16. bölüm / 32
Kayıp Anılar16. Balo
Bölümler 32Şu an: 16. Balo
- 1 1. Yeni Yaşam2.365 kelime
- 2 2. Yeni Arkadaşlar Ve Zorbalar2.649 kelime
- 3 3. Kavga2.428 kelime
- 4 4. Saklananlar Ve Gerçekler2.334 kelime
- 5 5.Sürpriz!5.553 kelime
- 6 6. Her Şeyin Başladığı Gün4.845 kelime
- 7 7. Bölüm1.489 kelime
- 8 8. Güzel Anılar Biriktirin Ki Güzel Anın2.590 kelime
- 9 9. Ayak Serçe Parmağı2.238 kelime
- 10 10. Hep Kayıp Olacak Anılar2.262 kelime
- 11 11. Doğa1.273 kelime
- 12 12. Açıklanamayan Hisler1.850 kelime
- 13 13. Kızıl Panda1.363 kelime
- 14 14. Maskenin Altındaki Ela Göz1.955 kelime
- 15 15. Davetiye1.830 kelime
- 16 16. Balo1.675 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 17. Bölüm2.835 kelime
- 18 18. Pişman Değilim. Olmayacağım. Nokta.2.672 kelime
- 19 19. Özlenen Yakındayken Hicran Duyulamaz Mı?2.319 kelime
- 20 20. Biz Bir Aileyiz...1.984 kelime
- 21 21. Gece Oyunu2.201 kelime
- 22 22. Tolga Şahinlerin Günü2.148 kelime
- 23 23. Beni Unut, Ama Sevgimi Unutma3.390 kelime
- 24 24. N'olursun Yaşa2.131 kelime
- 25 25. Bir Can, Bir Görev1.763 kelime
- 26 26. Asıl İlaç, Gülmekti...2.233 kelime
- 27 27. Eski Günlerdeki Gibi2.034 kelime
- 28 28. Yolun Sonu1.948 kelime
- 29 29. Seninle Olurum...3.666 kelime
- 30 30. Senin İçin Ölür De...1.769 kelime
- 31 31. Güzel Olan Anılar Değil, Anılardaki İnsanlarmış...1.172 kelime
- 32 TEŞEKKÜR172 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Yazar Anlatımıyla...)
Kapının arkasından ablasının abisiyle konuşmalarını dinleyen Derin, ufak bir bocalama yaşamıştı. Demek ablası Yiğit'i bahane ederek Atlas'ı baloya davet edecekti. Yiğit'i o baloya getirmeliydi ama abisinin bir şey yapmasına da engel olmalıydı.
Ablasının kapısının önünden uzaklaştı ve kendi odasına doğru yürüdü. Deniz ve Derya, baloda ne giyeceklerini dair derin bir konuşma içindelerdi. Derin odaya girdiğinde Deniz, bakışlarını ona çekti.
"Gizem, sen ne giymeyi düşünüyorsun baloda?" diye sordu.
"Yarın hepimiz kıyafet seçmeye gideriz zaten. O zaman düşünürüm."
"Of!" dedi Deniz. "Niye mutsuzsun? Bir baloya gideceğiz, senin mutlu olman gerekiyor ama hâlâ somurtuyorsun."
"Evet." diye onu onayladı Derya. "Tamam, bende Berk ile gidiyorum bu pek mükemmel bir şey değil ama yine de mutluyum."
Derin yalandan gülüyormuş gibi yaptı. "Bakın çok mutluyum. Mutluluktan öleceğim galiba. İçim içime sığmıyor." dedi ve tekrar somurttu.
İkisinin cevabı ise göz devirmek oldu. Deniz "Ben kırmızı güzel bir elbise almayı düşünüyorum." dedi.
Derya "Benimki de koyu mork bir renk olsa çok güzel olurdu." dedi.
Derin onlara aldırmadan masasının önünden telefonunu aldı ve odasından çıktı. Müsait bir yerde Yeliz; Tolga ve Yiğit'i arayıp baloya davet etmeliydi. Evin her yerinde birileri vardı ve müsait bir yer yoktu. En iyisi bahçeye çıkmak diye düşünüp adımlarını kapıya çevirdi.
Bahçeye çıktığında gecenin karanlığı ve ay ışığı onu selamladı. Telefonundan ilk önce Tolga'yı aradı. Telefon hemen çalır çalmaz açıldı.
"Hayırdır, Gizem bacım." dedi Tolga. "Beni mi özlediniz?"
"Hı hı." dedi Gizem. "Seni öyle bi özledim ki arayıp sorayım dedim."
"Keşke başka kişiler de beni özlese..." diye iç geçirdi Tolga. "Neyse, bu saatte aradığına göre önemli bir şey diyecektin galiba?" diye sordu.
