Kayıp Anılar kitap kapağı

17. bölüm / 32

Kayıp Anılar

17. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yüsra Bulut

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 32Şu an: 17. Bölüm

Abimin kehribar gözleri sinirle bakıyordu. Daha önce hiç görmediğim bir sinirle. Yiğit, abimin darbesiyle geriye çekildi ama bir karşılık vermedi. Dimdik bir şekilde karşısında durmaya devam etti. Gözünün altı acıyordu, hissedebiliyordum.

Müzik sesi kesildi, baloda ki herkes bize baktı. Ancak abim durmadı, Yiğit'in üzerine daha çok yumruklarını geçirdi. Abimin karşısında durup "Yapma!" diye bağırmama rağmen abim çekilmedi. Yanındaki kadın, adının Damla olduğunu düşündüğüm kişi "Altuğ!" diye bağırdı. Abimin diğer adı Altuğ'du. Atlas Altuğ. Benden sadece 2-3 yaş büyük duruyordu. Birden yumruğunu abime geçirdi.

Abim aldığı yumruk darbesiyle Damla'ya döndü. Damla "Kendine gel. Çocuğu dövmenin bir manası yok." dedi sert bir sesle.

Abim "Bu çocuk elini kolunu sallaya sallaya benim kardeşimi öpemez!" diye bağırdı.

Güldüm. "Sen kim oluyorsun da Yiğit'in beni öpemeyeceğinden bahsediyorsun? Kimsin ki sen? Yıllar sonra birden çıkıp abilik taslamaya başlıyorsun. Bu mu abilik? Kardeşinin hayatına karışmak mı? Ben seni unuttum abi, sen beni unutmadın ama hiç görmeye gelmedin. Neden gelmedin? İçimde boşluk oldu hep. O zamanlar neden gelip abilik yapmadın? Bugünü mü buldun? Kardeşimin en güzel gecesini mahvedeyim mi, dedin?" Derin bir soluk aldım. "Bundan sonra nasıl beni görmeye gelmediysen abi, şimdi de gelme."

"Gizem," diye bana baktı abim. "Nedenini açıklayamam. Gelemedim, gelemezdim..."

"Mimarlığın ailenden de mi önemliydi? Peki, anlıyorum. O zaman neden şimdi geldin?" diye sordum.

Abim etrafına bakındı. Elindeki bardakla içecek içen ablamda durdu gözleri. "Erva..." diye fısıldadı. Ablam bardağını masaya bıraktı ve yanımıza geldi. Abim "Bilerek yalan söyledin değil mi? O çocuk serseri diye yalan söyledin ki ben de buraya gelebileyim." dedi.

Ablam kollarını göğsünde bağladı. "Seni buraya kardeşini gör diye getirmeye ikna ettim, o çocuğu döv diye değil."

"O zaman yalan söylemeden getirmeye ikna etseydin!"

"İkna olacak mıydın? Gelecek miydin sahiden? Ayrıca konu benim yalan söylemem değil. Bugün ya da yarın bir gün karşılaşacak ve birbirinizden hesap soracaktınız zaten." dedi ablam ciddiyetle.

Abim yumruğunu sıktı. Damla, abimin kolundan tuttu ve koltuklardan birine doğru götürdü. "Kavga ederek bir sonuca varamazsınız. Biraz sakinleş. O senin kardeşin. Kardeşin bir çocuğu seviyorsa ve güveniyorsa o zaman onu sorgulama. Demek ki o da güvenilirdir."

Damla, abimi bir koltuğa oturttu ve benim yanıma geldi. "Kötü bir tanışma oldu ama ben Damla. Abinin iş yerinden arkadaşı"

Zoraki bir şekilde gülümsemeyle "Bende Gizem Derin. Siz de mi mimarsınız o zaman?"

"Yani evet, sayılabilir. Bu arada, bence sevgilinin yaralarını sar." dedi ve abimin yanına geri gitti.

