Kayıp Anılar kitap kapağı

27. bölüm / 32

Kayıp Anılar

27. Eski Günlerdeki Gibi

Vaveyla Yazarı: Yüsra Bulut

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 32Şu an: 27. Eski Günlerdeki Gibi

(Erva'nın Anlatımıyla...)

Ankara'da kar soğukluğu kadar donduru bir soğukluk vardı. Yeni görevden gelmiştim, ve dışarıda olduğum sürede donmuştum. Şimdi ise ekiple beraber tesiste, oturmuş sıcak kahvelerimizi yudumluyorduk. Görevin yorgunluğuyla bazılarımız kahve içiyor, bazılarımız ise yatakhanede dinleniyorlardı.

“Tebrik ederim Yavuz abi.” dedi Pelin. “Görevde iyi iş çıkardın, ve bizim hayatımızı kurtardın.”

Tabii canım, aynen. Kesinlikle bi' Yavuz yardım etti size.

“Sağolasın Pelin.” dedi Yavuz. “Hiçbirimiz olmasak görevi başarıyla sonuçlandıramazdık.” diye ekledi.

Caner “Çok yoruldum vallahi, soğuktan götüm donmuş olabilir.” dedi belini tutarak.

“Bu önemli bilgiyi verdiğin için sağol.” dedi Efe. Onlar kendi arasında konuşurken ben kendi düşüncelerime daldım. İstanbul'dan gideli 1 hafta olmuştu. Derin'in o kızıl arkadaşının durumu neydi bilmiyordum, ama galiba iyi olmalıydı. Ailemi özlemiştim, ama uzun süre haberleşmediğim anlar olmuştu.

Atlas abimle Ankara'ya geldiğimden beri hiç karşılaşmadım. Görevde miydi, ya da eğitim mi veriyordu, bilmiyorum. Kahvem bitince masadan kalktım ve bahçeye çıktım. Soğuk hava yüzüme çarptı. Etrafı izledim bir süre. Kimse yoktu. Montuma ve atkıma daha çok sarıldım ve yürümeye başladım. Derken yanımda beliren ve benimle yürümeye başlayan Yavuz'la duraksadım.

Bu adam niye yanıma gelmişti ki?

“Bu soğukta donup ölmek mi istiyorsun sen?” dedi bana bakmadan, yürüyerek.

“Hıı,” dedim, hoşnutsuz bir şekilde. “Canım birden soğukta donup ölmek istedi.”

Yavuz'a karşı hislerim vardı, söylemedim çünkü bunun nedeni cesaretsizliğim falan değildi. Yavuz'un çapkın biri olmasıydı! Evet, çapkın. Eğer ben ona ilgi göstermeye çalışırsam o da eğlencesine benimle gönül eğlendirebilirdi. Bu yüzden güvenemedim. Ama son zamanlarda garip olan, hiç çapkın bir davranışını görmememdi. Hatta kadınlara oldukça resmi ve ciddiyetle konuşuyordu.

Ben hariç.

Hey, Erva! Kafanı topla ve düşüncelerine son ver. Sen buraya bu şeyleri düşenmek amacıyla gelmedin!

“Şakam yok.” dedi Yavuz. “İçeri gir, hasta olabilirsin.”

“Ne kadar da düşüncelisin!” dedim hafif yükselerek.

“Bir sana.” diye mırıldandığını duydum.

“Efendim?”

“Erva, içeri girecek misin?”

“Hayır, sen bana ne bakıyorsun? Çok üşüyorsan git içeri, bende gelirim az sonra.”

“Hep böyle inatçısın.” dedi Yavuz. “Soğuktan titriyorsun ama içeri gelmemekte ısrarcısın. Merak ediyorum, bir bana mı inatçısın sen?”

Göz devirmekten başka bir şey yapmadım. Adımlarımız birbirine uyuyordu. Tamam, haklıydı. Üşüyordum ama içeri girmek de istemiyordum. Onu takmadan adımlarımı hızlandırdım ve başka yöne doğru ilerledim. Ama o hâlâ peşimden geliyordu. Tam bir şey söyleyecektim ki ellerini cebine atıp eldiven çıkardığını gördüm.

