10. bölüm / 32
Kayıp Anılar10. Hep Kayıp Olacak Anılar
Bölümler 32Şu an: 10. Hep Kayıp Olacak Anılar
- 1 1. Yeni Yaşam2.365 kelime
- 2 2. Yeni Arkadaşlar Ve Zorbalar2.649 kelime
- 3 3. Kavga2.428 kelime
- 4 4. Saklananlar Ve Gerçekler2.334 kelime
- 5 5.Sürpriz!5.553 kelime
- 6 6. Her Şeyin Başladığı Gün4.845 kelime
- 7 7. Bölüm1.489 kelime
- 8 8. Güzel Anılar Biriktirin Ki Güzel Anın2.590 kelime
- 9 9. Ayak Serçe Parmağı2.238 kelime
- 10 10. Hep Kayıp Olacak Anılar2.262 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11. Doğa1.273 kelime
- 12 12. Açıklanamayan Hisler1.850 kelime
- 13 13. Kızıl Panda1.363 kelime
- 14 14. Maskenin Altındaki Ela Göz1.955 kelime
- 15 15. Davetiye1.830 kelime
- 16 16. Balo1.675 kelime
- 17 17. Bölüm2.835 kelime
- 18 18. Pişman Değilim. Olmayacağım. Nokta.2.672 kelime
- 19 19. Özlenen Yakındayken Hicran Duyulamaz Mı?2.319 kelime
- 20 20. Biz Bir Aileyiz...1.984 kelime
- 21 21. Gece Oyunu2.201 kelime
- 22 22. Tolga Şahinlerin Günü2.148 kelime
- 23 23. Beni Unut, Ama Sevgimi Unutma3.390 kelime
- 24 24. N'olursun Yaşa2.131 kelime
- 25 25. Bir Can, Bir Görev1.763 kelime
- 26 26. Asıl İlaç, Gülmekti...2.233 kelime
- 27 27. Eski Günlerdeki Gibi2.034 kelime
- 28 28. Yolun Sonu1.948 kelime
- 29 29. Seninle Olurum...3.666 kelime
- 30 30. Senin İçin Ölür De...1.769 kelime
- 31 31. Güzel Olan Anılar Değil, Anılardaki İnsanlarmış...1.172 kelime
- 32 TEŞEKKÜR172 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karmakarışık duygular içindeydim. Kalbim hızlı hızlı atıyordu, yanaklarım yanıyordu ve aynı anda hem mutlu hem de korkuyordum. Yiğit’in sözleri hâlâ kulaklarımdaydı.
“Sen hayatıma girdiğinden beri aklımda sadece sen varsın." demişti. Bu kadar açık ve net söylemesi içimi hem ısıtmış hem de allak bullak etmişti.
Ne yapıyorum ben? diye düşündüm. Hafızam siliniyor, her şeyi unutabilirim… ve ben hâlâ birinin kalbime bu kadar yaklaşmasına izin veriyorum.
Yiğit mutfağa doğru yürürken arkasından gittim. Mutfak evin alt katındaydı ve oldukça genişti. Tezgâhın üzerine yaslandı ve dolabı açtı.
“Kahve makinesi nerede?” diye sordum.
Yiğit güldü. “Makine yok. Türk kahvesi yapacağız.”
“Sen… Türk kahvesi mi yapacaksın?” diye sordum şüpheyle.
“Evet. Niye, inanmıyor musun?”
“Hiç yakıştıramadım sana.”
Yiğit kaşlarını kaldırdı ve çekmeceden cezveyi çıkardı. “İzle bakalım Derin.”
Su koydu, şeker ekledi, kaşıkla karıştırırken bana baktı.
“Senin şekerin kaç?”
“Az şekerli.”
“Tamam.”
Kahveyi ocağa koydu. Bir süre sessizce bekledik. Sonra birden cezveden taşmaya başladı.
“Yiğit! Taşıyor!” diye bağırdım.
Panikle cezveyi ocaktan indirmeye çalışırken dirseğiyle fincanı devirdi. Fincan yere düşüp kırıldı.
“Aaa siktir,” dedi Yiğit.
Ben kahkahayı patlattım. “Türk kahvesi mi demiştin? Bu resmen Türk felaketi oldu.”
