4. bölüm · KADİM CANAVARLAR- 1. KİTAP GÖLGE PENÇESİ
Bölüm 4
Mührün Sırrı
Gölge Pençesi’nin ulumasından sonra orman sessizliğe gömüldü.Oğuzhan, yaratığın gözlerine bakıyordu.İlk kez korkunun neye benzediğini gerçekten anlamıştı.Bu yaratık, kendisinden çok daha güçlü bir şeyden korkuyordu.“Mehmet…”“Ne?”“Gölge Pençesi neden korkuyor?”Mehmet cevap vermedi.“Mehmet!”“Bilmiyorum.”Oğuzhan öfkeyle ona döndü.“Az önce ailemden bahsettin. Sonra taş söylediklerinin yalan olduğunu söyledi. Şimdi de bu canavar korkuyor. Bana artık doğruyu söyle!”Mehmet başını eğdi.“Doğruyu söylersem sana inanmayacaksın.”“Dene.”Mehmet birkaç saniye sustu.“Senin büyük deden canavar avcısı değildi.”Oğuzhan’ın yüzü değişti.“Taş doğru söyledi.”“Evet.”“Peki sen neden yalan söyledin?”“Çünkü bazı gerçekleri öğrenmenin zamanı vardır.”“Benim zamanım ne zaman?”Mehmet cevap vermek yerine ormanın içine baktı.“Şimdi.”Mehmet, Oğuzhan’ı ormanın daha derinlerine götürdü.Gölge Pençesi arkalarından gelmiyordu.Fakat Oğuzhan onun hâlâ kendilerini izlediğini hissediyordu.Yaklaşık yirmi dakika sonra Mehmet durdu.Önlerinde devasa bir kaya vardı.Kayanın üzerinde, Oğuzhan’ın elindeki taşa benzeyen bir sembol bulunuyordu.Oğuzhan taşı kayaya yaklaştırdı.ÇAT!Kaya ikiye ayrıldı.Arkasında dar bir geçit ortaya çıktı.Mehmet elindeki feneri yaktı.“Buraya daha önce kaç kişi geldi?”“Bilmiyorum.”“Sen geldin mi?”“Bir kez.”“Ne buldun?”Mehmet karanlık geçide baktı.“Bir mezar.”Oğuzhan’ın içi ürperdi.“Kimim mezarı?”“Bilmiyorum.”“Az önce büyük dedemden bahsetmiştin.”“Çünkü mezarın üzerinde senin soyadın vardı.”Oğuzhan’ın kalbi hızlandı.İkisi geçide girdi.Duvarlarda yüzlerce resim vardı.Resimlerde insanlar ve canavarlar yan yana çizilmişti.Bazı insanlar canavarlarla savaşıyor, bazıları ise onların yanında duruyordu.En sonunda büyük bir duvar resmi gördüler.Oğuzhan elindeki feneri kaldırdı.Resimde genç bir adam duruyordu.Elinde aynı siyah taş vardı.Karşısında ise Gölge Pençesi.Fakat resimde yaratık saldırmıyordu.Başını eğmişti.Sanki o adamın emrindeydi.Oğuzhan resme yaklaştı.Adamın yüzüne baktı.Sonra dondu.“Bu…”Mehmet hiçbir şey söylemedi.Oğuzhan elini resme uzattı.“Bu benim.”Mehmet başını salladı.“Hayır.”“Ne demek hayır?”“Bu sen değilsin.”Mehmet resmin altındaki yazıyı gösterdi.“Mührün İlk Taşıyıcısı.”Oğuzhan yazıyı okudu.“Kim bu?”Mehmet cevap vermeden duvarın devamına baktı.Orada başka bir resim vardı.Bu kez aynı adam yaşlanmıştı.Yanında ise bir kadın duruyordu.Kadının kucağında bir bebek vardı.Bebeğin bileğinde siyah bir işaret bulunuyordu.Oğuzhan’ın gözleri büyüdü.“Bu mühür…”Mehmet onun cümlesini tamamladı.“Senin bileğinde de var.”Oğuzhan hemen kolunu sıvadı.Bileğinin iç tarafında, çocukluğundan beri küçük bir doğum lekesi sandığı siyah iz duruyordu.Fakat şimdi farklı görünüyordu.İz hafifçe parlıyordu.Oğuzhan geri çekildi.“Bu doğum lekesi değil.”“Hayır.”“Peki ne?”Mehmet cevap veremeden duvarın içinden bir ses geldi.Tak.İkisi de sustu.Tak.Ses tekrar geldi.Sonra duvardaki resimlerden biri hareket etti.Gölge Pençesi’nin çizilmiş resmi başını çevirdi.Oğuzhan’ın gözleri fal taşı gibi açıldı.Resimdeki yaratık doğrudan ona bakıyordu.Sonra duvar çatladı.İçinden siyah bir el çıktı.Mehmet Oğuzhan’ı geriye çekti.“KOŞ!”Ama çok geçti.Duvarın içinden çıkan yaratık yere düştü.Bu kez Gölge Avcısı değildi.Daha küçüktü.Çıplak kemiklerden oluşan ince bir gövdesi vardı. Yüzünün olması gereken yerde yalnızca tek bir göz bulunuyordu.Oğuzhan geri çekildi.“Bu da ne?”Mehmet fısıldadı:“Bir Mühür Bekçisi.”Yaratık tek gözünü Oğuzhan’a çevirdi.Ve konuştu.İnsan sesiyle.“Taşıyıcı bulundu.”Oğuzhan’ın bileğindeki mühür yandı.Acıdan yere çöktü.Mehmet sopasını kaldırdı.“Bana bak!”Oğuzhan başını kaldırdı.“Ne?”“Taşı çıkar!”Oğuzhan siyah taşı avucuna aldı.Mühür Bekçisi bir anda saldırdı.Oğuzhan gözlerini kapattı.Ve ilk kez korkmadan bağırdı:“DUR!”Yaratık havada durdu.Mehmet şaşkınlıkla Oğuzhan’a baktı.Oğuzhan da ne yaptığını bilmiyordu.Elindeki taşın etrafında siyah bir ışık dönmeye başladı.Mühür Bekçisi dizlerinin üzerine çöktü.Başını eğdi.Tıpkı duvardaki resimdeki Gölge Pençesi gibi.Mehmet’in ağzından tek bir kelime çıktı:“İmkânsız…”Oğuzhan ona baktı.“Ne?”Mehmet’in gözleri korkuyla doluydu.“Sen canavarları öldürmek için seçilmedin.”Oğuzhan sustu.Mehmet devam etti:“Sen onları kontrol etmek için seçildin.”Tam o anda yer sarsıldı.Uzaklardan Gölge Pençesi’nin uluması duyuldu.Fakat bu kez tek bir uluma değildi.Ormanın dört bir yanından cevaplar gelmeye başladı.Bir tane.İki tane.Sonra onlarca.Mehmet yavaşça başını kaldırdı.“Bir tanesi uyandı…”Oğuzhan’ın elindeki taş daha da parladı.Mehmet’in sesi titredi.“…diğerleri de uyanıyor.”
