Kayıp Anılar kitap kapağı

3. bölüm / 32

Kayıp Anılar

3. Kavga

Vaveyla Yazarı: Yüsra Bulut

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 32Şu an: 3. Kavga

Kimisine göre iyi bir şeydi derslerine annen ve babanın girmesi. Ama kimisine de göre berbat bir şeydi. İyi olduğunu düşünenler genellikle sınavlara kendilerini çalıştırabileceklerini ya da iyi not vereceklerini düşünürler. Ama benim annem ve babamın böyle bir şey yapacaklarını zannetmiyorum. Ders çalışmama yardım ederler ama sınavlara geldiğimde "Dersi güzel dinleseydin." der ve gram yardım etmezlerdi. Yani kısaca benim için pek güzel bir şey değil.

Annem ve babamın derslerime girecek olmaları son anda aklıma gelince anlık bir heyecanlı elimi masaya vurdum ve "O öğretmenler benim annem ve babam!" diye bağırdım.

Üçü de böm böm bana baktılar. Tolga masaya vurduğum elime bir de bana baktı. "Tamam Gizem, en heyecanlı sensin." dedi. Gözlerimi devirdim.

Yiğit, kaşlarını çattı ve "Gerçekten annen ve baban öğretmen mi?" diye sordu.

Hemen açıklamaya başladım. "Evet, hatta tayinleri buraya çıktıkları için geldik. Annem, ingilizce; babam ise matematik öğretmeni. " yüzümü buruşturdum ve "Benim derslerime girecek olmaları berbat bir şey!" dedim.

Yeliz inanamayarak bana baktı. "Ne? Bence mükemmel bir şey. Tüm o dersin notlarına yüksek puan verirler." Evet, Yeliz'de böyle düşünüyordu.

"Annem ve babam, gerektiğinde bana ders çalışmama yardım ederler ama iş, sınavlara geldiğinde asla yardım etmezler. Hem, yüksek not vermeleri adaletsizlik olur." dedim.

"Ülkede adalet mi kaldı? Her gün kadın cinayetleri işleyen suçlular, hapse atılmadan serbest bırakılıyor ama en ufak bir suç işleyen veya suçsuz olmasına rağmen hapse atılan birçok kişi var." dedi Yeliz söylenerek.

Tolga "O zaman siz bizim yanımızda durun, biz sizi koruruz." dedi göğsünü kabarttı.

Gözlerimi kıstım ve "Ya siz bizi öldürürseniz?" dedim.

Yiğit kaşlarını çattı ve "Bize olan güvenin gözlerimi yaşarttı." dedi.

Omuz silktim. "Daha yeni tanıştık. Her an her şey olabilir." dedim.

"Töğbe de kızım." dedi Tolga. "Biz elimizi kana bulayan erkeklerden değiliz, şimdilik." diye ekledi.

Onlar konuşmaya devam ederken ben etrafa göz gezdiriyordum. İki masa ilerimizde iki erkeğin dik dik bana bakması dikkatimi çekti. Bunlar o Gamze denen kişinin yanında o iki erkekti. Kaşlarımı çatarak onlara baktım. Daha sonrasında umursamayıp gözlerimi kaçırdım. Ancak yine dayanamadım ve tekrar o çocuğa baktım. Dik bakışlarını benden hâlâ çekmemişti. Ne yapacağımı bilemediğim için yanımda ki Yiğit'in kolunu dürttüm.

"Yiğit..." dediğimde hızla bana döndü. "Ne oldu?" diye sordu.

"Şu çocuk bana dik dik bakıyor..." deyince hemen etrafına bakındı. Yeliz ve Tolga da dediğimi duymuş, ve onlar da bakmaya başladılar. Şu an çok dikkat çekiyorlardı. Onları durdurmalıydım. "Hey! Durun, hemen iki masa önümüzdeler." dediğimde üçü de aynı anda "Egemen..." diye fısıldadılar.

"Kim o, neden öyle bakıyorlar?" dedim.

Yeliz, sorumu cevapladı. "Gamze'nin ikiz erkek kardeşi. Gamze'den bile daha beter. Gamze'nin lideri gibi diyebilirim. Ama neden sana bakıyorlar?"

