kan ve sadakat kitap kapağı

2. bölüm / 7

kan ve sadakat

2.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Selma Doğan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 2.BÖLÜM

Siyah camlı lüks araç hastanenin otoparkından sessizce süzülürken arka koltukta çıt çıkmıyordu. Lara, omzundaki sargının sızısına aldırış etmemeye çalışarak başını cama yaslamış, dışarıdaki sokak lambalarının kayıp giden ışıklarını izliyordu. Sol kolunu hareket ettirmekte zorlanıyordu ama dik duruşundan milim taviz vermemişti.

Yandaki koltukta oturan Kaan ise kollarını bağlamış, bakışlarını bir an olsun Lara’dan ayırmıyordu.

Mert, şoför koltuğunun yanından arkaya doğru dönüp sırıttı. "Lara cidden iyi dayandın ha! Ben o kurşunu yesem çoktan vasiyetimi yazıp helva siparişini vermiştim."

Lara bakışlarını camdan çekip Mert’e soğuk bir bakış attı. "Abartma. Sadece bir çizik."

"Çizik mi?" Kaan’ın sesi, arabanın içindeki o ağır havayı yırtarak yükseldi. Sesi sakindi ama altındaki öfke dalgası hissediliyordu. "Doktor milimle kemiği sıyırmış diyor, sen çizik diyorsun. Bir daha öyle bodoslama öne atılmayacaksın."

Lara başını yavaşça Kaan’a çevirdi. Gözlerinde en ufak bir geri adım atma emaresi yoktu. "Sana beni koru diyen olmadı Kaan Demir. Kendi başımın çaresine bakabilirim."

Kaan hafifçe öne doğru eğildi. Aralarındaki mesafe iyice kısaldı. "Bu gece o depoda ölüyordun. Ve hâlâ bana dikleniyorsun."

"Ölseydim de bu seni ilgilendirmezdi." Lara alaycı bir şekilde gülümsedi. "Ben senin adamın değilim, emrindeki korumalardan hiç değilim. Şuradan sağa sapınca indir beni."

Mert dikiz aynasından ikisine bakıp hafifçe öksürdü. "Şey... Kaan’ın evine gidiyoruz yalnız. Sağa saparsak uçurum var."

Lara, Mert’in lafını duymazdan gelerek Kaan’ın gözlerinin içine baktı. "Duydun mu beni? İndir diyorum. Kendi evime gideceğim."

Kaan hiç istifini bozmadan önüne döndü. "Gidemezsin."

"Beni zorla mı tutacaksın?"

"İçeride seni vurmak isteyen adamlar dışarıda cirit atarken seni o tek başına yaşadığın eve göndereceğimi sanıyorsan, beni hiç tanımamışsın demektir Lara Karaca."

Lara derin bir nefes aldı. Bıçak gibi keskin bir sesle konuştu: "Seni tanımak gibi bir derdim yok zaten. Ve o adamlar benim peşimdeyse, bu benim sorunum. Benim hesabım."

Kaan başını tekrar Lara’ya çevirdi, gözleri kararmıştı. "O hedef tahtasındaki tek isim sen değilsin. O yüzden en azından bu gece o çeneni kapatacak ve benimle geleceksin."

"Gelmiyorum!" Lara bir hamleyle kapı koluna uzandı ama kapılar çocuk kilidindeydi.

Mert hemen araya girdi: "Aman diyeyim Lara, 120’yle gidiyoruz! Kapıyı açarsan Aras’a gerek kalmadan sen kendi kendini halledeceksin."

Lara sinirle elini kapıdan çekti ve Kaan’a döndü. "Bunu bana ödeteceksin."

Kaan’ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Zamanım bol. Ödetirsin."

Araba, İstanbul’un yüksek tepelerinden birinde yer alan, yüksek duvarlarla çevrili devasa bir villanın bahçesine girdi. Kapıdaki onlarca koruma, araç durur durmaz hizaya geçti.

Mert arabadan inip Lara’nın kapısını açtı. "Sarayımıza hoş geldin prenses. Valla odan hazır, çarşaflar mis gibi kokuyor."

Lara arabadan inip sert adımlarla içeri doğru yürümeye başladı. Omzundaki ağrı sızlasa da adımlarını hiç aksatmadı. Kaan arkasından gelip salona geçti.

"Üst kattaki ilk oda senin," dedi Kaan, ceketini çıkarıp koltuğun üzerine atarken. "Kapıda iki adam bekleyecek. Dışarı çıkmak yok."

Lara adımlarını durdurdu ve yavaşça Kaan’a döndü. Arkasındaki korumalara, sonra tekrar Kaan’a baktı.

"Bana bak Kaan Demir," dedi parmağını ona doğru sallayarak. "Bu kapıya koyduğun adamlar beni burada tutamaz. O Aras denilen herif kimse, onu senden önce bulacağım. Ve sen beni bir kafese kapatabileceğini sanıyorsan, çok büyük yanılıyorsun."

Kaan Lara’ya doğru ağır adımlarla yürüdü. Tam önünde durdu, boy farkından dolayı Lara başını hafifçe kaldırmak zorunda kaldı ama gözlerini bir an bile kaçırmadı.

"Dene bakalım," dedi Kaan fısıltı kadar kısık ama tehditkar bir sesle. "Bu evden nasıl çıkıyorsun, görelim."

Lara cevap vermedi. Sadece gözleriyle ona meydan okudu, ardından arkasını dönüp merdivenleri dik bir duruşla tırmanmaya başladı.

