3. bölüm / 7
kan ve sadakat3.BÖLÜM
Bölümler 7Şu an: 3.BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM1.562 kelime
- 2 2.BÖLÜM4.436 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.529 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.BÖLÜM1.838 kelime
- 5 5.BÖLÜM1.186 kelime
- 6 6.BÖLÜM1.228 kelime
- 7 7.BÖLÜM1.605 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneş, villanın yüksek pencerelerinden içeri süzülüp devasa yatak odasını aydınlatırken Lara gözlerini ağır ağır araladı. Omzundaki keskin sızı hafiflemiş, yerini sızlayan tatlı bir ağrıya bırakmıştı. Kolundaki serum çıkarılmıştı.
Başını çevirdiğinde komodinin üzerinde bir bardak su ve taze sarılmış temiz bandajlar gördü.
Gece olanlar zihninde bir film şeridi gibi canlandı. Arabadan inişi, zemin ayağının altından kayarken yüzüstü yere yığılışı... Ve bilincini kaybetmeden hemen önce Kaan’ın panik dolu seslenişi.
Lara dişlerini sıktı. Birinin kollarında bayılmak, üstelik bu kişinin Kaan Demir olması, onun gururuna omzundaki vurulma yarasından çok daha ağır gelmişti.
Yataktan hızla doğruldu. Baş dönmesi geçmişti. Üzerindeki kanlı tişörtün değiştirilip yerine temiz, siyah geniş bir sweat giydirildiğini fark etti. Yavaş adımlarla kapıya yürüdü ve kolu indirdi. Kapı kilitli değildi.
Koridora çıktığında yan odanın kapısı aniden açıldı. İçeriden çıkan Deniz, boynunda asılı duran kulaklığı ve elinde tuttuğu elmayla Lara’ya baka kaldı. Kolu düzgünce sarılmıştı.
"Ooo, uyanmış bizim uyuyan güzel!" dedi Deniz sırıtarak. "Kızım sen harbi delisin ha. Kaan’ın kollarında şak diye yere yığıldığında adamın yüzünü görmeliydin. O buz gibi mafya patronunun rengi attı resmen."
Lara kaşlarını çattı. "Kapat şu çeneni Deniz. Saat kaç? O herif nerede?"
"Saat öğlen bir," dedi Deniz elmasından bir ısırık alarak. "İri kıyım patronun ve onun çenebaz yardımcısı aşağıda operasyon planlıyor. Aras’ın belleğindeki şifrelerin anahtarını çözdüm gece. Bütün sevkiyat haritası önlerinde."
Lara tek kelime etmeden merdivenlere yöneldi. Deniz de hemen arkasından takıldı.
Salona indiklerinde devasa ahşap masanın üzerinde İstanbul’un detaylı bir haritası ve dizüstü bilgisayarlar açıktı. Mert, haritanın üzerine kırmızı kalemle işaretler koyuyor, Kaan ise ayakta, elleri cebinde haritayı inceliyordu. Üzerindeki siyah gömleğin kolları dirklerine kadar katlanmıştı.
Lara’nın merdivenlerden inen sert ayak seslerini duyduklarında ikisi de başını kaldırdı.
Mert’in yüzünde anında neşeli bir gülümseme belirdi. "Günaydın prenses! Valla fırtına gibi bayıldın, kasırga gibi uyandın. İyi misin?"
Lara Mert’i tamamen görmezden gelerek doğrudan Kaan’a doğru yürüdü. Masanın diğer tarafında durdu. Gözlerinin içine dik dik baktı.
"Aras’ın yerini buldunuz mu?" dedi Lara, pürüzsüz ve emredici bir sesle.
Kaan, Lara’yı baştan aşağı süzdü. Yüzündeki o solgunluk gitmiş, çakmak çakmak yanan gözleri geri gelmişti. Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
"Önce günaydın Karaca," dedi Kaan alçak bir sesle. "Ve evet, bulduk. Deniz’in getirdiği veriler sayesinde Aras’ın Beykoz’daki eski bir tersanede saklandığını tespit ettik."