Yiğit'e baktım. Ayaktaydı ama yüzü gözü kıpkırmızıydı. Olanları algılamaya çalışır gibi bir hali vardı. Yanına gittim ve sarıldım. "İyi misin?" diye sordum.
"Aylardır istediğim şeyi bugün aldım, bu yüzden mutluyum." Beni öptüğünden bahsediyordu. Göğsüne küçük bir tokat attım.
"Yüzün dağıldı." diye mırıldandım. "Tüm yakışıklılığın gitti." dedim.

Ters ters bana baktı. "Sar o zaman sevdiğin çocuğun yaralarını."
"Yara bandı yok ki." dedim.
"Yara bandına gerek mi var? Sevginle sar."
"Aman ne kadar romantiksin! Merak ediyorum, benden önce de başka kızlara da mı böyleydin?"
"Hayır," dedi. "Bi sana öyleyim."
Gülümsedim. "Bi bana öylesin."

Elinden tutup koltuklara götürdüm. Bu sırada müzik çalmaya devam etmişti.

Simsiyah bi' gecede yalnızdın, aydan bile beyaz
Seni ilk gördüğümde dedim
Bu kız lütfen biraz, benim olabilir mi?
Dedim olabilir
Sordum olabilir mi?
Dedin olabilir
Kıskananlar oldu, üzülenler oldu, delirenler oldu
Dedim olabilir

Of, bu ne güzellik be hatun
El alemin gözünden seni sakınmaktan yoruldum

Madem seni çok istiyo'lardı
Öylece ortaya koymasalardı
Aldım bi' kere, geri vermiy'ce'm
Âşığım, mutluyum, vazgeçmiy'ce'm

Şarkı Dolu Kadehi Ters Tut grubunun "Madem" adlı şarkısındandı. İkimiz de koltuğa oturduğumuzda elini tuttum. Bırakmak istemiyordum. Gözleri bana kaydı ama bir şey demedi. Tam bu sırada yanımıza Tolga ve Yeliz geldi.

Tolga "Lan! Dayak mı yedin sen az önce?" deyip gülmeye başladı.

Yeliz "Bir abin olduğunu bilmiyordum." dedi.

İnan, bende sonradan öğrendim desem yeridir.

Tolga "Acıyor mu lan yüzün?" dedi.
Yiğit "Tolga, ben sana bi dayak atacağım, sonra yüzü acıyan sen olacaksın." dedi.

Gözlerim etrafta dolaştı. Berk ve Derya kendi aralarında konuşup gülüşüyor, ablam ve yanındaki kişi de öylece uzun sandalyelerin olduğu yerde oturuyorlardı. Yanındaki kişinin sadece yurtdışından bir arkadaşı olduğunu söylemişti. Biraz daha bakındım ve Deniz ile Hakan'ı gördüm. Kaşlarımı çattım çünkü dans ediyorlardı. İçeriye bağırış dövüş girmişlerdi ve şimdi sakince dans etmeleri beni şaşırtmıştı.

Abimin olduğu tarafa baktım. Yanındaki Damla'yla bir şeyler konuşuyordu. Damla sadece arkadaşıyım demişti ama bence sevgilisiydi. Aman banane! Ne halt ediyorlarsa etsinlerdi. Abime bugünden sonra eskisi kadar ılımlı olmayacaktım. Gerçi, eskiden nasıldık ki? Bunu bilememek beni üzse de düşüncelerime son verdim. Tam bu sırada abimin bakışları bana döndü. Hemen bakışlarımı ondan çektim ve Yiğit'e baktım.

Tolga ve Yeliz karşımızdaki koltuklara oturmuşlardı. Yeliz "Yine olaylı bir gün." dedi.
Tolga "Ben anlamadım şimdi siz sevgili mi oldunuz?" diye sordu.
Yiğit'e baktım, o da bakışlarını bana çevirdi. Gülümsedi. Tolga'ya bakıp "Evet." dedim.

Tolga yalandan göz yaşını siler gibi yaptı. "Ben Yiğit'imin sevgilisinin olduğu günleri de mi görecektim?"
Yeliz "Demek ki görecekmişsin." diye yanıtladı.
Yiğit "Öyle ama ben hâlâ senin sevgilin olduğuna dair bir şey göremiyorum." dedi.
"O ormandaki olayı nasıl unutursun?" diye sordum Yiğit'e.