Mert, Lara odanın kapısını çarpıp kapatınca Kaan’ın yanına geldi. "Kardeşim yalnız bu kız seni ipe götürür, ipsiz sallandırır, haberin olsun. Hiç öyle 'emredersiniz patron' diyecek bir tipe benzemiyor."

Kaan, Lara’nın çıktığı merdivenlere bakarak derin bir nefes aldı.

"Benzemediği için zaten hâlâ hayatta," dedi kısık bir sesle. "Adamları uyar. Gözlerini bir saniye bile üzerinden ayırmasınlar. Bu kız bu gece bu evden kaçmaya çalışacak."

🪽🔱

Lara, odanın kapısı kapandığı anda omzundaki sargıya hafifçe bastırıp acısını bastırdı. Kaan Demir onu bu dört duvar arasına kapatabileceğini sanıyordu ama yanılıyordu. Kimsenin emri altına girmemişti, şimdi de bir kafese tıkılmasına izin vermeyecekti.

Yavaş adımlarla odanın içinde tur attı. Gözleri hızlıca çevreyi taradı. Yatak, komodin, şık bir makyaj masası... Ve en önemlisi, bahçeye bakan devasa cam fransız balkonu. Pencereye yaklaşıp aşağıya baktı. Bahçe yüksek fenerlerle aydınlatılmıştı ve en az beş tane silahlı koruma devriye geziyordu. Kapının önünde de iki adamın beklediğini biliyordu.

Elini beline attı. Hastanedeyken ceketinin iç cebine sakladığı, yedek küçük şarjörlü silahı hâlâ yerindeydi. Kaan’ın adamları üstünü tam aramamıştı ya da Lara’nın bu halde silah taşıyacağını düşünmemişlerdi.
Bu onların ilk ve son hatası olacaktı.
Lara derin bir nefes aldı. Omzundaki acı zonkluyordu ama umursamadı. Komodinin üzerindeki ağır cam vazoyu aldığı gibi kapının arkasına doğru büyük bir gürültüyle fırlattı. Vazo parkede paramparça oldu.

Kapı saliseler içinde açıldı. Dışarıdaki iki koruma elleri silahlarında içeri daldı. "Ne oluyor burada?!"

Lara çoktan gardını almıştı. İlk koruma ne olduğunu anlayamadan Lara sağlam koluyla adamın boğazına sert bir darbe indirdi. Adam nefessiz kalıp gerilerken, ikinci koruma silahını doğrultmaya çalıştı. Lara adamın bileğini yakalayıp ivmeyle duvara çarptı, diz kapağına attığı sert tekmeyle adamı yere serdi. İki koruma da neye uğradığını şaşırmış halde yerde kıvranırken Lara belindeki silahı çekti.

Gürültüyü duyan aşağıdakilerin yukarı çıkması sadece birkaç saniye sürerdi. Zamanı kalmamıştı.

Tam o sırada merdivenlerden gelen sert ayak sesleri duyuldu. Kaan’ın sesi koridorda yankılandı: "Lara!"

Lara arkasına bile bakmadan doğrudan devasa cama doğru döndü. Kaan odanın kapısında belirdiğinde, Lara’nın elindeki silahı bahçeye bakan kurşun geçirmez gibi duran ama aslında çift cam olan geniş pencereye doğrulttuğunu gördü.

"Lara, dur!" diye bağırdı Kaan, öfke ve panik karışımı bir sesle. "Delirdin mi sen? O yükseklikten atlayamazsın!"

Lara başını hafifçe yan çevirdi. Dudaklarında meydan okuyan, soğukkanlı bir tebebbüs belirdi.

"Bana gidemezsin demiştin, Kaan Demir..." dedi sesi çelik gibi sertti. "İzle ve gör."

Lara hiç tereddüt etmeden tetiğe bastı. Paff! Paff! Paff!

Kurşunlar camın zayıf noktalarına, kilit mekanizmasına ve çerçevelerin birleşim yerlerine peş peşe saplandı. Cam büyük bir gürültüyle çatladı ve binlerce kristal parçası halinde dışarıya doğru patladı.

Kaan öfkeyle öne doğru fırladı.
"Sakın!"

Lara, Kaan’ın eli ona ulaşmadan hemen önce, kırılan cam çerçevasından kendini dışarı attı.

Birinci katın balkon hizasından aşağıda duran devasa tente örtüsünün üzerine bıraktı kendini.

Tente Lara’nın ağırlığıyla esneyip hızla yırtılırken düşüşünü yavaşlattı. Lara bahçedeki çimlerin üzerine yuvarlanarak sert bir iniş yaptı. Omzundaki yara sızlasa da dişlerini sıktı, acıyı yuttu.

Bahçedeki korumalar "Patron! Aşağıda!" diye bağırarak ona doğru koşmaya başladı.

Lara yerden kalktığı gibi doğrulttuğu silahıyla korumaların ayaklarının dibine iki el ateş etti. Korumalar gayriihtiyari gerilemek zorunda kaldı. Lara bahçe duvarına doğru koştu. Duvarın yanındaki ahşap çardaktan destek alarak tek hamlede duvarın tepesine tırmandı.

Yukarıda, kırık camların önünde duran Kaan, göz göze geldikleri o an Lara’ya bakıyordu. Yüzündeki öfke yerini tanımlanamaz bir saygı ve şaşkınlığa bırakmıştı.

Lara duvarın üstünde durup Kaan’a baktı. Silahını indirmeden son sözünü söyledi: "Sana kimseye esir olmam demiştim."

Ve gecenin karanlığına, yüksek duvarın diğer tarafındaki ormanlık yola doğru atlayıp gözden kayboldu.

