanına yaklaşan her erkeği Hakan uzaklaştırıyordu.
“Git şu evden! Sadece konuştuğum erkeklere bile karışıyorsun!”
“Abilik görevidir bu kızım.”
”Ibılık gırıvıdır bı kızım. Vıcı vıcı vıcı! Git artık!”
Dediğini yapıp evden çıktı Hakan. Nehir'in de dediği gibi, Deniz ile buluşacaktı. Bu iş bugün hallolmalıydı. Bir kafede buluşacaklardı ve bazı planları vardı. Hızlı adımlarla kafeye gitti. Kafeye geldiğinde tahmin ettiği gibi beklediği kişiler vardı. Deniz henüz gelmemişti.
Bir süre bekledikten sonra kafenin girişinde Deniz belirdi. Etrafa bakındı ve Hakan'ı gördü. Yanına gitti. “Berk ve Derya nerede?” diye sordu. Evet, Hakan ekipçe bir buluşma diyerek onu kandırmıştı.
“Onlar gelmeyecek.” diyerek yanıtladı sorusunu. Deniz ağzını açıp kızmaya yelteniyordu ki Hakan onu kolundan tuttu ve yüksek bir platforma çıkardı. Ardından tüm müşterilere baktı. Herkesin bakışları onlardaydı.
“Arkadaşlar, bir buraya bakabilir misiniz?” dedi Hakan.
“Ne yapıyorsun mal?” diye söylenmeden edemedi Deniz. “Tüm bakışlar üzerimizde. Yine ne planlıyorsun?”
Hakan onu takmadan müşterilere bakıp konuştu. “Şu an söyleyeceklerimle belki bana aptal bir lise aşığı diyebilirsiniz. Saçma bir ergen de diyebilirsiniz. Ama bilin ki, bu şu an benim hiç umrumda değil. Şu yanımda görmüş olduğunuz kız; Deniz, kendisi benim sevgimden inanmıyor. Ve bende artık sabır kalmadı. Deniz... Ben seni cidden çok seviyorum. Küçüklüğümden beri, bugün de, yarın da... Tüm herkes duysun ve bilsin ki, ben kalbimi bir kömür karası gözlere verdim. Ve Deniz, sen istersen benden yine kaç ama ben seni bırakmayacağım!” deyince tüm müşterilerden alkış tufanı koptu.
Deniz şaşkınlıkla bir Hakan'a bir de müsterilere baktı. Hayretler içindeydi. Tepki veremiyordu. Ben de seni seviyorum, demek istedi ama dili varamadı. Yutkundu sadece.
Hakan “Şimdi çalacak şarkı hem Deniz'e hem de sevip de sevgilisinden başkasını görmeyenlere gelsin.” dediğinde bir grup, müzik aletleriyle şarkıya başladı.
Kimseyi görmedim ben
Senden daha güzel
Kimseyi tanımadım ben
Senden daha özel
Kimselere de bakmadım
Aklımdan geçen
Kimseyi tanımadım ben
Senden daha güzel
Senden daha güzel
Senden daha güzel
Senden daha güzel
Sana nerden rastladım?
Oldum derbeder
Kendimi sana sakladım
Senden daha güzel
......
Şarkı, Duman'ın “Senden Daha Güzel”şarkısındandı. Bittiğinde Hakan bakışlarını Deniz'e çekti. “Peki Deniz, tüm bu olanlarla benim sevgime gerçekten inandın mı?”
Onaylarcasına başını salladı Deniz. Gülümsedi. Hakan “O zaman benimle çıkar mısın?” dediğinde cevap hiç beklemediği bir şekilde geldi. Deniz, parmak ucunda yükseldi ve Hakan'ı öptü. Bu tepkiyke Hakan şaşırdı ve gözlerini kocaman açtı. Birbirlerinin dudaklarında öylece kayboldular...
Deniz dudaklarını ondan çekti ve Hakan'a sımsıkı sarıldı. Artık onun da sevgisini saklaması için bir neden yoktu. Zaman her şeyi gösterdiği gibi, onların sevgisini de tam vaktinde göstermişti.
Onların hikayesi burada bitmeyecekti. Bu basit bir lise aşkı değildi. Bu, küçüklükten gelen ve devam eden bitmeyecek bir sevgiydi.
Berk ve Derya da dahil ilerde birbirlerinden kopamayacak ve beraber yaşamlarını sürdüreceklerdi. Küçükken olduğu gibi, şimdi de öyle, gelecekte de...
★★★★★
(7 Ay Sonra...)
(Derin'in Anlatımıyla...)
Zaman su misali akıp geçiyor. Günlerin, ayların nasıl geçtiğini bile hatırlamıyorum. Ama tek bildiğim bir şey var. O da, hâlâ mutlu olabildiğim. 7 ay öncesinde, çok hatırlayamasam da Yeliz'in vurulduğu ve Tolga'nın ailevi sorunlarıyla baş ettiğini hatırlıyorum. Neyseki dördümüz de tüm bu olanlara rağmen bir şekilde hayata tutunabildik.
Hafızam gün geçtikçe silinmeye devam ediyor. Hâlâ bana anılarımı geri verecek bir olay yaşamadım. Bu gidişle tamamen unutabilirim... Temennim, bir an önce sarsıcı bir olay yaşamak. Düştüğüm durumu görüyor musunuz? Hatırlamak için belki beni derinden üzecek, zarar verecek bir olay yaşamak istiyorum...