Yiğit ve Tolga ters ters bakıyor, Yeliz ile ben ise duruma anlam vermeye çalışıyorduk. Birden Egemen denen varlık ayağa kalktı. Bizim masaya doğru yürümeye başladı. Bunu gören Yiğit ve Tolga kaşlarını çattılar ve aynı hızla onlar da ayağa kalktı. Neler oluyordu, anlam veremiyordum ama içimden bir his hiç iyi şeyler olmayacağını söylüyordu. Yeliz ile ben de eksik olmayacağımız için kalktık. Yiğit:

"N'oluyor Egemen?" dedi dik durarak. Rahat görünüyordu ama çenesini sıktığı belli oluyordu.

"Demek şu kız, yeni kız." dedi Ego.

Ego diyorum çünkü ismi çok uzun ve Egemen ismi ona hiç yakışmıyordu. Ayrıca artık bana 'Yeni kız' demeyi kesemezler miydi? Babam adımı boşuna koymamış herhalde.

"Eee?" dedi Tolga. "Yeni kız ise nolmuş?"

"Siz ömrümde gördüğüm en aşağılık insansınız." dedi Ego, yüzünü buruşturarak.

Hayırdır da yani, biz niye "aşağılık" olmuştuk şimdi? Ne yaptık ki? Öylece insan gibi oturup yemek yiyorduk. Bizi rahatsız eden sizsiniz.

"Niye aşağılıkmışız biz?" dedi aklımdaki soruyu soran Yeliz.

"Kızı kendi tarafınıza çekip başkalarıyla arkadaş olmasına engel oluyorsunuz." dedi.

Söyledikleriyle büyük bir kahkaha kopardım. Evet, söylediği şey şakaysa komikti, şaka değilse daha da komikti. Demek, bu üçü beni diğer insanlardan uzaklaştırıyordu öyle mi? Daha çok güldüm. Ama artık ciddileşmeliydim.

"Demek beni diğerlerinden uzaklaştırıyorlar, öyle mi? Hmm." dedim düşünür gibi. Kollarımı göğsümde birleştirdim ve "1. Ben, kullanılmalık bir eşya değilim, kiminle arkadaş olup kiminle olmayacağım sizi ilgilendirmez! 2. Kimin melek yüzlü bir şeytan olup, kendi tarafına çekip, daha sonra da zorbalık ettiğini hepimiz biliyoruz herhalde. Bu yüzden gelip de benim arkadaşlarıma iftira atamazsın!" dedim.

Etraf sessizleşmişti. Öyle ki, yemek servisi yapan çalışanlar bile bizi izliyordu. Kimse benden böyle bir şey beklemiyordu. Ben bile. Ama, bana sanki eşya gibiymişim gibi davranmaları sinirime dokunmuştu.

Ego denen varlık yüzünü elleriyle ovuşturdu. "Anlamıyorsun, amaçları seni kendilerinden yapmak ve bize düşman etmek!" diye bağırdı.

"Sizinle düşman olmak gibi bir amacım yoktu, ama şu saatten sonra bu mümkün olacak!"

Ego bana doğru bir adım attı. "Hiç istemezsin." dedi, dediği gibi Yiğit, Ego'nun yakasını tuttu ve "DERİN'E ATTIĞIN O HER ADIMDA AYAĞINI KIRARIM!" diye gürledi. Evet, gürledi. Sessizlik. Yiğit, bir sonraki hamle için çok beklemedi. Sağ yumruğunu Ego'nun yüzüne geçirdi. Ego'nun burnu kanadı ama tepki vermesine izin vermeden Yiğit, tekrar tekrar ona saldırdı. Ego da karşılık veriyordu ama Yiğit'e pek etki etmiyordu. Ego'nun arkadaşları, Ego'yu Yiğit'ten ayırmaya çalışıyor, ancak Tolga ise Yiğit'e katılıp onları dövüyordu. Şuna bir son vermelilerdi. Diğer öğrenciler ise telefonları ellerine almış, video çekiyorlardı.

