20. bölüm · Kayıp Anılar

20. Biz Bir Aileyiz...

Yüsra Bulut ☁

Merdiven başında ki ablamın neden burada olduğunu sorgular gibi bir bakış attım. Bana, bir toplantıdayım demişti ama Yavuz Abi ile bir toplantı olacağını düşünmemiştim...

Ablamın sesiyle hepimiz durduk. Tüm kafe sessizleşti. Gamzeler, ablamın kim olduğunu sorgular gibi bir bakış attı. Ablam video çeken insanlara bakıp "Kapatın şu telefonları!" dediğinde herkes telefonunu kapatıp ya cebine ya sa çantalarına koymaya başladı. Ayağa kalktım. Ablam "Bu hal ne? Saçma sapan bir ergen kavgası yüzünden bir kafeyi mi mahvedeceksiniz? Ne sizi," derken Gamzelere, "ne de sizi bir daha kavga ederken görmeyeceğim!" derken de bize baktı.

"Abla," diye açıklamaya başlayacaktım ki "KES!" diyerek lafımı böldü. "Uzaklaşın birbirinizden." Gamzeler bir tarafa biz de bir tarafa ayrıldığımızda ablam, kırık olan masayı gördü. Sabır çekercesine bir nefes verdiğinde "Masayı kim kırdı?" diye sordu. Hakan belli belirsiz "Ben." diye mırıldandı. "Masanın parasını sen ödüyorsun Hakan." dedi ablam.

"Ne, ama ben-" diye karşı çıkmaya çalışınca ablam:
"Artık masayı neden kırdığının hesabını Volkan abiye verirsin. Şimdi herkes dışarı, sizde defolun buradan, HADİ!" diye bağırınca hepimiz kafeden çıktık. Ablam, garsonlardan biriyle konuşuyordu. Karşımızda ki Gamzeler ters bakışlarını bize sunuyordu. Aynı şekilde biz de. Gamze'yi hâlâ dövmek istiyordum. Gamze, Yiğit’e bakıp alaycı bir gülümsemeyle:

“Yiğit senin olmayacak Gizem. Bunu çok iyi biliyorsun değil mi?”

O sözle içimde bir şey koptu. Yumruklarımı sıktım ve Gamze’ye doğru atıldım.

“Sen ne diyorsun lan?!” diye bağırdım.

Tam Gamze’nin üzerine atlayacaktım ki Yiğit kolumdan tuttu ve beni geri çekti. Kollarını belime sardı, sımsıkı tuttu.

“Derin, dur,” diye fısıldadı kulağıma. “Değmez. Bırak.”

“Yiğit, bırak beni! O ne diyor?!” diye çırpındım ama Yiğit bırakmadı. Kolları güçlüydü.

“Derin, sakin ol. Ben seninim. Kimse değiştiremez bunu.”

Gamze pis pis gülümsedi. “Gördün mü? Senin bile kontrol edemediğin bir kız. Ne işin var onunla?”

Yiğit’in kolları daha da sıkılaştı. Sesini yükseltmeden ama çok net bir şekilde:

“Onunla her işim var. Ve sen… bir daha ona yaklaşayım deme. Yoksa ben seni durdurmam. O kendi durdurur seni.”

Gamze bir şey diyecekti ki ablam kafeden çıktı. Yüzü hâlâ öfkeliydi.
“Ne oluyor burada hâlâ?” diye sordu. Sonra Gamze’ye baktı. “Sen… hâlâ burada mısın? Defol git dedim.”
Gamze ve ekibi homurdanarak uzaklaştı. Ablam bize döndü. Hepimize tek tek baktı. "Off, bunca işin içinde uğraştığım şeylere bak!" Rahatlamak istercesine derin bir nefes verdi. Hakan'a döndü. "Parayı ben hallettim. Bir daha sakın ama sakın böyle bir şey gerçekleşmeyecek! Anne ve babama şimdilik söylemiyorum ama en ufak bir hatanızda söylerim. Ona göre ayağınızı denk alın!"