"Evet. Seni bir yere davet ediyorum... Maskeli baloya. Pazartesi günü. Saat akşam 8 de. Yeliz'i de davet et ve gel."
"Maskeli balo mu?"
"Evet. Bak, Yeliz ile vakit geçirmen için mükemmel bir fırsat sunuyorum. Gelmezsen pişman olursun."
"Pazartesi günü ve saat sekizde... Tamam lan! Geliyorum. Bu iyiliğini unutmayacağım. Gizem,"
"He?"
"Yiğit geliyor mu?"
"Onu da davet edeceğim."
"Seni senii." dedi Tolga. Bunu söylerken parmak sallamıştı ve Derin, görmese bile hissetmişti. "Yiğit'imi benim elimden kaptırmaya çalışıyorsun değil mi?"
Derin kahkaha attı. "Bence sen Yeliz'e sahip çık, Yiğit'i düşünceğine." dedi.
"Tamam lan. Bak yine sinirimi bozdun. Kapatıyorum ben. Baloda da lütfen karşılaşmayalım." dedi ve suratına kapattı.
Derin, bu çocuğun harbi kız gibi tripleri var, diye söylendi ve bu sefer Yiğit'i aradı. Telefon çaldıktan kısa bir süre sonra açıldı.
"Alo?" dedi Yiğit. "Bir şey mi oldu Derin?"
"Geç oldu farkındayım ama seni bir yere davet etmek istiyorum." Kelimeleri kurmakta zorluk çekiyordu.
"Nereye?" diye sordu Yiğit.
"Pazartesi günü akşam 8 de, maskeli bir balo var. Kimle gideceğimi bilemedim. Aklıma da sen geldin. Eğer istersen..."
"Gelirim." dedi Yiğit. "Orada mı buluşacağız yoksa seni almaya geleyim mi?"
"Benim İzmir'de ki arkadaşlarım da burada sanırım hep beraber oraya geçeriz. O yüzden sen pazartesi 8 de balonun önünde ol, orada buluşuruz. Ayrıca Tolga ve Yeliz de olacak."
Derin'in İzmir'de ki arkadaşlarından biriyle değil de kendisiyle gitmesi Yiğit'i mutlu etmişti. "Tamam. Pazartesi buluşuruz o zaman." dedi.
"Bir şey daha söylemem gerekiyor."
"Noldu?"
"Dün, ablam geldi. Hani sana yurtdışında okuyor dediğim. O da baloya gelecek. Bir de... Benim bir abim varmış."
Bunu söylemek o kadar zordu ki Derin için. Sanki hiç abisi olmamış da birdenbire biri çıkıp, abin var senin, der gibiydi.
"Abin mi?" diye sordu Yiğit. Şaşırmıştı.
"Evet, Ankara'da mimarlık yapıyor. Tabii ben patlamadan sonra abimi unutmuşum. Çünkü o sıralarda abim burada değildi. Neyse, asıl konu başka. Az önce ablamın odasından geçerken abimle telefonda konuşmasına kulak misafiri oldum."
Yiğit güldü. "Kesinlikle isteyerek dinlemedin yani."
"Gülme. Kulak misafiri oldum işte. Ablama seninle gideceğimi söylemiştim ve ablam bunu abime yetiştirmiş."
Yiğit anlam veremedi. "Nasıl yani?"
"Abim büyük ihtimalle şuan İstanbul'da. Ablam senin hakkında abime senin bir serserinin teki olduğunu, hiç güvenmediğini söyledi. Abim de bunları duyunca baloya gelecekmiş. Ve büyük ihtimal seni dövecek."
Yiğit onun aksine kahkaha attı. "Serserinin teki mi?" Böğürerek güldü. "Sanırım dayak yemeye değer." dedi.
"Ne?" dedi Derin.
"Yarın akşam tam 8 de balonun önünde olurum. Ayrıca abinle tanışmak da isterim. Bence o da kesinlikle serserinin biriyle tanışmak ister." Daha da çok güldü.
Derin de istemeden kıkırdadı. "Umarım abimden dayak yersin!"
"Sen kıyabilir misin ki bana?"
"Öyle bi kıyarım ki görürsün. Neyse, kapatmam gerek. Yarın görüşürüz."
"Görüşürüz." dedi ve telefonu kapattılar.
Gece, Derin’in odasında loş bir ışık yanıyordu. Perdelerden sızan ay ışığı yatağın kenarına düşmüş, sarı saçlarını yastığa dağılmıştı. Gözleri tavana kilitlenmişti ama zihni bambaşka yerlerdeydi.
