5. bölüm / 7
kan ve sadakat5.BÖLÜM
Bölümler 7Şu an: 5.BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM1.562 kelime
- 2 2.BÖLÜM4.436 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.529 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.838 kelime
- 5 5.BÖLÜM1.186 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6.BÖLÜM1.228 kelime
- 7 7.BÖLÜM1.605 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yağmur, ıslak asfaltı dövmeye devam ederken deponun etrafını saran o buz gibi sessizlik, patlamanın yankısından çok daha ağır bir yük gibi herkesin üzerine çökmüştü.
Kaan, deponun dışındaki sağanak yağmurun altında durmuş, başını gökyüzüne kaldırmıştı. Su damlaları yüzünden süzülüp deri ceketinden aşağı kayıyordu ama o ne soğuğu hissediyordu ne de tenine batan rüzgarı. Zihninde tek bir görüntü tekrarlanıp duruyordu: Nihat’ın son anları, o çaresiz vedası ve ardından gelen o kapkaranlık patlama.
Yıllardır bu dünyadaydı Kaan. Şehrin en acımasız sokaklarında büyümüş; ihaneti de, ölümü de defalarca tatmıştı. Bu dünyada kural basitti: Birileri ölür, birileri kalırdı.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Yumruklarını sıkmaktan tırnakları avuç içlerine batıyordu. İçindeki o ilk patlayan devasa öfke dalgası, yerini yavaş yavaş acı bir kabullenişe ve mantıklı bir vicdan muhasebesine bıraktı.
Lara’ya bağırmıştı. Onun boğazına sarılmış, onu duvara yapıştırmıştı. Canı yanmıştı ama Lara’nın gözlerindeki o kırılmışlığı, kendini suçlayan o çaresiz bakışı gördüğü an kendi içindeki hırs da sönmüştü.
O yangını Lara çıkarmamıştı. Nihat’ın üzerindeki bombayı Lara bağlamamıştı.
O adam — geçmişten gelen o gölge — Lara’yı bir piyon gibi kullanıp Kaan’ı tam kalbinden vurmak istemişti. Amacı Kaan’ı öfkelendirmek, aralarındaki o yeni başlayan iş birliğini koparmak ve ikisini de birbirine düşürerek yok etmekti. Kaan, bir anlık acısıyla bu tuzağa düşüp Lara’nın üstüne gitmişti.
"Ben bu oyuna gelmem," diye fısıldadı Kaan. Sesi yağmurun sesini bastıracak kadar net ve kendinden emindi.
Arkasını döndü. Ağır ve kararlı adımlarla depoya geri girdi.
İçerideki manzara iç açıcı değildi. Mert duvara yaslanmış gözyaşlarını silerken, Deniz yerdeki Lara’nın yanında diz çökmüş, onun kanayan ellerine bakıyordu. Lara ise tepkisizdi. Gözlerindeki o diri, meydan okuyan ışık sönmüş; yerini derin bir boşluğa ve suçluluk hissine bırakmıştı. Kendini bir lanet gibi görüyor, Kaan’ın az önceki sert sözlerini zihninde tekrar edip duruyordu.
Kaan’ın adımları Lara’nın birkaç adım ötesinde durdu.
Deniz başını hızla kaldırıp Kaan’a dik dik baktı, arkadaşını korumak istercesine öne atıldı. "Yine ne yapacaksın?! Yeterince üstüne gitmedin mi zaten?"
Kaan, Deniz’e karşılık vermedi. Yüzündeki o sert, kaskatı ifade tamamen dağılmıştı.
Gözlerinde az önceki nefretten eser yoktu; aksine bir anlık öfkesinin getirdiği pişmanlık ve net bir kabulleniş vardı. Lara’nın titreyen, cam kırıklarıyla kesilmiş ellerine baktı ama mesafe bırakarak, sadece sesiyle konuştu.
"Sana bağırdım... Çünkü canım yandı," dedi Kaan, gözlerini doğrudan Lara’nın gözlerine dikerek. "Nihat benim kardeşimdi. Ama ben bu alemin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Bugün Nihat öldü, yarın ben, öbür gün başkası... Bunun suçlusu sen değilsin. O an öyle tepki verdiğim için hataydım."
