7. bölüm / 32
Kayıp Anılar7. Bölüm
Bölümler 32Şu an: 7. Bölüm
- 1 1. Yeni Yaşam2.365 kelime
- 2 2. Yeni Arkadaşlar Ve Zorbalar2.649 kelime
- 3 3. Kavga2.428 kelime
- 4 4. Saklananlar Ve Gerçekler2.334 kelime
- 5 5.Sürpriz!5.553 kelime
- 6 6. Her Şeyin Başladığı Gün4.845 kelime
- 7 7. Bölüm1.489 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8. Güzel Anılar Biriktirin Ki Güzel Anın2.590 kelime
- 9 9. Ayak Serçe Parmağı2.238 kelime
- 10 10. Hep Kayıp Olacak Anılar2.262 kelime
- 11 11. Doğa1.273 kelime
- 12 12. Açıklanamayan Hisler1.850 kelime
- 13 13. Kızıl Panda1.363 kelime
- 14 14. Maskenin Altındaki Ela Göz1.955 kelime
- 15 15. Davetiye1.830 kelime
- 16 16. Balo1.675 kelime
- 17 17. Bölüm2.835 kelime
- 18 18. Pişman Değilim. Olmayacağım. Nokta.2.672 kelime
- 19 19. Özlenen Yakındayken Hicran Duyulamaz Mı?2.319 kelime
- 20 20. Biz Bir Aileyiz...1.984 kelime
- 21 21. Gece Oyunu2.201 kelime
- 22 22. Tolga Şahinlerin Günü2.148 kelime
- 23 23. Beni Unut, Ama Sevgimi Unutma3.390 kelime
- 24 24. N'olursun Yaşa2.131 kelime
- 25 25. Bir Can, Bir Görev1.763 kelime
- 26 26. Asıl İlaç, Gülmekti...2.233 kelime
- 27 27. Eski Günlerdeki Gibi2.034 kelime
- 28 28. Yolun Sonu1.948 kelime
- 29 29. Seninle Olurum...3.666 kelime
- 30 30. Senin İçin Ölür De...1.769 kelime
- 31 31. Güzel Olan Anılar Değil, Anılardaki İnsanlarmış...1.172 kelime
- 32 TEŞEKKÜR172 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ben Onun "Derin" Dediği Kızdım
Hastaneye gitmek üzere yola çıktığımızda araba sessizdi. Bu sefer minibüsle değil normal arabayla gidiyorduk. Başımı cama yasladım ve yolu izlemeye başladım. Annem sağ aynadan bana bakıyordu. Bakışları hüzünlüydü, o da korkuyordu hafızamı kaybetmemden. Belki ilerleyen zamanlarda kendi ailemi bile hatırlamayacaktım? Yıllardır ortada olmayan ablam bir gün karşıma geldiğinde kim olduğunu sorgulayacaktım belki de... Sahi, ablam ne yapıyordur şuan? Derslerden derslere koşup çalışıyor mudur yoksa hayatının keyfini mi yaşıyordur?
Hiçbirimiz konuşmuyorduk ama söylemek istediğimiz çok şey vardı. Konuşan sessizlikti bu sefer. Kelimelere gerek yoktu, sessizlikte çok şey anlatıyordu...
Hastaneye yaklaştıkça midem daha da kasılıyordu. Ellerim buz gibi olmuştu. Ellerim istemsizce boynumdaki turmalin taşına gitti. Hani bu taş, negatif enerjileri uzaklaştırırdı? Neden hâlâ aklımda olumsuz düşünceler vardı?
Korkma Gizem, düşündüğün gibi olmayacak. Hafızan yerli yerinde, her şeyi hatırlıyorsun...
Arabayı park edip hastaneye girdik. Nörolojinin olduğu kata çıktık. Koridorlardan geçerken sanki nefesim tıkanıyordu. Dar geliyordu. Sığamıyordum, sanki. Bir kapının önünde durduk.
Prof. Dr. Adnan Karaman
Bir süre kapının önünde bekledik. Neyseki çok beklemeden içeriden "Gizem Derin Aydın!" diye ses geldi. Adımı duymamla hemen irkildim. Babam:
"Siz girin, ben burada bekliyorum," dedi.
Derin bir nefes alarak kapıdan içeri girdim. Annem de peşimden girerek kapıyı kapattı. Doktor, orta yaşlarda, sakin bakışlı bir adamdı. Bizi nazikçe karşıladı ve oturmamızı söyledi. Bilgisayarında bir şey inceliyordu.