Bu yemekhanenin bir nöbetçisi yok muydu?! Yeliz'e döndüm, şaşkınlıkla onları izliyordu. "Yeliz, nöbetçi öğretmen yok mu, onu çağıralım!" dedim. Yeliz başını salladı ve uzaklaştı.

Ciddrn kavga etmek için benim geldiğim günü mü bulmuşlardı? Ya bende bir sorun vardı, ya da diğerlerinde. "Kesin şunu, yapmayın!" diye bağırmama rağmen sesim o hengamenin arasında çıkmıyordu bile. Sonunda nöbetçi öğretmen geldiğinde klasik, "Noluyor burada?" bağırışını yaptı. Hoca geldiği gibi Yiğit ve Ego ayrıldı. Hoca ikisine de baktı ama Yigit ve Ego bir şey söylemiyordu. İkisi de soluk soluğaydı. Ego'nun burnu sanki yamulmuş gibiydi ve gözünde bir morarma vardı. Kaşı patlamıştı. Yiğit ise sadece gözünde kızarıklık vardı.

Hoca "N'oluyor burada!?" diye sorusunu tekrarladı.

Yiğit soluklandı ve "Hocam, şu eleman durduk yere bize laf atıyor ve Derin'e bakıyor, o gözlerini oymazsam-"

Cünlesini tamamlamadan Ego "Hadi lan oradan!-" bu sefer hoca sözünü kesti.

"İkinizi de disipline yolluyorum!" deyince ikisi de inanamayarak baktı. Ego p.çini nereye yolluyorlarsa yollasındılar ama Yiğit'in suçsuz yere disipline gitmesine izin veremezdim.

"Hocam, gençlik işte. Saçma sebeplerden dolayı kavga edebiliyorlar. Şimdilik bağışlayın, bir daha olmaz. Kendilerini kontrol edemiyorlar zaten." dedim.

Yeliz "Hem Yiğit'i siz de seversiniz, disipline yollamak hoş olur mu hocam?" dedi.

Hoca kavga edenin Yiğit olduğunu yeni anlamış gibi "Tamam, şimdilik affediyorum. Bir daha saçma sebeplerden dolayı kavga ettiğinizi görürsem, o ortamda bulunan herkesi disipline yollarım! ANLADINIZ MI?!" diye birden bağırınca hepimiz sıçradık ve "anladık" dedik. "Yiğit, sen de sakinleş çocuğum. Egemen sen de. Hadi herkes kendi işine baksın." dedi ve yemekhaneden ayrıldı.

Ego ve arkadaşları yemekhaneden çıktı. Yiğit, hışımla sandalyesine oturdu. Ellerini yumruk yaptı ve sıktı. Yiğit, "İddiasına varım, şimdi tuvalete ağlamaya gitmiştir." dedi. Tolga bu söylediğine güldü ve "Aynen. Şu nöbetçi öğretmeni kim çağırdı ya?" diye söylendi.

Yeliz "Ben." dedi.

Tolga son anda bir şey diyecek gibi oldu ama vazgeçti. Ama Yiğit "İyi halt ettin Yeliz!" diye bağırdı.

"Ben söyledim ona, öğretmen çağırması için!" masum birine bağırılmasına katlanamazdım. "Üstelik kavga etmene gerek yoktu. Boşu boşuna dayak yedin." dedim.

Yiğit bana ters ters baktı. Bende sandalyeme oturdum. "Dayak falan yemedim. "
"Yedin. Baksana gözün kızarmış." dedim.
"O da sana doğru yürümeseymiş o zaman! P.çin ayağını kırmadığım için sinirliyim zaten, konuşturma beni. Hem o benden daha fazla dayak yedi." dedi.
"Böyle bir şey yapmak zorunda değildin." dedim.
"Derin, sus lütfen." dedi.

Ve o an bir şey fark ettim.
Herkesin aksine bu çocuk sana 'Derin' diyor, dedi iç sesim.

Bu düşünceden uzaklaştım ve yemeğimi yemeye devam ettim. Hâlâ açtım ve bir kavga yemek yememi bölemezdi. Yeliz bana tip tip baktı.
"Şöyle bir durum yaşamışken nasıl rahat rahat yemek yiyebiliyorsun?" dedi.