Yiğit de güldü. Yüzü kızarmıştı.
“İlk defa yapıyorum tamam mı? Sen de yardım edecektin hani!”
“Ben de mi suçluyum şimdi?” dedim gülerek.
Çıkan fincanın kırılma sesiyle hemen Tolga ve Mehsa geldi. Tolga bi kırılan fincana bir de bize baktı. Ardından kahkaha attı. Kucağındaki Mehsa'ya:
"Abinin elinden hiçbir iş gelmiyor ufaklık." daha çok böğürerek güldü. Mehsa elini yukarı kaldırdı ve Tolga'nın yanağına küçük bir tokat attı.
"Abimle dayga geçme!" bu sefer Yiğit kahkaha attı. "İşte benim kardeşim!" deyip Mehsa'nın yanına gidiyordu ki koluna dokundum. "Dur!" merakla bana baktı.
"Fincan kırıkları var yerde, görmüyor musun? Ayağına batar. Önce kırıkları toplayalım." dedim.
O an gözleriyle öyle bir baktı ki tekrar yine o sıcaklığı hissettim. Yoğun bakıyordu gözleri. Öyle derinden bakıyordu ki bakışlarımı kaçırıp yerdeki elime alabileceğim fincan kırıklarını toplamak zorunda kaldım. Tolga:
"Biz de süpürge getirelim bari. Bunlar şimdi hiçbir şey beceremezler." dedi kız tonlamasıyla. Mehsa ile ikisi mutfaktan çıktı. Yiğit'in bakışlarının bende olduğunu hissediyordum. Yanıma eğildi ve elimi tuttu. Temasıyla ona baktım. Sıcaktı elleri.
"Bırak, elini keseceksin. Tolga süpürge getirdiğinde hallederiz." Elimi onun elinden çektim ve:
"Tamam." deyip kırık parçaları geri bıraktım.
Yiğit arkasına döndü ve tezgahın üzerindeki cezveye bakmak için adım attığında "Yiğit, adım atmaz mısın?" dedim. Anlam veremeyerek bana baktı. "Yerde kesik parçalar var diyorum, küçük olduğu için görünmezler ve sende adım atarak kırık parçanın üzerine basmakta ısrarcısın!"
"Hayırdır, niye bu kadar taktın ayağıma cam batacak diye?"
"Ayağına cam mı batmasını isterdin?"
O cevap vermeden mutfağa Tolga girdi. Arkasında Mehsa, elinde ise kablosuz süpürge vardı. "Alın size süpürge! Siz işe yaramazların cam kırıklarını yok etmek için mükemmel icat!"
Yiğit ile ikimiz göz devirdik. Tolga her yeri süpürüp, cam kırığı kalmadığına emin olduğunda sandalyeye oturdu ve yanına da Mehsa'yı oturtturdu.
"Bize de yapın lan kahve!" diye söylendi.
"Mehsa türk kahvesi içemez ki." dedim.
Yiğit "Tolga, buzdolabında meyve suyu var, Mehsa'ya onu koy." dedi.
Tolga "Emir kipi kullanılan hiçbir cümleyi yerine getirmiyorum." dedi.
Yiğit dişlerini sıktı. "Tolga evimden siktir g-" diyordu ki kardeşinin olduğunu hatırlayınca devamını ağzında yuvarladı.
Tolga buzdolabından meyve suyunu aldı ve bir bardağa doldurdu. Mehsa'nın önüne koydu ve "Al bakalım ufaklık." dedi. Mehsa "Tişekkür ederim." dedi bardağı ağzına götürürken. Tolga ona gülümsedi. "Toyga abi bence biz seninle çok iyi kanka olduk dimi?" Tolga daha da çok gülümsedi. "Evet evet. Lütfen bir sonraki oyunumuzda o kötü kalpli cadıya dersini verelim. Kızıl Şeytan'a."
"Hı hı." diye onayladı Mehsa.
"Tolga," dedim ona bakarak. "Senin kardeşin falan var mı?" diye sordum. Tolga buruk bir şekilde gülümsedi. "Yok," dedi sonra içli bir şekilde nefes verdi. "Olacaktı ama... Annem bir kazadan sonra bebeği düşürdü. O zamandan beri bir daha çocuk sahibi olamadı. Ne abim var ne de ablam. Tek çocuğum yani." sonra güldü. "Ailenin tek umudu."