Lara şaşkınlıkla Kaan’a baktı. Kaan’ın geri adım atıp hatasını kabul etmesini beklemiyordu. Dudakları hafifçe aralandı ama tek kelime edemedi.
Kaan, aralarındaki mesafeyi koruyarak dik duruşunu bozmadı. "O şerefsiz senin geçmişini kullanarak beni avlamaya çalıştı. Senin kendini suçlamanı, benim de sana düşman olmamı istedi. İkimizi birbirimize kırdırıp köşeden izleyeceğini sandı."
Lara, yavaşça ve tek başına ayağa kalktı. Omzunu dikleştirdi. Kaan onun tek başına doğrulmasını izledi, üstüne varmadı. Aralarında birkaç adımlık mesafe vardı ama aralarındaki o öfke duvarı tamamen yıkılmıştı.
"Ama o herif bizi hiç tanımıyor," dedi Kaan, sesindeki o çelik gibi kararlılıkla. "Benim canımı yakabilir... Ama senin üzerinden beni vurmasına izin vermem. Sakın kendini bir lanet olarak görme. Yanımda duracaksın. O adam seni bir zayıflık sanıyor olabilir ama ona yanıldığını göstereceğiz."
Mert oturduğu yerden kalkıp yanlarına geldi. Yüzündeki gözyaşlarını silip derin bir nefes aldı. "Kaan haklı... Nihat’ın kanı yerde kalmayacak. Dağılmanın sırası değil."
Deniz de ayağa kalktı, laptopunu omzuna astı. "Şifreli hattın izini sürmeye devam ediyorum. O itin nereden yayın yaptığını bulmam uzun sürmeyecek."
Lara, Kaan’ın gözlerinin içine baktı. İçindeki o karanlık, Kaan’ın bu olgun ve net tavrıyla dağılmıştı. Kaan ona acımıyordu ya da yakınlık kurmaya çalışmıyordu; onu bu savaşta durması gereken yerde, tam yanında bir müttefik olarak görüyordu.
"Nihat için," dedi Lara, sesi pürüzsüz ve tehlikeli bir sakinlikle çıktı. "Ve o itin dersini vermek için."
Kaan başını hafifçe salladı. "İkimizin hesabı için."
Kaan arkasını dönüp deponun kapısına doğru yürüdü. "Mert, arabaları hazırlat. Villaya dönmüyoruz, ana üsse geçiyoruz. Herkes silahlansın. Bu gece yas tutmayacağız... Bu gece av başlayacak."
Deniz hemen ana kumanda masasına geçti. Laptopunu sığınağın dev ekranlarına bağlarken parmakları klavyede adeta uçuyordu. Mert ise köşedeki masada şarjörleri basıyor, mermileri yerleştirirken dişlerini gıcırdatıyordu.
Kaan, deri ceketini çıkarıp bir kenara fırlattı. Siyah tişörtü hâlâ yağmurdan ıslaktı. Duvara yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş Lara Karacan’a baktı. Lara’nın ellerindeki kesikler kurumuş kanla kaplıydı ama bakışları tamamen odaklanmıştı. Vicdan azabı yerini saf ve tehlikeli bir intikam hırsına bırakmıştı.
"Deniz," dedi Kaan, sesi beton duvarlarda yankılanarak. "Bana o hattın konumunu ver."
"Çalışıyorum Kaan," dedi Deniz, gözlerini ekrandan ayırmadan. "Sinyal her üç saniyede bir dünya genelindeki farklı sunuculara sıçrıyor. Berlin, Tokyo, São Paulo... Ama ana çıkış noktasında bir kırılma var. Sinyal ne kadar dolanırsa dolansın, ana veri akışı şu an bulunduğumuz bu şehirden çıkıyor!"
Mert elindeki şarjörü masaya sertçe bıraktı. "O herif dibimizde mi yani?!"
Kaan gözlerini ekrandaki kırmızı noktaya dikti. "Dibimizde. Bizimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor."
