kan ve sadakat kitap kapağı

4. bölüm / 7

kan ve sadakat

4.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Selma Doğan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 4.BÖLÜM

Kaan, Lara’nın bu net ve geri adım atmayan duruşu karşısında hafifçe gülümsedi. Dudaklarının kenarında beliren o gölge, Lara’nın cesaretine duyduğu gizli saygının bir kanıtıydı. Salondaki o ağır ve tehlikeli havaya rağmen ikisi de gözlerini bir an olsun birbirlerinden ayırmıyordu.

"Şartları belirlersin demek..." dedi Kaan, sesinde kışkırtıcı bir tınıyla. "Büyük laf Karacan. Ama o masaya benden izinsiz oturamayacağını ikimiz de biliyoruz."

Lara, sehpanın üzerindeki çay bardağını tekrar eline aldı. Dumanı hafifçe tüten çayından bir yudum daha çekip Kaan’ın tam karşısında dikildi.

"Masa senin olabilir Demir, ama o masadaki oyunu bozacak olan benim," dedi Lara, kendinden son derece emin bir tavırla. "Şartlarım basit. Bir: Bana emir vermeye çalışmayacaksın. İki: Deniz’le birlikte kendi haber alma ağımızı kullanacağız ve aldığımız bilgileri senden saklamayacağımız gibi sen de benden hiçbir şey gizlemeyeceksin. Ve üç..."

Lara bir adım daha atıp Kaan’a iyice yaklaştı. Çay bardağının sıcaklığı aralarındaki soğuk mesafeyi eritirken gözleri adeta alev saçıyordu.

"...Günün sonunda o Aras denilen herifin cezasını ben keseceğim. Kabul ediyorsan ortaklığımız başlar. Etmiyorsan, şu an bu kapıdan çıkarım. Denemek istersen beni durdurmayı yine deneyebilirsin."

Salonda adeta yaprak kımıldamıyordu. Koltukta oturan Mert, elindeki cips paketini havada asılı tutmuş, gözleri fal taşı gibi açık ikisini izliyordu. Deniz ise laptopunun kapağını hafifçe indirmiş, dudağında alaycı ama gururlu bir tebessümle Lara’nın şovunu seyrediyordu.

Mert kısık sesle Deniz’e doğru fısıldadı: "Kızım senin bu arkadaşın harbi belaya susamış. Kaan’a şart koştu ya la! Ben Kaan’a çayımın şekerini az koy desem bana üç gün görev yazıyor."

Deniz sırıttı. "Lara’yı daha tanımamışsınız siz. Şart koştuğuna şükredin, mekanınızı tepenize yıkmadığına dua edin."

Kaan, Lara’nın üç şartını da zihninde tek tek tarttı. Normalde onun sözünün üstüne söz söyleyen birinin bu şehirde nefes alması bile mucizeydi. Ama Lara Karacan sıradan biri değildi. Onu farklı kılan, Kaan’ın kontrol edemediği tek şey olmasıydı.

"Sana emir vermeyeceğim," dedi Kaan en sonunda, alçak ve tok bir sesle. "Ama benim kurallarıma uyacaksın. Bilgi paylaşımı çift taraflı olacak. Ve Aras konusuna gelince..."
Kaan duraksadı. Yüzündeki ifade iyice sertleşti.

"...Aras’ı konuşturduktan sonra tetiği çekmek senin hakkın. Kabul."

Lara, Kaan’ın bu kabulü karşısında gözlerini hafifçe kıstı. Kaan’ın geri adım atmasını beklemiyordu ama adamın gözlerindeki o karanlık ciddiyet, bu ortaklığın sıradan bir anlaşma olmayacağını gösteriyordu.

"Anlaştık o zaman, Kaan Demir," dedi Lara ve çayından son yudumu alıp bardağı masaya bıraktı.

"Şimdi..." dedi Kaan, ceketini ilikleyerek. "Depoya gidiyoruz. Aras bizi bekliyor."

Yarım saat sonra, üç siyah araç şehrin dışındaki terk edilmiş un fabrikasının önünde durdu. Şiddetli yağmur teneke çatıya vururken içeriden gelen boğuk sesler gecenin karanlığına karışıyordu.

Deponun ağır demir kapısı gıcırtıyla açıldı. İçerisi loştu, tavandan sarkan tek bir ampul ortadaki sandalyeyi aydınlatıyordu. Sandalyeye kan revan içinde bağlanmış olan Aras, kapının açılmasıyla başını güçlükle kaldırdı.

Kaan ve Lara yan yana içeri girdi. Arkalarında Mert ve elinde koruyucu kılıfıyla laptopunu taşıyan Deniz vardı.

