Kayıp Anılar kitap kapağı

2. bölüm / 32

Kayıp Anılar

2. Yeni Arkadaşlar Ve Zorbalar

Vaveyla Yazarı: Yüsra Bulut

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 32Şu an: 2. Yeni Arkadaşlar Ve Zorbalar

Yazar Notu: Öncelikle selamlar. Bölümleri hangi süreyle atabilirim, bilmiyorum ama yazdıkça atmaya çalışacağım. Aşağıda karakterlerin fotoğrafları var. Şimdi diyeceksiniz, neden 1. Bölümde değil de 2. Bölümde attın bunları diye. Asıl karakterler 2. Bölümde geldi çünkü. Gizem ve Yeliz karakteri çok güzel oldu ama Yiğit ve Tolga'dan emin değilim. Eğer beğenmediyseniz değiştirebilirim. İyi okumalar dilerim. Umarım kitabımı beğenirsiniz...

Gizem Derin Aydın

Yeliz Arslan

Yiğit Kılıç

Tolga Akar

★★★★★

Oh, I love it and I hate it at the same time
You and I drink the poison from the same vine
Oh, I love it and I hate it at the same time
Hidin all of our sins from the daylight
From the daylight-

Kapat. Bugüne uygun bir alarm müziği koymak istiyordum ve o da David Kushner'in "Daylight" şarkısı oldu. Alarmı kapattıktan sonra bir süre hayatı sorguladım. Bugün okula gitmek zorunda mıyım? Hasta numarası yapsam, çok klasik inanmazlar. Kolumu kırsam? Bu durumda annemle babam da okula gidemez. Yani geriye gitmekten başka seçenek kalmıyordu.

Yatağımın üzerini düzeltip tuvalete gittim. Elimi yüzümü yıkayıp tam tuvaletten çıkacaktım ki annemle karşılaştım.

"Kalkmışsın." yok ben uyurgezerim aslında. "Bende seni uyandırmaya gelmiştim."

"Kaçta çıkacağız?" dedim.

"07.30 gibi. Kahvaltı yapacak mısın, yoksa okulun yemekhanesinde mi yiyeceksin?" dedi.

“Aç değilim. Yemekhanede yerim.” dedim odama doğru ilerleyerek. “Peki sen bilirsin. Acıkırsan bizimle kahvaltı et."dedi arkamdan seslenerek. “Aç değilim.” dedim ve odama girdim.
Çantama koyacağım bir şey yoktu. Ders kitaplarını sanırım bugün dağıtacaklardı. Eee, ben hazırdım. Etrafıma baktım. Yapabileceğim bir şey yoktu. Kendime baktım. Formamı giymemiştim! Nasıl unuturum? O kadar şaşkınım ki... Formamı hemen giydim. Üstümde beyaz bir gömlek, altında ise çok kısa olmayan siyah bir etek vardı. Etek giymekten nefret ederim! Yakında havaların soğuyacağını düşünürsek siyah pantolon giyebilirdim. Şimdi ise saçımı yapmam gerekiyordu. Şifonyerimin karşısına geçtim ve aynaya baktım. Saçım kabarmış ve dağılmıştı. Çekmeceden tarağımı çıkartıp taradım. Üstten bağlayıp at kuyruğu yaptım.

Odamda bir süre daha boş boş durdum. Ne hissettiğimi bilemiyorum. Kafam çok karışıktı, çoktan İzmir'i özlemiştim. Ve en önemlisi: Uykum var! Allah’ım, lütfen güzel bir gün geçiriyim. Amin. Tüm sıkıntılı düşüncelerimi bir kenara bırakıp kitap okuma köşemdeki masamdan “Küçük Kadınlar” kitabını çantama koydum. Canım sıkılırsa kitap okuyabilirdim.

Aşağı kata indiğimde annem mutfağı topluyor, babam ise paltosunu giyiyordu. Her yere bir acelesi olan babam, annemi beklemekten sıkılmıştı.

"Berfin, hadi geç kalacağız. Sonra hallederler mutfağı." dedi saçını düzelterek.

"Tamam, geliyorum. Siz arabaya geçin. Gelirim peşinizden." dedi elini havluyla kurutarak.

"Eğer gelmezsen seni bırakıp kaçarız." dedi gülerek.

"Kaçın da bir daha bu eve girebiliyor musunuz, bakın." dedi annem yalandan tehdit edercesine.

"Acele edersen kaçmayız." dedi babam.

