22. bölüm · *İHANETİN AŞKI*
(İHANETİN AŞKİ) 22- bölüm
(Anlatıcı :drew)
Gökyüzünü yırtan jetlerin uğultusu ve caddeleri sarsan 18 zırhlı aracın motor sesi, Okan ve Sonat’ın kalesindeki radar sistemlerine birer ölüm sinyali gibi düştü. Ekranların başında duran Sonat, radarda beliren o devasa askeri konvoyu ve havadan yaklaşan tehdidi gördüğünde yüzündeki o kibirli gülümseme bir anda yok oldu. Rengi asfalta döndü, elleri titremeye başladı.
"Bu... Bu imkansız!" diye bağırdı Sonat, panik içinde arkasındaki Okan’a dönerek. "Drew Aslan buraya tek bir adamla bile gelmiyor! Arkasında koca bir ordu var!"
Okan da ekrandaki kırmızı sinyallere bakarken ilk defa soğuk terler döktüğünü hissetti. Drew’un böylesine muazzam, saklı bir gücü devreye sokabileceğini asla tahmin etmemişlerdi. Kalenin dışındaki korumalar telsizlerden korku içinde bağırıyor, jetlerin üzerlerinden geçtiğini söylüyorlardı.
Kafese kısıldıklarını anlayan Sonat, masanın üzerindeki silahını kaptığı gibi köşede iki adamın tuttuğu Sedef’e doğru yürüdü. Sedef, dışarıdan gelen o muazzam gürültüyü duyduğunda Drew’un onun için geldiğini anlamıştı; gözlerinde korkudan eser yoktu, aksine gururlu bir meydan okuma vardı.
"Oyun bitti, yürü gidiyoruz!" diye kükredi Sonat, Sedef’in kolunu acımasızca kavrayarak. "Eğer o Drew buraya girerse, seni canlı bulamayacak!"
Okan, ana giriş kapılarının zırhlarla kapatılmasını emrederken; Sonat, Sedef’i önüme katarak kalenin altındaki gizli tahliye çıkışına doğru sürüklemeye başladı. Jetler havadan baskıyı artırıp ilk bombaları kalenin dış savunma hatlarına bırakırken, yer sarsılıyor, duvarlar çatlıyordu. Sonat, Sedef’i yanına alarak bu kaosun içinden kaçıp Drew’a karşı son kozunu oynamak için zamana karşı amansız bir yarışa girişm
Jetimin bıraktığı bomba, güney çıkışındaki tünel ağzını tam isabetle vurduğunda yer sarsıldı, gökyüzüne devasa bir toz ve alev bulutu yükseldi. Sonat’ın kaçış yolu saniyeler içinde koca bir moloz yığınına dönüşmüştü.
Zırhlı aracımdan inip enkaza dönen tünel girişine doğru ilerlerken, içerideki toz bulutunun arasından iki gölge belirdi. Sarsıntının etkisiyle Sonat’ın dengesini kaybettiğini o an fark ettim. Sedef, oluşan o anlık kaosu ve kör edici toz bulutunu muazzam bir refleksle fırsata çevirmişti. Sonat’ın kolundaki gevşeyen elinden sıyrıldı, arkasına bile bakmadan, kalbindeki tüm o inançla doğrudan benim olduğum yöne doğru koşmaya başladı.
O an zaman yavaşladı. Parmağındaki o sahte yüzüğü yolda fırlatıp attığını gördüm. Tozun, dumanın ve patlamaların arasında bana doğru koşan avukatımı gördüğümde, içimdeki bütün o öfke ve karanlık bir anda silindi. Silahımı indirip kollarımı açtım. Sedef, nefes nefese, gözyaşları içinde kendisini göğsüme bıraktı. Onu sımsıkı sardım, kokusunu içime çektim. Aylardır süren o ayrılık, o büyük kumar nihayet bitmişti; avukatım ait olduğu yere, kollarıma geri dönmüştü.
"Geçti," diye fısıldadım saçlarına dokunarak. "Buradayım."
Arkada, tünelin yıkıntıları arasında öksürerek ayağa kalkmaya çalışan Sonat ve adamlarının etrafını ise Alex, Haşmet abi ve benim silahlı timlerim çoktan sarmıştı. Artık oyun bitmişti, devir teslim saati gelmişti.
