8. bölüm · KADİM CANAVARLAR- 1. KİTAP GÖLGE PENÇESİ

Bölüm 8

Oğuzhan Beydilli

ÜÇÜNCÜ SEÇENEK
Gölge Pençesi’nin sesi ormanda yankılandı.— Seç.Oğuzhan olduğu yerde kaldı.Bir tarafında Nevzat vardı.Diğer tarafında Mehmet.Gökyüzünde ise Kül Ejderi’nin devasa gövdesi görünüyordu.Altı ayağı bulutların arasında hareket ediyor, sırtındaki taş plakalar ay ışığında parlıyordu. Ağzının çevresinde mavi bir ışık giderek güçleniyordu.Oğuzhan yutkundu.— Neyle ne arasında seçim yapacağım?Nevzat cevap vermedi.Sadece Oğuzhan’a baktı.Siyah gözleri hiç kırpmıyordu.— Beni kurtar, dedi sonunda. O zaman Kül Ejderi uyanmayacak.Mehmet hemen araya girdi.— Ona inanma!Oğuzhan Mehmet’e döndü.— Neden?Mehmet sustu.— Mehmet!— Çünkü…Mehmet’in sesi titredi.— Çünkü Nevzat’ın ne olduğunu bilmiyorsun.Nevzat hafifçe güldü.— Sen biliyorsun.Mehmet’in yüzü değişti.Nevzat bir adım attı.— Beni yıllar önce sen buldun.Oğuzhan şaşkınlıkla Mehmet’e baktı.— Ne?Mehmet cevap vermedi.Nevzat devam etti.— Beni mağaradan çıkardın.Bir adım daha attı.— Sonra beni orada bıraktın.Mehmet başını eğdi.— O zaman başka çarem yoktu.— Yalan.Nevzat’ın sesi bir anda değişti.Derinleşti.Sanki aynı anda başka biri daha konuşuyordu.— Beni orada bıraktın çünkü korktun.Gölge Pençesi hırladı.Oğuzhan bunu fark etti.Canavar Nevzat’a bakıyordu.Ama saldırmıyordu.Sanki…Nevzat’ı tanıyordu.Oğuzhan bileğindeki mühre baktı.Mühür yeniden parlamaya başladı.Siyah taşın üzerinde yazılar oluştu.“NEVZAT.”Oğuzhan şaşırdı.Sonra ikinci kelime belirdi.“KAP.”— Kap mı?Oğuzhan taşı çevirdi.— Ne demek bu?Taş sessiz kaldı.Nevzat ise gülümsedi.— Taş sana her şeyi söylemez.— Sen nereden biliyorsun?— Çünkü…Nevzat’ın gözleri tamamen karardı.— Ben de onu duydum.Bir anda Nevzat’ın boynunda siyah çizgiler belirdi.Çizgiler damar gibi ilerleyerek yüzüne ulaştı.Oğuzhan geri çekildi.— Mehmet…Mehmet çoktan geri adım atmıştı.— Oğuzhan…— Ne oluyor?Mehmet’in gözleri Nevzat’taydı.— Onun gözleri eskiden böyle değildi.Nevzat başını yavaşça kaldırdı.— Eskiden mi?Bir kahkaha attı.Ama bu kahkaha Nevzat’ın kahkahası değildi.— Eskiden ben yalnızdım.Ormandaki bütün sesler kesildi.Kuşlar sustu.Rüzgâr durdu.Gölge Pençesi bile hareket etmiyordu.Oğuzhan’ın ensesinden soğuk bir ürperti geçti.— Sen nesin?Nevzat birkaç saniye boyunca cevap vermedi.Sonra göğsüne dokundu.— Ben…Göğsündeki siyah çizgiler daha da yayıldı.— Bir kapıyım.Tam o anda gökyüzü aydınlandı.Kül Ejderi!Ağzını açmıştı.Mavi ışık o kadar güçlüydü ki gece bir anda gündüze döndü.— KAÇIN! diye bağırdı Mehmet.BOOOOOM!Mavi ateş ormana düştü.Toprak havaya fırladı.Ağaçlar kırıldı.Oğuzhan yere savruldu.Gölge Pençesi ise Oğuzhan’ın önüne geçti.Üçüncü gözü açıldı.Canavarın gölgesi genişledi.Devasa siyah bir duvar gibi yükselerek Oğuzhan ve Mehmet’i kapattı.Kül Ejderi’nin ateşi gölge duvara çarptı.KRAAAK!Siyah duvar çatladı.Gölge Pençesi kükredi.Oğuzhan ayağa kalkmaya çalıştı.