"Gizem, seninle biraz sohbet edelim mi? Rahat ol lütfen."
Başımı salladım. Kalbim göğsümde hızlı atıyordu.
"Birkaç ay önce bir patlamada olay yerindeymişsin doğru mu?
İsterseniz "Katil sen misin?" diye de sorun. Cinayet soruşturması yapar gibi sorguya çekiyordu.
"Evet."
"Peki, neler hatırlıyorsun o güne dair?"
"Korkunç derecede sıcaktı. Alevler vardı. Çok hatırlamıyorum zihnim bulanık." kolumdaki yarayı gösterdim. "Bu yara o patlamada gerçekleşti." dedim.
"Peki Gizem, bugün günlerden ne?"
"Dün... 22 Eylül'dü. O zaman bugün 23 Eylül, Pazartesi."
"22 Eylül'ün senin için bir anlamı var mı?"
"Evet, doğum günüm."
"Peki kutladın mı?"
"Evet. Hatta İzmir'den arkadaşlarım da geldi. Ama ben... Doğum günüm olduğunu bilmiyordum. Her zaman hatırlardım ama bu sefer aklımın ucundan bile geçmedi. Eğer kutlama olmasaydı belki de hiç hatırlamayacaktım."
Doktor deftere bir şeyler yazdı. Ardından:
"Sana 3 kelime söyleyeceğim. Onları aklında tut. Kumru, köprü ve kolye."
İçimden geçirdim. Kumru... Köprü ve Kolye.
"İstanbul'a ne zaman taşındınız?"
"Şey... 2 ay oldu mu? Yok... Sanırım 1 ay. Ya da 2 mi? Bilmiyorum, ya 1 ya da 2 ay oldu.
Doktor tekrar deftere bir şeyler yazdı.
"Son zamanlarda seni en çok mutlu eden bir olayı anlatır mısın?"
"Dün, arkadaşlarımı tekrar görebilmek beni mutlu etti."
"Peki, dünden daha öncesi?"
"Sanırım mutlu bir anım yok."
Ya da ben hatırlamıyorum.
"İzmir'de en son ne yaptığını hatırlıyor musun? Mesela taşınmadan önceki son birkaç günü?"
Yutkundum.
"Hayır. Taşınacağımız sabah uyandığımda eşyaların çoğu kolilere konulmuştu. Anlam verememiştim. Taşınacağımızı unutmuştum."
Son söylediklerimle doktor bir süre sessiz kaldı ve tekrar deftere bir şeyler yazdı.
"Peki, az önce sana 3 kelime söyledim. Onlar neydi?"
Bir süre düşündüm.
"Kumru... Kolye ve..."
"Evet, son bir kelime kaldı."
"K ile başlıyordu... Neydi ya?" umutsuzca omuzlarım düştü.
"Hatırlamıyorum..."
Sesim titremeye başlamıştı. Utanç ve panik içe geçmişti. Annem hemen elimi sıktı. Gözlerim doldu. Doktora bakamıyordum.
"Sorun değil Gizem," dedi yumuşak bir sesle. "Zorlama kendini. Bu normal. Peki, sence bir hafıza sorunun var mı? Kendin böyle düşünüyor musun?"
O an kendime bile itiraf edemediğim şeyi söyledim.
"Evet, hafızamda bir sorun olduğunu düşünüyorum." Başımı yere eğdim. Yutkundum.
Doktor, notlarını aldıktan sonra sandalyesinde geriye doğru yaslandı ve ciddi ama sakin bir ifadeyle konuştu.
"Gizem, yaptığımız test ve görüşmeler ışığında sende Travmatik Amnezi olduğunu düşünüyorum. Patlama sırasında yaşadığın kafa travması ve ağır şok hafıza merkezlerini etkilemiş. Patlama sonrası sana bakan doktorlar büyük ihtimalle böyle bir şey düşünmüş ama etki sende yavaş yavaş ilerleyince anlamamışlar.
Bu hastalığın maalesef çok etkili ve hızlı bir tedavisi yok. İlaçlar ve terapi yardımcı olabilir ama önemli olan şu: Bazı uzmanların araştırmalarına göre, hafızanın geri gelmesi için öyle bir an yaşamalısın ki, hiç unutamayacağın ve derin etki bırakacak bi olay. Bu olay iyi de olabilir, kötü de. Şok etkisi bırakacak kadar güçlü bir şey... Bu biraz kadere kalmış bir durum. Ama eğer ki bu an hiç gelmezse... çoğu anılarını tamamen unutabilirsin."