Yiğit söylediklerimle güldü. Yeliz ise domates gibi kızarmıştı. Ancak Tolga sırıtıyordu. "Öhöm öhöm." dedi yalandan öksürerek. "Bugün sizi de gördük ve hiç utanmanız yoktu."

Güldüm. Derken bu sefer Son Feci Bisiklet'in Bikinisinde Astronomi şarkısı çalmaya başladı. Bu şarkıyı da biliyordum ve dinlediğim güzel şarkılardandı. Ve o sözleri geldiğinde Yiğit bana baktı.

Suçluyum belki ben
Sen sularımda ölürken, güldüm keyfimden
Her zaman istediğimle
Geçmişin, geleceğinle
Benimsin artık
Derinlerde, derinlerde

Ben şarkıyı dinlemeye ve Yiğit'in açık kahverengi gözlerini izlemeye dalmışken yanıma abimin geldiğini fark etmemiştim.

"Gizem,"
Ona baktım. "Efendim?"
Elini uzattı. "Dans edelim." dedi. Yiğit'e baktım. Onaylarcasına göz kırptı. Karşımdaki abim değil de başka biri olsaydı neler yapacağını tahmin etmek istemiyordum...

Başımı sallayarak elini tuttum ve ayağa kalktım. Dans pistine gittiğimizde diğer elini belime koydu. Yine sakin bir müzik çalıyordu. Kehribar gözleri hem kırgınlık hem de pişmanlıkla bakıyordu.

"Bir şey demeyecek misin?" diye sordum.
"Ne demem gerekiyor?" dedi kaşlarını çatarak.
"Ya Yiğit'i öptüğüm için bana kızman gerekiyor ya da onu dövdüğün için özür dilemen gerekiyor."
"Ben kimseden özür dilemem."
Acı bir şekilde güldüm. "Bende özür dilemeni beklemiyordum zaten." dedim.
"Gizem," dedi ve derin bir nefes aldı. Boğuluyormuş gibiydi. "Gelmemem gereken gerekli sebepler vardı. Bunu şuan sana anlatamam ama gelmeyi çok istedim. En çok da patlama olduğunda... Ama gelemezdim. İyi misin peki sen, mutlu musun?" diye sordu.

Gülümsedim. "Ankara'dan abim benim için gelmiş, neden üzüleyim?" dedim.

Ve tam o sırada bir şarkı çaldı. 90'lı yılların bir şarkısıydı. Grup Gündoğarken'in "Ankara'dan Abim Geldi" şarkısıydı.

Ankara'dan abim gelmiş
Evde bir bayram havası
Annem babam beni çok severmiş

Dağılır duman duman bir ömür
Olur olmaz karşımda
Olur olmaz geceler
Karışır mesafeler o anda
Olur olmaz uzaklar
Olur olmaz kısalır

"Şarkı bizim için mi açıldı acaba?" diye mırıldandım. Abim söylediklerime güldü.

Dans bittiğinde abim bana sarıldı. Uzun zamandır ilk kez abimin kokusunu içime çektim. Gözyaşlarım akmaya başladı. Her şeye rağmen abimdi o benim. Kızgın olsam bile çok süremezdi ki bu. Tekrar geri yumuşardım. Yiğit'in de dediği gibi, ayak serçe parmağım gibiydi o...

“Hoş geldin abim,” diye fısıldadım.
“Hoş buldum kardeşim.”

Baloda herkes bizi izliyordu. Yiğit uzaktan gülümsüyordu. Tolga ve Yeliz de yan yana duruyordu. Her şey biraz olsun normale dönmüş gibiydi.

Abimin kollarının arasından çekildim ve ona baktım. "Abi," diye fısıldadım. "Bu gece sadece 10 dakika bile olsa annemle babamı da görmeye gidebilir misin?"

Abim tam itiraz edecekti ki ondan önce konuştum. "Lütfen. Sadece 10 dakika. Seni görmeyi çok istiyorlar. En azından nasıllarmış diye bak, sonra geri gidersin. Eğer senin burada olduğunu öğrenir ve seni göremezlerse çok üzülürler." Yalvarırcasına ona baktım.