Deniz "Ama Erva Abla, onların-" diyordu ki ablam sözünü kesti. "Duydum Deniz. Üst kattaydım ve duydum."

Yavuz Abi sırıtarak "Vay be Erva, bayağı ablacılık taslıyorsun yani sen." dedi, güldü. Ablam ters bakışlarını ona gönderdi.

"Abla, yurtdışından arkadaşlarınla kahvaltı ediyorum demiştin, sadece Yavuz Abiyle mi kahvaltı ediyordun?" diye sordum. Gülmemek için yanaklarımı ısırıyordum. Ablam bana döndü, kaşlarını çattı.

"Diğer arkadaşlarım kahvaltıdan sonra eve gittiler. Yavuz ile ben de kahve içmeye gittik. Ve siz de onun içine ettiniz tabii." dedi. İyi yalan söylüyordu vesselam. Bunun orjinali toplantıdan sonra kahve içmeye gittik, olacaktı sanırım.

Derya "Pardon, sizin keyfinizi bölmüşüz ama..." dedi gülmemeye çalışarak. Yavuz Abi "Bir daha olmasın lütfen." dediğinde ablam bakışlarını ona çıkardı. Yavuz abi ise güldü. Ablam, bize döndü ve "Şimdi ne yapacaksınız?" diye sordu.

Deniz somurtarak "Ben tatlımı yiyemedim ama ya..." diye söylendi. Çünkü tatlısı, Ego'nun yüzüne geçirilmişti Hakan tarafından. Ablam göz devirdi. "Umarım bir gün o tatlıyı yerken boğulursun Deniz!"

"Bende seni çok seviyorum Erva ablam." dedi Deniz, karşılık olarak. Ablam yüzünü buruşturdu. Hepimiz birbirimizle bakıştık. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Eve mi gitsek yoksa hâlâ gezmeli miydik? Kimsenin nereye gideceğimize dair bir fikri yoktu. Ablam, karasızlığımızdan sıkılmış olacak ki:

"Bi' karar verebilir misiniz artık!" diye hiddetlendi. Tekrar bir Hint dizisi bakışma sahnesi yaşadıktan sonra Tolga konuştu.

"Annem ve babam birkaç gün evde olmayacak, yani evde tekim. Bizim eve gidelim, orada vakit geçiririz." diye fikir sundu. Hepimiz onaylayan mırıltılar çıkardı.

Yeliz “Annen ve baban neden evde değil?” diye sordu. Tolga içli bir nefes vererek “Emin ol, evde olmamaları benim için daha iyi...” dedi. Yeliz, kaşlarını çatarak ona baktı. Tolga “Oğlum, geliyor musunuz gelmiyor musunuz?” diye sordu.

Berk "Gidelim lan!" dedi. Hepimiz yapacak bir şeyimiz olmadığı için kabul ettik. Ablam “Tamam, ben anneme haber veririm. Dikkat edin kendize. Bir yaramazlık yapmayın. Sorun olduğunda bana ulaşın.” dedi.

“Annem number 2” diye söylendim. Gitmeden Yeliz “Yavuz Abi,” diye ona seslendi.

Yavuz Abim ona baktı. “Efendim?” dedi. “Erva Abla ile aynı okulda mısınız?” diye sordu. “Evet?” dedi Yavuz Abi, anlam vermeye çalışarak. “Sizi sanki Ankara'da görmüş gibiyim de...” dedi Yeliz. Yavuz Abi gerildi. Çünkü asıl görev yaptıkları yer Ankara'ydı. Yavuz Abi, rahatlığını koruyarak “Ailem oradaydı bir zamanlar. Belki beni görmüşsündür.” dedi omuz silkerek. Yeliz, bir süre şüpheyle baktı, ardından “Belki.” dedi. Ablam duruma el atarak “Hadi, gidin artık.” dedi.

İstanbul sokaklarında Tolga'nın evine doğru yürürken derin bir sohbet içindelerdi. Ben ise derin düşüncelerde... Gamze'nin söylediği o söz... Bazen en masum sandıkların sen daha fark etmeden arkandan bıçaklar...