Bugün cuma ve haftaya okulun son günleri. Dördümüz de sınıftan çıkmak için hazırlanırken edebiyat hocası yanımıza geldi ve sınıf kapısını aralık bıraktı. Sınıfta bozden başka kimse yoktu.
“Gençler,” dedi bize bakarak. Her zamanki neşesiyle “Haftaya son, biliyorsunuz ve sizi derslerinizde başarınızdan dolayı Pazar günü İzmir'e geziye gitmeye davet ediyorum. Tüm masraflar benden, ve kocam müdür yardımcısından.” Güldü. “Eğer kabul ederseniz götüreceğim. Sadece siz dördünüz.”
İzmir mi?
Allah'ım! Tekrar oraya gidebilecek miydim ki?
Diğerleri ne diyor diye onlara baktım. Tolga bu fikri beğenmişcesine gözleri parladı. Yiğit benden cevap bekliyordu. Yeliz ise “Bana uyar. Ama ailemden izin almam gerekiyor.” dedi.
Tolga “Bende gelirim hocam.” dedi.
Yiğit “Derin gelirse bende gelirim.” deyice hoca bana baktı.
“Bilmiyorum... Önceden orda yaşardım zaten. Görüp görebileceğim her yeri gördüm.”
Ama hatırlamıyorsun Derin, dedi iç sesim.
Kapa çeneni, hatırlatıp durma!
Hem hatırlamıyorsun hem de o yerleri Yiğit ile görmek istemez miydin?
Haklısın! Of tamam sus.
Hocaya baktım ve “Tamam gelirim hocam, o yerleri hem arkadaşlarımla da görmek isterim. Sadece annem ve babamdan izin almam gerekiyor.”
"Annen ve baban öğretmenler odasında istersen şimdi sorabiliriz.”
“Peki, olur hocam.”
Tolga “Hocam tam olarak nereyi gezeceğiz?” diye sordu.
“Efes Antik Kenti, bazı tarihi yerler, yine tarihi bir kütüphaneye götüreceğim. Akşama doğru ise bir restorantta yemek yiyeceğiz. Ardından geri döneceğiz. Söylemeyi unutuyordum, pazar sabahı saat 8 de okulda olun.”
“Tamamdır hocam.” dedi Yiğit.
Sınıftan çıktığımızda önümüzdeki Gamze hızlı adımlarla yürüyor ve biriyle konuşuyordu. Merdivenlerden inmeye başladığında biz de asansöre binip aşağı indik.
Yine ne karıştıyor Allah bilir, diye içimden geçirdim.
Garip olansa içimde hem iyi hem de kötü hislerin olmasıydı.
(Yazar Anlatımıyla...)
Sınıftan çıkacağı esnada Merve hocanın arkasından kapıyı aralık bırakmasına kaşlarını çattı Gamze. O sinir bozuculara bir şey diyeceğini tahmin etmişti. Kulağını kapıya dayayıp konuşulanları dinlemeye başladı.
Demek sadece o dördünü İzmir'e götürecekti öyle mi?
İzmir mi?
Aklına gelenlerle hemen gülümsedi. Pazar günü gideceklerdi. Sonunda duyduğu bu habere aylar sonra gülmemek için kendini zor tuttu. Kapıdan uzaklaştı ve telefonunu çıkarıp birini aradı.
Uzun süre çaldı telefon. Merdivenlerden indi, arkalarından onların geldiğini hissetti ama asansöre binmişlerdi. Telefon uzun bir süre çalıştan sonra açıldı.
“Alo?” dedi karşıdaki ses.
“Güzel haberlerim var.” dedi Gamze.
“Hiçbir haberin güzel olmadı şu ana kadar. Okul bitmek üzere ama hâlâ bir şey yapamadınız!”
“Bu sefer yapacağız.” dedi Gamze. Okul bahçesinden de çıktığında kimsenin duymayacağı bir alana geldi. “Pazar günü. Gizemler İzmir'e gelecek. Sadece dördü ve o edebiyat hocası. Akşama doğru bir restorantta yemek yiyeceklermiş. Hangi restorant olacağını bir şekilde bulacağım. Ne yapacağını biliyorsun. Sen de İzmir'desin ve bu hafta pazar bu iş bitmeli. Artık onların sonu geldi. Hak ettiklerini görmeliler!”
Karşıdaki sesin gülmesini işitti Gamze. “Aferin benim kızıma.” Kahkaha attı telefondaki ses. “Kedi olalı ilk defa bir fare tuttun. Bu iş çok uzamıştı. Artık onlara günlerini göstereceğiz! Yapman gereken tek şey hangi restorant olacağını bulmak. Kapatıyorum, daha fazla dikkat çekme.”
Gamze bir şey demeden telefon kapandı. Tehlikeli bir şekilde gülümsedi Gamze. Pazar günü her şey açığa çıkacaktı. Yüzlerinde ki o şaşkınlık ifadesini görmek istiyordu.
O gün onlar için hiç iyi şeyler olmayacaktı. Geldikleri yolun sonuna varmışlardı.
Peki, mutlu mu çıkacaklardı bu yolun sonundan, yoksa felaketle mi çıkacaklardı?
Bölüm etkileşimi