"Peki," dedi pes edercesine. Sonra birden triplendi ve benden uzaklaştı "Sen git, sevgilinle dans et." dedi.

"Mal mısın abi, nereye gidiyorsun?"
"Dansa kaldırmam gereken başka biri var." dedi. Gözlerim Damla'ya kaydı. Sırıttım.
"Hee. Anladım. Ben tutmayım seni." dedim ve yaylana yaylana Yiğit'in yanına gittim.
"Çok mutlusun." dedi Yiğit.
"En azından aramızdaki sorunları hallettik." dedim. Başımı omzuna yasladım ve elini tuttum.
"İyi alıştın elimi tutmaya he." dedi takılarak.
"Kırarım o elini görürsün."
"Sen kıracaksan olur."
"Uykum geldi." diye mırıldandım.

Kolundaki saatine baktı. "Saat daha 9 buçuk." dedi.
"Birden uykum geldi işte."
"Kapat gözlerini o zaman." dedi sessizce. "Müziği dinle ve uyu..."

(Yazar anlatımıyla...)

Baloya geldiklerinden beri derin bir sessizlikte olan Berk ve Derya, uzun sandalyelerde oturmuş bir şey demeden öylece dans edenleri izliyorlardı. Az önceki kavga izlemeye değer bir film sahnesi gibiydi. Berk, bir seyler söylemek istiyor ama cesaret edemiyordu. Derin bir soluk aldı.

"Derya..."
"Hm?"
"Güzel olmuşsun." Boğazını temizledi. "Yani elbisen yakışmış."
"Sağol." diye mırıldandı Derya.
Berk "Bir şey merak ediyorum." dedi. "Tokanı geri vermeyi teklif etmesem baloya yine de benimle gelir miydin?" diye sordu.
Derya omuz silkti. "Başka gidebileceğim kişi yoktu ki mecburen kabul ederdim."
"Peki çok teklif alsan, bunlardan biri de ben olsam benimkini mi kabul ederdin başkasını mı?"
"Berk, amacın ne?"
"Soruyorum işte, cevapla."
"Off bilmiyorum. Yine de aralarından en iyi seni tanıdığım için seni seçerdim."
"Peki diyelim ki Hakan teklif etti. Onu da çok iyi tanıyorsun. Hangimizi kabul ederdin?"
"Ama Hakan bence Deniz ile gitmek isterdi."
"Onu bende biliyorum herhalde. Tamam, yine çok iyi tanıdığın birini düşün. O mu ben mi?"
"Berk bi git Allah aşkına."
"Hadi ya cevapla."
"Off. Senle giderdim Allah'ın cezası, senle! Bu ya başka biri olsun ya da Hakan. İlle de senle giderdim, oldu mu?"
"Oldu oldu." dedi Berk ve sırıttı. Ardından ekledi. "Derya, ben senin tokayı kaybettim ya."
"Ne?!" Derya, bardağını sertçe masaya vurdu.

Aslında Berk, kaybetmemişti. Bavulunda bile yanında taşıyordu tokayı. Sadece Derya'nın tepkisini merak etmişti. Derya "Neyse, bir önemi yok. Galiba haklıydın, açık saçlı olmak daha çok yakışıyor bana." dedi.

Berk "Ben her zaman haklıyım, popkek 2" dedi cevap olarak.
"Neden Gizem ile bana popkek diyorsun?"
Berk sadece omuz silkti. Henüz bunu bilmelerine gerek yoktu. Zamanı gelince söyleyebilirdi.

Balo mekanı sakin bir müzik ile seslendiriliyordu. Kimisi dans ediyor, kimisi sohbet ve kahkahalar atıyor, kimisi uyuyordu... Derin, başını Yiğit'in omzuna yaslayarak gerçekten de uyumuştu. Yiğit, onun bu haline gülmek istedi ama gülerse omuzları sarsılırdı ve uyanabilirdi.