“Ellerin morarmış, al bu eldiveni tak.” deyip eldiveni elime geçirdi. Kısa bir anlığına parmaklarımız birbirine değdi. Çok kısa bir süreliğine. Diğer eldiveni hızla elinden aldım ve ondan bir adım uzaklaştım.

Yavuz “Ailen nasıl?” diye sordu.

“Bilmiyorum. Derin arkadaşına bakıyordur büyük ihtimalle. Annem ve babam... Bilmiyorum. Abim o da ya görevde ya da eğitim veriyor. Senin ailen?” diye sordum.

“Benim ailem mi? Bilmem iyilerdir herhalde.” Bir anda durdu ve bana baktı. O durunca bende durdum. Mavi gözleri sıcaklıkla baktı. Bana doğru bir adım atınca aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. Bir adım geriledim.

Yavuz durdu. Daha fazla yaklaşmadı. Sadece olduğu yerde kaldı. Nefesinin buharı soğuk havada yavaşça dağılıyordu. Mavi gözleri hâlâ bana bakıyordu ama bu sefer ısrarcı değil, daha… dikkatliydi.

“Niye geriliyorsun?” diye sordu alçak bir sesle.
“Gerilmiyorum,” dedim. Cevabım biraz hızlı çıkmıştı.
Yavuz hafifçe gülümsedi. Alaycı değildi. Sadece fark etmiş gibiydi.
“Geriliyorsun. Her seferinde aynı şeyi yapıyorsun. Biraz yaklaşayım, sen bir adım geri atıyorsun.”

Omuz silktim. Ellerimdeki eldivenleri sıkıca kavradım.

“Alışkanlık. İnsanlar fazla yaklaşınca…”
“Kaçıyorsun,” diye tamamladı cümlemi.
Sustum. İnkar etmedim. Yavuz da zorlamadı. Bir süre sadece bakıştık. Rüzgâr saçlarımı yüzüme savurdu.

“Uzun bir süre daha bu ekiplesin, istesen de kaçamazsın.” dedi, yürümeye devam ederek.

“Kaçtığım şey ekip değil, se-” sensin, diyecek oldum ama devamını getirmedim. Ancak o demek istediğim şeyi anlamıştı.

“Peki neden benden kaçıyorsun?” Bu adam niye bu kadar açık sözlüydü? Bir şeyi de sorma be adam.

“Hesap mı vereceğim?” diye sordum.

Güldü. “Seninle konuşmak çok zor, Erva.” diye mırıldandı. Kaşlarımı çattım.

“Kimse seni benimle konuşacaksın diye zorunlu tutmuyor, Yavuz.” dedim sakinlikle.

“Evet, tutmuyor zaten. Ben konuşmak istiyorum.”

“Ben içeri giriyorum.” deyip hızlı adımlarla tesise doğru yürüdüm. Ancak tekrar önüme geçti ve durdu. Bunu çok hızlı yapmıştı ki yanlışlıkla ona çarptım. Karşımda durdu ve hareket etmedi. Bende ne gerileyebildim ne de tepki verebildim... Kaçmadım bu sefer.

Hafifçe eğildi ve yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Buz gibi havanın aksine sıcak nefesi yüzüme çarptı. Anlamsızca kalbim hızlandı. Yutkunamadım bile. “Erva.” diye mırıldandı.

Git, Erva. Git ve uzaklaş bu adamdan! Aklını başına topla. Sen böyle biri değilsin. Uzaklaş!

Zihnimdeki seslere rağmen hareket edemedim. Olduğum yere çakılıp kaldım. Yavuz ise ela gözlerime baktı. “Benden kaçmana gerek yok. Önceden çapkın biri olduğum için kaçıyorsun. Ama artık kaçmanı gerektirecek bir durum yok. Ben, artık öyle biri değilim.”

“Senden kaçtığım falan yok. Çapkın olduğunu düşünmüyorum, biliyorum. Şu an çapkın olup olmaman beni ilgilendirmiyor. Sana karşı bir hislerimin olduğunu düşünüyorsan, düşünme. Yok çünkü. Ve şimdi Yavuz, iş haricinde benimle konuşma, görüşme. Kısaca çapkınlıklarını bana değil, başkalarına yap.” dedim ve onu orda bırakıp tesise yürüdüm.

Bu tesise neden varamıyorum bir türlü!