"Off Ferit, şu huyundan nefret ediyorum. Her yere giderken hep bi' acele! Daha yarım saatimiz var." dedi annem yukarı kata çıkarken.

Ancak babam hiç oralı olmadı. "Biz arabaya biniyoruz. Hazırsın değil mi kızım?" dedi bana bakarak.

"Evet, hazırım." Değildim. Hem de hiç değildim.

Babamla evden çıkıp arabaya bindik. Babam, bir şarkı mırıldanıyordu. Anlaşılan çok mutluydu. Tabii, onluk bir sıkıntı yoktu ki. Her ortama uyum sağlayabiliyordu.

"Çok mutlusun baba." diye laf attım. Sanki ilk defa öğretmenlik yapacak gibiydi.

"Evet, maaşallah senin de yüzünde güller açıyor(!)" dedi, ardından da "Bir sıkıntın mı var? Neden bu kadar solgunsun?" dedi.

Birdenbire taşınmak, arkadaşlarımdan ayrı kalmak, yeni yaşama uyum sağlamak, iki haftadır yalnız kalmak dışında bir sıkıntım yoktu.

"İyiyim, bir şeyim yok. Sadece gerginim." Belki bu hayatta herkesin en çok söylediği yalan "iyiyim" sözüdür. Ne de olsa kimsenin bu sözcüğü gerçekten iyi olup da söylediğini zannetmiyorum.

Annem arabaya bindiğinde okula doğru gitmeye başladık.
Çok uzak değildi ama çok da yakın değildi. Yani yine her şey gibi yol da orta uzunluktaydı.

Okula vardığımızda babam arabayı okulun yakınına park etti. Arabadan indiğimde kalbim küt küt atıyordu. Okul; 5 katlı, oldukça geniş ve büyüktü. Bahçeden içeri girdik. Girdiğimiz gibi bahçede ki bütün öğrenciler bize bakıyordu, gibi bir sahne yoktu tabii ki. Herkes kendi işine bakıyordu. Okulun tam içine girdiğimizde sağ tarafta siyah sandalyelerin ortasında dikdörtgen bir masa, sol tarafta nöbetçi öğrencinin olduğu büyük masamsı bir şey vardı. Adını bilmiyorum. Tam karşımızda ise merdivenler vardı. Merdivenin solunda ise asansör. Annem “Şu sarı saçlı hocaya soralım da asansörü kullanalım.” dedi.

Derken tam bize doğru gelen birini gördük.

“Siz Ferit Aydın ve siz de Berfin Aydın olmalısınız. Ben okulun müdür yardımcısı. Ve sen de…” dedi beni göstererek.
“Onların kızı ve yeni öğrencimizsin.”
“Evet.”
Tamam,gördüm okulu artık eve gidelim. Müdür yardımcısı "Buyrun, sizi öğretmenler odasına götüreyim. Seni de sınıf öğretmenine tanıştırayım. Hangi sınıftasın ufaklık?” dedi.
Kaşlarımı çattım. Ufaklık? 17 yaşına gireceğim ben! Ben size göre ‘ufaklık’ isem siz de bana göre ‘kocaman’ sınız.

“11-C” dedim kısaca. Kocaman Bey bizi asansöre bindirdi. İkinci kata geçtik. Koridorda yürürken
“Ben Koray Yılmaz. Az önce de dediğim gibi müdür yardımcısıyım. Senin adın ne?” dedi bana.
“Gizem Derin.” dedim sadece.
“Gizem, bir sorun olursa önce ailene sonra sınıf öğretmenine, en sonunda ise bana gel.” dedi öğretmenler odasına vardığımızda. “Tamam.” dedim.

Annemle babam Kocaman Bey’le bir süre konuştular. Öğretmenler odasında ki öğretmenlerle tanışıyorlardı. Bende en köşedeki sandalyede oturmuş dinliyordum. Derken içeri o sarı saçlı hoca girdi. Kocaman Bey ayağa kalktı.
"Tanıştırayım, eşim Merve. Ayrıca Gizem'in sınıf öğretmeni. 11-C nin sınıf öğretmeniydin değil mi?" dedi Merve Hocaya bakarak. Merve hoca bana ve annemle babama baktı. Gülümsedi. "Evet, okulumuza hoşgeldiniz. Sende hoşgeldin Gizem. Eminim sınıfını seveceksin." dedi.

