10. bölüm / 43
*İHANETİN AŞKI*(İHANET AŞKİ) 10- bölüm
Bölümler 43Şu an: (İHANET AŞKİ) 10- bölüm
- 1 (İHANETİN AŞKİ) 1- bölüm375 kelime
- 2 (İHANET AŞKI) 2- bölüm1.460 kelime
- 3 (İHANET AŞKI) 3- bölüm930 kelime
- 4 (İHANET AŞKİ) 4- bölüm1.047 kelime
- 5 (İHANET AŞKİ) 5- bölüm1.280 kelime
- 6 (İHANET AŞKİ) 6- bölüm903 kelime
- 7 (İHANET AŞKİ) 7- bölüm1.177 kelime
- 8 (İHANETİN AŞKİ) 8- bölüm503 kelime
- 9 (İHANET AŞKİ) 9- bölüm1.096 kelime
- 10 (İHANET AŞKİ) 10- bölüm1.420 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 (iHANET AŞKİ) 11- bölüm1.123 kelime
- 12 (İHANET AŞKİ) 12- bölüm561 kelime
- 13 (İHANET AŞKI) 13- bölüm826 kelime
- 14 (İHANETİN AŞKİ) 14- bölüm701 kelime
- 15 (İHANETİN AŞKİ) 15- bölüm484 kelime
- 16 (İHANETİN AŞKİ) 16- bölüm710 kelime
- 17 (İHANETİN AŞKİ) 17- bölüm1.636 kelime
- 18 (İHANETİN AŞKİ) 18- bölüm1.236 kelime
- 19 (İHANETİN AŞKİ) 19- bölüm1.134 kelime
- 20 (İHANETİN AŞKİ)20- bölüm1.101 kelime
- 21 (İHANETİN AŞKİ) 21- bölüm1.042 kelime
- 22 (İHANETİN AŞKİ) 22- bölüm854 kelime
- 23 (İHANETİN AŞKI) 23- bölüm1.157 kelime
- 24 (İHANETİN AŞKI) 24- bölüm1.048 kelime
- 25 (İHANETİN AŞKI) 25- bölüm1.100 kelime
- 26 (İHANETİN AŞKI) 26- bölüm1.231 kelime
- 27 (İHANETİN AŞKI) 27- bölüm859 kelime
- 28 (İHANETİN AŞKI) 28- bölüm1.214 kelime
- 29 (İHANETİN AŞKI) 29- bölüm1.419 kelime
- 30 (İHANETİN AŞKI) 30- bölüm942 kelime
- 31 (İHANETİN AŞKI) 31- bölüm893 kelime
- 32 (İHANETİN AŞKI)32- bölüm876 kelime
- 33 (İHANETİN AŞKI)33-bölüm1.092 kelime
- 34 (İHANETİN AŞKİ) 34- bölüm1.196 kelime
- 35 (İHANETİN AŞKI)35- bölüm981 kelime
- 36 (İHANETİN AŞKİ) 36- bölüm1.310 kelime
- 37 (İHANETİN AŞKİ) 37- bölüm1.369 kelime
- 38 (İHANETİN AŞKİ) 38-bölüm1.275 kelime
- 39 (İHANETİN AŞKİ) 39- bölüm1.041 kelime
- 40 (İHANETİN AŞKİ) 40-bölüm1.056 kelime
- 41 (İHANETİN AŞKİ) 41- bölüm993 kelime
- 42 (İHANETİN AŞKİ) 42- bölüm741 kelime
- 43 (İHANETİN AŞKİ) 43- bölüm889 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Anlatıcı: Alex)
Aymen Saka'nın masaya vurduğu o ağır yumrukla birlikte, ofisteki fırtına dinmiş, yerini soğuk bir intikam sessizliğine bırakmıştı. Gözlerindeki kararlılık, bir aydır üzerimize çöken çaresizliği tek bir hamlede sildi. Ceketini düzeltti ve kapısı sımsıkı kapalı olan o küçük odaya doğru baktı.
"Sedef'i çağır, Alex," dedi, sesi pürüzsüz ama emrediciydi. "Bir aydır çektiği bu yas bu gece bitiyor. Gelinimin bu halde erimesine daha fazla göz yumamam. Planı bizzat onunla konuşacağım."