Aras, Lara’yı Kaan’ın hemen yanında, dimdik dururken görünce kanlı dudaklarını aralayıp acı bir kahkaha attı. "Bak sen... Kaan Demir ve onun güzel belalısı. Kol kola girip gelmişsiniz."

Kaan tek bir kelime bile etmeden Aras’a doğru yürüdü. Yanına ulaştığında hiç tereddüt etmeden adamın çenesine sert bir kroşe indirdi. Sandalye gıcırdadı, Aras’ın ağzından kan sıçradı.

"Boş konuşma," dedi Kaan buz gibi bir sesle. "Seni buraya kim gönderdi?"

Aras başını sallayarak kanı yere tükürdü. "Bana vurmakla bir şey elde edemezsin Kaan. Ben sadece bir tetikçiyim. Asıl fırtına arkamdan geliyor."

Lara öne çıktı. Aras’ın hemen tepesine dikildi. Soğuk bakışlarıyla adamın gözlerinin içine baktı. "Beni neden hedef aldın Aras? Senin benimle ne derdin var?"

Aras, Lara’ya baktı ve yüzünde tüyler ürperten bir gülümseme belirdi. "Benim seninle bir derdim yok Lara... Ama patronumun var. Geçmişini sildiğini sanıyordun değil mi? O gece o yangından sağ çıktığında her şeyin bittiğini sanıyordun."

Lara’nın vücudu bir anda kaskatı kesildi. Yangın lafını duyduğu an gözlerindeki o güçlü ifade saniyelik bir sarsıntı geçirdi. Deniz de arkada durduğu yerde irkildi.

Kaan bu anlık değişimi kaçırmadı. Bakışları Lara’ya kaydı, ardından tekrar Aras’a döndü. "Patronun kim?"

Aras başını iki yana salladı.
"Söylemem. Ölürüm de söylemem."
Deniz hemen öne atıldı, elindeki tableti masaya bıraktı. "Söylemene gerek yok zaten salak şey.
Telefonundan kopyaladığım konum verilerini çözdüm bile. Son iki haftadır sürekli aynı şifreli uydu hattıyla görüşmüşsün. Arama sinyali İstanbul dışından, yurt dışı kaynaklı bir sunucudan geliyor."

Aras’ın gözleri şokla açıldı. "Ne? Sen..."

Deniz havalı bir şekilde saçını geriye attı. "Sana hacker olduğumu söylemiştim tatlım. Senin gibi tipler bilgisayardan anlamaz."

Kaan, Deniz’in bulduğu verilere bakıp Mert’e işaret etti. "Mert, hattın sahibini hemen sorgulat."

Mert hızla telefona sarılırken Kaan belindeki silahı çıkarıp Lara’ya uzattı. Kabzasını Lara’ya doğru çevirdi.

"Söz verdiğim gibi," dedi Kaan, Lara’ya bakarak. "Tetik senin."

Lara silahı aldı. Metalin soğukluğu avucunu yaktı. Aras’a doğru bir adım attı ve silahı doğrudan adamın alnına doğrulttu. Aras’ın yüzündeki o alaycı ifade ilk defa yerini gerçek bir korkuya bıraktı.

"Son sözün var mı?" dedi Lara, sesi hiç titremiyordu.

"O yangın..." diye fısıldadı Aras nefes nefese. "O yangın bir kaza değildi Lara. Seni arayan adam... Geçmişindeki en büyük sırrı biliyor."

Lara’nın parmağı tetiğe baskı uyguladı. Gözünü bile kırpmadan tetiği çekti.

Paff!

Susturucunun boğuk sesi depoda yankılandı. Aras’ın başı arkaya düştü, depoyu derin bir sessizlik kapladı.

Lara silahı indirip Kaan’a geri uzattı. Yüzünde tek bir duygu emaresi yoktu ama içindeki fırtınayı Kaan çok net görebiliyordu.

Kaan silahı beline koydu. Lara’nın hemen yanına yanaştı. "Geçmişindeki yangın neydi Karaca?" diye sordu alçak bir sesle.

Lara başını Kaan’a çevirdi. Gözleri karanlık ve derin görünüyordu.

"Benim geçmişim," dedi Lara, "senin bile kaldıramayacağın kadar çok külle dolu Kaan Demir. Ama öğrenmek istiyorsan... Bu ortaklığın bedelini ödemeye hazır olacaksın."

Aras’ın cansız bedeni sandalyeden yere devrilirken depodaki o ağır kokuyu yağmurun rutubeti bile bastıramıyordu. Silah sesinin yankısı kesildiğinde, Deniz tabletini çantasına sokup geriye doğru bir adım attı. Yüzündeki o her zamanki neşeli, fırlama ifadeden eser kalmamıştı.

