40. bölüm · *İHANETİN AŞKI*

(İHANETİN AŞKİ) 40-bölüm

Zeynepsura Düvenci

Anlatıcı: Drew
Kapıyı yavaşça kapatıp salona geri döndüğümde, içimdeki o karanlık savaşı yüzüme yansıtmamaya çalışıyordum. Haşmet’e gerekli talimatları vermiştim; limandaki çocukları toplayıp Aymen ve Toygar’ın hamlesini boşa çıkaracaklardı. Ama asıl tehlike, bu eve doğru yaklaşmakta olan Sonat’tı. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bir adamdan daha tehlikeli çok az şey vardı bu dünyada.
Salona adım attığımda Sedef’i koltukta, bıraktığım gibi bulmayı umuyordum. Ancak o, çoktan ayağa kalkmış, kapıya doğru birkaç adım atmış bir halde beni bekliyordu. Üzerindeki gri hırkayı omuzlarına öyle bir sarmıştı ki, gözlerindeki o ifadeden her şeyi anladım.
Duymuştu. Haşmet’in telaşını da, yaklaşan fırtınayı da kelimesi kelimesine duymuştu.
"Benden saklamaya çalışıyorsun," dedi, sesi titriyordu ama bu korkudan değil, öfkeden ve bana duyduğu o sarsılmaz bağlılıktandı. "Drew, buraya geliyorlar değil mi? Sonat... hepsini duydum."
Yanına gidip ellerini tutmak istedim ama sargılı parmaklarımı görünce duraksadım. "Sedef, seni bu işin içine daha fazla sokmayacağım dedim. Sen yukarı çıkacaksın, ben Haşmet’le birlikte bu işi burada bitireceğim," dedim, sesimi olabildiğince sert tutmaya çalışarak.
Anlatıcı: Sedef
Drew’un beni korumak için etrafıma örmeye çalıştığı o duvarları çok iyi biliyordum. Ama o duvarlar artık beni içeride tutamazdı. Adımımı öne atıp onun o sargılı ellerini avuçlarımın içine aldım. Gözlerimi onun o dumanlı, endişeli gözlerine diktim.
"Hayır," dedim, sesimdeki kararlılık Drew’u bile şaşırttı. "Bu sefer arkada bekleyen, korkudan titreyen o kız olmayacağım. Sonat benim yüzümden, bizim yüzümüzden bu hale geldi. Eğer buraya geliyorsa, karşısında sadece seni değil, ikimizi görecek. Biz bir yola çıktık Drew. Evleneceğiz dedik. İyi günde de kötü günde de, bu fırtınanın tam ortasında da el ele olacağız."
Drew bana baktı. Uzun uzun, sanki karşısındaki kadını ilk defa görüyormuş gibi baktı. Gözlerindeki o katı, korumacı ifade yavaşça kırıldı ve yerini derin bir saygıya bıraktı.
Tam o sırada, evin dışındaki bahçe kapısının önünde ani bir fren sesi yankılandı. Çakıl taşlarının ezilme sesi ve ardından gelen sert kapı kapanma sesleri, sessiz sabahı tamamen delip geçti.
Geldiler.
Drew belindeki silahı kontrol edip beni yavaşça arkasına doğru çekti ama bu sefer elimi bir saniye bile bırakmadı. "Arkama yakın dur," diye fısıldadı. "Bu hikayeyi başladığı yerde, kendi ellerimizle bitiriyoruz."
Dış kapı büyük bir gürültüyle sarsılırken, ikimiz de yaklaşan o son hesaplaşmaya hazırdık.

Anlatıcı: Drew
Dış kapının kilidi büyük bir gürültüyle zorlanırken Sedef’in parmakları parmaklarıma daha da kenetlendi. İçindeki korkuyu görebiliyordum ama o korkunun arkasına sığınmıyordu; gözlerindeki o dik duruş, en büyük fırtınaya bile kafa tutacak cinstendi. Haşmet ve dışarıdaki birkaç adamım kapının önünde barikat kurmuştu ama Sonat’ın gözünün ne kadar döndüğünü tahmin edebiliyordum. Kaybedecek bir şeyi kalmayan insan, en tehlikeli hamleleri yapardı.
Kapı ani bir darbeyle ardına kadar açıldığında içeriye ilk giren Sonat oldu. Yüzünde, holding ofisindeki o dayaktan kalan morluklar ve öfkenin getirdiği bir kırmızılık vardı. Arkasında ise Aymen ve Toygar’ın adamlarından birkaç gölge belirdi. Sonat bizi el ele gördüğü an gözlerindeki o nefret dalgası daha da büyüdü.
"Buraya kadar, Drew," dedi Sonat, sesi hırıltılı ve nefret doluydu. "Her şeyi elimden aldın. Şirketi, saygınlığımı, planlarımı... Ama seni bu evden sağ çıkarmayacağım."
Sedef’i biraz daha arkama aldım, bedenimi ona siper ettim. "Sonat," dedim, sesimdeki o buz gibi sakinliği koruyarak. "Sen kendi hırsının kurbanı oldun. Bizim olanı bizden alabileceğini sandın ama bu masada senin yazabileceğin hiçbir senaryo kalmadı. Adamlarını da al ve buradan git, çünkü bu senin son uyarım."
Anlatıcı: Sedef
Drew’un arkasından öne doğru bir adım attım. Artık susma ya da saklanma vakti çoktan geçmişti. Sonat’ın o nefret dolu gözlerinin içine bakarak konuştum:
"Ben hiçbir zaman senin piyonun olmadım Sonat," dedim, sesim odanın içinde yankılanırken. "Bizi ayırmak için kurduğun o sahte evlilik oyunu da, arkamızdan çevirdiğin o kirli ortaklıklar da bitti. Biz buradayız ve ne yaparsan yap bizi yıkamayacaksın."
Sonat, Sedef’in bu kararlı çıkışı karşısında bir an duraksadı. Yüzündeki o sarsılmaz deli cesareti, ikimizin arasındaki bu sarsılmaz bağı gördüğü an hafifçe çatırdayarak yerini büyük bir çaresizliğe bıraktı. Tam o esnada dışarıdan siren sesleri yükselmeye başladı. Haşmet’in çoktan polisi aradığını ve durumu kontrol altına aldığını o an anladım.
Dışarıdaki polis arabalarının ışıkları pencerelerden içeri sızarken, Sonat ve arkasındaki adamlar için yolun sonu görünmüştü. Drew elini omzuma koydu ve beni kendine doğru çekti. Bu sefer fırtına bizi vurmamış, bizi vurmaya çalışanları kendi karanlığında yutmuştu.