Sanırım hayatında en sevdiği gecesi bu olacaktı. Dayak yemişti, ama aylarca istediğini bu gece yapmıştı. Aylar sonra ilk defa sevdiği kız onun elinden tutmuştu. Ergence bulurdu aşkı. Sınıfta ona bakan kızlara bile sırtını dönerdi. Hem, ne gerek vardı ki? Derin'i görene kadar...

Bazen biri hayatınıza girer, öyle bir dönüm noktası yapardı ki asla yapmam dediğiniz şeyi bile yapmanıza neden olurdu. Aşk da böyledir işte. Asla aşkı istemezsiniz, ama öyle biri gelir ki verdiğiniz tüm sözlerin canı cehenneme olurdu.

Bazen de o kişi, hayatınızı değiştirmek yerine size kendinizi hatırlatır. Unuttuğunuz yanlarınızı, korktuğunuz duygularınızı, kaçtığınız gerçekleri… İşte Derin’in Yiğit’le yaşadığı tam olarak buydu. Hafızasını kaybetme korkusuyla yaşayan bir kız, bir anda birine bağlanmanın riskini göze almıştı. Çünkü aşk, bazen en büyük korkunuzla yüzleşmenizi sağlar.

Hayat kısa. Anılar ise daha da kısa. Bazıları silinir, bazıları kalbimizde yaşar. Önemli olan, o anı yaşarken gerçekten yaşamak. Korkmadan, pişman olmadan, “ya olursa” demeyi bırakıp “olsun” demeyi bilmek.

Derin de bunu öğreniyordu. Yavaş yavaş. Acıyla, korkuyla, ama aynı zamanda umutla.

Kayıp Anılar…
Hepimizin hikayesi bu.
Hep kayıp olacak anılar…
Ama içimizde kalanlar, bizi biz yapanlar.

(Erva'nın Anlatımıyla...)

Beraber dans ettiğimiz Yavuz ile bakışıyordum. Onu neden buraya getirdim, anlamıyordum. Tek başıma o korumayı alt edip içeri girebilirdim, neden onu çağırmıştım ki? Üstelik o da pek mutlu gibi değildi. Neden burada olduğunu sorgular gibi bir ifadesi vardı.

"Eğer burada olmaktan memnun değilsen gidebiliriz." diye fikir sundum.
Yavuz kaşlarını çattı. "Gitmek mi? Aksine, ben gayet eğleniyorum şuan. Sadece... Hâlâ beni çağırmış olmanın şokunu yaşıyorum."

Ben, her zaman sadece vatanıma âşık olmayı seçtim. Başka bir aşka gerek yoktu. Bu yüzden ajan olmak istedim, oldum da. Ama planlarım arasında Yavuz'a karşı bir hisler beslemek yoktu. Aşk değildi bunun adı, hoşlantıydı sadece. Ama ona bunu asla söylemedim. Çünkü gelip geçecek bir şey zannettim. Öyle değilmiş. Zaman geçtikçe hisler daha da yoğunlaşıyormuş.

"Bir dahakine seni çağırmam." dedim.
Dudağını büzdü. "Darılırım."
"Artık dursak mı, ayağım ağrıdı." Hâlâ dans ediyorduk ve dans etmekte pek iyi olduğum söylenemezdi.
"Bence de duralım çünkü ikide bir ayağıma basıp duruyorsun."
"Ben silah kullanmayı bilirim, dans etmeyi değil."
"O zaman neden benimle dans ediyorsun?"
"Çünkü teklif ettin."
"Reddetme şansın vardı."
"Ben kabul etmeyi tercih ettim!" dedim. Başka da bir şey demedi ve ellerini belimden çekti, ardından pistten inip uzun sandalyelerin olduğu yere geri oturduk.

Etrafa bakındım. Atlas ve Damla dans ediyor, garip bir durum içerisindelerdi. Neler yaşadıklarını anlayamıyordum ama kafa yormadım. Bizim oturduğumuz yerin biraz yanında Berk ve Derya oturmuş, konuşuyorlardı. Hakan ve Deniz ise koltuklarda oturmuş yine atışan bir halleri vardı. Gözlerim Gizem'i aradı. Yiğit'e yaslanmış, uyuyordu.