Yavuz arkamdan “Neden?” diye sordu. “Yoksa benden etkilenmekten mi korkuyorsun?”

Arkamı döndüm ve hayretle ona baktım. Bu sefer adımlarımı tesise değil, ona doğru attım. Tam karşısında durdum ve “Saçma düşüncelerini kendine sakla! Seninle bu boş muhabbeti yapmak istemiyorum. Ben, buraya vatan için gel-”

“Çok konuşuyorsun Erva. Ben anlayacağımı anladım. Benden etkilenmekten korktuğun için kaçıyorsun. Mesela,” deyip dudağımın kenarına bir öpücük kondurdu. Öyle bir alev aldı ki her yerim, bu soğukta yanacağımı hissettim. Yerimde kaskatı kesildim ve bir tepki veremeden ona baktım. “Bu hareketimden etkilendin öyle değil mi? İşte bu yüzden de birazdan kaçacaksın.”

“Hayır, salak adam. Çok zekice konuştuğunu zannedip çok boş konuşuyorsun. Senden zaten etkileniyo-” deyip durdum.

Ne diyordum ben?

“Seninle vakit harcamayacağım. Bir daha benimle konuşma ve dokunma. Seni uyardım, çapkınlıklarını bana yapma!”

“Erva... Anlamıyorsun. Çapkın olduğum dedikoduları sen gelince son buldu. Sana karşı farklı hissediyorum. Hem... Sence sen beni baloya davet etmişken, sabahın bir saati herkesi arkadaşlarımla kahvaltı yemeye çıktık yalanıyla kandırıp sadece benimle vakit geçirince ben senden vazgeçer miyim?”

“Sus.” diyerek dişlerimi sıktım. “Ben onların hepsinde seni arkadaşım olarak gördüğüm için yap-”

“Peki neden az önce benden etkilendiğini söyledin?” diyerek lafımı kesti.

“Adı üstünde etkilenmek bu, âşık olmak değil.” diyerek ters bakışlarımı ona çıkardım. “Bu dünya senin etrafında dönmüyor Yavuz. Herkes sana âşık değil. Bu yüzden de benim hislerimi yanlış anlama. Tek düşüneceğin şey, seni sadece ekipten bir arkadaşım gördüğüm olsun.” dedim.

Oyuncu mu olsan Erva? İyi yalan söylüyorsun.
Sus, iç ses!

Arkamı dönüp gidecektim ki tesisin camından Pelin bize seslendi. “Hey, ne konuşuyorsunuz orada? 15 dakikaya brifing var. Çabuk olun ve gelin.” diye bağırdı.

Hemen arkamı döndüm ve tesise girdim. Arkamdan o da geliyordu, ama takmadım.

Sen âşık olmaya değil, savaşmak için geldin Erva.
Onu unut ve o yokmuş gibi davran.
O olsa bile sadece ekipten arkadaşın.
O kadar.
Nokta.

★★★★★

(Derin'in anlatımıyla...)

Bazı acılar gün geçtikçe unutulmaya başlardı. Hayır, unutulmaya mecbur bırakılırdı. Çünkü hayat devam ediyorken kimse hayatının devamında o acıyı yaşamak istemez. Ben ise, istemeden bile olsa, zaten unutuyordum...

★★★

Ne kadar zamanın geçtiğini unutacak ve kafa yoracak kadar yorgun olduğum günlerdeyim. Kaç hafta geçmişti? 2 mi 3 mü? Dersleri anlamıyor sadece okula gidip eve geri dönüyordum. Bazen de -unutmazsam- Yeliz'in yanına. Yeliz, hastaneden çıkmıştı ama evde dinlenme sürecindeydi. Annesi bir süre onu okula getirmeyeceğini söylemişti.

Ve yine her zaman ki mutluluğumla (!) okula gidiyordum. Hayatım birkaç hafta önce tamamen sönüp gitmişti sanki. Artık ne hafızamı geri getirecek olayı düşünebiliyor ne de geri hatırlamak için mücadele ediyordum. Kısaca, hiçbir şey yapmıyordum.

Sınıftan içeri girdiğimde öğretmen henüz gelmemişti. Sınıfta birbiriyle konuşan, dedikodu yapan kişilerin sesleri geliyordu. Sırama oturdum. Sadece Yiğit vardı. Tolga da psikolojik durumuna göre arada gelip gidiyordu.

