Kayıp Anılar kitap kapağı

12. bölüm / 32

Kayıp Anılar

12. Açıklanamayan Hisler

Vaveyla Yazarı: Yüsra Bulut

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 32Şu an: 12. Açıklanamayan Hisler

Yazar Notu: Fotoğraftaki kız Yeliz. Ve biraz küçük bir yaştaymış gibi görünmüş. Yapay zeka beni sinir etti de birazcık. En iyisi buydu. Sizce Yeliz neden ağlıyor ve elinde tuttuğu o fotoğraftaki kişi kim olabilir ?

★★★★★

(Yeliz'in anlatımıyla)

Şu sıralar migrenim çok tutuyordu ve dersi dinleyemiyordum bile. Ağrılarıma neden olan şeyi düşünmek bile daha da kötü yapıyordu. Oflayarak anahtarı kapının kilidine soktum ve eve girdim. Hiçbir işe yaramayan ikiz abimler salonda oturmuş televizyon izliyordu.

"Ooo Kızıl Şeytan gelmiş. Ne o surat beş karış? Migrenin mi tuttu yine?" dedi Doruk abim.

"Her gün tutuyor zaten." dedi Baran abim.

"Sesinizi kesebilir misiniz? Kafam zaten allak bullak üstüne bir de migren daha da üstüne siz! Çok fazla oluyorsunuz."

"Kafan niye allak bullakmış? Hayırdır bir sorun mu var? O p.ç Gamzeler mi bir şey yaptı yine?" dedi Doruk abim.

"Hayır. Annem nerede?"

"Çarşıda. Niye üzgünsün? Yoksa o Tolga denen eleman mı seni üzdü?" dedi Baran abim.

"Kes çeneni! Kimsenin beni üzdüğü falan yok. Yorgunum sadece."

"Hmm." dedi Doruk abim. "Belli, kafanı allak bullak eden o, değil mi?"

Çantamı Doruk abime fırlattım. Tutmaya çalıştı ama çantam çoktan kafasına gelmişti. "Mal mal konuşma!" diye bağırdım.

İkisi de kahkaha attı. Baran abim "Ergen!" dedi. "Bana diyene bak! Kendisi çok olgun sanki. Daha geçen gün sevgilinden ayrıldın diye bana derdini anlatıyordun. İkinizde malsınız." dedim ve tam salondan çıkacaktım ki çantamın Doruk abimde olduğunu hatırladım.

"Çantamı ver!"
"Gel de al." dedi.
Ona doğru yürüdüm ve hışımla çantamı aldım. Garipti ki, zorlamadan çantamı vermişti. Arkamı dönüp gidiyordum ki kolumdan tuttu.
"Yeliz."
"Ne var?"
"Sana söylemem gereken önemli bir şey var."
"Noldu?" Endişelenmeye başlamıştım çünkü çok ciddi bakıyordu.
"Sen çok malsın, biliyorsun değil mi?" dedi ve kahkaha attı.

Koltuk yastıklarından birini aldım ve vurmaya başladım. "Allah." bir vuruş. "Belanı." ikinci vuruş. "Versin." üçüncü vuruş. "Gerizekalı!" son vuruş.

Bu sefer tam salondan çıkacaktım ki Baran abim:
"Bu arada Yeliz, o elemanı düşünecek kadar migrenin tuttuysa Allah yardımcın olsun kardeşim." dedi.

Ona döndüm. "Kes çeneni. Onu düşündüğüm falan yok. Sizinle nasıl baş edeceğimi düşünüyordum!"

Böyle diyerek anca kendini kandırmış olursun Yeliz, dedi iç sesim.

"Hı hı aynen." dedi Doruk abim.

Sinirle odama çıktım. Çantamı bir yere fırlattım ve yatağıma oturup ellerimle başımı tuttum. "Yeter artık..." diye mırıldandım. "Bıktım şu ağrılardan, geçmek bilmiyor!" Sağ gözümden bir damla yaş düştü. Bakışlarımı tavana diktim ve hızla o gözyaşımı sildim. Ellerimi yatağın iki yanına koydum ve rahatlamaya çalıştım.

Üstümü değiştirip rahat kıyafetlerimle yatağıma uzandım. En iyisi uyumaktı ve böylece ağrım geçebilirdi. Yorgunluğun etkisiyle yavaşça gözlerim kapanmaya başladı. Tam uykuya dalmak üzereydim ki çalan telefonumla küfür ettim. "Çalmak için benim uyumamı mı bekledin telefon?" arayan kişiye baktım.

Tolga kişisinden 1 cevapsız sesli arama

Arama, ben açmayınca kapanmıştı. Geri aramayı düşünmüyordum. Yatağıma geri yatacaktım ki tekrar çaldı. Yine o arıyordu. Sadece telefona bakmakla yetiniyordum. Ben onu düşünmekten kaçarken o beni arıyordu! Üstelik telefon ısrarla çalıyordu. Ofladım ve açtım.