Buruk bir şekilde ona gülümsedim. Tolga da komik insandı ama onun da acıları vardı.
Bir insan ne kadar çok gülüyorsa, o kadar çok acısı vardır...
Yiğit ile ikimiz tekrar cezveye kahve koyduk. Bu sefer ben karıştırdım. Yiğit arkamdan izliyordu.
“Sen daha iyi yapıyorsun galiba,” dedi kulağımın dibinde.
Titredim. Yakınlığı beni yine allak bullak etmişti.
Kahveler oldu. İkisini de fincanlara koyduk. Yiğit fincanı uzatırken parmaklarımız birbirine değdi. Bir an göz göze geldik.
“Afiyet olsun Derin,” dedi usulca.
O an anladım ki… onun yanında olmak, hafızam silinse bile unutmayacağım tek şey olabilirdi.
Tolga'nın önüne de kahveyi koydu. "Al lan bu da senin."
"Zahmet oldu." dedi Tolga kınayıcı bir ifadeyle Yiğit'e bakarken.
Yiğit "Siz kahvelerinizi için ben birazdan geleceğim." dedi ve mutfaktan çıktı.
Soru sormak için tam zamanıydı!
"Tolga," dedim yine ona bakarak.
"Hım?"
"Doğruyu söyle."
"Oğlum noldu lan!?"
"Yiğit'in kapısının önündeyken 'ben kızıllardan hoşlanıyorum genellikle' derken kızıl pandalardan bahsetmediğini hepimiz biliyoruz."
"Eee?" dedi yutkundu.
"Sen tek bir kızıl tanıyorsun. Ve o da Ye-"
"Kızım delirdin mi sen? O ne alaka? Ben onu kardeşim gibi görüyorum. Kafanda saçma senaryolar kurup da benim sinirimi bozma."
"Anladım anladım." deyip sırıttım.
En sonunda patladı. "Tamam lan! Kızıl saçları ilgi çekici olabilir, mavi gözleri de çekici olabilir, sürekli mal mal şeyler düşünmesi de komik olabilir! Direk kendisi ilgi çekici zaten." Söylediklerinden sonra duraksadı. "Bak konuşturma beni sinirimi bozdun." dedi ve kahvesinden bir yudum aldı.
Mehsa "Yeliz ablam mı? Evet bence de çok güzel. Toyga abim şimdi Yeliz'den mi hoşlanıyomuş?" deyince Tolga daha sinirlendi.
"Sus kız. Seni ilgilendirmez. Benim meselem o."
Mehsa daha da triplendi. "Hıh zaten bence Gizem ablam daha iyi!" sırıttım. "Özellikle abimleyken!" içtiğim kahveyi püskürttüm. Hem de öyle bi püskürttüm ki masa, kahve tanecikleriyle doldu. Ben daha Mehsa'nın ne dediğini idrak edemeden öksürmeye başladım. Tolga ise katıla katıla kıvranarak gülüyordu.
Tam o sırada mutfağa giren Yiğit'in yüzü gülmemek için yanaklarını ısırıyor gibiydi. Bir Mehsa'ya bir de öksürerek kıvranan bana bakıyordu. Kahve boğazımda kalmıştı ve ölmemi ister gibi kahve boğazımdan çıkmıyordu. En sonunda rahatladığımda derin bir nefes aldım. Tolga ise hâla gülüyordu. Ters ters ona baktım. Aldırmadım ve bir peçete alarak masaya sıçramış olan kahve parçacıklarını sildim.
"Masa için kusura bakmayın."
Tolga "Mehsa'nın ne söylediğini duydun mu?" diye Yiğit'e sordu.
Yiğit bir şey demedi ama gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Allah'ım! Duymuş muydu yoksa? Ben Yiğit'in yüzüne nasıl bakacaktım?
Yiğit bir süre hiçbir şey demedi. Sadece bana baktı. Yüzünde garip bir ifade vardı; hem şaşkın hem de… gülümsememek için kendini zor tutan bir ifede... Tolga ise hâlâ kıkırdıyordu.