“Günaydın.” dedi Yiğit hafifçe gülümseyerek.
“Gün pek aymadı ama...” dedim dışarıyı göstererek. Kış mevsiminde olduğumuzdan gece gibi karanlıktı.
Yiğit güldü. “Ben normal güneşten bahsetmedim ki, sen gelince aydı.” dedi.
“Sus! Bak yine iltifat ediyorsun sonra utanıyorum.”
“Nasılsın?” dedi Yiğit.
“İyi. Yine eskisi gibi hep beraber olsak daha iyi ama...”
“Oluruz.” dedi mırıltıyla. “O da olur.” diyerek elimi tuttu.

Tam bir şey diyecektim ki sınıfın kenarında bize ters ters bakan Gamze ve ekibini gördüm. Kaşlarımı çattım. Aynı ters bakışlarımı ben de onlara sundum. Sakinlikle arkama yaslandım ve çenemi dik tutarak:

“Hayırdır Gamze, sinirlerin mi bozuldu?”

“Emin ol, ikinizi beraber gördükçe yeterince sinirim bozuluyor ve kusasım geliyor.” dedi tıslayarak.

Yiğit'in elimi daha çok sıktığını hissettim. Onlara bakmıyordu ama sinirlenmemek için kendini tuttuğu da belliydi.

“Biliyor musun Gamze? Aynı duyguları bende tam olarak sana bakınca hissediyorum.”

Gamze adımlarını bana doğru ilerletti. “Sen...” dedi yumruklarını sıkarak. “Sen her şeyi mahvettin! Eğer sen olmasaydın Yiğit ile ben olabilirdik!” deyip saçımdan tutacaktı ki ondan önce davranıp ayağa kalktım ve onun çenesini tuttum.

“Sen ve Yiğit diye bir şey yok!” Çenesini daha sıkı tuttum. “Sen ister kabullen ister kabullenme, o. Benim. Sevgilim. Ona baktığın her saniye senin gözlerini oyarım. Onunla konuşmaya çalıştığın her an dilini koparırım. Bir daha sakın, karşıma çıkıp böyle laflar etme. İşte o zaman kıyameti koparırım!”

Çenesini bıraktım onu ittim. Hafif sendelemişti ve eliyle çenesini tuttu. “Seni şikayet edeceğim! Bana dokunamazsın.”

“Şikayet et.” dedim sakinlikle. “ Şikayet et ki ben de senin yaptıklarından bahsedeyim. Tüm okul öğrensin. Ama bu sefer kimse susmaz ben söyleyeyim. Herkes seni konuşur ama yaptığın kötülüklerle. Bu yüzden şikayet et.”

Bu sefer Pembe Cadı konuştu. “Dilin fazla uzamış balık. Ben senin yerinde olsam 'hafızam siliniyor' diyerek ağlardım, ne bu cesaret?”

Balık mı?
Balık hafızalısın demek istiyor Derin, dedi iç sesim.
O kim oluyor da bana böyle diyor?

“Kullandığın kelimelere dikkat et, Pembe Cadı.” dedi Yiğit ayağa kalkarak. Sesinde alışılmadık bir soğukluk vardı. “Balık lafını bir daha ağzına alma. Onun hafızası senin vicdanından daha uzun sürer.”

Pembe Cadı'nın yüzü gerildi. Yanındaki kızlar da bir adım geriledi.
Yiğit bir adım öne çıktı, Gamze’ye hiç yaklaşmadan, sadece bakarak konuştu:
“Seninle ‘olabilirdik’ falan diye hayaller kurmayı bırak. Benim seçimim net. Ve o seçim tam yanımda duruyor.” Göz ucuyla bana baktı, sonra tekrar Gamze’ye döndü. “Sen ise hâlâ eski taktiklerinle ortalığı bulandırmaya çalışıyorsun. Yetmedi mi? Yeterince utanç verici olmadın mı?”

Gamze’nin yanındaki kısa saçlı kız araya girmek istedi ama Yiğit elini hafifçe kaldırıp susturdu.
“Bir daha onun saçına uzanmaya kalkarsan,” diye devam etti, sesi alçalarak ama daha tehlikeli bir hale gelerek, “o zaman ben de karışırım. Ve inanasın, benim karışmam senin kaldıramayacağın kadar net olur.”