Sedef’i göğsüme sımsıkı bastırdığımda, onun o titreyen ama pes etmeyen güçlü duruşunu iliğime kadar hissettim. Bize yaşatılan o kabus dolu ayların ardından, kokusu üzerime sinen toz ve dumanı bile yok etmeye yetmişti.
Geri çekildi ve gözlerimin içine baktı. Gözyaşlarının arasından gururlu bir tebessüm belirdi yüzünde. Elini hızla ceketinin gizli iç cebine attı ve oradan küçük, siyah bir flaş bellek çıkardı. Avucumun içine bıraktığı o küçük metal parçası, aslında Sonat ve Okan’ın kurduğu tüm o karanlık imparatorluğun ölüm fermanıydı.
"Her şey bunun içinde Drew," dedi Sedef, sesi bu kez bir kazanan gibi net ve kararlı çıkıyordu. "Aylardır tuttukları tüm yasadışı kayıtlar, kara para transferleri, üst düzey bağlantıları ve bize kurdukları kumpasların orijinal belgeleri... Düşünme sürecim bitti demiştim. Onları kendi kazdıkları kuyuda boğacağız."
Elimdeki flaş belleği sımsıkı kavradım. Başımı kaldırıp arkada Alex ve Haşmet abinin namluları altında diz çökmüş, öksürerek bize nefretle bakan Sonat’a baktım.
"Alex!" diye seslendim, sesim tüm enkazda yankılandı. "Hukuk ekibine ve siber birime haber ver. Belgeleri doğrudan güvenli hatta aktarıyoruz. Okan ve Sonat için kaçacak hiçbir delik kalmadı. Bu gece sadece silahlarımızla değil, onların kurallarıyla, hukukla da tamamen yok olacaklar."
Sedef’in elini tuttum. O sahte nişan yüzüğünü attığı o elleri, şimdi benim ellerimin arasındaydı. Biz bu savaşı sadece kazanmamıştık; Okan ve Sonat’ı kendi kalelerinde, kendi açtıkları savaşta tamamen tarihe gömmüştük.
Sedef’in getirdiği flaş belleği cebime koyup elini sımsıkı tuttuğumda, her şeyin bittiğini ve nihayet kazandığımızı sanmıştım. Ancak Sonat gibi bir adamın köşeye sıkıştığında ne kadar tehlikeli olabileceğini bir anlık da olsa göz ardı etmiştim.
Yıkıntıların arasında, Alex ve Haşmet abinin namluları altında diz çökmüş halde duran Sonat, öksürerek kafasını kaldırdı. Yüzündeki o yenilmişlik ifadesi, saniyeler içinde gözü dönmüş bir çaresizliğe ve nefrete dönüştü. "Burada
bitmeyecek Drew!" diye mırıldandı.
O an, dizlerinin üzerindeyken elini çok hızlı bir hamleyle botunun içine, gizlediği son yedek silaha doğru uzatmaya yeltendi. Gözü tamamen dönmüştü, her şeyi kaybetmenin hırsıyla son bir hamle yapmak istiyordu.
Ancak Alex’in gözü bir an bile onun üzerinden ayrılmamıştı. Sonat’ın elinin botuna gittiğini gördüğü o salisede Alex, soğukkanlılığını ve profesyonelliğini konuşturdu. Sonat daha silahın kabzasına bile dokunamadan, Alex hızla ileri atıldı ve omzuyla ona sert bir müdahalede bulunarak Sonat’ı yere serdi. Silahı elinden uzaklaştırıp tekmesiyle enkazın karanlığına doğru fırlattı.
Haşmet abi de hemen yardıma gelerek Sonat’ın ellerini arkadan kelepçeledi. Alex, nefes nefese bize dönüp hafifçe başını salladı. "Temiz Drew Bey, artık hiçbir şey yapamaz," dedi.
Sedef’i daha da arkama alıp Alex’e minnettar bir şekilde baktım. Sonat’ın bu son çaresiz çırpınışı da başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Artık önümüzde ne bir tehdit ne de bizi ayırabilecek bir kumpas kalmıştı. Adamlarımıza işaret verdim; hem Sonat’ı hem de kalenin diğer tarafında köşeye sıkışan Okan’ı tamamen teslim almak üzere harekete geçtik.
(Yirmi ikinci bölümün sonu..)
(Deli fişek geri döndü😈)