"Ne yapmamı istiyorsun?" dedim.

"Bir şey yapmanı istemiyorum, sadece rahat olmana şaşırdım."

"Hiç rahat değilim. Rahatlamaya çalışıyorum." Yiğit ve Tolga'ya baktım. "Bir yerinize bir şey oldu mu?" dedim.

"Sanırım elimi kırdım, ama böyle bir kavgaya değerdi." dedi ve sırıttı.

"Sen?" dedim Yiğit'e. "Gözün haricinde bir yerine bir şey oldu mu?"

"Tek sorun daha fazla dövememiş olmam." dedi.

"İyi mi yaptık, kötü mü yaptık bilmiyorum ama bu olay annemle babamın kulağına giderse hiç iyi şeyler olmaz." dedim.

"Sen bir şey yapmadın, biz yaptık. Üstelik o p.ç sana dik dik bakıyordu. Ailenin, birinin sana pis pis bakmasına razı geleceğini zannetmiyorum." dedi Yiğit. Haklıydı.

Başımı salladım sadece. İştahım da kaçmıştı. Gerçi zaten tabağımda yemek diye bir şey kalmamıştı. Yeliz gerici ortamdan kaçmak istercesine:
"Ben sınıfa gidiyorum, gelecek olan var mı?" dedi.
"Ben gelirim." dedim ve Yeliz'le beraber yemekhanden çıktık. Bahçede yürüyorduk.
"Sonraki dersimiz ne?" dedim.
"Yine edebiyat ama hoca derste dedi ya 'Bir işim olduğu için sonraki derse gelemeyeceğim.' diye. Yani ders boş." dedi.

Hoca öyle bir şey mi demişti? Tüm ders boyunca hocayı dikkatle dinlemiştim ama böyle bir şey dediğini hatırlamıyordum. Kavgadan dolayı unutmuşumdur düşünüp sorgulamadım. Bahçede neredeyse 5 tur attık ama hâlâ sınıfa gitmiyorduk. Yeliz düşünceli ve gergin görünüyordu.

"Bir sorun mu var, neden bu kadar gerginsin?" diye sordum.
"Korkuyorum." dedi sadece.
"Neyden?" dedim.
"Seni kandırıp kendilerine benzetmelerinden. Nasıl biri olduklarını anlamışsındır herhalde. Daha seninle doğru düzgün iletişime bile geçmeden bizim seni kendi tarafımızda tuttuğumuzu söylüyorlar. Amaçları, sana bizim hakkımızda şüphe uyandırıp onların yanında olman. Sana, benim de sonradan geldiğimi söyledim. Geldiğim ilk gün bana çok iyi davrandılar. Ama daha sonrasında zorbalamaya başladılar. Neyse, ben ilk başta yabancı olduğum icin karşılık veremedim. Aileme anlattım. Okula geldiler. Hatta Yiğit ve Tolga tüm bunlar olurken her zaman benim yanımdalardı. Bayağı olay çıktı, zorbalık yaptıkları açıklandı. Ama... Hiçbir şey yapılmadı! Hiçbir şey... Neden mi? Çünkü onların ailesi para karşılığında susmalarını söyledi ve hemen kabul ettiler. Olay öylece kapandı. Yapılan her şeye, zorbalığa göz yumuldu. Bir kez bile "Neden yaptınız?" diye sormadılar. Görüyorsun değil mi, para nasıl da adaleti bile yıkıp geçebiliyor?" dedi.

Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece yutkundum. Herkes biliyor muydu yani öyle biri olduklarını? Ve tüm bunlara rağmen tek kelime bile etmiyorlardı.

"Yani öğretmenler falan biliyorlar nasıl bir pislik olduklarını." dedim.

Yeliz güldü. "Bazıları. Bilenler de para olunca sustular. Ben ilk şikayet ettiğimde inanmadılar tabii. Çünkü onlar, öğretmenlerin gözünde melek! Tolga ile Yiğit bana destek verince inanır gibi oldular. Hatta müdür yardımcısı en başından beri bana inandı. Para teklif edilince müdür, hemen kabul etti. Öğretmenlere de "suçsuzlar" denildi. Müdür yardımcısı, ne kadar çok müdürün yaptığına karşı çıksa da bir işe yaramadı..." dedi hayal kırıklığıyla.