Son söyledikleri içime oturdu. Gözlerim doldu. Kolumdaki yaraya baktım. Demek her şey o patlamayla başlamıştı. Ve şimdi hafızamı geri getirecek olan şey de belki başka derin, sarsıcı andı.
İyi veya kötü...
Unutamayacağım bir an...
Doktor devam etti:
"MR ve kan tahlillerini yapacağız. Yani emin olmalıyız. Sonuçlara göre psikolojik destek sürecini başlatacağız. Ama en önemlisi sabır ve umut. Sen güçlü bir kızsın, bunu da atlatacaksın."
Ağlamamak için direniyordum. Oysaki hüngür hüngür ağlamak, acımı dışarı savurmak istiyordum. Bağırıp, yakarmak, her şeyi yok etmek istiyordum. Ya da kendimin bu dünyadan yok olmasını...
"Tahlil sonuçları çıktığında tekrar bir görüşme yapacağız. Geçmiş olsun." dedi.
Geçer miydi?
Hafızama geri kavuşur muydum?
Doktorun odasından çıktığımızda nefes alamıyordum. Ayaklarım titriyor, yürüyemiyordum. Annem, babama bir şeyler anlatıyordu ama duyamıyordum. Ayakta durmaya gücüm yetemeyince koltuklardan birine oturdum. Annem ve babam yanımda, ayakta dikiliyordu. Annemin "Gizem, iyi misin? Kızım..." dediğini duyar gibiydim. Babam "Ben su getiriyorum, bekleyin." dedi ve gitti. Annem yanıma oturdu ve bana sarıldı. "Geçecek kızım, elbet geçecek. Sabretmelisin sadece." gözlerim doluyordu ama ağlayamıyordum. Annemden ayrıldım ve bakışlarımı yere çektim. Çok şey söylemek istiyordum ama dilim varmıyordu. Bir süre sonra babam geldiğinde suyu içtim.
MR çekmemiz ve kan vermemiz gerekiyordu. Tüm bu işlemleri yaparken ruh gibiydim. Konuşmuyor, sadece ne deniliyorsa onu yapıyordum.
Hastaneden çıktığımızda hava kararmaya yüz tutmuştu. Arabaya binerken kimse konuşmuyordu. Annem arada bir arkaya dönüp bana bakıyor, babam ise sessizce direksiyonu tutuyordu. Sokak lambaları arabanın camından akıp gidiyordu. Doktorun söyledikleri hâlâ kulağımda çınlıyordu: "Öyle bir an yaşamalısın ki hiç unutamayacağın ve derin etki bırakacak bir olay..."
Midemde ağır bir yumru vardı. Sanki göğsümün içinde bir şey sıkışmıştı. Kolumdaki yara izi birden daha çok acıyor gibi geldi. Dün doğum günümdü. Ama ben bunu bile tam hissedememiştim. Her şey sisliydi. Ben sisliydim.
Bir süre sonra sahil yoluna saptık. Denizin sesi uzaktan geliyordu. Camı biraz araladım. Serin rüzgar yüzüme çarptı. Boğazım düğümlendi.
"Baba..." diye fısıldadım. Sesim titriyordu. "Beni burada bırakır mısın? Biraz yalnız kalmam gerekiyor."
Babam dikiz aynasından bana baktı. Bir an tereddüt etti ama sonra başını salladı. Arabayı sahil kenarındaki küçük bir parkın önüne çekti.
"Tamam kızım. Telefonun yanında olsun. Üşüme. Bir saat sonra almaya gelirim."
"Teşekkür ederim."
Arabadan indim. Kapıyı kapatırken annemin endişeli bakışını gördüm. Araba uzaklaşırken ben sahile doğru yürümeye başladım. Deniz hafif dalgalıydı, dalgalar kıyıya vurdukça köpükler bırakıyordu. Hava serindi. Rüzgar saçlarımı savuruyordu.
Biraz ileride boş bir bank gördüm. Üzerine oturdum. Dizlerimi kendime çektim, kollarımı bacaklarıma sardım. Bir süre denizi izledim.
Ve birden her şey içimden taştı.