"Lara..." dedi Deniz, sesi ilk defa bu kadar çaresiz ve titrek çıkarak. "O... o yangından bahsetti. O şerefsiz 'o gece' dedi Lara..."

Lara cevap vermedi. Silahı Kaan’a uzattıktan sonra elleri cebinde, tepkisizce cesede bakıyordu. Ama parmaklarının kumaşın altında nasıl titrediğini, dişlerini sıkmaktan çene kemiklerinin nasıl dışarı fırladığını sadece Kaan fark etti.

Kaan bir adım atıp Lara’nın tam önüne geçti. "Ne yangını Lara? Aras ölmeden önce neyden bahsediyordu? Benim bilmediğim ne var?"

Lara gözlerini yavaşça Kaan’a kaldırdı. Bakışları buz gibiydi ama içindeki o kuyu kadar derin karanlık Kaan’ın bile tüylerini ürpertti. "Sana söylemiştim Demir. Benim geçmişim senin kaldıramayacağın kadar külle dolu. Merakın seni yakar, sormayı kes."

Tam o sırada Mert’in elindeki telefon acı acı çalmaya başladı. Mert ekrandaki numaraya baktı, yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu.

"Kaan..." dedi Mert, sesi boğazında düğümlenerek. "Telefon... İstanbul dışındaki o şifreli uydu hattından geliyor. Arayan o."

Depodaki herkes kaskatı kesildi. Kaan tek bir kelime etmeden Mert’in elinden telefonu çekip aldı. Hoparlörü açtı ve kulağına götürdü.

"Konuş," dedi Kaan, sesi bir katilin soğukkanlılığını taşıyordu.

Hattın diğer ucundan cızırtılı, derinden gelen, tok ve boğuk bir erkek sesi duyuldu. Sesin arkasında hafif bir klasik müzik sesi ve düzenli tıkırtılar vardı.

"Aras’ı vurdun, değil mi Lara?" dedi telefondaki ses. Kaan’a değil, doğrudan Lara’ya hitap ediyordu.

Lara ses duyduğu an donakaldı. Nefesi boğazında tıkandı, gözleri fal taşı gibi açıldı. O sesi tanıyordu. Yıllar önce uykusunda kabuslarına giren, eti kemiğinden ayıran o sesi imkanı yok unutamazdı.

"Sen..." diye fısıldadı Lara, sesi bir çocuk çaresizliğiyle kısılarak. "Sen öldün... Ben seni o yangında kendi ellerimle..."

Telefondaki adam karanlık, tüyler ürpertici bir kahkaha attı. "Ölüm benim için sadece bir başlangıçtı güzel kızım. Yıllardır beni öldürdüğünü sanıp o küçük vicdanını rahatlatıyordun, değil mi? Beni o evde ateşe verdiğin gün, aslında kendi kıyametinin fitilini ateşledin."

Kaan telefonu sıkan parmaklarını beyazlatacak kadar kenetledi. "Kimsin ulan sen?! Karşıma çık!"

"Aman, Kaan Demir..." dedi telefondaki adam alaycı bir tonla.
"Büyük mafya patronu. Lara’yı koruduğunu sanıyorsun, onu evine alıp gardiyanlık yapıyorsun. Ama bilmiyorsun ki, yanına aldığın kadın bir melek değil... O bir katil. O, kendi ailesini ateşe veren bir canavar."
"Yalan söylüyosun!" diye bağırdı Lara. Hayatında ilk kez kontrolünü tamamen kaybetti. Kaan’ın elindeki telefona doğru fırladı. "Yalan! O yangını ben çıkarmadım! Sen yaptın!

"Öyle mi Lara?" dedi ses, tüy ürperten bir sakinlikle. "O zaman cebindeki o eski çakmak kimindi? O gece o benzin kokusu senin ellerinden çıkmıyor muydu? Ama boşver... Geçmişi konuşmak için henüz erken. Size küçük bir jest yaptım. Şehrin diğer ucundaki o güvenli limanınız var ya... Kaan’ın çok güvendiği, adamlarını yığdığı ana deposu..."

Kaan’ın gözleri bir anda dehşetle açıldı. "Ne diyorsun lan sen?!"

"Diyorum ki Kaan... Lara’yla oynadığın bu ortaklık oyunu sana pahalıya patlayacak. Şimdi izleyin."
Hat bir anda kapandı.

Saliseler sonra Kaan’ın cebindeki kendi özel telefonu çalmaya başladı. Kaan titreşen telefonu açtı. Ekranda deponun güvenlik kamerasından gelen canlı görüntü vardı.