Kaan camın kenarında durmuş, elini hırsla kırık çerçeveye vurdu. Cam kıymıkları elini çizse de hissetmedi bile. Arkasından neşeyle koşarak odaya giren Mert, yerdeki korumalara ve patlamış cama baktı.

"Vay be..." dedi Mert gözleri fal taşı gibi açılarak. "Hatun bildiğin aksiyon filmlerinden fırlamış gibi kaçtı Kaan. Ben sana dedim bu kız senin sözünü dinlemez diye!"

Kaan derin bir nefes aldı. Gözleri hâlâ Lara’nın kaybolduğu karanlık yoldaydı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz, karanlık bir gülümseme belirdi.

"Peşine düşmeyin," dedi Kaan soğukkanlı bir sesle.

Mert şaşırdı. "Nasıl yani? Bırakıyor muyuz? Aras'ın adamları dışarıda!"

Kaan arkasını döndü, ceketinin kollarını düzeltti. "Bırakmıyoruz. Sadece biraz koşmasına izin veriyorum. Nasıl olsa kendi ayaklarıyla geri dönecek... Çünkü Aras’a ulaşmak için bana ihtiyacı olduğunu anladığında, yine karşıma çıkacak."

Lara, ormanlık yola indiğinde hızını kesmeden karanlığın içine doğru koşmaya devam etti. Omzundaki sargı, düştüğü anın darbesiyle kanamaya başlamış, siyah tişörtünü koyulaştırmıştı. Ama bacaklarındaki derman tükenene kadar durmaya niyeti yoktu. Rüzgar yüzünü yalayıp geçerken, arkasında bıraktığı villanın ışıkları ağaçların arasında kayboldu.

Yaklaşık yirmi dakika boyunca patika yoldan yürüdükten sonra ana yola çıktı. Gece yarısını çoktan geçtiği için tek tük geçen arabalardan biri, ıslık çalan rüzgarın arasında durdu. Lara, belindeki silahı tişörtünün altına saklayarak yol kenarındaki eski bir taksiye bindi.

"Nereye abla?" diye sordu taksici, dikiz aynasından Lara'nın dağılmış saçlarına ve solgun yüzüne bakarak.

"Tarlabaşı. Arka sokaklar," dedi Lara, pürüzsüz ama soğuk bir sesle.

Taksi İstanbul’un karanlık ve dar sokaklarına doğru ilerlerken Lara başını geriye yasladı. Kaan Demir onun kolay bir lokma olmadığını anlamıştı. Ama asıl mesele Kaan değil, o masada adı geçen Aras’tı. Geçmişinde gömdüğünü sandığı o isim, yıllar sonra bir kurşun olup omzuna saplanmıştı.

İki saat sonra, Tarlabaşı’nda eski bir binanın çatı katındaki güvenli eve vardı. Burayı sadece kendisi biliyordu; ne mafyadaki adamlar, ne de Kaan’ın istihbaratı. Keyifsiz bir ışıkla aydınlanan küçük banyoda aynanın karşısına geçti. Tişörtünü dikkatle çıkardı. Sargı bezi kan içindeydi.
Dişlerini sıkarak sargıyı söktü, dolaptan çıkardığı tentürdiyot ve temiz gazlı bezi yarasına bastırdı. Acı zihnine kadar ulaştı ama gıkı bile çıkmadı.

Yarasını sıkıca sardıktan sonra masanın üzerindeki laptopu açtı. Parmakları klavyede hızla hareket etmeye başladı. Şehirdeki eski bağlantılarına, karaborsadaki bilgi tüccarlarına şifreli mesajlar gönderdi.

"Aras kim? Şehirde nerede?"
Cevabın gelmesi uzun sürmedi.

Ekranda beliren tek bir adres vardı: Liman bölgesi, 4 numaralı antrepo.

Aynı saatlerde Kaan’ın villasında ise tam bir sessizlik hakim hakimdir. Mert, salondaki deri koltuğa uzanmış, elindeki elmayı bıçakla dilimleyerek yiyordu. Kaan ise pencerenin önünde, elinde viski kadehiyle dışarıyı izliyordu.

"Yalnız Kaan," dedi Mert elmasından bir ısırık alarak. "Bu kız seni harbi harbi takmadı. Balkondan atlamak nedir ya? Ben olsam tırşaktan merdivenleri inerdim."

Kaan kadehinden bir yudum aldı. Yüzünde en ufak bir öfke belirtisi yoktu, aksine gözlerinde hesapçı bir parıltı vardı.

"Lara kaçmadı Mert," dedi Kaan alçak bir sesle. "Lara avlanmaya gitti."

Mert doğrulup oturdu. "Nasıl yani?"
"O adamın adını duydu: Aras. Lara geri çekilecek bir tip değil. Kendini vurandan hesabı sormadan rahat etmez. Şu an şehirde Aras’ın izini sürüyor."

"E o zaman niye arkasından koruma yollamadın? Ya kıza bir şey olursa?"
Kaan cebinden telefonunu çıkardı. Ekranda yeşil bir nokta yanıp sönüyordu.

"Çünkü üzerindeki ceketi çıkardı ama cebindeki küçük metal aksesuara koyduğum takip cihazını fark etmedi," dedi Kaan soğuk bir tebessümle. "Lara bizi Aras’ın saklandığı deliğe götürecek. Biz sadece doğru anı bekleyeceğiz."

Mert ıslık çaldı. "Valla helal olsun. Bazen senden korkuyorum Kaan."

Gece yarısı saat üçü gösterdiğinde Lara liman bölgesindeki 4 numaralı antreponun çatısındaydı. Yağmur yeniden başlamıştı. Islak zeminde sessizce ilerleyip havalandırma boşluğundan içeri baktı.