Gözlerim doldu, yaşlar ard arda yanaklarıma boşaldı. Sessizce ağlamaya başladım. Omuzlarım sarsılıyordu. Doktorun sözleri, patlama günü, kolumdaki iz, unutkanlıklarım... Hepsi üstüme üstüme geliyordu.
"Neden ben?" diye fısıldadım boşluğa doğru. "Neden ben unutmak zorundayım? Ben kimim artık? Gizem mi, Derin mi? Yoksa ikisinin arasında kaybolmuş biri mi?"
Ağlamam şiddetleniyordu. Burnum akıyor, gözlerim yanıyordu. Avuçlarımı yüzüme bastırdım. Boynumdaki kolyenin varlığını hissettim. Yiğit'in hediyesi... "Korunma ve güvenme duygusu verir..." demişti. Ama şuan kendimi hiç güvende hissetmiyordum. Sanki bir delik açılmıştı da delikle beraber anılarım da akıp gitmişti öylece...
Bir süre durmadan ağladım. Kaç dakika geçmişti? Ne kadar süre ağlıyordum bilmiyorum ama arkamdan gelen ayak adım sesleriyle gözyaşlarımı sildim. Başımı çevirdiğimde onu gördüm.
Yiğit...
Birkaç metre ötede durmuş, şaşkın ve endişeli gözlerle bana bakıyordu. Elinde bir poşet vardı, herhalde sahilde yürüyüşe çıkmıştı. Beni bu halde görünce poşeti yere bıraktı ve yaklaştı.
"Derin?" dedi yumuşakça. Sesinde hem endişe hem de şaşkınlık vardı.
Yüzüm şişmiş, gözlerim kızarmıştı. Onu görünce daha çok ağlamak istedim. Bana "Derin" diyen bir tek oydu. Ve şuan en çok duymak istediğim şey buydu.
Yiğit, bankın yanına geldi, bir an tereddüt etti ama sonra yanıma oturdu. Aramıza küçük bir mesafe bırakmıştı.
"Ağlama. Lütfen ağlama. O gülen çehrene ağlamak yakışmıyor."
O cümleyle beraber bir hıçkırık koptu boğazımdan. Yiğit, tereddüt etmeden kolunu omzuma attı ve beni kendine doğru çekti. Başımı göğsüne yasladım. Sıcaklığı, kalp atışları... Güvende hissettiriyordu.
"N'oldu?" dedi sessizce. "Kim ağlattı seni?"
Konuşacak gücüm yoktu. Omzum sarsıla sarsıla daha çok ağladım. Kelimelerim tükenmişti. Anlatamıyordum, yetmiyordu kelimeler başımdan geçenleri anlatmaya... Zoraki bir şekilde konuşmaya başladım.
"Ben..." dedim sesim hırıltılı çıkıyordu. "Benim... Hafıza problemim varmış. Eğer; derin, sarsıcı bir an yaşamazsam her şeyi tamamen unutabilirmişim. Her şeyi... Ailemi, arkadaşlarımı. Belki de kendimi bile unutacağım?"
Yiğit sadece yutkunmuştu. Bir şey diyemedi. Bir süre sessizce durduktan sonra konuştum.
"Ya seni unutursam?" diye sordum.
"Unutmazsın." hafifçe geri çekildi ve boynumdaki kolyeyi gösterdi.
"O kolye orada oldukça unutmazsın. Diyelim ki unuttun, ben hâlâ zihninin bir köşesinde olurum. Ben bulurum seni." dedi.
Sözleri içime işledi. Bir gözyaşı daha aktı gözlerimden. Gözleri sıcacık bakıyordu.
"Peki," dedim. "Doktorun o bahsettiği an hiç gelmezse?"
"Gelir. Sen sadece sabırla bekle." dedi.
"Peki sen beni hiç unutur musun?" diye sordum.
Yiğit, gözlerime baktı. "O su yeşil gözlerini unutmak mümkün mü sence?" dedi. İçimde bir sıcaklık oluştu.
Sadece başımı salladım. Bir süre sessizce denizi izledik.
Gözyaşlarım dinmişti artık. Güvende ve huzurlu hissediyordum. Ama artık bildiğim bir şey vardı: artık eskisi gibi olamayacaktım. Artık, eski ben yoktum.
Peki, kimdim ben?
Hatırlayamadığım o kız mıydım?
Yoksa yeniden doğmaya çalışan, her şeyi unutmuş biri miydim?
Hayır,
Ben, onun "Derin" dediği kızdım...
Bölüm etkileşimi