Yiğit… O da yarın baloda olacaktı. Ablası Erva’nın abisine “Yiğit serserinin teki” dediğini duymuştu. Abisi baloya gelirse ne yapacaktı? Yiğit’e bir şey yaparsa? Bu düşünce içini kemiriyordu. Yiğit’i korumak istiyordu. Ama aynı anda kendini de korumak istiyordu. Abisini görmek istiyordu ama kavganın olacağı bir günde değil. Görmek için heyecanlıydı ama korkuyordu da. Yine de görmek istedi. Çünkü tekrar unutmaktan korkuyordu, bir kez unuttuğunda tekrar unutabilirdi. Abisini görürse unutmazdı.
Gözyaşları yastığa süzüldü. Sessizce ağladı. Bu imtihan çok ağırdı. Her şeyi hatırlamak istiyordu. Her anıyı, her duyguyu… Ama unutmak da bir kurtuluş gibi geliyordu bazen. Belki de unutmak daha kolay olurdu.
Derin bir nefes aldı. Yarın balo vardı. Ablası, abisi, Yiğit, arkadaşları… Hepsi orada olacaktı. Daha 1 ay önce mutlu olacağına dair defterine sözler yazmıştı. O zaman mutlu olacaktı. Arkadaşları tüm sevdikleri yanındaydı. O zaman somurtmanın anlamı neydi?
Gözlerini kapattı. Ama uyku gelmiyordu. Sadece karanlık ve sessizlik vardı. Ve içindeki o büyük boşluk…
★★★★★
Pazar günü her yerin kapalı olduğunu düşünemedikleri için Pazartesi günü sabah erkenden elbise bakmaya gitmişlerdi. Kızlar mağaza mağaza dolaşıyor, ne giyeceklerine dair bir atışma içindelerdi. Erkekler ise rahattı çünkü ya sadece gömlek ve pantolon ya da takım elbiseyle giyeceklerdi. Ama kadınların abiye seçmesi ve makyaj yapması uzun sürerdi.
Neyse ki hepsi saat 7 buçuğa kadar hazırlanmıştı. Gizem'in babası Ferit, yine bir minibüs kiralamış ve onları balonun olduğu yere kadar götürüyordu. Ancak Erva, partneri Yavuz Candar ile gidecekti. Yavuz, Erva'nın ekibinden bir arkadaşıydı. Koyu kahverengi gözlü, siyah kıvırcık saçlı ve buğday tenliydi. Erva, bahçede oturmuş, Yavuz'un gelmesini bekliyordu. Diğerleri yolda olmalılardı. Erva, siyah, uzun ve dar kesimli (mermaid tarzı) bir elbise, V yaka, uzun kollu, sırtı derin V şeklinde açık. Çok zarif ve güzel bir elbise giymişti.
"Off hadi Yavuz. Geç kalacağım." diye söylendi. Ankara'da olsaydı kendi arabasıyla gelebilirdi.
Derken evin önüne siyah bir araç geldi. Erva hızlı adımlarla arabaya bindi. "Nerde kaldın? Geç kalacağız."
"Hey, tamam. Başlama yine geç kalma huyuna." diye söylendi Yavuz. Erva'nın bu takıntısı babasından geliyordu. Yavuz, koyu lacivert, klasik kesimli bir takım elbise ve beyaz gömlek, siyah renginde ince kravat giymişti.
"Neden beni çağırdığını sorabilir miyim?" diye sordu Yavuz.
"Ekipten bir tek seni uygun gördüm."
Yavuz sırıttı. "Eh, bende her yere uyum sağlarım tabii."
"Öf konuşma da gidelim işte."
"Yine çok sinirlisiniz Erva Hanım."
"Yine çok boş boğazsınız Yavuz Bey."
"Rica ederim." dedi Yavuz ve kahkaha attı.
Erva ise sadece göz devirdi ve önüne baktı.... Balonun olduğu yere vardıklarında Yavuz, arabayı otoparka park etti. İkisi de geldiklerinde diğerleri daha yeni içeri giriyorlardı.
Derin, Su yeşili, tek omuzlu, uzun ve zarif, hafif pileli, pullu detaylı bir elbise giymişti. Bir kolunu yanındaki Yiğit'in koluna dolamıştı. Yiğit, Siyah klasik takım elbise, ince lacivert kravat giymişti. İkisi içeri girdiklerinde arkalarında Berk ve Derya vardı. Derya, koyu mor, straplez, korsajlı ve kuyruklu elbise giymişti. Berk, Siyah smokin tarzı takım elbise, beyaz gömlek, siyah kravat giymişti. Hepsinin maskesinden dolayı tanımak zordu.
Derya ve Berk de içeri girdiğinde Deniz tek başına içeri girmeye çalıştı. Ancak bir koruma onu engelledi.
"İçeri tek başınıza giremezsiniz Hanımefendi."
"Niyeymiş o?" dedi kaşlarını çatarak.