Aşağıda, elinde otomatik silahlar olan onlarca adam vardı. Ortadaki masada ise uzun boylu, deri ceketli bir adam duruyordu. Aras.

Aras, yanındaki adama bağırıyordu: "Nasıl elinizden kaçırırsınız?! Kaan’ın evinden nasıl sağ çıkar o kız?"

"Abi, kız camı vurup birinci kattan atlamış... Kaan’ın adamları bile durduramamış," dedi koruma korkuyla.

Lara çatıdaki havalandırma kapağını yavaşça kenara kaydırdı. Silahını kılıfından çıkardı. Tam içeri sızmak için bir hamle yapacaktı ki, arkasından gelen tanıdık bir sesle duraksadı.

"Tek başına bu kadar adama dalacak kadar delirdiğini bilmiyordum."

Lara hızla arkasına döndü, silahını sesin geldiği yöne doğrulttu.

Kaan, yağmurun altında, elleri cebinde birkaç adım ötesinde duruyordu. Arkasında ise silahını hazırlamış Mert belirdi.

"Sen... Nasıl buldun beni?" dedi Lara, şaşkınlığını gizlemeye çalışarak.

Kaan, Lara’nın silahının ucuna parmağıyla hafifçe vurup aşağı indirdi. Aralarındaki mesafe yine yok denecek kadar azalmıştı. Yağmur damlaları Kaan’ın yüzünden süzülüyordu.

"Sana gidemezsin demiştim Lara," dedi Kaan, sesi gecenin gürültüsünü bastıracak kadar netti. "Ama bakıyorum ki bensiz bir hiçsin. Oraya tek başına girersen seni kalburüstü ederler."

Lara öfkeyle Kaan’ın göğsüne hafifçe vurdu. "Benim işime karışma! O adam beni vurdu, hesabını ben keseceğim!"
Kaan, Lara’nın bileğini hızla yakaladı. Çok sıkmadan ama kaçmasına da izin vermeyerek tuttu. Gözlerinin içine baktı.

"Hesabı birlikte keseceğiz," dedi Kaan. "Çünkü o adam sadece sana değil, geçmişte bana da borçlandı. Şimdi o silahı indir ve arkamda dur."

Lara bileğini çekmeye çalıştı ama Kaan bırakmadı. Aralarındaki o sert bakışma birkaç saniye sürdü. Lara en sonunda derin bir nefes alıp başını hafifçe salladı.

Mert arkadan sırıtarak yaklaştı. "Harika! Çete toplandığına göre içeriye nasıl giriyoruz? Kapıyı çalıp pizza geldi mi diyelim?"

Kaan belinden iki adet susturuculu silahını çıkardı. Yüzündeki o karanlık ifade geri gelmişti.

"Kapıyı çalmayacağız Mert," dedi Kaan. "Baskın yapacağız."

Lara ve Kaan yan yana çatıdaki karanlık köşeye çekilip aşağıdaki hareketliliği izlerken, antreponun arka tarafındaki demir kapı büyük bir gürültüyle savruldu.

İçeriye sürüklenerek getirilen kişiyle birlikte ortamdaki bütün hava bir anda değişti.

Aras, saçından tuttuğu genç bir kadını deponun ortasındaki sandalyeye doğru fırlattı. Kadının elleri arkadan sıkıca bağlanmıştı ama ağzı açıktı. Üzerinde hafif ıslanmış bir deri ceket, boynunda gümüş bir kulaklık asılıydı.

Lara çatıdan aşağı baktığı an gözleri fal taşı gibi açıldı. Göğsü hızla kalkıp inmeye başladı. "Deniz..." diye fısıldadı sesi titreyerek.

Kaan hemen Lara’nın omzundan tutup onu geriye çekti. "Tanıyor musun?"

"O benim 20 yıllık çocukluk arkadaşım!" dedi Lara, gözlerindeki şok ve öfke birbirine karışırken. "Bu herif onun neyinden ne istiyor?!"

Aşağıda Aras, sandalyede oturan Deniz’in tepesine dikilmişti. "Bana bak küçük hacker," dedi Aras nefret dolu bir sesle. "Kaan’ın ve Lara’nın bütün şifreli ağlarını, sistemlerini bana açacaksın. Yoksa bu depodan ölün çıkar."

Deniz, başını geriye atıp kıkırdadı. Ağzı açık olduğu için rahatça konuşabiliyordu. Yüzünde en ufak bir korku kırıntısı bile yoktu.

"Valla Aras’çım," dedi Deniz alaycı bir sesle. "Senin o antik çağdan kalma bilgisayar sistemine sızmam iki dakikamı almadı zaten. Beni buraya getireceğine bir kahve ısmarlasan ben sana o şifreleri yine vermezdim. Zeka seviyenizi anlamak zor olmuyor."

Aras öfkeden çılgına döndü. Belindeki silahı çekip doğrudan Deniz’in kafasına doğrulttu. "Çok konuşuyorsun!"

Çatıda Lara artık dayanamadı. Kaan’ın engel olmasına fırsat vermeden silahını çekip havalandırma boşluğundan aşağıya iki el ateş etti. Kurşunlar Aras’ın hemen ayağının dibine saplandı. Depodaki adamlar bir anda "Baskın!" diye bağırmaya başladı.

Aras panikle etrafına bakarken çatıyı fark etti. "Kaan! Lara!" diye kükredi.

Mert ve Kaan da çatının diğer tarafından ateş açarak içeri daldı. Depo bir anda kurşun yağmuruna tutuldu. Aras kargaşadan yararlanıp kaçmaya çalışırken Deniz’e döndü. Bir an bile tereddüt etmeden silahını doğrultup tetiğe bastı.