Tam o sırada sığınağın tüm ışıkları bir anlığına cızırdayarak söndü. Kırmızı acil durum ışıkları devreye girdi. Dev ekrandaki harita bir anda kayboldu ve yerine simsiyah bir arka plan geldi.
Deniz elini ağzına kapattı. "Sisteme sızdılar! Buranın güvenlik duvarı imkansızdı!"
Ekranın tam ortasında, daktilo tıkırtıları eşliğinde beyaz harfler belirdi:
“Kaan Demir ve Lara Karaca... Birbirinize kenetlenmeniz ne kadar tatlı. Ama geçmişin küllerini üflediğinizde, altından çıkan ateşte kimin yanacağını hesaplayamadınız.”
Ekranda bir dosya indirme çubuğu doldu ve 15 yıl öncesine ait, polis arşivinden alınmış gizli bir otopsi raporu açıldı. Fotoğrafta yanmış bir ev vardı ama belgenin altındaki otopsi raporunda şok edici bir gerçek yazıyordu.
Lara belgedeki ismi gördüğü an dizlerinin bağı çözülür gibi oldu. Masaya tutundu. "Hayır... Bu imkansız. O öldü! O gece ben o yangında hissettim!"
Kaan hemen Lara’nın yanına geçti, bakışlarını ekrandan ayırmadan alçak bir sesle sordu. "Neyi görüyorsun Lara? Kim bu?"
Lara gözlerinden süzülen tek damla yaşa engel olamayarak başını Kaan’a çevirdi. Yüzü bembeyazdı. "Kaan... O yangında öldüğünü sanıp yıllardır vicdan azabını çektiğim, kendimi suçladığım adam... benim babam değildi."
Kaan kaşlarını çattı. "Ne demek baban değildi?"
Deniz ekrandaki başka bir veriyi deşifre edip haykırdı: "Kaan! O gece yangından çıkarılan ceset sahteymiş! Ve... ve o yangını çıkartan kişi..."
Deniz lafını bitiremeden, sığınağın ağır çelik kapısından tok bir kilit sesi yükseldi. KLİK. Sığınağın kapısı dışarıdan kilitlenmişti.
Dev ekrandaki mesaj anında değişti:
“Lara, babanın aslında kim olduğunu ve senin neden seçildiğini öğrenmek istiyorsan, Kaan’ın cebindeki o pirinç anahtara bak. Kaan... Babanın ölmeden önce kendi elleriyle mühürlediği o gizli çelik kasayı Lara’ya hiç söylemedin, değil mi? Şimdi ikiniz de o odada kilitliyken birbirinizin yüzüne bakın. Çünkü aradığınız o büyük hain dışarıda değil... Yıllardır tam aranızda duruyordu.”
Kaan’ın gözleri bir anda buz kesti. Yüzündeki renk çekildi. Yavaşça elini ceketinin iç cebine götürdü.
Lara başını ağır ağır Kaan’a doğru çevirdi. Gözlerindeki şok, yerini yakıcı bir şüpheye ve dehşete bıraktı. "Kaan..." dedi sesi titreye titreye. "O herif neyden bahsediyor? Senin cebinde ne var? Babamla ilgili ne biliyorsun?!"
Kaan tek bir kelime bile edemedi. Yutkundu. Cebinden çıkardığı, üzerinde özel bir seri numarası kazılı duran eski, ağır pirinç anahtarı yavaşça masanın üzerine bıraktı.
Deniz ve Mert nefeslerini tuttu. Lara masadaki anahtara, sonra da Kaan’ın gözlerinin derinindeki o suçlu ve karanlık sessizliğe baktı.
Tüm bu savaş, dışarıdaki bir düşmana karşı başlamıştı... Ama şimdi o küçük sığınağın içinde, birbirlerinin gözünün içine bakarak kapalı kalan bu iki insan, en büyük tehlikenin yan yana durdukları anlarda gizli olduğunu fark ediyordu.
✨✨aaaağğ kaan napıyon sen✨
Bölüm etkileşimi