"Bu baloya yanınızda biri ile gelebilirsiniz. Tek başınıza giremezsiniz."
"Bir erkeğe zorunlu kalacağım öyle mi diyorsun yani? Bak, ya beni içeri sokarsın ya da seni yaşadığına pişman ederim! Ben buraya ne kadar zahmetle geldim, senin haberin var mı?!" Sesini yükseltmişti. "Eğer beni içeri sokmazsan burayı yerle bir ederim!"
"Üzgünüm, giremezsiniz."
Hakan, arkasında kollarını göğsünde toplamış sırıtıyordu. Deniz daha da sinirlendi ve siyah topuklu ayakkabısıyla yere vurdu. Dişlerini sıkarak "Sana.Beni.İçeri.Al.Dedim!"
Koruma bir şey demedi. Hakan duruma el attı. "Hanımefendi benimle beraber." deyip Deniz'i kolundan tuttu ve rahatça içeri girdi. Deniz, Kırmızı, V yaka, kısa kollu, diz üstü ve yırtmaçlı elbise giymisti. İçeri girdiklerinde Hakan ile bağırışırken onların arkasından da Erva ve Yavuz girdi.
(Derin'in anlatımıyla...)
Baloya Yiğit ile yan yana gittiğimde etrafıma bakındım. Yeliz ve Tolga'yı arıyordum ama maskelerden tanımak biraz zordu. Yiğit'in kulağına doğru "Yeliz ve Tolga'yı görebiliyor musun?" diye sordum.
Yiğit etrafa bakındı ve bir yeri işaret etti. Kızıl saçlı, turkuaz, tek kollu, simetrik kesimli, diz altı bir elbise giymiş birini ve Koyu gri takım elbise, beyaz gömlek, ve gri karavat giyen birini gösterdi. Bu onlardı. İkisi de dans ediyordu.
Yiğit, "Bence rahatsız etmeyelim." dedi gülerek.
"Peki." dedim.
Müzik yavaş ve romantik bir parça çalıyordu. Yiğit elimi tuttu ve piste doğru yürüdük. Elini belime koydu, ben de ellerimi omuzlarına koydum. Yavaşça dans etmeye başladık. Salonun ışıkları loştu, maskeler yüzleri gizliyordu ama Yiğit’in gözleri hâlâ aynı derinlikle bana bakıyordu.
“Bugün çok güzelsin,” diye fısıldadı kulağıma. Sesi yumuşak ve samimiydi. “Su yeşili elbise giymenin göz rengin ile bir alakası var mı?”
Yanaklarım ısındı. “Evet, var. Teşekkür ederim,” diye mırıldandım. “Sen de çok yakışıklısın.”
"Öyleyim tabii." dedi ve sırıttı.
"Egolu." dedim göz devirerek.
"Abini göremiyorum." dedi.
"Sadece bana baktığın için olabilir mi?"
"Evet, doğru."
İçim ısındı ve kalbim daha da hızlı atmaya başladı. Göğsü göğsüme değiyordu ve çok yakındı. Gözlerini gözlerime dikmiş öylece bakıyordu.
"Derin," diye mırıldandı. Nefesi yüzüme çarptı. "Gözlerinin hipnoz edici bir güzelliği var."
"Yiğit," dedim bende onun adını mırıldanarak. "Neden sen her iltifatında kalbim hızlı hızlı atıyor?"
Hafifçe güldü. Yüzünü biraz daha yakınlaştırdı. Burnu burnuma değiyordu. Yavaşça dudağımın kenarına bir öpücük kondurdu. Sonra tekrar gözlerime baktı. Dans etmiyorduk bu sefer ama hâlâ yakındı bana. Donup kalmıştım. Gözlerime daha derinden baktı ve bu sefer tam dudağını dudağıma değdirdi. Yutkundum.
Tam bu sırada gözlerim kapıya kaydı. İçeri simsiyah giyinen, gömleği,pantolonundan maskesine kadar her şeyi siyah olan biri girdi. Yanında lacivert, straplez ve altın işlemeli, belden daralan, eteği hafif kabarık, omuzlarında ince altın tül detaylı elbise giyen bir kadın vardı. Yiğit'ten uzaklaştım ve gelen kişiye baktım.
Abim...
Abimdi o.
Abimin bakışları bana ve yanımdaki Yiğit'e kaydı. Hızlı adımlarla yanımıza geldi. Yiğit'in tam karşısında durdu, yakasından tuttu ve "SEN NE CÜRETLE BENİM KARDEŞİMİ ÖPERSİN LAN!" diye bağırdı ardından yumruğunu Yiğit'e geçirdi.
Yiğit'in beni öptüğünü görmüş müydü?
Allah'ım... Hiç iyi şeyler olmayacakmış gibi hissediyorum...
Bölüm etkileşimi