Keşke bir şey olsaydı ve ne işler çevirdiklerini herkese söyleyeyip, bu sefer susmalarına engel olabilsek. Ve hak ettikleri cezaları bulsalardı...

Ama eminim, herkes bir gün yaşattıklarını yaşamadan ölmezdi...

En sonunda Yeliz ile sınıfa gitmeye karar verdik. Okul binasının içinden girdik. Yeliz, anlık bir aydınlanmayla:
"Aaaa!" dedi.
"Noldu?"
"Ben sana okulu gezdirecektim!"
"Bir an önemli bir şey oldu zannettim. Okul bir yere kaçmıyor ya, sonra gezdirirsin." bende ki üşengeçlik de kimsede olmadığı kadardı...

"Olmaz, hem ders boş. Arkadaşın olarak okulu tanıtmak görevim." dedi.

Arkadaşın olarak...
Arkadaşın olarak...

"Yani... " dedi utançla. "Arkadaş mıyız?"
Kocaman gülümsedim ve
"Arkadaşız." dedim mutlulukla.

Kendimi anaokula giden ve ilk defa arkadaşı olmuş çocuklar gibi hissediyordum.

"Tamam, o zaman başlıyoruz." dedi ve giriş katını anlatmaya başladı.

Gezilerde anlatan rehberler gibi anlatıyordu. Yeliz'e gerçekten arkadaşlık eden nasıl sadece Yiğit ve Tolga'ydı anlam veremiyordum. Böyle sevecen,tatlı ve arkadaş canlısı birini neden harcadılar, bunu da anlamıyordum. Üstelik kızıl saçları ve mavi gözleri onu çok güzel gösteriyordu.

"Bir şey soracağım."
"Sor?" dedi merakla bana bakarak.
"Saçlarının rengi doğal mı?" Yeliz bu beklenmedik soru karşısında güldü.
"Evet, annem de kızıl. Bu yüzden abilerim de ben de kızıl saçlıyız." dedi.
"Cidden, çok güzelsin. Böyle renkli bir göze ve kızıl saça sahip olduğun için şanslısın bence."
Yeliz kocaman gülümsedi. "Bu lafın aynısını en son 1 yıl önce, buraya geldiğimde Tolga söylemişti. Ama bence sende çok güzelsin. Çünkü su yeşili göz ve sarı saç da çok bulunan bir şey değil."

Son söyledikleriyle bende ona gülümsedim. Yeliz ile tüm katları gezmiştik ama bir tek 5. kat kalmıştı. Tam gitmeye yelteniyordum ki "Dur!" dedi.
Anlam vermeye çalışarak ona baktım. "Noldu?" dedim.
"5. Kata çıkmak yasak."
"Ne? Neden?"
"Bilmiyorum ama oraya öğrenciler çıkamaz. Bize sadece okul araç-gereçlerinin olduğunu söylerler."
Kaşlarımı çattım.
"Ne işler karıştırıyorsunuz siz yine?" dedi arkadaki ses.
Arkaya baktığımızda Tolga ve Yiğit'i gördük.
"Siz niye nereye gitsek oradan çıkıyorsunuz? Takip mi ediyorsunuz bizi?" dedi Yeliz.
"Estağfurullah Yeliz. Ne takip etmesi, biz öyle tipler miyiz sence?" dedi Tolga. Sanki az önce hiç kavgaya bulaşmamış gibiydi.
"Her neyse ne." dedi hâlâ sinirli olan Yiğit. "Ne işiniz var burada?"
"Bir arkadaşa bakıp çıkacaktık." diye göz devirdim.
Yeliz "Okulu gezdiriyordum. Sizin ne işiniz var burada?" dedi.
"Sizi arıyorduk." dedi Yiğit.
"Neden?" diye sordum.
"Biz sizin koruyucu melekleriniziz bundan sonra." dedi Tolga. Yeliz ile ikimiz boş boş onlara baktık.

