kan ve sadakat kitap kapağı

6. bölüm / 7

kan ve sadakat

6.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Selma Doğan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 6.BÖLÜM

Lara, masanın üzerindeki pirinç anahtara dehşet ve şüphe dolu gözlerle bakarken sığınaktaki sessizlik adeta patlamaya hazır bir bomba gibi havada asılı kalmıştı. Mert silahını tutan elini indirmiş, Deniz çenesi düşmüş halde bir ekrandaki mesaja, bir de Kaan’a bakıyordu.

Lara’nın gözlerinden alev çıkıyordu. Adım adım Kaan’a yaklaştı, sesi titreyerek ve her kelimesine öfke yükleyerek sordu:

"Söyle Kaan Demir... Babamla ne alakan var?! Benden ne saklıyordun, bu anahtar ne?!"

Kaan, Lara’nın bu dramatik, hesap soran tavrına ve odadaki herkesin tırnaklarını yiyerek onu izlemesine baktı. Derin, bıkkın bir nefes verdi. Şakaklarını ovdu, ardından bakışlarını ağır ağır masadaki anahtara ve sonra da Lara’ya çevirdi.

"Ya ben sizin geriliminize de, hüznünüze de sıçıyım !" diye kükredi Kaan, ellerini havaya kaldırarak. "Ne babası, ne gizli kasası lan?!"
Deniz irkilip geriledi. Mert şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.

Kaan masadaki anahtarı kaptığı gibi havaya salladı. "Kızım bu benim ilk açtığımız oto tamircideki alt deponun anahtarı! Yedek anahtarım kalmadı diye ceketimde taşıyorum günlerdir! Ekrana üç tane daktilo yazısı yazdı diye şizofren gibi üzerime çullanıyorsunuz!"

Lara donakaldı. "Ne?"
"Ne ne?!" dedi Kaan, anahtarı masaya sertçe fırlatarak. "Herif sizin kafanızla oynuyor, siber korsanlık yapıyor, psikolojik harp teknikleriyle bizi birbirimize düşürmeye çalışıyor; siz de oltaya sazan gibi atlıyorsunuz! Masadaki pirinç anahtara bakıp destan yazdınız kafanızda!"

Mert derin bir nefes alıp rahatlayarak elini göğsüne koydu. "Harbi mi lan? Ben de diyorum Kaan ne ara mafya dizisi senaristliğine soyundu..."

"Mert kes sesini," dedi Kaan ters ters. Ardından bakışlarını tekrar ekrana çevirdi, dişlerini gıcırdattı. "Kapıyı dışarıdan kilitledi, sisteme girdi, aklınca bizi içeride birbirimize kırdırıp eğlenecek. Ama o zeki piçin unuttuğu bir şey var."

Kaan belindeki silahı çıkarıp kurma kolunu geriye çekti. Sesi buz gibi, tehlikeli bir sakinliğe büründü.

"Bu sığınak benim. Ve bu havalandırma borularının nereye çıktığını sadece ben biliyorum. Deniz, sistemin fişini çek. Mert, bombaları al. O haritanın gösterdiği eski askeri alana gidiyoruz. Bu kez mesajla değil, yüz yüze konuşacağız."

Sığınağın havalandırma tünellerinden sıyrılarak dışarı çıkan ekip, vakit kaybetmeden araçlara atlayıp Deniz’in ekranda tespit ettiği eski askeri alana doğru yola çıktı.

İstanbul’un soğuk gece havası, fırtınayla birleşip Terkos yakınlarındaki terk edilmiş askeri kışlanın beton duvarlarında uğulduyordu. Bölge tamamen karanlığa gömülmüştü; etrafta kırık paslı teller, yıkık nizamiye binaları ve otlar bürümüş hangarlar dışında tek bir canlı emaresi yoktu.

Kaan, ciple hangarların yüz metre gerisinde durdu. Far lambalarını söndürüp kontağı kapattı.

"Mert, sen sol kanadı kontrol et. Deniz, araçta kal ve hatları izle," dedi Kaan, belindeki silahın kurma kolunu çekerek.