"Heh şükür be. Öldün sandım!"
"Ne var Tolga?"
"Başın ağrıyor mu Kızıl Şeytan?"
"Tam uyuyup migren ağrısından uzaklaşacaktım ki sen aradın ve hiç ettin uykumu!"
"Bak, seni migren ağrını yok edecek bir yere götüreceğim. Acil hazırlanman gerek."
"Nereye gidiyoruz?"
"Elinin körüne gidiyoruz Yeliz."
"Sen git elinin körüne. Ben gelmiyorum uyuyacağım."
"Hadi bak lütfen gelmen gerek. Söz veriyorum, baş ağrına çok iyi gelecek."
"Of! Tamam, ne zaman gideceğiz?"
"Yarım saate gelirim. Motorumla gideceğiz."
"Motorunla mı?" dedikleriyle sorguladım çünkü beni asla motoruna bindirmezdi. Yiğit ile ikisi inatla motorlarına bindirmiyorlardı. Cimriler!
"Evet hadi hazırlan."
"Tolga senin içine cin falan mı kaçtı, hayırdır? Beni motoruna bindireceğini söylüyorsun. Beni beni!"
"Evet, cin kaçtı. O cinler benden kaçmadan motoruma binmek istiyorsan acele et."
"Tamam."

Dedim ve telefonu kapattım. Hava sıcaktı ve bu yüzden ince bir şeyler giymeye karar verdim. Siyah, yarım kollu bir tişört ve altıma da dizlerimin üstünde olan kot bir şort giydim. Saçlarımı taradım ve kızıl saçlarımı açık bıraktım.

Tam yarım saat sonra Tolga tekrar aradı ve evin önünde olduğunu söyledi. Evin dış kapısını açıyordum ki salondan Baran abim seslendi.

"Nereye gidiyorsun Yeliz?"
"Elinin körüne!" diye bağırdım ve kapıyı kapattım. Sonuç olarak, Tolga da 'elinin körüne gidiyoruz.' demişti.

Bahçeden geçtiğimde Tolga, kollarını göğsünde bağlamış, motora kalçasını yaslamış bir şekilde beni bekliyordu. Beni görünce kocaman sırıttı.

"Yüzünde güller açıyor." diye dalga geçti.
"Nereye gidiyoruz?"
"Atla da gör." dedi ve motoruna oturdu. Arkasına geçtim. Önden bir kask uzattı. Aldım ve kafama taktım.
Tolga "Çok fena hız yapan biriyim, can güzenliğin için tutunmanı tercih ederim." deyince ellerimi omuzlarına koydum.
"O zaman hazırsan gidiyoruz."
"Hiç hazır değilim."

Tolga motoru çalıştırdı. İlk başta yavaş gidiyordu. Sokaklardan çıkıp ana yola bağlandığımızda biraz hızlandı. Rüzgâr kızıl saçlarımı savuruyor, migrenimin getirdiği baskıyı hafifletiyordu. Ellerimi Tolga’nın omuzlarına koymuştum ama bir süre sonra beline doladım. Motorun titreşimi ve rüzgârın serinliği başımı biraz olsun rahatlattı.

“İyi misin?” diye sordu Tolga, sesi rüzgârda dağılıyordu.
“Şu an iyiyim… Ama nereye gidiyoruz gerçekten?”
“Gidince görürsün. Sabırlı ol Kızıl Şeytan.”

Bir süre şehir dışına çıktık. Yol gittikçe yeşillendi. Yüksek ağaçlar yolun iki tarafını sarmaya başladı. Güneş ışıkları yaprakların arasından süzülerek yola altın rengi lekeler düşürüyordu. Kuş sesleri motorun sesine karışıyordu. Hava ıslak toprak ve çam kokusuyla doluydu.

Tolga motoru yavaşlattı ve ormanlık bir alana girdi. Küçük bir açıklıkta durduk. Motoru kenara çekti, kaskını çıkardı. Ben de indim.

Etrafımız yüksek çam ağaçlarıyla çevriliydi. Dallar hafif rüzgârla nazikçe sallanıyordu. Uzaktan bir dere akıntısı duyuluyordu. Toprak yumuşaktı, ayaklarımızın altında kuru yapraklar hışırdıyordu. Güneş ışıkları yer yer süzülerek yere vuruyordu. Burası gerçekten huzur vericiydi.

“Burası…” dedim etrafa bakarak. “Çok güzel.”
Tolga gülümsedi.
“Güzel değil mi? Şehirden uzaklaşınca insan kendini daha canlı hissediyor. Beton yerine ağaç, korna yerine kuş sesi… Bence en iyi ilaç bu.”