Yiğit, ya sabır dercesine nefes verdi. Ardından "Bu kavgadan sonra size her şeyi yapabilirler. Bu yüzden-" lafını kestim.

"Bize değil de, size edebilirler. Sonuçta kavga eden sizdiniz." dedim, kollarımı göğsümde birleştirerek.

"Kavga eden bizdik ama konusu da SENDİN! Yeliz'le daha önceden bulaşıyorlardı zaten. Bizden intikam almak için sizi kullanabilirler. Sizin yanınızda olmamız lazım. Neler yaabileceklerini tahmin edemezsin Derin!"

Şu an bütün korku hormonlarımı salgıladığın için teşekkürler Yiğit! Ne yapabilirlerdi ki bize, daha doğrusu yapabilirler miydi? Yeliz yine ortalığı toparlamaya çalışarak:

"Bence bunları sınıfta konuşalım. " Tam bu sırada zil çaldı. "Hem zil de çaldı, hadi gidelim." dedi.

Hiçbirimiz bir şey demeden sınıfa gittik. Sıralarımıza oturduk. Yine bir sessizlik hakimdi. Sadece biz değil, tüm sınıf sessizlik içinde bizi dikizliyordu. 5-10 dakika sonra hoca geldi. Hocanın yüzüne bakmadığım için kim olduğunu görmedim. Ayağa kalktığımda annemi gördüm. Tabii ya, annem girecekti derse.
"Good morning class" dedi ilk önce.
"Good morning teacher!"
"Sit down please." dedi.

Herkes yeni öğretmene, daha doğrusu anneme bakıyordu. Annemin gözü ise beni arıyordu. Bana baktı ve gülümsedi.
"Çocuklar ben, yeni ingilizce öğretmemininiz Berfin Aydın. İzmir'den buraya tayinim çıktığı için geldim. Üstelik Gizem, benim kızım oluyor." dedi. Sanki o benim kızım ona göre ayağınızı denk alın, der gibiydi. Annemin sözleriyle tüm sınıf bana baktı.

"Hoşgeldiniz hocam!" dedi bana bacım diye seslenen çocuk. "Hoşbuldum." dedi annem. Yani hocam.

Annem bir süre kendini tanıttı ve bu sefer biz ona kendimizi tanıtmaya başladık. Sıra bana geldiğinde "Beni tanıyorsunuz zaten." dedim omuz silkerek.

"Peki, o zaman. İlk günün nasıldı?" Daha gün bitmedi.
"Very bad." *yani çok kötü anlamında*
"Arkadaş edindin mi?"
"Anne bunları evde konuşamaz mıyız?" dedim bıkarak.
" 'hocam' diyecektin galiba." diye düzeltti beni.

Sinirden hiçbir şey demedim. Neden öğretmenlerim annem ve babamdı ki? İçimden 100 kere sabır çekerek rahatlamaya çalıştım. Bu sırada annem diğer öğrencilerle de tanışmıştı. Ders çok şükür ki bittiğinde teneffüse girmiştik. Ama bu sefer annem yanıma geldi.
"Yemeğini yedin mi?" diye sordu.
"Yedim."
"Ne yedin?"
"Of anne, yedim işte bir şeyler."
"Niye bu kadar agresifsin? O yemekhanede olan kavga yüzünden mi? Eve gidince konuşuruz tamam mı?"
"Tamam."
"Okul çıkışında öğretmenler odasına gel, orada buluşup eve gideriz." dedi 1000. Kez daha söyleyerek.
"Hı hı." dedim onaylayan bir mırıltı çıkararak.

Annem sonunda sınıftan çıktı. "Off" dedim sinirle. Öğrenmişti kavgayı! Yeliz "Kavgayı mı öğrenmiş?" dedi.
"Evet."
"İşin zor." dedi.
"Sağol, böyle söyleyerek çok yardımcı oldun." dedim.
Söylediklerime güldü.

Sanırım bu sınıfta herkesten önce güvenmem gereken kişi Yeliz'di....

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

91okunma 45beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18