Anlatıcı: Sedef
Siren sesleri bahçeyi tamamen doldururken, içeriye giren polis ekipleri salondaki o gergin sessizliği bir anda bozdu. Her şey o kadar hızlı gelişti ki ne olduğunu anlamakta zorlandım. Polisler sadece Sonat’ı ve arkasındaki adamları değil, elindeki o öfkeyle sıkılmış sargılı yumruklarıyla Drew’u da kelepçelediler. Limandaki o büyük kavga ve baskın ihbarı, her iki tarafı da aynı kefeye koymuştu.
"Drew!" diye bağırdım, ona doğru bir adım atmaya çalışırken. Ama memurlar beni nazikçe geride tuttular.
Drew, bileklerine soğuk kelepçe geçirilirken bile yüzündeki o sarsılmaz, dik duruşu bozmadı. Dumanlı gözlerini bana çevirdi, sesinde en ufak bir pişmanlık ya da korku yoktu. "Sakin ol güzelim," diye fısıldadı, sesi gürültünün arasında sadece benim duyabileceğim bir güvenle yankılandı. "Haşmet’i ara. Onlar ne yapacaklarını biliyorlar. Bu gece o evlilik sözünü tutmak için geri döneceğim."
Sonat, Aymen ve Toygar’ın adamlarıyla birlikte polis arabalarına bindirilirken, Drew da arkalarından götürüldü. Ev birdenbire ölümcül bir sessizliğe gömülmüştü. Ellerim titreyerek telefonuma uzandım ve Haşmet’i aradım. Telefon daha ilk çalışta açıldı.
"Haşmet... Drew’u da aldılar," dedim sesimin titremesine engel olamayarak.
"Biliyorum Sedef Hanım, haber aldım," dedi Haşmet, ses tonu şaşırtıcı bir şekilde son derece sakindi. "Hiç merak etmeyin. Drew Bey’in arkasında kimin olduğunu unuttunuz herhalde. Avukat saniyeler içinde emniyette olacak. O parmaklıklar Drew Bey'i tutamaz."
Anlatıcı: Drew
Emniyet amirliğinin o loş, soğuk sorgu odasında masanın arkasında oturuyordum. Karşımdaki duvarda duran aynadan kendimi göremesem de, içeridekilerin beni izlediğini biliyordum. Sonat, Aymen ve Toygar yan odalarda liman baskınının ve holdingdeki o arbedenin hesabını vermeye çalışırken, ben sadece Sedef’e verdiğim sözü düşünüyordum.
Kapı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriye giren komiserin arkasından, siyah takım elbisesi, elindeki deri çantası ve o her zamanki kendinden emin, sert adımlarıyla Avukat Selim girdi. Selim, bu şehirde çözülemeyecek hiçbir davayı bırakmayan, Drew’un sadece avukatı değil, geçmişten gelen en sadık dostlarından biriydi.
Selim, masanın üzerindeki dosyalara bile bakmadan doğrudan komiserin önüne bir yığın evrak bıraktı.
"Müvekkilim Drew’un limandaki olayla hiçbir bağı yoktur," dedi Selim, sesi odadaki tüm otoriteyi ele geçirirken. "Aksine, holdingdeki kamera kayıtları ve Sonat’ın müvekkilimin evine yaptığı baskının görüntülerine bakarsanız, Drew’un tamamen meşru müdafaa sınırları içinde kaldığını görürsünüz. Şirket devir teslim belgeleri de burada. Drew Bey’in gözaltı süresi dolmuştur, derhal serbest bırakılmasını talep ediyorum."
Komiser belgelere hızlıca göz gezdirirken, Selim bana dönüp hafifçe gülümsedi. "Dışarıda seni bekleyen biri var Drew. Bu soğuk odada daha fazla vakit kaybetmeyelim, gidip yarım kalan o beyaz sayfayı yazın."

(Kırkıncı bölümün sonu)