Ne demek istemişti? En masum sandıklarım... Aramızdan biri Gamzelerle irtibat içinde olabilir miydi? İzmir'de ki arkadaşlarım onlarla daha yeni görüşmüştü, imkanı yoktu. O zaman ya Tolga, ya Yeliz, ya da... Yiğit'ti. Tolga'ya baktım. Bir kolu Yeliz'in omzunda, diğerleri ile şakalaşıyordu. Gayet normal kendiydi. Yeliz... İmkanı yoktu, onlara karşı hep bi nefret beslemişti. Bugün bile gözlerinden nefret okunuyordu. Ya yalansa? Zorbalığa uğraması, bütün sözleri? Hayır, o olamazdı.

Yiğit... Gamze, asla onun olmayacaksın gibi bir şey demişti. Ya Yiğit, onların tarafındaysa ve bir plan için benimle sevgili olmaya çalıştıysa? Gamze de bir plan bile olsa dayanamayıp bana öyle dediyse? Belki de Yiğit, Gamze'yi seviyordu... Allah'ım! Yiğit, beni kandırıyor olabilir miydi? En masum sandıkların... Yiğit'ti. En masum bulduğum oydu. Yutkundum. Yiğit'e baktım. Elleri cebinde, konuşmuyor ama onları dinliyordu. Baktığımı hissetmiş gibi arkasına baktı. Gözleri beni buldu, gülümsedi ve yanıma geldi. Kolunu omzuma attı. "Üşüyor musun? Hava soğuk ve esiyor biraz." dedi. Ben hâlâ düşüncelerimin şokundaydım.

Yiğit, yüzümde ki ifadeyi görünce yüzü soldu. "Noldu, neyin var? O p.çler sana bir şey mi yaptı?" Ellerini yüzümün iki yanına koydu. Bir şeyim var mı diye baktı. "Hepsinin belasını si-" devam etmesine izin vermeden konuştum. "Bir şey yapmadılar, yapamazlar. Sadece... Aklım bir şeye takıldı." dedim.

"Neye takıldı?" diye sordu. "Gamze... Bana asla senin olamayacağımı söyledi. Bunu dediğine göre seninle sevgili olduğumuzu biliyor, ama okuldayken sevgili değildik ve hiçbir yerde sevgili olarak onlara görünmedik. Nerden biliyor?" diye sordum. Ancak o hiç oralı olmadı.

Sırıttı. Kolunu boynuma doladı, yüzünü yüzüme yaklaştırdı. “Sevgilin miyim gerçekten?” diye sordu. İşaret parmağımı alnının ortasına koyup onu geri çektim. “Evet,” diye cevapladım sorusunu. “Ama konu bu değil. Biri Gamzelerle irtibat kuruyor olabilir.” dedim şüpheyle gözlerimi kısarak. Yiğit, hafifçe güldü. “Tahmin edeyim, benim onlarla bir olduğumu düşündün, seni kullandığımı falan öyle değil mi? Sonra bu yüzden yüzünde dehşet bir ifade vardı?”

“Nerden bildin?” diye sordum.

“En yakın arkadaşın Yeliz olabilir mi?” diye sordu. Güldüm. Benim gibi böyle saçma düşünecek tek kişi vardı; o da Yeliz'di. Yiğit, “Muhtemelen okuldaki yakınlaşmalarımızdan rahatsız olup sevgili olduğumuzu düşünmüştür. Sonra da seni korkutmak ve etrafındakilere şüphe uyandırmak için öyle söylemiştir. İçin rahat olsun diye söylüyorum, ben seni sen olduğun için seviyorum. Seviyormuş gibi yapmıyorum. Onlarla bir irtibatım yok, olamaz. Sana bir şey yapmadıkları sürece ne yaptıkları umrumda bile değil. Kısaca,” dedi tekrar yüzüme yakınlaştı. “Ben seni cidden çok seviyorum be.” dedi fısıltıyla. Gülümsedim.