Paff!

Kurşun Deniz’in sol omzunu sıyırıp koluna saplandı. Deniz hafifçe irkildi ama çığlık bile atmadı. Aras ise arka kapıdan karanlığa karışarak gözden kayboldu.

Lara merdivenlerden adeta uçarak indi. Kaan ve Mert kalan korumaları etkisiz hale getirirken Lara soluğu Deniz’in yanında aldı.

"Deniz! İyi misin?!" Lara ellerini hızla çözmeye çalışırken gözleri dolmuştu.

Deniz, kolundan kan akmasına rağmen sandalyesinde arkasına yaslandı. Yüzünde kocaman, arsız bir gülümseme belirdi.

"Kızım," dedi Deniz sırıtarak. "Gelişin biraz gecikti ama girişin fena değildi ha! Hem ne bağırıyorsun, alt tarafı ufak bir kurşun. Çizik bile sayılmaz."

Lara şaşkınlıkla arkadaşına baktı. "Kızım sen delirdin mi? Adam seni vurdu, sen hâlâ gülüyorsun!"

"Gülüyorum çünkü..." dedi Deniz, gözlerini kırpıştırıp cebinden başparmak büyüklüğünde siyah bir bellek çıkardı. "...Aras beni buraya getirdiğinde cebindeki ana kartı ve telefonundaki bütün verileri çoktan kopyaladım. Bütün mekanları, adamları, geçmişi... Artık elimde."

Kaan ve Mert yanlarına geldi. Kaan, kolu kanayan ama gülüseyen kızıl saçlı bu kıza, sonra da Lara’ya baktı.

Mert elini alnına vurdu. "Arkadaş... Bunların grubu komple tımarhanelik! Biri balkondan atlar, diğeri vurulurken veri kopyalar. Kaan biz nereye düştük böyle?"

Lara, Deniz’in elindeki siyah belleği kapıp cebine atarken deponun ağır demir kapıları dışarıdan gelen sirene benzer araç sesleriyle sarsıldı. Mert kapıya doğru kaçamak bir bakış atıp hemen Kaan’ın yanına yanaştı.

"Kaan, bizim çocuklar geldi ama mekân iyice mimlendi," dedi Mert, ceketinin tozunu silkeleyerek.
"Hastaneye mi geçiyoruz, bizim eve mi?"

Kaan, gözlerini doğrudan kolu kanayan Deniz’e, ardından omzundaki yarası taze olan Lara’ya çevirdi. "Bizim eve gidiyoruz. İkisi de yaralı, dışarıda Aras’ın adamları gezerken sokakta olamazlar."

Deniz oturduğu sandalyeden destek alarak ayağa kalktı. Kolundaki sızıyı tamamen hiçe sayarak çenesini dikleştirdi. Kaan’a baştan aşağı, alaycı bir süzüş fırlattı.

"Hop, bir dakika orada dur bakalım büyük patron," dedi Deniz, dudaklarında sinir bozucu bir gülümsemeyle. "Kim kimin evine gidiyor? Ben daha yeni kaçırıldım, kolumda kurşun var diye algılarımı yitirmedim herhalde. Beni kimse bir yere götüremez."

Lara da hemen Deniz’in yanına geçti, kolunu arkadaşının beline destek için doladı. Kaan’a dik dik baktı. "Deniz doğru söylüyor. Sana teşekkür borçlu falan değiliz Kaan Demir. İkimiz de kendi başımızın çaresine bakarız."

Mert elini alnına vurdu. "Yahu siz ikiz misiniz, yoksa aynı tımarhanenin farklı koğuşlarından mı kaçtınız? Kızım

kolunuzdan kan akıyor, kan! Şehirde Aras sizi arıyor!"

"Bize ne Aras’tan?" dedi Deniz, arkadaki korumalardan birinin elindeki sargı bezini çekip alırken.

"Adam daha kendi sistemini koruyamıyor. Elimdeki verilerle adamın bütün hesaplarını sıfırlayıp adreslerini çökertmem yarım saatimi almaz. Evinize gelip sizin o kasvetli korumalarınızı mı çekeceğiz?"

Kaan bir adım öne çıktı. Boy farkıyla ikisinin de üzerine bir gölge gibi çöktü ama ne Lara ne de Deniz milim gerilemedi. İkisi de aynı inatçı bakışlarla Kaan’ın gözlerinin içine bakıyordu.

"Konu tartışmaya açık değil," dedi Kaan, sesi gecenin soğuğu kadar net ve emrediciydi. "Lara bu gece balkondan atlayarak şansını denedi. İkincisine izin vermem. Deniz, o elimdeki bellek şu an Aras’ın tek hedefi. İkinizi de o tek odalı güvenli evlerinize göndereceğimi sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz."
Lara alaycı bir şekilde güldü. "İzin vermem mi? Sen kimsin ki bize izin veriyorsun? Biz yıllardır bu sokaklardayız Kaan. Senin o yüksek duvarlı villana tıkılıp kalmayız."

"Aynen öyle," diye ekledi Deniz, sağlam koluyla Kaan’ın göğsüne doğru parmağını sallayarak. "Bana bak iri kıyım, benim bilgisayarlarım, sunucularım kendi mekânımda. Senin o villanda muhtemelen internet bile yavaştır. Ben işimi halledip gideceğim."

Mert araya girdi, ellerini teslim olur gibi kaldırdı. "İnternet fiber bu arada Deniz’ciğim, ayıp ediyorsun. Oyun bile oynanıyor."