Mehsa masum masum abisine bakarak tekrar etti:
“Gizem ablam daha iyi diyorum. Özellikle abimle yan yana çok yakışıyolar!”
Bu sefer Tolga kahkahayı bastı. Ben ise yerin dibine girmek istedim. Yanaklarım alev alev yanıyordu.
“Mehsa!” diye çıkıştım utançla. “Sen ne diyorsun öyle?”
Mehsa omuz silkti. “Ama doğru diyorum ki. Abim sana bakınca gülüyor. Başkalarına bakınca öyle gülmez.”
Bu kızın 5 yaşında olduğuna emin miydik?
Yiğit boğazını temizledi. Yüzü hafif kızarmıştı ama hâlâ gülümsüyordu.
“Tamam ufaklık, yeter. Sen git odanda oyna.”
Mehsa “Hıh, siz de eğlenemiyorsunuz zaten,” diye mızıldanıp Tolga’nın elini tuttu. “Gel Toyga abi, biz Barbie’ye devam edelim. Kızıl Şeytan’ı yeneceğiz.”
Tolga hâlâ gülerek Mehsa’yla birlikte mutfaktan çıktı. Mutfakta sadece ikimiz kaldık.
Bir süre sessizlik oldu. Kahve fincanımı elimde çeviriyordum. Yiğit tezgâha yaslandı, kollarını göğsünde topladı.
“Mehsa’nın dediği…” diye başladı.
“Çocuk işte,” diye hemen lafını kestim. Sesim biraz titriyordu. “Küçükler böyle saçma şeyler söyler.”
Yiğit bir adım yaklaştı. Bakışları yine o derin, yoğun halini almıştı.
“Ya saçma değilse?” diye sordu usulca.
Kalbim tekledi. Başımı kaldırıp ona baktım. Göz göze geldik. Bir şey diyemedim. Sadece yutkundum.
Yiğit hafifçe gülümsedi.
“Derin… Senin yanımda olman… bana da iyi geliyor. Bunu fark ettim. Belki Mehsa’nın dediği kadar saçma değildir.”
O an mutfaktaki hava ağırlaştı. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, sesini duyduğumu sandım. Yiğit bir adım daha attı. Tam bir şey söyleyecekken Tolga’nın sesi koridordan geldi:
“Lan Yiğit! Mehsa senin odandaki Lego’ları dağıttı! Gel de topla şunu!”
Yiğit gözlerini devirdi ve derin bir iç çekti.
“Bu evde yalnız kalmak imkânsız.”
Güldüm. Gerilim bir anda dağılmıştı.
“Ben odama gidiyorum sende gelsene, eğer kahven bittiyse. " dedi.
"Hı hı, bitti zaten." dedim ve ikimiz üst kata Yiğit'in odasına çıktık. Dağılmış legoları gören Yiğit'in omuzları düştü. Söylenerek onlara toplamaya yardım etti. Hepimiz legoları topladık.
★★★★★
Eve gittiğimde çok yorgundum ve akşam Yeliz'e buluşamayacağımızı söylemiştim. Zaten onun da hâlâ migren ağrısı arada bir tutuyormuş. Yani o da gelemeyeceğini söylemişti. Evde iki saat boş bir defter var mı diye aradım. Günlük tutmam gereken bir deftere ihtiyacım vardı! En sonunda eski bir defter buldum ve yazmaya başladım.
27 Eylül 2026
Garip hissediyorum. Kendimi şu an anlatabileceğim tek cümle bu: garip hissediyorum. Her şey o kadar üst üste geldi ki belki beynim hafızanı kaybet ve mutlu olma dedi. İzmir'de ki patlama, aniden taşınmamız, yeni arkadaşlarım, okulumdaki o zorbalar, hafızamı kaybetmeye başladığımı öğrenmem, Yiğit...
Hepsi artık o kadar fazla geliyor ki kendimi artık duygularla taşmış, ama dıştan bakdığında boş görünen bir kavanoza benzetiyorum.
Günlük tutmaktan nefret ederim! Evet, nefret ederim çünkü kendi duygularımdan hep kaçınmışımdır. Asla ne hissettiğime dair kendimle yüzleşemem. Ve belki unutmaya başlamam yüzleşmem içindir...