Lara belini masaya dayadı. "Güzel. Yarım saate çıkıyoruz."
Kaan kollarını göğsünde birleştirdi. "Sen hiçbir yere gelmiyorsun."
Lara’nın gözleri tehlikeli bir şekilde kısıldı. "Bana bak Kaan Demir, sınırını zorlama. O adam beni vurdu, Deniz’i kaçırdı. O tersaneye gidecek ilk kişi benim."
"Yaran henüz taze," dedi Kaan, tek bir mimik bile oynatmadan. "Gece arabadan iner inmez kollarımda pabuç gibi yere serilen sendin, unuttun mu? Orada ayağıma bağ olmandan hoşlanmam."
Bu laf Lara’nın damarına bastı. Masaya doğru öfkeyle bir adım attı, aralarındaki mesafe sıfırlandı.
"Ben kimsenin ayağına bağ olmam!" dedi Lara, parmağını Kaan’ın göğsüne vurarak. "Eğer beni burada tutmaya çalışırsan, gece o balkondan nasıl atladıysam bu evi yine kafana yıkar, kendi başıma giderim."
Deniz arkadan ıslık çaldı. "Vay arkadaş, lafa bak. Yürü be Lara!"
Mert hemen Deniz’in ağzını kapatmaya çalıştı. "Kızım sen de benzin dökme şu olaya, Kaan çıldıracak şimdi!"
Kaan, Lara’nın göğsüne değen parmağına baktı, sonra yavaşça gözlerini tekrar Lara’ya kaldırdı. Bakışlarındaki o karanlık yoğunluk Lara’nın bile bir an nefesini kesti.
"Beni tehdit etme Karaca," dedi Kaan fısıltı kadar kısık ama ürpertici bir sesle. "O tersaneye gireceğiz. Ama benim arkamda kalacaksın. Benim hizamdan bir adım bile öne geçmeyeceksin. Kabul ediyorsan gelirsin. Etmiyorsan seni bu odaya kilitler, anahtarını da denize atarım."
Lara, Kaan’ın meydan okuyan gözlerine baktı. Adamın geri adım atmayacağını biliyordu. Şimdilik bu şartı kabul etmiş gibi görünmek en mantıklısıydı. Tersaneye bir kez girdikten sonra kural mural tanımayacaktı nasıl olsa.
"Silahımı ver," dedi Lara soğuk bir sesle.
Kaan çekmeceden Lara’nın kendi siyah tabancasını çıkarıp masaya bıraktı. "Mermileri tam. Mert, arabaları hazırlat."
Bir saat sonra, üç siyah cip Beykoz’un tenha, terkedilmiş liman bölgesine sessizce giriş yaptı. Yağmur hafifçe çiseliyor, sis denizden karaya doğru yayılıyordu.
Tersanenin devasa paslı sac kapılarının önünde Kaan, Lara, Mert ve Deniz araçlardan indi. Kaan’ın onlarca silahlı koruması tersanenin etrafını çoktan sarmıştı.
Deniz elindeki tabletten tersanenin güvenlik kameralarını hackleyip ekranı Kaan’a gösterdi. "İçeride en az yirmi adam var. Aras üst kattaki vinç kontrol odasında."
Kaan belindeki susturuculu silahı çıkardı. Lara’ya döndü, gözleriyle son bir uyarı çaktı. "Arkamda kal."
Lara cevap vermedi, sadece silahının emniyetini kapattı.
Kaan’ın tek bir el işaretiyle korumalar yan kapıyı koçbaşıyla patlattı. Büyülü bir gürültüyle birlikte içerideki çatışma başladı.
Paff! Paff! Paff!
Mert ve Kaan içeri ilk girenler oldu. Kaan profesyonel bir nişancı gibi her adımında karşılaştığı adamları tek vuruşta yere seriyordu. Lara ise Kaan’ın hemen sağ çaprazında ilerliyor, Kaan’ın gözden kaçırdığı veya arkadan sarkmaya çalışan adamları tereddütsüz avlıyordu. İkili, daha önce hiç birlikte çalışmamış olmalarına rağmen inanılmaz bir uyum içindeydi.