Birlikte yürümeye başladık. Yol hafifçe yokuş yukarı çıkıyordu. Tolga ara sıra yanıma gelip espri yapıyordu ama sesi daha yumuşaktı.

“Bak, şu ağaca. Sanki dev gibi duruyor,” dedi bir çam ağacını göstererek.
Gülümsedim.
“Sen de dev gibi duruyorsun bazen. Özellikle espri yaptığında.”
Tolga kahkaha attı.
“Bu iltifat mıydı yoksa hakaret mi?”
“İkisi de olabilir.”

Dere kenarına geldik. Su berrak ve serindi. Taşların üzerinden şırıl şırıl akıyordu. Tolga bir taşın üzerine oturdu. Ben de yanına, ama biraz mesafeli oturdum.

“Teşekkür ederim,” dedim. “Gerçekten iyi geldi.”
Tolga bana baktı. Gözleri biraz daha ciddiydi.
“Yeliz… Seninle olmak... Bana çok iyi geliyor. Bunu fark ettim.”
"Sanırım bana da... Ne kadar migren ağrılarımın nedeni sen olsan da senin yanındayken hissetmiyorum ağrılarımı. Belki geçiyordur bile..."

O an aramızdaki hava değişti. Rüzgâr hafifçe esti, saçlarımı yüzüme attı. Tolga yavaşça bana yaklaştı. Kalbim hızlandı. Öyle ki bir an yerinden çıkacak zannettim. Gözleri dudaklarıma kaydı. Nefesi yüzüme çarptı. Tam dudakları dudaklarıma değecekken...

Uzaktan iki kişinin sesi geldi.
“Tolga değil mi o?”
“Tolga’yla konuşan bir kızıl panda mı görüyorum tam olarak?”
Tolga ve ben aynı anda irkildik. Hemen geri çekildim ve arkama baktım. Çalılıklar vardı ve tam görmüyordum ama onların Gizem ve Yiğit olduğunu anlamıştım! Derenin diğer tarafında ikisi de ıslanmış bir şekilde bizim olduğumuz tarafa bakıyorlardı.

(Derin'in anlatımıyla...)

Gözlerim derenin karşısındaki çalılıkların arkasında olan o iki kişiye kilitlenmişti. Yeliz ve Tolga... İyi de, o ikisinin burda ne işi vardı? Üstelik ikisi de birbirine çok yakındı.
"Hey!" diye seslendim. "Siz de gelsenize."
Yiğit bana döndü. "Onları çağırmak zorunda mıyız? Bırak ne yapıyorlarsa yapsınlar."
"Arkadaş sevgin gözlerimi yaşartıyor."

Yeliz ve ikisi geldiler ama derenin bir ucunda durdular çünkü bu tarafa gelmeleri için dereden geçmeleri gerekiyordu. "Selam." dedi Yeliz. İkisi de derenin diğer ucuna oturdu.

Yiğit "Burada ne yapıyorsunuz?" diye sordu.
"Siz ne yapıyorsanız biz de onu. Konuşuyorduk işte." dedi Tolga.
"Neden geldiniz?"
"Lan burası sizin mekanınız mı? İstedik geldik işte Allah Allah. Asıl siz niye geldiniz?"
"Sanane." dedi Yiğit.
"O zaman bizim de neden geldiğimiz seni ilgilendirmesin kardeşim."
"Tesadüfe bak..." diye mırıldandım. "Sanki hayat 2 kişilik olarak ayrılmamızı değil de hep 4 kişi olmamızı söylüyor."

Hiçbiri bir şey demedi. Öylece dereyi izledik. Tolga bağdaş kurduğu ayaklarından birini sallıyor, Yeliz ise daha önce hiç görmediğim bir sessizlik içinde düşünüyordu. Yiğit ise elini dereye sokuyor ve suyla oynuyordu.

"Neyiniz var sizin? İkiniz de çok gergin ve düşüncelisiniz." dedim Tolga ve Yeliz'e bakarak.
"200 metre ötede ayı var. Birazdan bizi yiyebilir, çok gerginim. Mükemmel bedenimin bir ayıya kurban olmasını istemem." dedi Tolga alayla.
"Ciddiyim. Bir şey olmuş. Ne oldu?" Biraz ağızlarını aramak istiyordum.
Tolga bir süre duraksadı, sonra omuz silkti:

“Hiç. Sadece… doğanın güzelliğine daldık. Değil mi Yeliz?”

Yeliz hafifçe gülümsedi ama gülümsemesi zorlama gibiydi.

“Evet… doğa çok güzel. Başım da ağrımıyordu artık.”

Yiğit dereye soktuğu elini çıkardı ve bana baktı. Gözleri sorgulayıcıydı ama bir şey demedi. Ben de susmayı tercih ettim. Derenin sesi, kuş cıvıltıları ve rüzgârın yaprakları sallama sesi arasında tuhaf bir sessizlik oluştu.