Böyle bir ortamda da uyumazsın be kardeşim...

Derken yanıma Deniz ve Hakan geldi.
"Bir sorun mu var?" diye sordum.
Deniz "Ferit Amca aradı. Birazdan bizi almaya gelecekmiş. Gizem'i aramış ama ona ulaşamamış. Uyuyor." Güldü. "Balonun kapısında bekleyecekmişiz."

"Niye bu kadar erken geliyor ki?" diye sordum.
Deniz, bilmiyorum dercesine omuz silkti.
"Tamam, siz diğerlerine de söyleyin bende Atlas ve Damla'ya söyleyeyim."

İkisi de beni onayladı ve diğerlerine haber vermeye gittiler. Damla ve Atlas'a da haber verdiğimde hepimiz balonun dışında bekliyorduk. Kızıl saçlı bir kız ve siyah saçlı bir erkek - Gizem'in arkadaşları olmalıydılar - evleri yakın olduğu için yürüyerek gitmeye koyuldular. Yiğit ise Gizem arabaya binesiye kadar yanında duracağını söylemişti. Ergence aşklar!

Onları orada bırakıp Yavuz'un arabasına bindim. En azından beni o götürebilirdi. Yol boyunca ikimizde sessizdik. Oysaki söylemek istediğim çok şey vardı. Ama bir gün söyleyecektim. Ben, söyleyeceğim bir şey varsa direk söyleyen biriydim. Bunu da söyleyebilirdim...

(Derin'in Anlatımıyla...)

Yeliz ve Tolga; ablam ve Yavuz abi -adını öğrenebilmiştim- gitmişlerdi. Biz babamın gelmesini beklerken abim ve Damla, otele gidip eşyalarını alacaklarını söylediler. Onlar gittiklerinde ben,Yiğit,Deniz,Hakan,Derya,Berk babamın gelmesini bekliyorduk. Yiğit eve kendisi gidecekti zaten ama yine de benim arabaya binmemi bekliyordu. Gözlerim hâlâ kapandı kapanacak gibiydi, çünkü uykumu alamamıştım.

Nihayet babam balonun önüne geldiğinde arabaya doluştuk. Arabaya binerken Yiğit'e baktım ve el salladım. Babam bize baktı ve "Yiğit, oğlum gel de seni de bırakayım."

"Yok Ferit Amca, gerek yok. Ben giderim."

"Oğlum olmaz öyle şey! Gecenin bir saati seni öylece bırakacak mıyım? Gel hadi, gelmezsen sözlü puanını kırarım."

Bu Yiğit'in gelmesi için geçerli bir sebepti. Tahmin ettiğim gibi babam sözünü söyler söylemez arabaya bindi. Ben babamın yanındaki koltuktaydım o ise arka koltuklardan birinde. Babam bana doğru fısıldadı:

"Sen bu Yiğit'e bir şey yaptıracaksan, 'babama sözlü puanını kırdırtmasını söylerim' diye tehdit et, tüm istediklerini yapar." dedi ve güldü.

Bende güldüm. Bugün, abim ve Damla'nın bizde kalacağından neredeyse emindim. Abim ve Yiğit'in anlaşması gerekiyordu. "Baba..." diye fısıldadım. "Söyle kızım."

"Bu gece Yiğit'i ikna edip bizim evde kalmasını söyler misin?"

Babam bakışlarını yoldan ayırmadan "Nedenmiş?" doye sordu.

"Baba lütfen. Onun da arkadaşlarımla bir gece geçirmesini istiyorum. Sadece bu gecelik."

Babam bir süre düşündü. Gerçek nedenin bu olmadığını anladı, ama yine de "Peki, bu gecelik kalsın o zaman." diyebildi.

"Sen çok yaşa babacım." dedim sevinçle.

Abim ve Yiğit'i aynı odaya koymaya ikna edip anlaşmalarını sağlıyacaktım 😈.