Boğazım düğümlendi. Sedef Hanım'ın bir aydır odasından çıkmadığını, kimseyle tek kelime etmediğini Aymen Abi'ye nasıl anlatacağımı bilemedim. Yine de onun sözünün üstüne söz söylenmeyeceğini bilerek yavaşça odaya doğru yürüdüm. Kapıyı tıklatıp araladığımda, Sedef Hanım'ın yine o karanlık köşede, gözlerini tek bir noktaya dikmiş halde ruhsuz bir hayalet gibi oturduğunu gördüm.
"Sedef Hanım..." dedim fısıltıyla. "Aymen Abi geldi. Drew Bey'in abisi... Sizi çağırıyor."
Drew'un adını duyduğu an, o bir aydır donmuş olan bakışlarında ilk kez küçücük bir kıpırtı oldu. Yavaşça, sanki her kemiği sızlıyormuş gibi ayağa kalktı. Adımları titriyordu ama içeri, Aymen Abi'nin karşısına dikildiğinde gözlerindeki o sönmüş yangın yeniden harlanmaya hazırdı. Aymen Abi, onun bu bitkin ama inatçı duruşunu görünce hafifçe başını salladı. Kurtlar sofrası yeniden kuruluyordu.
2 gün sonra
(Anlatıcı: drew)
Dört duvar. Soğuk beton. Ve tepedeki o küçük, demir parmaklıklı pencereden içeri sızan kirli ışık...
Buraya ilk kilitlendiğimde duvarlara çentik atıyordum. Günleri, haftaları, ayları sayıyordum. Sedef’e yazdığım o mektubun, o yalan veda sözlerinin onun canını ne kadar yakacağını düşünerek her saniyeyi zihnime kazıyordum. Ancak o mahkeme salonunda yaşanan son darbeden, ellerimiz birbirine tam değecekken beni vahşice o kapıdan sürüklemelerinden sonra bir şey koptu içimde.
Artık gün saymayı bıraktım.
Zaman, bu hücrenin içinde hükmünü yitirdi. Kaç aydır, kaç gündür bu karanlıktayım, bilmiyorum. Hatırladığım tek şey, Sedef’in o soğuk mahkeme zeminine yığılırken arkamdan çıkardığı o sessiz feryat. Soluduğum her nefeste onun çocukluğumdan beri koklamaya doyamadığım saçlarının kokusunu arıyorum ama burnuma sadece bu paslı demirlerin kokusu geliyor.
Gardiyanlar yemeği önüme fırlatıp gidiyor, dokunmuyorum bile. Bedenimin zayıflaması, kaburgalarımdaki sızılar umurumda değil. Beni asıl bitiren, dışarıda Sonat’ın nefesini hâlâ Sedef’in ensesinde hissettirmesi. "Seveni ayıran kader değilmiş, insanmış" derdi hep. O insan, dışarıda bizim hayatımızı çiğnerken ben burada ellerim bağlı bekliyorum.
Ama bugün, o ağır demir kapının ardında farklı bir hareketlilik var. Gardiyanların ayak sesleri her zamankinden daha telaşlı. Gün saymayı bırakmış bir adamı bile ayağa kaldıracak o his, içimdeki karanlığı yırtıyor. Aymen abimin dışarıda sessiz kalmayacağını, Saka ailesinin bu hesabı mahşere bırakmayacağını çok iyi biliyorum. Kapı açıldığında, o cehennemin kapısını bu defa ben kendi ellerimle yıkmak için çıkacağım.
(Anlatıcı : sedef )
Aymen Abi’nin ofise adım atmasıyla odadaki o ölü toprağı bir anda dağılmıştı. Masaya bıraktığı o ağır ceketi ve gök gürültüsünü andıran sesi, bir aydır kapandığım o karanlık köşeden beni çekip çıkarmaya yetti. Kapıyı aralayıp karşısına dikildiğimde, gözlerime derin bir babacanlıkla ama bir o kadar da sarsılmaz bir güçle baktı.
Gelinim gelmiş..." dedi Aymen Abi, sesindeki o tok ama şefkatli tını içimdeki bir yerleri titretti. "Bak bana Sedef. Bu hırs, bu yas buraya kadar. Saka ailesinin gelini mahkeme salonlarında diz çökecek kadın değildir. Drew içeride direniyorsa, sen dışarıda dik duracaksın. Şimdi gözündeki o yaşları sil, çünkü o namussuz Sonat’ın kurduğu dünyayı başı yıkmaya gidiyoruz. Sana Drew’u göreceğinin sözünü veriyorum."
Dediğini de yaptı. Aymen Abi’nin yeraltındaki ağırlığı ve bürokrasideki gücü sayesinde, normalde asla izin verilmeyen o özel, açık görüş hakkını iki gün içinde kopardık.