Öncelikle not etmem gereken şeyler var ki unutmayayım:
İzmir'den İstanbul'a taşındık.
İzmir'de arkadaşlarım Derya,Deniz;Hakan,Berk'ten ayrılmak zorunda kaldım.
İstanbul'da yeni bir hayata başladım ve yeni arkadaşlar edindim. Yeliz;Tolga ve Yiğit.
Okuldaki zorbaları unutsam daha iyi ama yine de o Gamzelere dikkat etmeliyim çünkü hafızamı bana karşı kullanabilirler.
Doğum günüm olduğumu hatırlamadım. Yiğit, doğum günümde bana iki kez iltifat etti ve siyah turmalin doğal taşlı kolyeyi hediye etti. Umarım boynumdaki kolyenin onun hediyesi olduğunu da unutmam! Neyse aynı gün ben sahildeyken denize düştüm ve Yiğit beni sudan çıkardı.
Ertesi gün benim için en kötü gündü çünkü hem İzmir'de ki arkadaşlarım geri gitmişti ve hafızamın yavaş yavaş silindiğini öğrendim.
Bugün ise kimya hocama laf soktum ve bunu kesinlikle unutmamam gerekiyordu.
Ayrıca...
Bir konu daha var...
Hastane çıkışı Tolga'nın aklına uyup Yiğitlere gittik.
Ve bir şey fark ettim...
Ben bir tek onun yanındayken bütün kötü düşünceleri bir kenara atıyorum. Sanki o bana ilaç oluyor gibiydi.
Üstelik Mehsa'nın bana söyledikleri! Kız bağıra bağıra "abimle çok yakışıyorsunuz." diyor. Ve bunu Yiğit de duymuştu. Ona; bir çocuğun söyledikleri saçmalık, derken o bana "belki de saçma değildir." dedi. Ben bu cümleden ne çıkarmalıyım?
Olabilir mi?
Bana karşı bir hisleri olabilir mi?
Çok mu ergence düşünüyorum acaba?
Offf! Sanırım duygularımla yüzleşmemem gerek.
Bana cevap vermeyeceksen bir işe yaramayan Sevgili Günlük, bak görüyor musun?
Bir genç kızın zihnini nasıl da ele geçiriyorlar...
Genç bir kızı nasıl da unutturmaya zorluyorlar...
İzle ve gör...
Ben her ne kadar anılarımı hatırlamaya çalışırsam çalışayım, anılarım hep bir yerde kayıp olacaktı... Hep bir yerde eksiklik olacaktı. İşte bu yüzden benim hikayemin adı Kayıp Anılar'dı. Hep, kayıp olacak anılar...
★★★★★
Ertesi sabah okula gitmek için yola çıktığımızda yol yine her zaman ki gibi sessizliğe bürünmüştü. Hava çok soğuk değildi. Camdan dışarıyı seyrediyordum. Dün olanları düşünmek istemiyordum. Kafam allak bullaktı ve yeterince kendimce saçma şeyler düşünüyordum zaten. Oflayarak ellerimle yüzümü ovuşturdum. Annem aynadan bana baktı.
"Neyin var Gizem?" diye sordu.
"Neyim yok ki anne? Daha neyim olmalı?"
"Yapma böyle." diyerek bana doğru döndü. "Sürekli içinde bir sıkıntı olarak bir sonuca bağlanamazsın."
Bir şey demedim. İstediğim tek şey uzaklaşmaktı. Herkesten öteye gidip yalnız kalmak istiyordum. Tek yapmak istediğim, sakin bir doğada kuş cıvıltılarını dinlemekti. Şu an olduğum durumsa, arabaların korna sesini dinlemekti! Bu saatte bile trafik mi olurdu?
Okula gittiğimde tek yaptığım şey ders dinlemekti. Arada bir bizimkilerle de konuşmuştum ama çoğunlukla sıramdan kalkmamıştım. Onların da pek keyfi olduğu söylenemezdi. Sınıfta sadece ben,Yeliz ve Yiğit oturuyorduk. Yeliz:
"Dün ne yaptınız?" diye sordu. "Benim yine migrenim tuttu da gelemedim."