Umarım.. Bir önceki sınıfımın hayvanat bahçesinden farkı olmadığını hatırlayınca bir anlık dehşete düştüm. Kendimi toparaladım ve "Umarım." dedim ve bende ona gülümsedim. Annemle babam, Merve Hocayla konuşmaya başladılar. Neyseki sonunda zil çaldı. Merve Hoca:

"Gizem, ilk dersim sizin sınıfla. Zil de çaldı, beraber sınıfa geçeriz. Olur mu?" dedi. Diğer öğretmenlerin delici bakışlarının aksine bu hocanın ayrı bir sevecenliği vardı. Böyle tatlı bir hocayı nasıl "hayır" diyebilirdiniz ki? "Olur" dedim ve ayağa kalktım.

Sınıfım 3. katta olduğu için yukarı çıktık. Merve Hocayla koridorda ilerliyorduk. Koridor öyle büyüktü ki benim burada kaybolmamam imkansızdı. En sonunda "11-C" yazan kapının önünde durduk.

"Heyecanlı mısın?" dedi kapıyı açmadan önce.
"Sanırım evet, biraz."
Hoca sınıfın kapısını açtı ve içeriye girdi, ardından da ben. Tüm sınıf ayağa kalktı. Sınıfa bir göz gezdirdim.

Her sınıfta olan o arka dörtlü, sınıfın süslüsü, inek öğrencisi vb. gibi öğrencileri ilk gördüğünüz anda anlayabilirdiniz. Ama kimsenin göstermedikleri yüzünde neler olduğunu değil... Merve Hoca:

"Günaydın gençler!" dedi aynı sevecenlikle.
Tüm sınıf "Günaydın Hocam!" diye bağırdı.
"Oturun." dedi ve herkes bu emirle hemen yerlerine oturdular. Hoca da kendi sandalyesine oturdu ve ben tüm sınıfın önünde öylece kaldım. Tüm gözler bana bakıyordu. Kimisi merakla, kimisi umursamazlıkla ve kimisi de hayranlıkla. Ardından Merve Hoca konuştu.

"Sınıfımıza yeni bir öğrenci geldi. Bundan sonra o da bizimle beraber olacak. Lütfen arkadaşınızla iyi geçinin ve ona okulu tanıtın." bana döndü ve "Ben, Merve Yılmaz. Hem edebiyat öğretmeni hem de bu sınıfın sınıf öğretmeniyim. Şimdi sen bize kendinden bahseder misin?" dedi.

Sakin ol, Gizem.
Sadece kendini tanıtacaksın, bu kadar.

Derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım. "Ben, Gizem Derin Aydın. 17 yaşıma gireceğim. İzmir'den buraya tayinimiz çıktığı için geldim." dedim. Nefesimi verdim ve rahatladım. Bu kadardı, sadece bu kadar.

"Hoşgeldin bacım." dedi ön sıralardan bir erkek. Sadece gülümsedim. O bile çok kısa sürmüştü. Merve Hoca:

"Gizem ismini mi kullanıyorsun yoksa Derin ismini mi?" diye sordu.

"Bana fark etmiyor ama genellikle Gizem'i kullanıyorlar."

"Peki Gizem. Boş sıralardan birine oturabilirsin." dedi.

Sınıfa baktım. Sıralar tek kişilikti. 4 tane beşlik sıralar vardı. Benim bakış açıma göre sağdan ikinci sıranın, en arkanın bir önüne oturdum. Sol yanımda tekli sırada oturan çocuk "Hoşgeldin kanka, ben Tolga." dedi. Tolga'nın hafif uzun ve kıvırcık saçları vardı. Ela gözlüydü ve uzun boyluydu. Açık konuşmak gerekirse, yakışıklıydı.

"Hoşbuldum." dedim sadece. Hiç hoşbulmadım.

Tam önümdeki sıradaki çoçuk "Hoşgeldin Derin. Ben de Yiğit. Tolga arkadaşım olur kendileri." dedi. Yiğit ise Tolga'nın aksine hafif kumral ve dalgalı saçları vardı. Kahverengi gözlüydü ama bu görebileceğim en açık kahverengiydi. Sanırım bu çocuk Tolga'dan daha yakışıklıydı.

Tolga "Görmüş olduğun şu elemanla yaklaşık 7 yıldır tanışıyoruz." dedi.

Yiğit "7 yıldır peşimden ayrılmıyor. Nereye gitsem orada. Yani anlayacağın, çoktan onunla arkadaşlığımı bırakırdım." dedi, hiç inandırıcı gelmese de.