Yiğit elimi tuttu ve sınıfın çıkışına doğru yürüdü. Sınıftan çıktığımızda beklemediğim bir şey gerçekleşti. Tam karşımızda Tolga kahkaha atıyor ve yanında elini tuttuğu kızla sınıfa doğru yürüyordu. Evet, bu Yeliz'di.

Onu böyle ayakta ve dinç bir şekilde gördüğümde hafifçe tebessüm ettim. Yiğit ile ikimizin adımları durdu. Onlarda durdu. Bize baktıklarında onlarda gülümsediler. Dayanamadık ve onların yanına gidip sımsıkı sarıldık. Ben Yeliz'e, Yiğit ise Tolga'ya sarıldı.

“Sonunda be.” dedi Yiğit. “Valla içim karardı siz yokken.” Geri çekildiğimizde ters ters Yiğit'e baktım. “Hani beni görünce günün aydınlanıyordu?” diye sordum.

“Evet, hâlâ öyle. Ama hep beraberken daha da mutlu oluyoruz.” Haklıydı. Bir şey demedim. Yeliz'e baktım. Kızıl saçları artık canlıydı. Dik ve dinç duruyordu.

“İyi misin, diye soracağım ama bence iyisin.” dedim gülerek.

“İyiyim, çok iyiyim. Kaç gündür iyileşip gelmeyi bekliyordum, sonunda gelebildim.” Sınıfa girmeye çalışırken Yiğit ile ben onları durdurduk.

“Bence sınıfa girmek istemezsiniz.” dedim.

“Neden?” dedi Tolga.

“Katlanmak istemeyeceğiniz tipler var ve kimyacının dersine gireceğiz. Bence yeterince açıklayıcı olmuştur?” dedim.

“E derse girmeyip ne yapacağız? Zaten uzun süredir gelemiyorum.” dedi Yeliz.

“Okuldan kaçacağız.” dedi Yiğit.

“Ne!” dedi ikisi de.

“Nasıl kaçacağız?” dedi Tolga.

“Arka kapıya çıkan yangın merdivenlerinden. Eğer o kapıda biri yoksa rahatça kaçabiliriz. Kapı çoğu zaman açık oluyor zaten.” dedim. Sonra Yiğit'e döndüm. “Çantalarımız sınıfta kaldı. Alırsak bizi ispiyonlarlar. Nasıl alacağız?”

Yiğit “Çok da sikimde değil.” dedi ve sınıftan içeri girip aynı saniyelerde hem benim çantamı hem de kendi çantasını alıp geldi.

Bu çocuğa âşık olmamak elde değil, dedi iç sesim.
Kes sesini iç ses! O benim sevgilim.
Bu senin sesin gerizekalı!
Sus!

Çantamı sırtıma taktım tam konuşacaktım ki Tolga, “Beyler ve Bayanlar, merdivenden yukarı çıkan bir adet kimya hocası görüyorum. Acele etmezsek yakalanabiliriz!”

“Koşun!” diye bağırdı Yeliz ve hızla yangın merdivenlerine gittik. Arkamızdan kimya hocasının "Gençler!” diye bağırışını duysak da hızlıca inmeye devam ettik. Yangın merdivenlerinden çıktığımızda arka bahçeye geldik. Hemen kapıdan çıktık ve koşarak okuldan uzaklaşmaya başladık.

Yeteri kadar uzaklaştığımızda durup soluklandık. Öyle ki, çok koşmuştuk ve nefes nefese kalmıştık. Sonunda dinlendiğimizde hepimiz birbirimize baktık ve kahkahalara boğularak gülmeye başladık.

Yeliz “İnanamıyorum.” dedi gülerek. “Doktor çok hareket etmemem gerektiğine dair uyarmıştı ama bu eğlenceye değerdi.”

“Bir şeyin var mı? Acıdı mı bir yerin?” dedi Tolga.

“Hayır, gayet iyiyim. Uzun zaman sonra ilk defa gülüyorum hatta.”

“Kabul edin,” dedi Yiğit. “Hâlâ eskisi gibi mutluyuz.”

“Evet.” dedim onaylayarak. “Eski günlerdeki gibi...”

Eski günlerdeki gibi....

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

23okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18