Derken “Öhöm öhöm,” diyen bir sesle ondan uzaklaştım. Tolga, “Romantik anınızı hiç bölmek istemezdim ama evime geldik. Bahçe kapısından içeri girmeyi düşünür müsünüz acaba?” dedi.

Ne ara Tolga'nın evine geldiğimizi sorguladım. Diğerleri çoktan binaya girmişti. Bahçeden içeri girdik ve binanın asansörüne bindik. 8 kişi, 10 kişilik bir asansöre sığmak zor olsa da içeri girebildik. En üst kata geldiğimizde eve girdik. Ev, düzenliydi ama cidden sadece 1 kişi yaşıyormuş hissiyatı veriyordu. Evin içi büyük ve ferahlatıcıydı ama yalnızlık vardı sanki. Salona geçip koltuklara oturduğumuzda Yiğit, “Tolga, kaç gündür annen ve baban evde değil?” diye sordu.

“Saymadım.Pek de ilgilenmiyorum.” diye cevapladı Tolga.

Yeliz “Ne demek ilgilenmiyorum? Annen ve baban kaç gündür yok Tolga?!” diye sordu.

Tolga derin bir nefes verdi. “Babam yıllar önce bizi terk etti. Nedeni, annemin benden sonra doğacak olan çocuğun annemin karnındayken düşmesiydi. Babam buna katlanamadı ve bizi öylece bırakıp gitti. Yıllar sonra bu sene, geri geldi. Depresyonda olduğunu, annemi öyle bırakmak istemediğini ama kendisinin bir süre rahatlaması gerektiğini söyledi. Annem çok inkar etti, git dedi ama babam sizi bir daha pardon, -seni- bir daha bırakmam dedi. Annem de kabullendi.” Bunu dedikten sonra derin bir nefes verdi. Yumruklarını sıktı. “Babam aylarca onu affettirmeye çalıştı. Beni değil. Sadece annemi. Bir kadını tek başına bıraktığı yetmiyormuş gibi beni de babasız bıraktı ama bir kere bile yüzüme bakıp özür dilerim oğlum, demedi. Bekledim, belki bir gün özür diler dedim ama dilemedi. Tek bir özürle kabul ederdim oysaki... Şu an babam onu affettirmek için tatile götürdü. Beni değil. Annem de hiç Tolga'yı da götürelim demedi. Tolga kim ki zaten?” dedi ve güldü.

Sinirleri bozulmuştu. Gülüyordu ama içindeki o acı tahmin edilemeyecek kadar fazlaydı. Tolga'nın kişiliğini düşündüm. Komik biri böyle acıları hak ediyor muydu? Her gülüşün ardında saklanan bir acı mı olmalıydı?

Bir insan acılarını çeker, dindirir; bu kolay olandı zaten. Zor olan dışarıya kendini iyi olduğunu kanıtlamaktı. Tüm acıların içinde gülebilmek, dik durabilmek zor olandı. Kimi gizleyemez acısını, kimisi de gülüşünün arkasına gizlerdi.

Tolga da bunu yapıyordu. Gülüşünün ardına gizliyordu. Belki her gülüşünde içinde yanan bir acı vardı... Dışarıdan biri baktığında anlamazdı acısının olduğunu. En yakını bile olsa o söylemeden fark edemezdi bunu...

Tolga'nın gözleri doldu ama hemen kendini toparladı. Dik bir duruşa geçti. Yeliz, dayanamadı ve kollarını onun boynuna sardı. “Biz oluruz ailen. Biz hissettirmeyiz aile yokluğunu. Sen üzülme Tolga, biz var oldukça aileniz hep...” dedi. Tolga da sarılışına karşılık verdi. "Olun, hep yanımda olun ama özellikle sen yanımda ol, olur mu Kızıl Panda'm? En çok sana ihtiyacım var.”

