31. bölüm / 32
Kayıp Anılar31. Güzel Olan Anılar Değil, Anılardaki İnsanlarmış...
Bölümler 32Şu an: 31. Güzel Olan Anılar Değil, Anılardaki İnsanlarmış...
- 1 1. Yeni Yaşam2.365 kelime
- 2 2. Yeni Arkadaşlar Ve Zorbalar2.649 kelime
- 3 3. Kavga2.428 kelime
- 4 4. Saklananlar Ve Gerçekler2.334 kelime
- 5 5.Sürpriz!5.553 kelime
- 6 6. Her Şeyin Başladığı Gün4.845 kelime
- 7 7. Bölüm1.489 kelime
- 8 8. Güzel Anılar Biriktirin Ki Güzel Anın2.590 kelime
- 9 9. Ayak Serçe Parmağı2.238 kelime
- 10 10. Hep Kayıp Olacak Anılar2.262 kelime
- 11 11. Doğa1.273 kelime
- 12 12. Açıklanamayan Hisler1.850 kelime
- 13 13. Kızıl Panda1.363 kelime
- 14 14. Maskenin Altındaki Ela Göz1.955 kelime
- 15 15. Davetiye1.830 kelime
- 16 16. Balo1.675 kelime
- 17 17. Bölüm2.835 kelime
- 18 18. Pişman Değilim. Olmayacağım. Nokta.2.672 kelime
- 19 19. Özlenen Yakındayken Hicran Duyulamaz Mı?2.319 kelime
- 20 20. Biz Bir Aileyiz...1.984 kelime
- 21 21. Gece Oyunu2.201 kelime
- 22 22. Tolga Şahinlerin Günü2.148 kelime
- 23 23. Beni Unut, Ama Sevgimi Unutma3.390 kelime
- 24 24. N'olursun Yaşa2.131 kelime
- 25 25. Bir Can, Bir Görev1.763 kelime
- 26 26. Asıl İlaç, Gülmekti...2.233 kelime
- 27 27. Eski Günlerdeki Gibi2.034 kelime
- 28 28. Yolun Sonu1.948 kelime
- 29 29. Seninle Olurum...3.666 kelime
- 30 30. Senin İçin Ölür De...1.769 kelime
- 31 31. Güzel Olan Anılar Değil, Anılardaki İnsanlarmış...1.172 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 TEŞEKKÜR172 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(7 Yıl Sonra...)
En büyük acı sevdiğin birini kaybetmektir derler. Kalbinle beraber tüm anılarını ona verdiğin kişinin bir anda hayatından gitmesi... 7 yıl önce de ben bunu yaşayacağımı zannettim. O hastane koridorunda hayatıma Yiğit olmadan devam edeceğim zannettim.
Hâlâ düşünüyorum. Dün gibi aklımda olanlar. Öyle ki hafızam artık daha kuvvetli. Ya onu kaybetseydim? Eğer o doktora 'bir şey yapın' demeseydim belki de hiç yaşamayacaktı Yiğit. O gün gözlerini yumacaktı hayata...
Aradan koskoca 7 yıl geçti. Çok şey değişti. Yaşantımız, mesleklerimiz... Her şey. Şimdi Yiğit ile evli, 3 aylık bir bebeğimiz var. Psikoloji okudum ve artık bir psikoloğum. Yiğit ise savcı oldu. Mesleğinde gayet başarılı. Üstelik çok iyi bir baba.
İstanbul'da iki katlı bir evde yaşıyoruz. Ne büyük bir tesadüf ki hemen yanımızda da Tolga ve Yeliz oturuyor. Onlar da bizimle aynı sene evlendiler. Yeliz, şu an 7 aylık hamile. Ayrıca Yeliz, Almanca öğretmeni, Tolga ise asker oldu. Her ne olursa olsun birbirimizden kopmadık.
Diğer arkadaşlarıma gelecek olursak, Deniz ve Hakan; bu sene evlendiler. Deniz, Kalp ve Damar Cerrahı olmuştu. Uzun bir tıp eğitiminin sonunda istediği mesleğe sahip olmuştu. Hakan ise bilgisayar mühendisi olmuştu, öyle ki Berk ile aynı meslek olduklarından aralarında bazen kavga çıkıyordu.
Berk ve Derya,1 ay önce evlenmişlerdi. Derya çocukları çok sevdiğinden anaokul öğretmeni olmuştu. Hem Berk ve Derya, hem de Deniz ve Hakan İstanbul'a taşınmış bizden sadece 10 dakikalık bir mesafe uzaklığındaydı.