Adını bilmediğim sağ yan tarafımda oturan, kızıl saçlı kız "Bu yüzden mi her gün internet kafeye gitmek için ikna ediyorsun?" dedi Yiğit'e bakarak.

Yiğit "Sus sen. Seni götürmüyoruz diye söylüyorsun değil mi bunları?" dedi gülerek. Anlaşılan bu üçü çok iyi anlaşıyordu.

Tolga tam bir şey diyecekti ki Merve Hoca ikisinin konuşmalarından bıkmış olacak ki ciddileşti ve bu sefer sert bir ifadeyle:

"Gençler, konuşmanıza teneffüste devam edersiniz. Biliyorsunuz, dersimde konuşanı hiç sevmem ve konuşursanız direk müdür yardımcısının odasına gönderirim." dediğinde hepsi sessizleşti. Hoca ayağa kalktı ve konuşmaya başladı.

"Size, bu okulda ilk gününüzde ne söylediğimi hatırlıyor musunuz?" diye sordu. Bana "bacım" diyen kişi "Hocam bugün de Gizem'in ilk günü. O yüzden bence tekrar edebilirsiniz" dedi.

Hoca sınıfa göz gezdirdi ve kimsenin hatırlamadığını görünce "Peki. Anlaşılan pek de hatırlayan yok." dedi. Kızıl saçlı kız "Hocam üç yıl geçti nasıl hatırlayalım?" dedi.

"Size, 'Lise hayatınızda geçireceğiniz en güzel 4 yıl olacak' demiştim. Ve şu anda en güzel 4 yılınızın 3. Yılınıza girdiniz. Çoğunuz hedeflerinizi, alacağınız kararları çoktan belirlemiştir. Güzel bir gelecek istiyorsanız sorumluluklarınızı tam bilincinde yerine getirmelisiniz. Ama her şeyden de önce, iyi bir meslek sahibi olmaktan da önce, iyi bir insan olun. Çünkü meslekler gelir, gider; ama insanlık kalır. Yaptığınız meslek unutulur ama iyi bir insan olduğunuz unutulmaz, bu dünyada da, öbür dünyada da..."

Bir süre kimse konuşmadı. Derin bir sessizlik oldu. Hoca "Mesela sen Zeynep, ilerde ki hedefin ne?" dedi kapı tarafında, en önde oturan kıza. "Sizin de dediğiniz gibi hocam, iyi bir insan olacağım." dedi. Arkamda ki çocuk "Adam olun lan!" diye bağırdı.

"Dedi kendisi adam olmayan kişi" diye ekledi Tolga.

Hoca ders boyu geleceğimiz hakkında konuştu. Zil çaldığında sağ yanımda oturan kızıl saçlı kız hemen yanıma geldi. Omuzlarından sarkan koyu kızıl saçları ona çok yakışıyordu.
"Selam." dedi sevecenlikle. "Ben Yeliz. Okula hoşgeldin. Umarım buraya çabuk alışırsın." dedi.
"Hoşbuldum." dedim.
"Seni okulda gezdireyim mi? Yani okulu tanıtayım."
"Tabii, olur. Ama çok aklımda tutamayabilirim, çünkü gerçekten büyük bir okul."
"Merak etme, ilk geldiğimde benim de aklım karışıyordu. Üstelik zor alışmıştım. Benimle çok anlaşan yoktu." dedi hüzünle.
Sıramdan kalktım ve "Sende mi sonradan geldin?" diye sordum.
"Evet, 10. Sınıftayken..." dedi.

Beraber sınıftan çıktık. Aşağı doğru inerken "Bence en alt kattan başlayalım. Oradan üst katlara doğru gideriz." dedi.

Omuz silktim. "Tamam, bana fark etmez." dedim.
Derken karşımıza bir kız çıktı ve arkasında birkaç erkek ve iki kız vardı.
"Ooo" dedi Yeliz'e bakarak. "Demek Yeliz, yeni kızı kendi tarafına çekmeye çalışıyor." Pardon da, kimdi bu kız ve bana "yeni kız" deme cesaretini buluyordu?

Yeliz yalandan güldü. "N'oldu Gamze? Bana yaptığın gibi önce kendi safına çekip sonra zorbalamak mı istiyordun Gizem'i? Planlarını mı mahvettim yoksa? O kadar çok üzüldüm ki şuan!" deyip kahkaha attı.