"Hiç." diye uzattım. "Kahve yapmaya çalıştık ama onda da mutfağı batırdık falan." diye geçiştirdim.
Yiğit sırasında arkasına dönmeden konuştu. "Tolga'nın kızıl pandaları sevdiğini öğrendik. Özellikle kızıl olanlardan."
Ben gülmemek için yanağımı ısırırken Yeliz anlam vermeye çalışarak Yiğit'e bakıyordu.
"Bu önemli bilgiyi ne yapmalıyım? Banane Tolga'nın kızıl pandaları sevdiğinden. Özellikle kızıl olanlardanmış. Hıh-" dedikleriyle duraksadı. "Bir dakika, ne? Kızıl mı? Saçma düşünceleri bir kenara bırak Yeliz... Saçma şeyler düşünme..." diye kendi kendine söylendi.
Sınıfta tekrar bir sessizlik oluştu. Tam bu sırada elinde yiyeceklerle Tolga içeri geldi. "Ooo bakıyorumda yine her zamanki gibi çok mutlusunuz(!)" sırasına oturdu. "Yıldım valla yıldım he. Hepiniz niye hayattan bıkmış gibisiniz?"
Yeliz "Sen niye bu kadar mutlusun Tolga?" diye sordu başını tutarak. Acıyla yüzünü kırıştırdı.
"Ben her zaman mutluyum, Kızıl Şeytan." dedikleriyle Yeliz yutkundu ama geri tekrar başını tuttu. "Of!" diye söylendi ve çantasına bakıp ilacını aradı. Küfretti ve:
"Lanet olsun." diye söylendi. Kızıl saç tutamlarını tuttu ve sıktı. Anlaşılan ilacını getirmeyi unutmuştu. Omzuna dokundum ve:
"İyi misin?" diye sordum. Başını iki yana salladı.
Tolga "Migrenin mi tuttu yine?" diye sordu.
"Sence? Bazıları yüzünden yine beynim susmuyor ve migrenim tutuyor!"
"Bana mı atarlandı o şimdi?" dedi Tolga.
"Tolga kapa çeneni!"
Tolga ayağa kalktı ve Yeliz'in sırasına doğru yürüdü. Yanına geldiğinde Yeliz ona bakmıyor, kafasını tutuyor ve gözlerini sıkıyordu. Tolga ceketinin cebinden bir şey çıkardı ve Yeliz'e uzattı. "Al," dedi. Yeliz ona baktı. "Bu benim ilacım." dedi. Ardından "Senin de mi migrenin var?" diye sordu.
Tolga güldü ve "Hayır." dedi.
"E o zaman migren ilacı sende ne işe yarıyor? Tolga," dedi ve ona daha derinden baktı. "Benim ilacımı yanında mı taşıyorsun?" dedi. Tolga yutkundu. Ardından:
"Hayır, mal mısın Yeliz? Bugün bunu düşürmüştün bende geri vermeyi unutmuşum."
"Hee." dedi ve Tolga'nın uzattığı elinden ilacını aldı. "Keşke daha önce verseydin."
"Buna da iyilik yaramıyor!" diye söylendi Tolga. "İlacını hiç vermeyebilirdim, değerimi bil!"
Onlar kendi aralarında konuşurken Yiğit, bana doğru döndü.
"İyi misin?" diye sordu.
"Hımhı." diyerek onayladım.
"Eğer dün kardeşimin söylediklerini kafaya taktıysan-"
"Hayır hayır." diye lafını kestim. "Sadece kendimi doğanın içine bırakıp rahatlamak istiyorum. Tek düşündüğüm buydu."
"Doğa mı?" diye sordu.
"Evet."
Yiğit bir süre düşündü ve "O zaman okul çıkışı seni bir yere götüreceğim." dedi. "Nereye?" dedim. Omuz silkti. "Sürpriz." dedi ve eliyle dudaklarına hayali bir fermuar çekti. "Peki." dedim. "Eve gidip biraz dinlendikten sonra almaya gelirim." diye ekledi.
"Beni kaçırmayacaksın değil mi?" dedim.
Güldü. Hem de böğürerek güldü. "Evet."
Bakalım 11. Bölümde neler olacak???
Bölüm etkileşimi