Erva ablam ise o patlamadan 2 yıl sonra yani yaklaşık ben 20 yaşlarındayken Yavuz abiyle evlenmişlerdi. Abla-kardeş Yavuz abinin hakkında biraz konuşmuştuk ve ablam onun çapkın biri olduğundan bahsediyordu. Ama ablamı gördüğünden beri öyle biri de değilmiş. Zaman içinde ona güvendi, öyle ki Yavuz abi zaten en başından beri ondan hoşlanıyormuş. Kısaca, birbirlerine olan sevginin ve güvenin farkına varınca evlendiler.
Şu an 3 yaşında sarışın bir oğulları var. Göz rengini görseniz... O kadar güzel ki. Mavi ama maviden elaya geçen bir göz rengi. Benim kendi kızımın göz rengi ise benden geldiğinden açık su yeşiliydi.
Bugün ise topluca herkesi çağırıp büyük bir yemek düzenliyordum. Gelemeyen tek kişi annem ve babamdı çünkü onlar babamın memleketinde, emekli olduktan sonra köye gitmişlerdi. Yakın zamanda bebeğimi görmek için geleceklerdi onlar da.
Tüm hazırlıklar ve yemekler bittiğinde bahçeye güzel bir sofra kuruldu. Ben bu sırada bebeğimle ilgileniyordum, evde ki çalışanlar tüm işleri hallediyordu.
Kızımın adı Evfa'ydı. Beni, bizi temsil edecek bir isim olarak bu ismi seçmiştik. Altını temizledikten sonra aşağı indim. Salondan geçerken kocamla karşılaştım.
Ne kadar garip bir söz değil mi?
Kocam.
İşten yeni gelmişti ve bahçede ki Halil İbrahim sofrasını görmüş olmalıydı. Beni ve kucağımdaki kızı görünce kocaman gülümsedi.
“Kızım.” dedi Evfa'ya bakarak. Vefa da ona baktığında yüzünde gülücükler açtı. Yiğit onu kucağına alacaktı ki geri çektim.
“Önce üstünü değiştir, ellerini yıka sonra kızımı kucağına al, Yiğit Bey.”
“Emredersiniz Derin Hanım. Ancak ben kızım ve senin hasretine doyamıyorum.” dedi ve benim ve kızımın yanağını öpüp merdivenleri çıktı. Güldüm arkasından.
Bahçeye çıktığımda hepsini masada oturmuş sohbet ediyorken görmeyi beklemiyordum. Ben bahçeye çıkınca hepsi ayağa kalktı ve bana sarıldı.
“Hoşgeldiniz, ve iyi ki geldiniz.” dedim tebessüm ederek. Ablama baktım, 3 yaşındaki Ayaz'la uğraşıyordu. En sonunda onu Yavuz'a verdiğinde bana doğru geldi ve sarıldı.
“Nasılsın Gizem?” dedi ablam.
“İyiyim abla. Sen?”
“Bende iyiyim. Sırf Evfa için izin alıp geldik ona göre kıymetimi bil.”
Ablam buradayken abimin de burada olmasını isterdim. Çünkü onu da uzun zamandır görmüyordum. Patlamadan sonra benim için çok üzülmüştü. Onu da bu mutlu günde görmek isterdim. Damla'yla araları ne durumdaydı onu bile bilmiyordum.
Ablama cevap olarak “Biliyorum ablam, biliyorum.” dedim ve hepsini sofraya davet ettim.
Sofraya oturduğumuzda Yiğit hâlâ gelmeyince masadan kalktım. “Ben bi Yiğit'e bakayım, hâlâ inmedi. Deniz, kızımı 5 dakikalığına tutar mısın?” diye sordum.
Deniz şaşkınlıkla baktı. “Olur, tabii tutarım.” dedi ve kucağına aldı. Evfa, aynı sakinliğiyle Deniz'in kucağında masadaki yemeklere bakıyordu. Hakan'a baktığımda sırıttığını değil, gülümsediğini gördüm.
Eve girdiğimde merdivenleri çıktım ve odamızın kapısını tıklattım. “Yiğit.” diye seslendim.
“Derin, burası senin de odan. Neden pat diye girmek yerine 'Yiğit' diye sesleniyorsun?” diye söylendi ve kapıyı açtı. Gömleğinin düğmelerini kapatıyordu.
“Tamam kocam. Bir dahakine basarım valla.” dedim ve güldüm. O da güldü. Saçlarını tarayıp şekillendirdikten sonra bana baktı.
“Yine çok güzelsin dememe gerek var mı?” diye sordu.
“Var. Sen deyince kendimden gurur duyuyorum.”
“O zaman çok güzelsin. Ama bir bana güzel.”
“Bir sana güzel.” diye onayladım. “Aşağı inecek miyiz? Herkes yemek için seni bekliyor.”
“Biraz daha beklesinler.” deyip sıkıca sarıldı bana. Kokumu içine çekti. Saçlarımı öptü, okşadı. “Çok özledim seni.” diye mırıldandı. “Bende.” diye karşılık verdim.