O görüşme odasının kapısı açıldığında, kalbimin göğüs kafesimi parçalayacak gibi çarptığını hissettim. İçeri giren adamı, bir aydır gün saymayı bırakmış olan Drew’umu gördüğüm an zaman durdu. Drew beni görür görmez, aradaki tüm o jandarma barikatlarını, kuralları, mesafeleri hiçe sayarak doğrudan bana doğru adeta bir fırtına gibi atıldı.
Hiçbir şey düşünemedim. Drew beni kollarının arasına aldığı an, o güçlü kollarıyla sımsıkı sardı. Dudaklarını saçlarımın arasına gömüp o çocukluğundan beri özlediği kokumu derin derin, sanki son nefesini alıyormuş gibi içine çekti. Ben de ellerimi onun omuzlarına doladım, yüzümü göğsüne yasladım. Kaburgalarındaki o sızıları, içeride çektiği perişanlığı hissederken burnumu boynuna bastırdım. O çok özlediğim, o demir parmaklıkların bile yok edemediği kokusunu içime çektim. Hıçkırıklarım göğsünde son bulurken, ikimiz de tek bir kelime etmeden sadece birbirimizin nefesinde kaybolduk. "Seveni ayıran kader değilmiş, insanmış," demiştik ya hani... İşte o insanın ayırdığı bedenlerimiz, o odada yeniden tek bir ruh oldu.
O SIRADA DIŞARIDA
Biz içeride hasret dökertirken, dışarıdaki koridorda bambaşka bir savaşın fitili ateşleniyordu. Alex, görüşme odasının kapısında nöbet tutarken, koridorun sonundan topuk sesleri yankılandı. Gelen, yüzündeki o kibirli, iğrenç gülümsemeyle Sonat’tı.
Sonat, Drew’un cezaevindeki durumunu kontrol etmeye gelmişti ama karşısında Alex’i tek başına görünce adımlarını yavaşlattı. Eğlenir bir tavırla Alex’in tam karşısında durdu.
"Bak sen, sadık köpek hâlâ kapılarda bekliyor," dedi Sonat alaycı bir sesle. "Boşuna bekliyorsunuz, Alex. Drew o içerideki tecritten asla sağ çıkamayacak. Sedef de er ya da geç benim yanıma, ait olduğu yere gelecek."
Alex’in gözleri aniden karardı, yumruklarını sıktı ve Sonat’ın tam dibine kadar girdi. Aralarındaki o nefes nefese yüzleşme koridoru buz kestirdi.
"Sonat," dedi Alex, sesini alt perdeden ama ölümcül bir tonla çıkararak. "Sen kaderi suçlayıp arkasına saklanan bir korkaksın. Ama unuttuğun bir şey var; bu sefer karşına kader çıkmıyor. Aymen Saka dışarıda, Drew içeride. O kirli oyunlarının sonuna geldin. Bu kapıdan Drew Bey çıktığında, kaçacak hiçbir deliğin kalmayacak!"
(Anlatıcı: drew)
Görüşme odasının o ağır demir kapısı ardımdan kapandığında, bir aydır hücrenin duvarlarında yankılanan o dipsiz sessizlik birden son buldu. Karşımda, o karanlık köşede günlerdir eriyen ama beni gördüğü an gözlerinde yeniden fırtınalar kopan kadını gördüm. Aramızdaki kuralları, jandarmaları, o bir aydır bizi ayıran tüm kirli oyunları tek bir saniyede sildim. Ona doğru adeta bir fırtına gibi atıldım.
Onu kollarımın arasına aldığım, o kırılgan ama bir o kadar da dirençli bedenini göğsüme bastırdığım an nefes aldığımı hissettim. Dudaklarımı saçlarının arasına gömüp o çocukluğumdan beri ruhuma işleyen kokusunu ciğerlerim patlayacak gibi içime çektim. Sedef de ellerini omuzlarıma dolayıp yüzünü boynuma gömdüğünde, ikimizin de hıçkırıkları birbirinin nefesine karıştı.
Yavaşça geri çekildim ama ellerimi yüzünden, o ağlamaktan kızarmış gözlerinden çekemedim. Başparmağımla yanağındaki yaşı silerken, sesim içerideki tecritin tüm acısıyla ama sarsılmaz bir sahiplenmeyle döküldü dudaklarımdan:
"Ağlama artık... Ağlama karım."