Kaan’ın yıllardır sağ kolu olan, en güvendiği, Mert’ten sonraki en eski adamı Nihat, kameranın karşısındaki sandalyede oturuyordu. Üzerine bağlanmış saatli bir bomba tıkır tıkır geriye sayıyordu.

00:05... 00:04... 00:03...

"Kaan Abi..." dedi Nihat kameraya bakarak, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Hakkını helal et... Kızımı koru..."

00:02... 00:01... 00:00.

Ekranda devasa bir alev topu patladı. Canlı yayın kesildi, ekran simsiyah oldu.

Depoda ölümcül bir sessizlik oluştu. Mert ellerini kafasına götürüp duvara çöktü. "Nihat..." diye fısıldadı, hıçkırıklara boğularak. "Kaan, Nihat gitti..."

Kaan elindeki telefonu yere düşürdü. Telefon ekrandan çatlayarak parçalara ayrıldı. Kaan’ın yüzündeki o sarsılmaz, güçlü ifade tamamen çöktü. Hayatında ilk defa dizlerinin bağı çözülür gibi oldu. Kendi öz kardeşi gibi gördüğü adam, gözlerinin önünde diri diri patlatılmıştı.

Ve tam o sırada, depodaki hoparlörlerden otomatiğe bağlanmış bir ses kaydı tekrar çalmaya başladı. Telefondaki o adamın sesi deponun duvarlarında yankılandı:

"Bu sadece bir uyarıydı Kaan. Lara Karacan senin yanındayken, dokunduğun herkes ölecek. Sevdiklerin tek tek yanarak can verecek. Şimdi seç stilini... Ya o kadını kendi ellerinle bana teslim edersin, ya da Mert’in, Deniz’in ve kendi adamlarının cesetlerini toplamaya devam edersin."

Lara, kulaklarını kapatarak geriye doğru kaçmaya başladı. "Hayır... Hayır, benim yüzümden değil... Benim yüzümden değil!"

Kaan yavaşça başını döndürdü. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Öfke, acı, nefret ve ihanet hissi gözlerinde bir kasırga gibi dönüyordu. Lara’ya doğru adım adım yürüdü. Aralarındaki o çekim, o güven, o ortaklık bir saniyede tuzla buz olmuştu.

Kaan, Lara’nın boğazını kavrayıp onu deponun soğuk beton duvarına sertçe yapıştırdı

Lara nefessiz kaldı ama direnmeye çalışmadı. Kaan’ın gözlerindeki o korkunç yıkımı gördü.

"Sen..." dedi Kaan, sesi kısılarak, hırıltı halinde çıkarak. "Sen ne getirdin hayatıma Lara? Nihat öldü... Benim adamım öldü!"

"Kaan dur!" diye bağırdı Mert ağlayarak araya girmeye çalışırken. "Kaan bırak kızı!"

"Sus mert!" diye kükredi Kaan. Gözlerinden tek bir damla yaş süzüldü ama o yaş buz gibi yanağında dondu. Lara’nın yüzüne doğru eğildi.

"Sana güvendim..." dedi Kaan, sesi kırık, paramparçaydı. "O masaya oturdun. Benim adamlarım senin geçmişinin bedelini ödemeyecek. Bitti Karacan. Ortaklık da bitti, sana verdiğim değer de."

Kaan, Lara’yı duvardan iterek yere fırlattı. Lara dizlerinin üzerine düştü. Yerdeki cam kırıkları ellerine battı, kanlar beyaz tenine yayıldı ama acıyı hissetmedi bile. İçindeki o eski yangın, şimdi etrafındaki herkesi yakıyordu.

Kaan arkasını döndü. Mert’e ve Deniz’e bile bakmadan depodan dışarı yürüdü. Yağmurun altına çıktığında durdu, gökyüzüne bakarak avazı çıktığı kadar bağırdı.

Lara yerde, kanlı ellerine bakarken Deniz yanına koştu. "Lara, kalk... Gidelim buradan!"

Lara başını iki yana salladı. "Ben bir lanetim Deniz..." dedi kısık bir sesle. "Dokunduğum her şey yanıyor. Ve Kaan... Kaan haklıydı."

Gece, arkasında patlayan bir bomba, parçalanmış bir ruh ve birbirine tamamen düşman olmuş iki insan bıraktı. Artık geri dönüş yoktu. Savaş başlamıştı ama bu kez düşman sadece dışarıda değil, Kaan ile Lara’nın tam ortasındaydı.

✨AĞĞĞĞĞ KAAN NAPYON ÇOCUM✨

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.