Deniz Mert’e ters bir bakış attı. "Sana sormadık çenebaz."

Kaan, iki kadının da gözlerindeki o kırılmaz direnci görünce derin bir nefes aldı. Yüzündeki ifade iyice sertleşti. "Arabaya yürüyorsunuz. Şimdi. İster kendi ayaklarınızla, ister ben taşıyarak."

Lara belindeki silahın kabzasına elini götürdü. "Dene de gör."

Kaan hiç istifini bozmadan Lara’nın elini tuttu, silahı çekmesine fırsat vermeden bileğini kilitledi. Aynı anda arkadaki iki korumaya işaret etti. "Deniz’i incitmeden arabaya alın."

"Bana bak dokunmayın valla hacklerim sülalenizi!" diye bağırdı Deniz, korumalar koluna girmeye çalışırken kendini geriye çekip ayaklarıyla direnmeye çalışarak. "Lara bunlara bir şey söyle! Kaan Demir, sen tam bir diktatörsün!"

Lara, Kaan’ın tutuşundan sıyrılmak için hamle yaptı ama omzundaki yara yüzünden bir anlık acıyla dişlerini sıktı. Kaan, Lara’nın acı çektiğini fark ettiği an tutuşunu hafifletti ama onu bırakmadı. Lara’yı incitmeden kolunun altına alıp arabaya doğru yönlendirdi.

"Beni dinlememekte ısrar ediyorsunuz," dedi Kaan, Lara’nın kulağına doğru eğilerek. "Ama bu gece benim kurallarım geçerli. Yaralarınız sarılacak, o bellek incelenecek. Sonra çok istiyorsanız yine kaçmaya çalışırsınız."

Lara, Kaan’ın göğsüne sertçe bir dirsek attı. "Senden nefret ediyorum Demir."
Kaan’ın dudaklarının kenarı çok hafifçe kıvrıldı. "Listemin en başındasın, Karaca."

Arka koltuğa zorla bindirilen Deniz, yanına oturan Mert’e ters ters bakıyordu. "Sen niye yanıma oturdun? Git öne otur!"

Mert gülerek emniyet kemerini taktı. "Valla senin sağın solun belli olmaz, arabadan atlamaya kalkarsın. Zaten arkadaşın balkondan uçtu, grupta bir tane normal insan kalsın istiyorum."

"Görürsün sen normali," dedi Deniz, cebindeki belleği sıkıca kavrayarak. "O villaya varalım, sizin o güvenlik sisteminizi çökertip kapıları dışarıdan kilitlediğimde göreceğim ben sizi."

Kaan da ön koltuğa geçip oturdu. Araç villaya doğru hızla ilerlerken arabanın içindeki gerilim adeta patlamaya hazırdı. Lara ve Deniz, dik duruşlarından tek bir ödün vermeden, birbirlerine bakıp sessiz bir anlaşma yaptılar: O eve girilecek, ama Kaan Demir’e o ev zindan edilecekti.

Siyah camlı lüks cip, yağmurun ıslattığı karanlık yollarda hızla ilerlerken arabanın içindeki gerilim adeta patlamaya hazır bir bomba gibiydi.

Arka koltukta oturan Deniz, kolundaki sargıya ve kanayan yarasına hiç aldırış etmeden Mert’e laf yetiştirmeye devam ediyordu. "O villaya bir varalım, görün siz. Senin o övündüğün fiber internetli güvenlik sistemini iki dakikada çökertip kapıları üzerinize kilitlemezsem bana da Deniz demesinler!"

Mert gülerek arkasına yaslandı. "Valla Deniz’ciğim, sen önce o kolundaki kanı durdur da sonra siber savaşa girersin. Kaan’ın evini çökertmek öyle laptop açmaya benzemez, adamın duvarında bile şifre var."

"Sana soran olmadı çenebaz," diye kestirip attı Deniz. Ama bir yandan da bakışları yanındaki Lara’ya kaydı.

Lara, arabanın kapısına yaslanmış, başını cama vermişti. Geldiğinden beri tek kelime etmemişti. Normalde Kaan’a ya da Mert’e lafı gediğine oturtmak için bir saniye bile beklemezdi ama şimdi ölümcül bir sessizliğe bürünmüştü.

Deniz durumun farkına varıp hafifçe Lara’ya doğru eğildi. "Lara? Kızım iyi misin?"

Lara cevap vermedi. Dışarıdaki sokak lambalarının ışığı yüzüne vurduğunda, cildinin kireç gibi beyazladığı görünüyordu. Şakaklarından süzülen soğuk ter damlaları, gözlerini açık tutmakta ne kadar zorlandığını kanıtlar nitelikteydi. Önce balkondan atlayışı, ardından omzundaki yaranın dikişlerinin patlaması ve limandaki çatışmanın stresi... Bütün o güçlü duruşunun arkasında, vücudu artık sınırlarına ulaşmıştı.

Görüşü bulanıklaşıyor, kulaklarındaki uğultu giderek artıyordu. Kaan’ın ön koltuktaki dik duruşu, Mert’in sesi, Deniz’in endişeli bakışları... Her şey bir sis perdesinin arkasında kalmıştı sanki. Başındaki o ağır dönme hissi zihnini tamamen ele geçiriyordu. Yine de direndi. Kaan Demir’in önünde güçsüz görünmeyecekti. Dişlerini birbirine öyle bir sıktı ki çenesi ağrıdı.

"İyiyim..." diye fısıldadı Lara, sesi neredeyse hiç çıkmamıştı. "Sadece... biraz yorgunum."

