14. bölüm · *İHANETİN AŞKI*

(İHANETİN AŞKİ) 14- bölüm

Zeynepsura Düvenci

(Anlatıcı: sedef)
Drew, geçirdiği o ağır krizin ardından yatakta yavaşça doğruldu. Gözlerindeki o her zaman görmeye alışık olduğum güçlü, sarsılmaz bakış gitmiş; yerini tamamen savunmasız bir çocuğun kırgınlığına bırakmıştı. Ve o an, hayatımda ilk defa onun gözlerinden aşağı yaşların süzüldüğünü gördüm. Drew ağlıyordu. İçindeki o yılların birikmiş, saklanmış acısı ilk kez dışarı vuruyordu.

Kalbim parça parça oldu. Hemen yanına yaklaştım, ellerini tuttum. O sırada hemşire odalara akşam yemeği servisini getirip komodinin üzerine bırakmıştı. Tepside sıcak bir çorba ve biraz yemek vardı.

"Drew, sevgilim... Lütfen ye artık şunu. Günlerdir bir şey yemedin, toparlanman lazım," dedim sesimi olabildiğince yumuşatarak.

Drew, gözlerindeki yaşları elinin tersiyle silip bana baktı. Bakışları komodindeki yemekten çok benim yüzümde, solgun tenimde gezindi. Hafifçe başını salladı.

"Sen yemiyorsun, olmaz," dedi pürüzlü ve yorgun bir sesle. "Senin de günlerdir boğazından tek bir lokma geçmediğini biliyorum Sedef. Sen iyi olmadan, bu yemek benim de boğazımdan geçmez."

Onun bu çaresiz anında bile hâlâ beni düşünüyor olması içimi titretti. Tepsideki çorbaya uzandım, kaşığı doldurup önce ona doğru uzattım. "O zaman beraber yiyoruz," dedim gözlerinin içine bakarak. "Sen bir kaşık, ben bir kaşık. Bu savaşı beraber kazandıysak, beraber ayağa kalkacağız."

Drew bana baktı, yüzünde o çok özlediğim hafif, hüzünlü tebessüm belirdi ve ilk kaşığı kabul etti. Dışarıda Sonat ve Aksa'nın kurduğu o kirli oyunlar bizi bekliyordu ama bu odanın içinde, birbirimize tutunarak yeniden güçleniyorduk.

Biz o kaşığı paylaşırken odanın kapısı aniden, hiçbir nezaket kuralına uymadan sertçe açıldı. İçeri giren, yüzünde o ukala ve kibirli ifadesiyle Aksa'dan başkası değildi. Geldiği gibi kollarını göğsünde bağladı ve yatakta bitkin bir halde yatan Drew’a bakıp alaycı bir şekilde güldü.

"Vay be, koskoca Drew ne hallere düşmüş," dedi Aksa, sesindeki o küçümseyici tonu gizleme gereği bile duymadan. "Burada zavallı bir çocuk gibi çorba mı içiyorsun? Sonat dışarıda senin ölüm fermanını hazırlarken, sen burada saklanıyorsun. Gerçekten acınacak haldesin."

Drew’un gözleri anında karardı, ellerini sıktı ama yorgun olduğu için hamle yapamadı. Ancak odada sessizce bekleyen Alex’in sabrı tamamen taşmıştı. Alex bir adım öne fırladı, gözü dönmüş bir öfkeyle Aksa’nın tam saçından tutup onu odadan dışarı fırlatacakken araya girdim.

"Alex, dur! Bırak onu," diyerek Alex'i sertçe geriye çektim.

Alex şaşkınlıkla geri çekilirken, ben hızla Aksa’nın tam karşısına dikildim. Aksa daha ne olduğunu anlayamadan, sağ elimi kaldırıp yüzünün tam ortasına okkalı bir tokat indirdim. Tokadın sesi tüm odada yankılandı. Aksa’nın başı darbenin şiddetiyle yana savruldu, elini yanağına götürüp şok içinde bana baktı.

"Bu sana son uyarım Aksa," dedim, sesim buz gibi bir kararlılıkla çıkıyordu. "Drew’un adını o kirli ağzına bir daha alırsan, seni bu hastaneden sağ çıkartmam. Şimdi o Sonat denen pisliğin yanına dön ve ona de ki: Biz buradayız, ne o ne de sen bizi yıkamayacaksınız! Defol git şimdi!"

Aksa yaşadığı şok ve korkuyla tek bir kelime bile edemedi. Yanağını tutarak, gözlerinde öfke dolu bakışlarla arkasına bile bakmadan odadan kaçarcasına çıktı. Kapı arkasından kapandığında odadaki gerilim yavaşça dağılıyordu. Drew’a döndüğümde, gözlerinde bana karşı duyduğu o derin hayranlığı ve minneti görebiliyordum.

(Anlatıcı: drew)

Doktor, elindeki dosyayı kapatıp yüzünde rahatlamış bir tebessümle bize döndü. "Drew Bey, genel durumunuz gayet iyiye gidiyor. Hastanede kalmanızı gerektirecek bir durum kalmadı, bugün taburcu olabilirisiniz. Ancak evde kendinizi fazla yormayın ve dinlenmeye özen gösterin," dedi.

Doktorun çıkmasıyla birlikte nihayet o kasvetli hastane odasından kurtulup evimize dönebildik. Eve adım atar atmaz, üstümdeki o ağır havayı dağıtmak için Sedef'e takılma fırsatını kaçırmadım. Koltuğa rahatça yayılırken Sedef hala peşimde pervane oluyor, yastıkları düzeltiyordu.

"Yalnız Sedef Hanım," dedim muzip bir gülüşle, "hastanede o Aksa’ya attığın tokat neydi öyle? Bir an gözümün önüne bir mafya kraliçesi geldi sandım. Benden daha hızlı koruma olabileceğin hiç aklıma gelmezdi, bayağı tırstım senden."

Sedef elindeki bardağı sehpaya bırakıp kaşlarını çattı ama gözlerindeki gülümsemeyi gizleyemedi. "Dalga geçme Drew, adamı böyle korurlar işte!" diye tam laf yetiştiriyordu ki...

GÜM!

Evin alt katındaki ana giriş kapısı büyük bir gürültüyle kırıldı. Hemen ardından evin içinden ayak sesleri ve silah kurma sesleri yankılanmaya başladı.

(Anlatıcı: Alex)

Aşağıdaki koridorda nöbetteydim. Kapının kırılma sesini duyduğum an silahımı çekip merdiven boşluğuna doğru siper aldım. Adamlar içeriye sızmıştı, sayıları en az beş altı kişiydi ve ellerindeki silahlarla doğrudan yukarıya, Drew Bey ile Sedef Hanım'ın olduğu kata doğru yöneliyorlardı.

"Drew Bey! Yukarıda kalın, aşağısı temiz değil!" diye bağırdım ve ilk hedefime doğru tetiği çektim. Çatışma evin tam ortasında başlamıştı.

(On dördüncü bölümün sonu...)

(Biraz az oldu kusura bakmayın 🤛🏻🙄)