— Dayan!Gölge Pençesi ona baktı.Üçüncü gözü hâlâ açıktı.Ve Oğuzhan bir anda başka bir yerde olduğunu hissetti.Orman kayboldu.Kendisini devasa bir mağaranın içinde buldu.Ama mağara yeni değildi.Çok eskiydi.Duvarlarda meşaleler yanıyordu.Karşısında bir adam duruyordu.Elinde siyah taş vardı.Mührün İlk Taşıyıcısı.Yanında ise küçük bir çocuk vardı.Çocuğun yüzünde bir yara izi bulunuyordu.Oğuzhan’ın kalbi hızlandı.Çünkü çocuğu tanıyordu.Nevzat.Adam diz çöktü.Siyah taşı çocuğun önüne koydu.— Bir gün mühür yeniden uyanacak.Çocuk sordu:— Ne olacak?Adam cevap verdi:— O gün iki taşıyıcı ortaya çıkacak.Çocuk bileğine baktı.Siyah mühür parlıyordu.— İkimiz mi?Adam başını salladı.— Biri kontrol edecek.Görüntü titredi.— Diğeri?Adam çocuğun gözlerine baktı.— Diğeri uyandıracak.Oğuzhan’ın gözleri büyüdü.Mağara bir anda parçalandı.Oğuzhan yeniden ormana döndü.Nefes nefeseydi.Mehmet ona doğru koştu.— Oğuzhan! İyi misin?Oğuzhan cevap vermedi.Nevzat’a baktı.Sonra kendi bileğine.Sonra Nevzat’ın bileğine.İki mühür.Aynı sembol.— İki taşıyıcı…Mehmet dondu.— Sen bunu nasıl…— Gördüm.Mehmet’in yüzü bembeyaz oldu.Oğuzhan ona yaklaştı.— Bana daha ne kadar yalan söyleyeceksin?Mehmet cevap veremedi.Oğuzhan bu kez Nevzat’a döndü.— Sen uyandırıcısın.Nevzat gülümsedi.— Belki.— Kül Ejderi’ni sen mi uyandıracaksın?Nevzat başını iki yana salladı.— Hayır.— O zaman kimi?Nevzat’ın gülümsemesi kayboldu.Gökyüzüne baktı.— Onu.Oğuzhan da gökyüzüne baktı.Kül Ejderi hâlâ oradaydı.Ama bu kez farklı bir şey vardı.Ejderha saldırmıyordu.Kaçıyordu.Devasa yaratık gökyüzünde hızla uzaklaşıyordu.Sanki bir şeyden korkuyordu.Oğuzhan’ın elindeki siyah taş yeniden parladı.Bir yazı belirdi.“KÜL EJDERİ KAÇIYOR.”Oğuzhan fısıldadı:— Neden?Yeni bir yazı ortaya çıktı.“ÇÜNKÜ O DA ONU GÖRDÜ.”Mehmet taşın üzerindeki yazıya baktı.— Kimi?Taş birkaç saniye sessiz kaldı.Sonra son bir cümle ortaya çıktı.“SİZİN UYANDIRDIĞINIZI DEĞİL…”Yazı kayboldu.Ardından yeni kelimeler belirdi.“SİZİ UYANDIRANI.”Oğuzhan’ın kalbi hızlandı.— Ne demek bu?Cevap gelmedi.Gölge Pençesi bir anda gökyüzüne baktı.Kulaklarını dikti.Sonra ilk kez…korkmuş gibi geri çekildi.Oğuzhan bunu görünce dondu.— Sen bile mi korkuyorsun?Gölge Pençesi cevap vermedi.Üç gözünü de karanlığın içine çevirdi.Uzakta bir ses duyuldu.Önce çok hafifti.Sonra gittikçe yaklaştı.Güm…Toprak titredi.Güm…Ağaçların yaprakları döküldü.GÜM…Mehmet fısıldadı:— Bu bir canavar değil.Oğuzhan ona baktı.— Nereden biliyorsun?Mehmet cevap vermedi.Çünkü karanlığın içinden devasa bir gölge yükselmeye başlamıştı.Kül Ejderi gökyüzünde kaçıyordu.Gölge Pençesi geri çekiliyordu.Nevzat ise hiç korkmuyordu.Aksine…Gülümsüyordu.Oğuzhan’ın mührü son kez yandı.Taşın üzerinde yalnızca üç kelime belirdi:“OĞUZHAN, HAZIR OL.”Ve ormanın tamamını kaplayan karanlığın içinden bir ses geldi:— İlk taşıyıcı…Bir saniyelik sessizlik.Ardından:— Sonunda seni buldum.