Ön koltukta oturan Kaan, dikiz aynasından Lara’nın o halini fark ettiği an bakışları sertleşti. Yüzündeki o kendinden emin ifade bir anda yok oldu. "Sür şu arabayı hızlı!" diye gürledi şoföre.

Araç, villanın yüksek demir kapılarından içeri girip geniş bahçede acı bir fren sesiyle durdu. Korumalar hemen kapıları açmak için hareketlendi.

Deniz endişiyle Lara’nın sağlam koluna dokundu. "Lara, hadi geldik. Yavaşça kalk."

Lara, derin bir nefes alıp arabada kalmamak, Kaan’a "Beni sen indir" kozunu vermemek için bütün gücünü topladı. Gözlerindeki kararmaya rağmen kapıyı açtı. Sağ ayağını arabadan dışarı attı.

"Ben... kendim yürürüm," dedi bacakları titrerken.

Arabadan tamamen indi. Gökyüzü başının etrafında dönüyor gibiydi. Zemin ayağının altından kaydı. Tek bir adım attı ama ikinci adımı atacak gücü kalmamıştı. Dizlerinin bağı bir anda çözüldü.

Şak!

Lara, tek bir ses bile çıkaramadan, bilincini tamamen kaybederek yüzüstü taş zemine yığıldı. Siyah saçları ıslak asfaltın üzerine dağıldı, omzundan sızan kan tişörtünü iyice koyulaştırmıştı.

"LARA!"

Deniz’in çığlığı gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti. Arabadan nasıl fırladığını kendi bile anlamadı, kolundaki ağrıyı unutup Lara’nın yanına diz çöktü. "Lara! Aç gözlerini, saçmalama Lara!"

Kaan, arabanın kapısını nasıl açtığını, aradaki mesafeyi nasıl kapattığını hissetmedi bile. Hayatında ilk defa gözlerinde tam bir panik ve kontrol kaybı vardı. Tek bir saniye düşünmeden Lara’nın yanına çöktü.

Yerde yüzüstü yatan kadını narin ama seri bir hamleyle çevirip kucağına aldı.

Lara’nın başı Kaan’ın göğsüne düştü. Yüzü bembeyazdı, dudaklarında en ufak bir renk kalmamıştı.

"Doktoru hemen yukarı çıkarın!" diye kükredi Kaan korumalara. Sesi villanın bahçesinde yankılandı. "Mert, hızlı ol!"
Mert bile ilk defa o geveze halini bırakmış, ciddiyetle telefonuna sarılmıştı. "Doktor zaten içeride bekliyordu, hemen yukarı alıyoruz!"
Kaan, kucağındaki Lara’yı sanki kuş hafifliğindeymiş gibi sıkıca kavrayıp devasa adımlarla merdivenleri tırmanmaya başladı. Deniz arkalarından koşuyor, bir yandan Lara’nın sarkan elini tutmaya çalışıyordu.

Kaan, merdivenleri çıkarken kucağında hareketsiz yatan Lara’ya baktı. O dikbaşlı, ona meydan okuyan, gözlerini bir an bile kaçırmayan kadın şimdi kollarının arasında tamamen savunmasızdı. Kaan’ın içindeki o sert mafya liderinden eser kalmamıştı; yerini sadece derin bir korku ve önüne geçilemez bir koruma içgüdüsü almıştı.

"Bana bak," dedi Kaan, sadece ikisinin duyabileceği kadar alçak ve fısıltılı bir sesle. "Balkondan atladın, kurşunlara yürüdün, bana diklendin... Şimdi pes edemezsin Karacan. Aç o gözlerini."

Villanın üst katındaki ana odaya daldı. Lara’yı yavaşça geniş yatağa yatırdı. Omzundan akan kan beyaz nevresimlere sızmaya başlarken, Kaan elleri kenetlenmiş bir şekilde yatağın başında durdu. Gözleri, Lara’nın göğsünün inip kalkışındaydı.

O an anladı; Lara Karacan onun hayatına sadece bir düşman ya da bir müttefik olarak girmemişti. O kaçmaya çalıştıkça, Kaan onu daha da sıkı tutacaktı.

Doktor, Lara’nın omzundaki patlayan dikişleri temizleyip yeniden dikerken odadaki gerginlik hissedilir düzeydeydi. Kaan, elleri cebinde, sırtını duvara yaslamış bir halde tek kelime etmeden doktorun her hamlesini izliyordu. Bakışları o kadar ağırdı ki, yılların deneyimli hekimi bile neşteri tutarken birkaç kez yutkunmak zorunda kaldı.

Lara’nın yarası sarılıp serumu takıldıktan sonra doktor derin bir nefes alarak doğruldu. "Kaan Bey, vücudu aşırı kan kaybı ve yüksek strese bağlı olarak şoka girmiş. Neyse ki dikişleri yeniledik ve enfeksiyon riskine karşı güçlü bir antibiyotik verdik. Serum bitene kadar uyanmaz, dinlenmesi şart."

Kaan sadece başıyla onayladı. "Aşağıya in, diğer kıza bak."

Yan odada ise durum tamamen farklı bir boyuttaydı. Deniz, yatağın kenarına oturmuş, koluna pansuman yapmaya çalışan kadın doktora akıl veriyordu.

"Bakın doktor hanım, o gazlı bezi öyle pat küt bastırırsanız canım acır tabii. Biraz tentürdiyot sürün, sonra hafifçe sarın. Alt tarafı sıyrık zaten, abartmaya gerek yok."

Doktor tebessüm ederek sargıyı sabitledi. "Bitti Deniz Hanım. Ama sizin de dinlenmeniz gerekiyor."