Mert bir konteynerin arkasına saklanıp ateş ederken bağırdı: "Ulan bunlar çete değil, bildiğin iki kişilik imha timi! Kaan sağındakini al, Lara solundakini!"
Kaan ve Lara merdivenleri hızla tırmanıp üst kattaki kontrol odasına ulaştı. Kaan sert bir tekmeyle demir kapıyı kırıp içeri daldı.
İçeride masa devrilmiş, Aras elindeki bombanın pimini çekmek üzere kapıya dönmüştü.
"Kaan Demir!" diye kükredi Aras, gözleri hırsla dönmüştü. "Buradan sağ çıkamayacaksınız!"
Kaan silahını doğrultmaya fırsat bulamadan, Lara Kaan’ın omuz hizasından öne doğru sıyrıldı. Kaan’ın "Dur!" demesine vakit kalmadan Lara tetiğe bastı.
Paff!
Kurşun Aras’ın bombayı tuttuğu bileğine tam isabet etti. Aras acı bir çığlıkla elini tutarken patlamamış bomba yere düşüp yuvarlandı. Kaan anında öne atılıp Aras’ın boğazını kavradı ve adamı duvara yapıştırdı.
Aras kan tüpürerek güldü. "Geç kaldınız... İş işten geçti Kaan. Geçmişindeki o dosyalar... Lara’nın kim olduğunu öğrendiğinde..."
Kaan, Aras’ın lafını tamamlamasına izin vermeden silahının kabzasıyla adamın suratına sert bir darbe indirdi. Aras bilincini kaybedip yere yığıldı.
Kaan nefes nefese dönüp Lara’ya baktı. Lara silahını indirmiş, çatışmanın etkisiyle omzunu tutuyordu ama gözlerindeki o zafer parıltısı yerindeydi.
"Sana arkamda kal demiştim," dedi Kaan, sesi sert görünmeye çalışsa da gözlerinde örtülemez bir takdir vardı.
Lara hafifçe gülümsedi. Dudaklarının kenarı alaycı bir şekilde kıvrıldı. "Bana emir verilmesinden hoşlanmadığımı söylemiştim, Kaan Demir."
Kaan, Lara’ya doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe yine kayboldu. Dışarıda sirin sesleri ve korumaların bağrışmaları yankılanırken, bu iki sert insanın bakışları ortadaki o tehlikeli çekimle yeniden kilitlendi.
🪽🔱
Aksiyon dolu tersane baskınının ardından ekip, Aras’ı Kaan’ın korumalarının nezaretinde şehrin dışındaki gözden uzak, karanlık depoya gönderdi. Kaan, Lara, Mert ve Deniz ise villaya geri döndü. Yağmur şiddetini artırmış, camları döverken evin içindeki o gergin ama zafer kazanmış hava her yere yayılmıştı.
Deniz, salondaki koltuğa yayılmış, kucağındaki laptopla Aras’ın ağından düşen son verileri ayıklarken Mert de ona mutfaktan getirdiği atıştırmalıkları taşıyordu.
Lara ise salondaki geniş camın önünde durmuş, elindeki dumanı tüten sıcak çay bardağını iki eliyle kavramıştı. Üzerindeki geniş sweat-shirt'ün içinde sakin görünse de bakışları hâlâ bir kaplan kadar tetikteydi. Sıcak çaydan küçük bir yudum aldı. Omzundaki sızı dinmişti ama kafasındaki sorular henüz cevabını bulmamıştı.
Arkasından gelen düzenli, ağır adım seslerini duyduğunda dönmedi bile. Kaan’ın kokusu ve üzerindeki o baskın varlığı zaten odaya girdiği an hissettiriyordu kendini.