Deniz elindeki tableti sıkıca kavrayıp başıyla onayladı. Mert ise gayet sakin, hatta bir elinde yarım kalmış sandvicini tutarak kapıyı açtı. "Ben sol taraftayım patron, bir şey olursa ıslık çalın," dedi en ufak bir istifini bozmadan.

Lara ve Kaan yan yana ana hangara doğru ilerledi. Hangarın dev demir kapısı aralıktı. İçeriden cızırdayan eski bir radyo sesi ve zayıf bir sarı ışık süzülüyordu.

Lara silahını emniyetten çıkarıp Kaan’ın hizasında adımladı. "İçeride kimse yok gibi duruyor," dedi fısıltıyla. "Pusu kokuyor."

"Biliyorum," dedi Kaan, gözleriyle karanlık açıları tarayarak. "Ama buraya kadar geldik."

Hangarın ortasına adım attıkları an radyo sesi aniden kesildi. Tavan kirişlerinden bir keskin nişancı tüfeğinin mekanizma sesi çınladı.

Şık-şak.

"Tuzak!" diye bağırdı Kaan, Lara’yı geriye doğru çekmeye çalışarak.
Ama çok geç kalmışlardı. Tavanın karanlık köşesinden tek bir el ateş açıldı.

Paff!

Kurşun Lara’nın sağ omzuna, zırhlı yeleğinin hemen üstünden saplandı. Lara hafifçe geriye doğru sendeledi, sırtı soğuk beton duvara çarptı. Acıyla dişlerini sıktı, dudaklarının arasından boğuk bir hırlama kaçtı ama çığlık atmadı, yere de düşmedi. Omzunu tutarak silahını doğrultmaya devam etti.

"Yine mi omzumdan lan..." diye mırıldandı Lara, yüzünü buruşturarak. "İnsanda vuracak başka yer mi bırakmadınız?"

Kaan anında Lara’nın önüne siper oldu, tavan kirişlerine doğru üç el peş peşe ateş etti. Yukarıdan ağır bir ceset gürültüyle yere düştü.

Araçta bekleyen Deniz, silah sesini duyar duymaz telsize sarıldı. Sesi biraz panik doluydu ama kendini hızlıca toparlamaya çalışıyordu. "Kaan! Lara! İyi misiniz?! Sinyal bir anda çoğaldı, etrafınızda hareketlilik var!"

Mert ise hangar kapısının kenarında sakince durmuş, elindeki el bombasını parmağında çeviriyordu. Telsizden Deniz’in panik dolu sesini duyunca esneyerek konuştu: "Deniz’ciğim sakin ol, çayını iç sen. Biz hallediyoruz."

Mert bombanın pimini çekip içeriye, karanlık konteynerlerin arkasına fırlattı.

BUM!

Patlamayla birlikte içerideki iki keskin nişancı daha etkisiz hale geldi. Mert elini cebine sokarak içeri yürüdü. "Oğlum bunlarda da hiç yaratıcılık yok ha, yine aynı tuzak, yine aynı numara."
Kaan, arkasındaki Lara’ya döndü. Gözlerinde ne bir aşırı panik ne de abartılı bir dram vardı; sadece işini yapan profesyonel bir mafya liderinin ciddiyetiyle Lara’nın omzuna baktı.

"Yaran derin mi?" diye sordu Kaan, sesi gayet sakindi.

Lara omzundaki kanı ceketinin koluyla sildi. "Sıyrık sayılır. Dikiş tutar. Bırak benim omzumu da o telsizdeki iti bulalım."

Hangarın derinliklerindeki hoparlörden yine o boğuk ses yükseldi. Ama bu kez ses, bir canlı yayından değil, banda sarılmış bir kayıttan geliyordu.

“Buraya geleceğinizi biliyordum Kaan... Kurşun Lara’ya değdi mi? Şimdi hangardan dışarı bakın. Asıl oyun şehirde başladı.”

Mert telsize bastı. "Kaan, dışarıda başka bir araç konvoyu belirdi. Ama bize saldırmıyorlar... Şehre doğru sürüyorlar."

Lara silahının şarjörünü kontrol edip Kaan’a baktı. Yüzündeki o soğukkanlı ifade hiç bozulmamıştı. "Oyunu uzatmaya çalışıyor. Şehre dönüyoruz."

Kaan başıyla onayladı. "Deniz, arabayı çalıştır. Bu gece bitmeden o iti bulacağız."