Gamze "Sen... Sen!" diye burnundan soludu. "Sen böyle bir şeyi söyleme cesaretini nerden buluyorsun?! Ben söyleyeyim, o ikisi sayesinde değil mi? O ikisi olmasa sen bir halt yapamazsın bana."

Yeliz kaşlarını çattı. "Diyelim ki onlardan cesaret buluyorum. Ne yaparsın? Eski günlerde ki gibi beni mi zorbalarsın? Döver misin mesela? Ya da tüm okulun içinde beni mi rezil edersin? Biliyor musun, asıl rezil sensin aslında. Okuldakileri zorbalayıp, sonra da zorbalayacağın kız başka birinin yanında olunca 'kendi tarafına mı çekiyorsun' diyen; müdüre, öğretmenlere, herkese melek yüzünü gösterip kandıran bir rezilsin sen!" deyip Gamze'nin bir şey demesine fırsat vermeden kolumdan tuttu ve aşağı merdivene sürükledi.

O an koridordaki herkesin sessizleşip onları dinlediğinin yeni farkına vardım. Biz merdivenlerden inerken koridordaki öğrenciler Yeliz'i alkışlıyordu. Yeliz, cidden çok sinirliydi ve hızlı hızlı nefes alıyordu. Kolumu sıkıca tuttuğunun farkında değildi.

"Onlar kendilerini ne sanıyor?" dedim sinirle.
"Beni, senin yakınında istemiyorlar. Ben buraya ilk geldiğimde bana o melek yüzlerini gösterdiler ve onlara inandım. Sevdim, ama onlar asıl gerçek yüzlerini gösterdiler ve bana zorbalık yapmaya başladılar. İlk başta yabancı olduğum için koruyamıyordum kendimi. Daha sonrasında Yiğit ve Tolga geldi. Onlar benim yanımda oldu. 'Bu cesadeti o ikisinden mi buluyorsun?' diye bahsettiği de Yiğit ve Tolga'ydı. Bak Gizem, ne olursa olsun onlara güvenme. Sakın. Sana da aynı şeyi yapacaklardır." dedi.

Yeliz'i tam olarak tanımasam da yüzünde ki ifade ve söyledikleri her şeyi açıklıyordu. Ona güvenecektim...

Giriş katına geldiğimizde tam okulu anlatmaya başlıyordu ki durdurdum. "Okulu gezmeden önce yemekhaneye gidebilir miyiz? Çok acıktım." dedim.

Yeliz tekrar eski sakinliğine büründü ve "Tabii, ama yemekhane okulun arka tarafında. Yemekhane için ayrı küçük bir tek katlı bina var. Oraya gidelim." dedi.

Okulun arka tarafına doğru gittik. Yeliz'in dediği gibi yemekhane için ayrı bir bina yapmışlardı. Binanın içine girdik. Yemekhane içi büyük ve genişti. Yemeğimizi alıp boş bir masaya geçtik. Çok acıktığımdan hiç utanmadan ayı gibi yemeye başladım.

Yeliz halimi görünce hafifçe güldü ve "Çok acıktın galiba." dedi, benim aksime o sakin sakin yiyordu.

"Evet, biraz ayılık ediyorum ama..." dedim gülerek.

"Önemli değil, abilerimin yanında sen prenses gibi kalırsın."

"Abilerin mi var?" diye sordum merakla. Acaba onlar da Yeliz gibi kızıl saçlı mıydı?

"Evet." dedi iç çekerek. "İki taneler."

Ve o an benim de bir ablam olduğu geldi aklıma. Belki 1 yıldır görmüyordum onu...

"Benim de bir ablam var." dedim. "Yurtdışında okuduğu için çok göremiyorum."

"Yaa," dedi üzgün bir ifadeyle. "Keşke benim de abilerim bir süre yurtdışına gitseler."

"Bence en iyisi tek çocuk olmak." dedim.

Ağzındaki lokmayı çiğnerken "Ovot, kosonloklo." dedi ve ortaya çıkan ses ikimizi de güldürdü.

Ablamın bana yaşattığı çok işkenceler vardı. Ama her şeye rağmen özlüyordum. Peki neler mi yaşattı?
Cipsi çöpe attı ve geri çıkarıp bana yedittirdi.
Bir gün dövüştüğümüzde neredeyse burnumu kırıyordu.
Bilgisayarını kullanmama izin vermeyip kendisi 7/24 bilgisayara bakıyordu.
Bir gün gıcıklık olsun diye yatağına bıraktığım kurabiyeyi görünce "Umarım 100 kilo olursun ve karnında fareler zıplar." demişliği bile var. Evet, ablamın bedduaları çok yaratıcıydı.