Sedef işittiği bu kelimeyle irkilerek gözlerini gözlerime dikti. Şaşkınlıkla kısılan sesinin arkasındaki o saf merakı hissettim. "Karım mı?" dedi, hafifçe yutkunarak. "Drew, karım ne alaka? Biz henüz..."
Yüzümde aylardır belirmeyen o hafif, kararlı gülümseme yayıldı. Gözlerinin en derinine bakarak, sesimi sadece onun duyabileceği bir fısıltıya düşürdüm:
"Yunanca bir söz vardır, bilir misin? Ruhun ruha mühürlenmesidir bu. Resmiyet bizim aramızdaki bağı tanımlamaya yetmez, sen benim çoktan karımsın. Ve şunun sözünü veriyorum sana; buradan çıktığım zaman, o adliyeden başım dik yürüdüğüm gün, parmağında bu mühürün yüzüğü olacak."
Sedef’in dudakları titredi, gözlerinden bir damla yaş daha süzülürken bu kez acıyla değil, o kelimelerin göğsüne bıraktığı sarsılmaz umutla başını göğsüme yasladı. Sonat aramıza ne kadar insan sokarsa soksun, bu mühürün sökülmeyeceğini ikimiz de o an bir kez daha anladık.
(Anlatıcı: Alex)
Görüşme odasının kapısındaki o küçük buzlu camdan, içerideki o sarsıcı ana gizlice şahit oluyordum. Kuralları, jandarmaları, dışarıdaki o pisliği hiçe sayarak birbirlerine nasıl kenetlendiklerini izlemek göğsümü sıkıştırıyordu. Drew Bey, Sedef Hanım’ın yüzünü ellerinin arasına almış, sanki bir daha hiç göremeyecekmiş gibi bakıyordu gözlerine. Sonra yavaşça eğildi; bir türlü doyamadığı o küçük ellerini avuçlarının içine alıp parmak uçlarından öpmeye başladı. Her bir busede ayların birikmiş hasreti, her bir dokunuşta korkunç bir vedanın sızısı vardı.
"Son bir karar olacak bu," dediğini duydum Drew Bey'in, sesi buzlu camın ardındaki aralıktan sızıp kulaklarıma ulaşırken. "Bu karar ya bizi tamamen özgür kılacak ya da bu karanlığa gömecek, karım."
Karım...
O kelimeyi duyduğum an, zihnimin derinliklerinde bir bomba patladı. Göğsüme ani ve öldürücü bir sancı saplandı. Aldığım nefes boğazımda düğümlendi, gözlerim karardı ve daha fazla dayanamayarak adliye koridorunun sonundaki lavaboya doğru koşmaya başladım. Kapıyı çarpıp içeri daldığımda nefes nefeseydim, boğuluyor gibiydim.
Aynadaki yüzüme baktım. O kelime, Drew Bey'in o sarsılmaz sahiplenişi ve "son bir karar" deyişi, benim geçmişimdeki o en büyük, en kanlı yarayı deşip çıkarmıştı.
Gözüm döndü. İçimdeki o dinmeyen öfke ve çaresizlik bir anda patlama noktasına geldi. Sağ yumruğumu tüm gücümle lavabonun üzerindeki büyük aynaya fırlattım. Güm! Keskin bir sesle birlikte cam darmadağın oldu. Aynadaki aksim bin parçaya bölünürken, iri cam parçaları gürültüyle lavabonun içine döküldü.
Elimi geri çektiğimde parmaklarımın arası, avcumun içi kesiklerle doluydu; kanlar sicim gibi lavabonun beyaz mermerine sızıyordu. Acıyı hissetmiyordum bile. Bedenimdeki hiçbir acı, kalbimin içindeki o zehirli gerçek kadar canımı yakamazdı.
Çünkü benim de bir zamanlar "karım" dediğim, canımdan çok sevdiğim o kadın, bana en büyük ihaneti etmişti. Beni arkamdan vurmuş, sırtımdaki o hançerle beni diri diri ölüme sürüklemişti. Drew Bey karısını korumak için canını ortaya koyarken, ben karım dediğim kadının ihaneti yüzünden her gün kendi ölümümü izlemiştim. Yerdeki kanlı cam kırıklarına bakarken
yumruğumu daha da sıktım. Dışarıda Sonat’la yüzleşmek için bekleyen o öfkemin arkasında, aslında hiç iyileşmeyen bu geçmişin laneti yatıyordu.
(Onuncu bölümün sonu...)
Bölüm etkileşimi