Kaan’ın emir vermesiyle ekip vakit kaybetmeden harekete geçti. Lara, omzundaki sızıya aldırış etmeden ceketini düzeltip hızlı adımlarla ciple doğru yürüdü. Yaradan süzülen kan kumaşı koyulaştırsa da duruşunu bir milim bile bozmamıştı.

Mert, boşalan el bombasının pimini cebine atarken hangardan çıktı ve sürücü koltuğuna geçmiş olan Deniz’in yanına, ön koltuğa kuruldu. Deniz, ekrandaki canlı sinyalleri takip ederken parmakları klavyenin üzerinde adeta uçuyordu. Ancak gözü dikiz aynasından arkaya, Lara’ya kaydı.

"Lara, iyisin değil mi?" dedi Deniz, sesindeki o çocukluktan kalma korumacı tavrı gizleyemeyerek. "Çantada sargı bezi var, Mert uzatsana şuradan."

Lara hafif bir tebessümle başını salladı. "İyiyim Deniz, panik yapma. İlkokulda ağaçtan düştüğümde dizim daha çok acımıştı, hatırlıyor musun?"

Deniz’in yüzünde belli belirsiz, eski günlerin anısıyla ısınan bir tebessüm belirdi. "Evet, sonra babalarımız bizi toparlayacağız diye az uğraşmamıştı. Babam seni eve taşıdığında babanın 'Yine ne iş açtınız başımıza' deyişi hala kulağımda."

İkisinin arasındaki bu köklü bağ, en tehlikeli anlarda bile ortama garip bir güven veriyordu. Yıllardır yan yana büyümüş, babalarının dostluğunu kendi kaderleriyle birleştirmişlerdi.

Mert torpido gözünden çıkardığı sargı bezini arka koltuğa, Kaan’a doğru fırlattı. "Al patron, ilk yardımı yap bari. Ben arabayı süren kızın dikkatini dağıtmayayım, zira birazdan İstanbul trafiğinde değil, yarış pistinde olacağız."

Kaan bezi yakaladı. Ciddiyetinden hiçbir şey kaybetmeden Lara’nın ceketini hafifçe kenara çekip yarayı baskı uygulayarak sarmaya başladı. "Şehre varana kadar kan kaybını durdurmamız lazım," dedi Kaan, gözleri bir an bile Lara’nın gözlerinden ayrılmadan. "Terkos’tan köprüye geçişimiz en az kırk dakika sürer."

"Kırk dakika çok," dedi Deniz, ekrandaki haritayı Mert’e doğru çevirerek. "Diğer araçlar Kuzey Marmara Otoyolu üzerinden şehre girmeye çalışıyor. Hedefleri muhtemelen merkezdeki ana sunucu binası ya da liman bölgesi. Eğer otobana çıkarlarsa onları yakalayamayız."

Mert gaza biraz daha bastı, cip çamurlu yolda kayarak ana caddeye fırladı. "Ben o kırk dakikayı yirmi dakikaya indiririm. Yeter ki Deniz sen önümüzdeki radar ve devriyeleri hallet."

"Onlar bende," dedi Deniz tabletine birkaç komut girerek. "Tüm ışıkları yeşile çeviriyorum, kameraları da döngüye aldım. Bizi göreyecekler."

Lara, Kaan’ın omzuna attığı sıkı düğümle hafifçe irkildi ama hemen kendini topladı. Belindeki yedek şarjörü çıkarıp silahına taktı.

"Kayıttaki ses..." dedi Lara, gözlerini karanlık camdan dışarıya dikerek. "Bizi oraya çekip vakit kazandırmak istedi. Asıl hamleyi İstanbul’un göbeğinde yapacak. Ama hesaba katmadığı bir şey var."

Kaan elindeki fazla bezi kenara koyup silahını kurdu. "Ne?"

Lara soğuk bir gülümsemeyle Kaan’a baktı. "Bizim şehri onun bildiğinden çok daha iyi bildiğimiz."

Cip, fırtınanın ortasında İstanbul’un neon ışıklarına doğru hızla ilerlerken, şehirdeki hesaplaşma için geri sayım başlamıştı.

✨nasıldı cnm✨

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.