"Benim dinlenecek vaktim yok, bilgisayarım nerede benim?" diyen Deniz, tam yataktan kalkmaya yeltenirken kapı açıldı. İçeri giren Mert, elinde bir tepsiyle kapıda belirdi.

"Hiç niyetlenme Deniz’ciğim," dedi Mert, tepsiyi komodinin üzerine bırakırken. "Laptopun aşağıda, Kaan’ın özel kasasının yanında güvende. Bu gece sana ekrana bakmak yasak. Önce şu çorbayı içeceksin."

Deniz kaşlarını çattı. "Sen benim bakıcım mısın acaba? Ver o bilgisayarı bana, Aras’ın sistemindeki son verileri çözmem lazım."

"O iş bende," dedi Mert koltuğa kurularak. "Kaan talimat verdi, sen iyileşene kadar o belleğe dokunmak yok. Hem bak, sana sıcak çorba getirdim. Kaan’ın aşçısı yaptı, zehirli falan değil yani, rahatça içebilirsin."

Deniz gözlerini devirdi ama kolundaki sızı yüzünden pes ederek geriye yaslandı. "Sizin bu evdeki herkes neden bu kadar emir vermeye meraklı? Biri balkondan attırır, biri bilgisayara el koyar... Tımarhane yemin ederim."

Mert sırıttı. "Alışırsın, bizde hizmette sınır yoktur. Hadi iç şu çorbayı da dinlen. Bir de senin çenenle uğraşmayalım gece gece."

Deniz çorba kasesine bakıp mırıldandı ama Mert’in takındığı o neşeli ve ısrarcı tavır karşısında daha fazla direnemedi. Mert, Deniz’in çorbasını içtiğinden emin olduktan sonra tepsiyi alıp salona, aşağı katın yolunu tuttu.

Üst kattaki sessizlik ise bıçak gibi keskindi.

Kaan, doktor odadan çıktıktan sonra adımlarını yatağın yanına doğru attı. Sandalyeyi yatağın hemen dibine çekip oturdu.

Odadaki tek ses, serumdan tıpır tıpır damlayan ilacın ve Lara’nın düzenli nefes alıp verişlerinin sesiydi. Işıklar söndürülmüş, sadece komodinin üzerindeki küçük lambanın loş sarı ışığı odayı aydınlatıyordu.

Kaan, dirseklerini dizlerine dayayıp öne doğru eğildi. Yatakta bembeyaz çarşafların arasında neredeyse kaybolmuş gibi duran Lara’ya baktı. Saçları yastığın üzerine dağılmıştı. O her zaman çakmak çakmak yanan, meydan okuyan gözleri şimdi kapalıydı. Yüzündeki o sert, tavizsiz ifade gitmiş, yerini derin bir yorgunluğa bırakmıştı.

Kaan yavaşça elini uzattı. Parmak uçları, Lara’nın şakaklarına yapışmış birkaç tutam saça dokundu. Saçlarını nazikçe geriye iterken dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Balkondan atlayacak kadar delisin..." diye fısıldadı Kaan, sesi odanın sessizliğinde kaybolup gitti. "Ama bu kadar kolay yıkılacağını sanıyorsan beni hiç tanımamışsın Karaca."
Eli bir an için Lara’nın soğuk yanağında duraksadı. Kaan Demir, hayatı boyunca kimseye karşı böyle bir zayıflık, böyle bir koruma içgüdüsü hissetmemişti. Bu kadının varlığı, onun yıllardır inşa ettiği o çelikten duvarları tek bir bakışıyla çatlatıyordu.

Serumun son damlaları da biterken Kaan ayağa kalktı. Yavaşça eğilip yorganı Lara’nın omzuna kadar örttü. Onu incitecek en ufak bir hareket yapmaktan çekinir gibi son derece dikkatliydi.

Ceketini düzeltip kapıya doğru yürüdü. Kapı kolunu tuttuğunda son kez arkasına döndü, karanlıkta uyuyan kadına baktı.

"Bu gece dinlen," dedi alçak bir sesle. "Çünkü uyandığında savaşımız kaldığı yerden devam edecek."

Kapıyı sessizce kapatıp dışarı çıktı. Kapıda bekleyen iki korumaya döndü, gözlerindeki o yumuşak ifade anında kaybolmuş, yerini yine o bilindik buz gibi mafya liderine bırakmıştı.

"Nöbeti devralın. İçerideki en ufak bir kıpırdanmada bana haber verilecek. Tek bir hata istemiyorum."

"Emredersiniz patron."

Kaan ağır adımlarla merdivenlerden aşağı indi. Salonda, elinde viski kadehiyle laptopun başında oturan Mert onu karşıladı.

"Durumlar nasıl?" diye sordu Mert, başını ekrandan kaldırmadan.

"İkisi de uyuyor," dedi Kaan, masadaki kendi kadehine uzanırken. "Aras’ın bellekten ne çıktı?"

Mert’in yüzündeki neşeli ifade yerini ciddiyete bıraktı. "Deniz harbi uzmanmış Kaan. Şifrelerin yarısını daha bayılmadan önce kırmış zaten. Aras’ın İstanbul’daki bütün depo adresleri, sevkiyat rotaları ve en önemlisi... arkasındaki gizli finansörün adı burada."

Kaan kadehinden büyük bir yudum aldı. Gözleri karanlık bahçeye kaydı.

"Güzel," dedi Kaan, sesi ölümcül bir sakinlik taşıyordu. "Sabah Lara uyanana kadar bütün adresleri kuşatın. Bu sefer kaçacak deliği kalmayacak."

✨evetttt cnmlarrrr laracım biraz daha kaanın yanında dursan inatlaşmasan keşke✨

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

50okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.