Düsüncelerden uzaklaşıp konuyu değiştirdim. "Bana biraz okuldan bahsetsene. Sınıftaki öğrencilerden falan." dedim.

"Şu az önce bana laf atan kız, Gamze; öğretmenlerin 1 numaralı öğrencisi. Hepsine sevecen ve saygılı davranıyor. Gerçekte öyle biri olmadığını, sırf melek gibi görünmeye çalıştığı için böyle yaptığını tahmin ediyorsundur. Sonra derste önünde ve sol yanında olan o iki erkek: Tolga ve Yiğit. Tolga, sınıfın hem en komiği hem de en arkadaş canlısıdır. Herkesle iyi anlaşır. Tabii, başına da sürekli bela açar. Dersleri orta düzeyde. Aramızda kalsın, bence çok yakışıklı." dedi son söylediğini fısıltıyla söyleyerek. Söylediğine güldüm ve o da güldü.

Ardından devam etti. "Ve Yiğit... Sanırım tanımlayacağım en zor kişi olabilir. Tolga ve bana karşı şakacı ve komik. Ama diğer insanlarla muhattap bile olmuyor. Yani oluyor ama bize davrandığı gibi samimi değil. Sanırım onu mutlu eden Tolga. Her ne kadar derste 'çoktan onunla arkadaşlığımı bırakırdım' dese de asla böyle bir şey yapmaz. Yani sevdiklerine karşı samimi. He bir de zeki. Hem de cok zeki. Sınıfın en zekisi diyebil-" diyordu ki arkamdan gelen ses, Yeliz'in sözünü kesti. Arkama baktım. Tolga ve Yiğit, ellerinde yemek tepsisiyle bize bakıyorlardı.

Tolga "Selamün Aleyküm kızlar, bizde sizin masaya oturabilir miyiz?" dedi. Yeliz'e baktım. O ise benden cevap bekliyormuş gibi bir hali vardı. "Tabii, olur." dedim ve ayı gibi yemeyi bir kenara bıraktım. Yiğit ve Tolga masaya oturdular, masa tam 4 kişilikti. Tolga o kritik soruyu sordu.

"Dedikodu mu yapıyordunuz?" dedi. Yeliz'le kısa bir süre bakıştık. Yeliz öksürdü ve:

"Yoo, ne dedikodusu? Biz öyle bir şey yapar mıyız?" dedi.

Yiğit, açıkça dedikodu yaptığımızı anlayınca sırıttı ve "Ne konuştunuz o zaman?" diye sordu.

"Okuldan falan. Yeliz'den okulu anlat-" cümlemi bitirmeden Yeliz sözümü kesti.

"İki kadının ne konuştuğundan size ne?" dedi ters ters bakarak.

Tolga "Anlaşılan bunu sinir edecek bir olay yaşanmış." dedi Yiğit'e bakarak. "Neyse siz konuşmanıza devam edin, bizden rahatsız olmayın." dedi.

Yeliz "Senden mi rahatsız olacağım Tolga?" diye sordu.

"E konuşun o zaman rahat rahat." dedi Tolga, omuz silkti ve sandalyesinde geriye doğru yaslandı. Kollarını göğsünde birleştirdi ve ne söyleyeceğiz diye bize baktı.

Yeliz, bir süre bana baktı. Ne diyeceğini bilemedi. Ne konuşacaktık ki? Hemen yeni bir konu açtım ve "Eee, öğretmenleriniz nasıl? İyiler mi? Seviyor musunuz?" dedim.

Yeliz rahatlamış ve minnettar bir ifadeyle bana baktı ve "Hocaların bazıları gıcık, bazıları çok ödev veriyor. Ama bazıları da çok iyi. Bu yıl matematik ve ingilizce öğretmenlerimiz değişiyormuş." dedi.

Yiğit "Öyle mi? Kim söyledi?" çok zeki dediği çocuk, öğretmeninin değişeceğini yeni öğreniyordu.

Yeliz "Ders programını attılar ya hani, orada hangi öğretmenlerin girdiği de yazıyordu."

İngilizce ve matematik öğretmeni...
Yeni öğretmen...

Beynime son anda jeton düştü. Tabi ya, onlar annem ve babamdı. Benim derslerime gireceklerini söylemişlerdi zaten. Ama bu hiç güzel bir şey değildi. Allah'ım lütfen yardım et...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

130okunma 49beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18