Eve vardığımızda babam Yiğit'i sürükleye sürükleye eve sokmuştu. Yiğit, hem gülüyor hem de karşı çıkmaya çalışsa da pes etmişti. Telefondan annesini arayıp haber vermişti. Yukarıda hepimiz abim ve Damla ablanın gelmesini bekliyorduk.

Sonunda zil sesi çaldığında merdivenlere doluştuk ama aşağı inmedik. Kapıyı annem ya da babamın açmasını bekliyorduk. Annem kapıyı açtığında önce bir şok yaşadı ardından "Atlas!" diyerek ona sarıldı. Yüzümde küçük bir gülünseme belirdi. Huzurluydum artık. Bir anneyi evladına kavuşturmuştum. Annem "Ferit!" diyerek babama seslendi.

Babam koşarak geldiğinde "N'oldu Berfin?" diye sordu ama kapıdaki abimi görünce duraksadı. "Oğlum..." diye fısıldadı. Abim ise bir şey demeden sadece annem ve babama bakıyordu. En sonunda annem abimi içeri geç diye işaret etti.

Abim içeri girdiğinde arkasından Damla göründü. Abim ona bakarak içeri girmesini söyleyen bir bakış attı. Annem "hadi kızım sen de içeri geçsene." dedi.

İkisi de içeri girdiğinde annem Damla'yı da kucaklamıştı. Abim dayanamayıp "Tamam yeter anne, bırak kızı." diyerek duruma el koydu.

Annem "Ee kızım kimsin, kimlerdensin?" diye sordu.
"Ben Damla, Altuğ'un iş yerinden arkadaşı." dedi.
Abim "Yeni başladı, eğitmeni gibiyim yani." diye açıkladı.

Biri bizi aşağı çağırabilir miydi artık! Damla, "Kusura bakmayın, ben normalde otelde kalacaktım. Ama Altuğ-" diyecekken annem lafını böldü. "Hiç olur mu öyle şey, senin de yerin var, kızım. Elin oteline gönderir miyim ben seni? Hem benim de bir sürü yavrum var. Öğretmenim ben." dedi annem.

"Yaa ne güzel. Liseye mi eğitim veriyorsunuz?" diye sordu Damla.

"Evet, arada bu egoluları dövmek lazım. Çocuklar nerde ya?" Sonunda be! Annem bağırdı. "Çocuklar, hepiniz 5 saniye içinde aşağıdasınız!"

Koşarak sürü gibi hızla merdivenlerden indik. Sıraya dizildik. Berk, hiçbir şey bilmiyormuş gibi "Buyur Berfin Komutanım. Yani Berfin abla." diye düzeltti.

"Bakın bu oğlum Atlas, bu da iş yerinden arkadaşı Damla. Selam verin!"

Hicbirimiz bir sey demiyorduk. Sadece Berk konuşabildi "Yenge siz sevgili değil miydiniz?"

Damla'nın bakışları abime döndü. Abim "Kim uydurdu onu?" dedi. Berk sessizce "Ben. Bir de şu Hakan. Daha doğrusu hepimiz."

Annem yine sevgi hallerine büründü ve abimin yanaklarını sıkmaya başladı. Ben bile su halinden nefret ediyordum! "Ay benim oğluşum büyümüş de sevgili mi yapmış?" tamam, bu komikti. Üstelik abimin şok içindeki ifadesi daha da komikti. Derken annem birden ciddileşti. "Bana bak, sen yoksa düğün de mi yaptın?" dedi ve Damla'nın ellerine baktı.

Şahsen abimden böyle bir şey beklerdim ama ortada böyle bir durum yoktu. Abim sinirlendi ve "Anne, ne yapmaya çalışıyorsun?" dedi. Ama annem umursamadı.

"Kızlar! Damla'yı da alın kaynaşın, yoksa..." o daha lafını bitirmeden ben,ablam,Derya,Deniz hepimiz Damla'nın kolundan tuttuk ve yukarı ablamın odasına götürdük.

Bu gece pek iyi şeyler olmayacaktı...
Çünkü abimle aynı odada kalacak bir Yiğit vardı...
Umarım gece gece dövüşmezlerdi...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

61okunma 24beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18