“Bazen hâlâ inanamıyorum.” dedim.
“Neye?”
“7 yıl önceki tanıştığım lisedeki çocuğa aşık olacağımı, hafızama rağmen sana tutunacağımı ve ilerde o adamla evlenip bir çocuğumuz olduğuna inanamıyorum.”
“Bende inanamıyorum.” dedi. “Seni bulacak ve hayatıma girecek kadar şanslı olduğuma inanamıyorum.”
“Teşekkür ederim.” dedim mırıltıyla. “Hayatıma girdiğin, beni her daim mutlu ettiğin, çocuğumun babası olduğun için teşekkür ederim.”
“Ne diyebilirim ki sana?” dedi. “Ne söylesem az sana. Yetmez kelimeler sana olan sevgimi anlatmaya.”
“Şiir miydi bu?”
“Nasıl algılarsan.”
“Aşağı inelim.”
Yanağımı öptü. “İnelim.”
Bahçeye çıktığımızda Deniz'in kucağından kızımı aldım ama Yiğit de benim kucağımdan kızımı aldı. Yeni işten gelmişti ve kızını özlemiş olmalıydı.
Tolga “Herkes bir buraya bakabilir mi?” diye sordu. Sesi eskisinden sertti. Asker olduğundan beri artık zar zor şakacı hallerini görüyorduk.
Hepimiz ona baktığımızda “Yıllar önce sahile gittiğimizde Derin ve Yiğit'in denize düştüğünü hepimiz biliyoruz.”
“Evet,” dedi karnı burnunda olan Yeliz. “Senin de kıskanıp onların peşinden atladığını da biliyoruz.”
Yavuz abi “Biz bilmiyorduk ama öğrenmiş olduk.” dedi.
Tolga “Denizden çıktıktan sonra havluyla kurulanmıştık. Ve beni eve bıraktığınızda Berfin Hocam havlunun bende kalmasını söylemişti. Ben de hatıra olarak saklayacağım demiştim.” Bir poşet çıkardı ve içinden bir havlu çıkardı.
“Sözümü tuttum ve o günden beri bu havluyu hatıra olarak sakladım. Bunu buraya getirmemin bir nedeni yok, evin bir yerinden çıktı. Bende getirdim. Ve şu an bir şey fark ettim. En güzel yıllarımız o zamanmış. Merve hoca haklıymış. Lise dönemi insanın ömründe geçireceği en güzel yıllarıymış. Ama bence burada güzel olan anılar değil, anılardaki insanlarmış.” diyerek sözünü bitirdi.
Yeliz gözünden bir yaş aktı. “Hamileyim zaten, oto boka ağlıyorum bir de gelmiş duygusal duygusal konuşuyorsun. Mal mısın sen? Ne diye havluyu getirdin?”
“Kızıl Pandam, ağlayacağını bilsem anlatmazdım. Üzülme, bebeğimiz de üzülmesin.”
“Hâlâ o havluyu saklaman beni çok mutlu etti Tolga. Ve havlu siz de kalmaya devam etsin. Evet, çok güzel yıllardı. Her şeye rağmen ayakta durup üstesinden gelebildik. Ablam hâlâ o Nadia belalısına ne yaptığını söylemiyor ama yaşattığını da düşünmüyorum.” Ablama yandan bir bakış attım.
“Neyse, hepinize afiyet olsun. Yemekler soğumadan yiyin. Ve beraber daha nice yemekler olsun.” dedim ve hepimiz yemeye başladık.
Şöyle bir baktığın zaman Derin...
Ne çok şey yaşamışsın...
Önce İzmir'de masum bir patlama zannettiğin yerden hafızanı kaybederek çıkıyorsun.
Bir gün uyanıyorsun ve İstanbul'a taşınacağını öğreniyorsun.
Gidiyorsun, tamamen bambaşka bir hayat, bambaşka kişiler.
Yeni arkadaşlar ediniyorsun ve yeni düşmanlar da.
Sıradan geçirdiğin günlerde aşık oluyorsun.
Bir arkadaşın vuruluyor.
Aylar geçiyor ve yine İzmir'de aynı restorantta patlama gerçekleşiyor.
Ve hafızan geri geliyor.
Yiğit'i kaybedeceğini zannediyorsun.
Ama şu ana baktığımda herkes bir arada.
Tüm sevdiklerim.
Aile diyebileceklerim.
Mutluyum.
Her şeyden önce sevdiğim adam ve çocuğumla mutluyum.
Benim hikayem burda bitti.
Ama sevdiklerimle, mutlu bir şekilde bitti...
Kayıp Anılar...
Hayır, artık kayıp değil.
Artık tam ve yerinde.
SON...
Bölüm etkileşimi