Kaan, elindeki viski kadehini masaya bırakıp doğrudan Lara’nın yanına yürüdü. Camdaki yansımasından Lara’nın yüzünü izledi bir süre. Salondaki Mert ve Deniz’in kendi aralarındaki atışmaları arka planda bir uğultuya dönüşmüştü.
"Omzun nasıl?" diye sordu Kaan. Sesi bu kez gürültülü değildi, alçak ve pürüzsüz bir tonu vardı.
Lara çayından bir yudum daha alıp başını hafifçe Kaan’a doğru çevirdi. "Kötüye bir şey olmaz Demir. İyi."
Kaan hafifçe tebessüm etti ama yüzündeki o ciddi ifade anında geri geldi. Ellerini cebine soktu, Lara ile aralarındaki mesafeyi koruyarak doğrudan dışarıdaki karanlığa baktı.
"Tersanede fena değildin," dedi Kaan. "Nişancılığın, reflekslerin... Sıradan bir mafya kızı olmadığını zaten biliyordum ama bugün o tetikteki soğukkanlılığın gözümden kaçmadı."
Lara alaycı bir şekilde gülümsedi. "Övgülerin için sağ ol ama ben senin onayını almak için silah çekmiyorum."
"Biliyorum," dedi Kaan. Yavaşça Lara’ya doğru döndü. Tam önünde durdu. Boy farkından dolayı Lara başını hafifçe kaldırmak zorunda kaldı ama elindeki çay bardağını tutuşu bir milim bile sarsılmadı.
Kaan’ın gözleri kararlaşmıştı. Bütün o oyunları, kaçışları, diklenmeleri bir kenara bırakan o nihai ifade yerleşti yüzüne.
"Aras depoda, adamların elinde. Konuşacak," dedi Kaan net bir sesle. "Ama bu şehirde Aras sadece bir piyon. Aras’ın arkasındaki güçler, senin geçmişinle ve benim geleceğimle oynamaya çalışıyor. Ve bu savaş iki kişinin tek başına yürütebileceği bir şey değil."
Lara gözlerini kısıp çay bardağını yanlarındaki sehpanın üzerine bıraktı. Kollarını göğsünde birleştirdi. "Nereye varmak istiyorsun Kaan?"
Kaan bir adım daha attı. Aralarındaki çekim ve tansiyon odadaki havayı yakacak raddeye geldi.
"Sana bir teklif sunmuyorum Karaca, bir seçim sunuyorum," dedi Kaan. Sesi buz gibi, ama bir o kadar da yakıcıydı. "Bu şehirde kartlar yeniden dağıtılıyor. İki seçeneğin var... Ya yanımda olursun, bu masaya ortak olarak otururuz ve önümüze çıkan herkesi birlikte ezeriz... Ya da karşıma geçersin."
Lara’nın dudaklarında tehlikeli bir tebessüm belirdi. "Karşına geçersem ne olur?"
Kaan eğilip yüzünü Lara’nın yüzüne yaklaştırdı. Fısıltı kadar yakın ama bir emri fısıldar gibi konuştu:
"Karşıma geçersen, seni devirmek zorunda kalırım. Ve inan bana, seni korumak ne kadar zorsa, seni karşıma almak senin için o kadar tehlikeli olur."
Salonda bir an için derin bir sessizlik oldu. Arkada oturan Mert ve Deniz bile bir anlığına konuşmayı kesip ikisine baktı.
Lara, Kaan’ın gözlerinin derinindeki o kararlılığı okudu. Korkmadı; aksine içindeki o karanlık hırs alevlendi. Kaan Demir ona boyun eğdirmeye çalışmıyordu, onu kendi seviyesinde bir güç olarak görüyordu.
Lara başını hafifçe kaldırıp Kaan’ın gözlerinin tam ortasına baktı.
"Bana tehdit sökmez Kaan Demir," dedi Lara, her kelimenin üzerine basarak. "Ama ortaklık konusuna gelince... Şartları ben belirlerim."
✨kaaancım ne diyosun sen yaaaaa✨
Bölüm etkileşimi