Tolga birden ayağa kalktı.
“Ee… biz artık gidelim mi? Yeliz’in migreni biraz geçmiş gibi.”
Yeliz de kalktı. İkisi de bize el salladı.
“Görüşürüz,” dedi Yeliz ve Tolga’yla birlikte çalılıkların arasından geri döndüler.
Onlar gittikten sonra Yiğit bana döndü.
“Bir şey var onlarda.”
“Evet… Ama sormak istemedim. Belki özel bir şeydir.”

Yiğit başını salladı. Bir süre daha dere kenarında oturduk. Rüzgâr serin serin esiyordu. Yiğit’in yanı başımda olması hem huzur veriyordu hem de içimi karıştırıyordu.

“Eve dönelim mi?” diye sordum.
“İstersen.”
Motorla geri dönerken rüzgâr yüzüme çarpıyordu. Yiğit’in arkasında otururken aklımda sadece bir şey vardı:

Bugün her şey çok tuhaftı...

(Kızıl Şeytan'ın anlatımıyla...)

Tolga beni eve bıraktığında aramızda hiçbir konuşma geçmemişti. Tek diyaloğumuz:
"İyi akşamlar Kızıl Şeytan."
"İyi akşamlar Tolga."
"Annene selam söyle. Ben kaçtım." deyip eve gitmesiydi sadece.

Kapıdan içeri girdiğimde abilerim salonda ya da mutfakta değildi. Odama gitmek için sağ koridora gidiyordum ki Baran abimle karşılaştım.

"Naptın lan?"

Neler yapmadım ki...

"Hiç." deyip onu boş verip odama girmeye çalıştım ki beni durdurdu.

"Yeliz, bir soru sordum."

"Bende 'hiç' diyerek cevap verdim abi. Şimdi dinleneceğim, yorgunum rahat bırak."

"Noldu yine? Kim canını sıktı?"

"Sen abi, sen! Hiç umrunda olmama rağmen gelip beni darlaman, çok ilgiliymişsin gibi sorular sorman, olur olmadık bomboş şeyleri beynime sokup sürekli düşüncelerle boğulmama neden olmanızdan sıkıldım. Baba eksikliğimi hissetmeyeyim diye yapıyorsun ama yapma abi. Olmuyor. Sen benimle ilgileniyormuş gibi yapınca aklıma daha çok babam geliyor ve kalbim acıyor. Bu yüzden çok ilgili abi rollerinizi yapmanıza gerek yok. Ben sıkıldım abi, siz sıkılmadınız mı?" deyip hızla yanından geçtim ve odamın kapısı kapattım. Arkadan Doruk ve Baran abimin "Yeliz!" diye bağırma sesi gelse de umursamadım.

Yatağa kendimi attım ve gözyaşlarımı tutamadım. Tüm duygular birden gözlerimin ardından boşaldı. Omuzlarım sarsıla sarsıla ağladım.

Neden yoksun baba?
Kızının baba sevgisine ihtiyacı var baba... Nerdesin?
Unuttun mu baba kızını?
Bu dünyada bıraktığın bir kızın olduğunu nasıl unuttun?
Acıyor baba...
Çok acıyor...
Sensizlik çok acıtıyor...

Babam, buraya taşınmadan önce gittiği bir görevde şehit olmuştu ve ona veda bile edemeden ölmüştü... Bir kızın can babası ellerinden alınmıştı. Bir kadının kocası, çocuklarının babası kimseye sorulmadan öylece öldürülmüştü.
Benim babamı...

O günden sonra ailem haricinde kimseyi sevmeyeceğimi söyleyen ben şimdi bir çocuğa hislerimi kaptırıyordum. Ama hayır, olmamalıydı. Eğer onu da seversem o da giderdi, uzaklaşırdı benden. Kendim ve ailem hariç kimseyi sevmemeliydim bu hayatta. Kimseye bağlanmamalıydım.

Oysaki bağlıydım ben babama...
Herkesten önce onu severdim ben hep...
Kızıl saçlarımı öyle bir okşardı ki, o ölmeden önce en sevdiğim şeydi saçlarım. Şimdi saçlarım umrumda bile değildi...

Yatağımda doğruldum ve masamın çekmecesini açtım. Küçük boyda olan kutuyu elime aldım ve kutuyu açtım. Karşıma çıkan ilk fotoğrafı ellerimin arasında tuttum. Babam asker kıyafetiyle dik bir şekilde yüzünde hafif bir tebessümle duruyordu. Fotoğrafı gördüğümde yaşlar gözlerimden daha çok boşaldı. Dudaklarımdan sessiz bir şekilde o söz çıktı:

"Nur içinde yat, baba..."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

64okunma 30beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18