Böyle bir durumda Yiğit, Tolga'ya beni ne çabuk sattın, derdi ama demedi. Girmedi aralarına. İzledi sadece. Yüzünde buruk bir tebessüm oluştu. Yıllardır tanıdığı kankasının ne acılar çektiği bir günde yüzüne vurulmuştu.

★★★★★

Akşam saatleri geldiğinde biz kızlar salonda oturup sohbet ederken erkekler Tolga'nın odasında bir oyun oynuyordu. Biz sohbet ederken bulduğumuz radyodan müzik dinliyorduk. Bu sırada bir şarkı çaldı. Sezen Aksu'nun "Hasret" adlı şarkısıydı.

Gün bizim, güneş bizim, göğsümüzde ateş bizim
El ele olduğumuz o gün gülmek bizim
Dün bizim, yarın bizim, yana yana sevmek bizim
Hasrete vurduğumuz göz göz, yürek bizim

Süsledim gelin misali gençliğimi, sandığıma kaldırdım
Sensiz geçen yılları sildirdim, sana yeni zaman aldırdım
Sen aydınlığa, ben sana hasret
Gel, eritir demirleri bendeki ateş

Dinlerken sakinleştirici bir özelliği vardı. Sezen Aksu, sevdiğim şarkıcılardandı ve çoğu şarkısını dinlerdim. Hepimiz sessizlik içinde şarkıyı dinlemeye devam ederken içeri eski neşesini kazanmış Tolga girdi. Peşinden Yiğit, Yiğit'in arkasından da Berk ve Hakan. Tolga radyonun bizim yanımızda olduğunu görünce:

“Lan radyomu çalmışlar!” diye bağırdı.
Yeliz “Bağırma be, bulduk biraz şarkı dinleyelim dedik ve dinledik. Yemedik radyonu.” dedi.
Berk “Onu bunu boşverin, bizim aklımıza çok güzel bir şey geldi.” dedi.

Ne oldu, dercesine onlara baktık. Tolga “Şimdi biliyorsunuz ki ben evde tekim, birkaç gündür. Ve korkuyorum.”

“Sen?” dedi Deniz, kaşlarını çatarak.
“Evet, ben. Bu yüzden biz de bir karar aldık. Bir geceliğine burada kalın, hem vakit geçirmiş oluruz hem de ben tek başıma kalmış olmam. Ailenizi ikna etseniz ve burada kalsanız?” dedi Tolga.

Hakan “Valla biz Berk ile okeyledik sadece büyüklerden izin almak gerekiyor.” dedi.

Derya “İyi, ama kendi kıyafetlerimiz yok.” dedi.

Yeliz “Benim kıyafetlerimden kullanabilirsiniz. Evim buraya çok yakın. Birkaç bir şey alırım. Ben kabul ediyorum, bu gece burdayım.” dedi.

Yiğit “Bakın, iki gündür beni bekleyen bir kardeşim var, sırf Tolga için kardeşimden vazgeçip buraya geldim, hatta az önce babama burda kalıyorum diye haber verdim. Bence siz de kalmalısınız.” dedi.

Bu erkekler... Ne karıştırıyorlar?

Tolga “Kardeşin seni özlüyorsa o da burada kalsın?” diye fikir sundu.

Yiğit “Annemden ayrı kalamaz o. Hem, sence burada yaşayabilir mi?” diye sordu.

Tolga “Hmm haklısın. Mehsa'yı özlemiştim oysa.” dedi.

Derken Yiğit'in telefonu çaldı. Yiğit, açtı ve “Buyur, baba.” dedi. Bir süre dinledi ve yüz ifadesinde şaşkına uğrayan bir ifade oluştu. Telefonu kapattı. Berk "Ne oldu?" diye sorduğunda Yiğit, "Şom ağzımı s-" diyordu ki benim bakışlarımla devamını getirmedi.

Yiğit en sonunda “Annem fenalaşmış, hastaneye götüreceklermiş ve kardeşimi de buraya bırakacaklarmış...” dedi.

Bence de kesinlikle Yiğit'in şom ağzını s-