5. bölüm / 43
*İHANETİN AŞKI*(İHANET AŞKİ) 5- bölüm
Bölümler 43Şu an: (İHANET AŞKİ) 5- bölüm
- 1 (İHANETİN AŞKİ) 1- bölüm375 kelime
- 2 (İHANET AŞKI) 2- bölüm1.460 kelime
- 3 (İHANET AŞKI) 3- bölüm930 kelime
- 4 (İHANET AŞKİ) 4- bölüm1.047 kelime
- 5 (İHANET AŞKİ) 5- bölüm1.280 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 (İHANET AŞKİ) 6- bölüm903 kelime
- 7 (İHANET AŞKİ) 7- bölüm1.177 kelime
- 8 (İHANETİN AŞKİ) 8- bölüm503 kelime
- 9 (İHANET AŞKİ) 9- bölüm1.096 kelime
- 10 (İHANET AŞKİ) 10- bölüm1.420 kelime
- 11 (iHANET AŞKİ) 11- bölüm1.123 kelime
- 12 (İHANET AŞKİ) 12- bölüm561 kelime
- 13 (İHANET AŞKI) 13- bölüm826 kelime
- 14 (İHANETİN AŞKİ) 14- bölüm701 kelime
- 15 (İHANETİN AŞKİ) 15- bölüm484 kelime
- 16 (İHANETİN AŞKİ) 16- bölüm710 kelime
- 17 (İHANETİN AŞKİ) 17- bölüm1.636 kelime
- 18 (İHANETİN AŞKİ) 18- bölüm1.236 kelime
- 19 (İHANETİN AŞKİ) 19- bölüm1.134 kelime
- 20 (İHANETİN AŞKİ)20- bölüm1.101 kelime
- 21 (İHANETİN AŞKİ) 21- bölüm1.042 kelime
- 22 (İHANETİN AŞKİ) 22- bölüm854 kelime
- 23 (İHANETİN AŞKI) 23- bölüm1.157 kelime
- 24 (İHANETİN AŞKI) 24- bölüm1.048 kelime
- 25 (İHANETİN AŞKI) 25- bölüm1.100 kelime
- 26 (İHANETİN AŞKI) 26- bölüm1.231 kelime
- 27 (İHANETİN AŞKI) 27- bölüm859 kelime
- 28 (İHANETİN AŞKI) 28- bölüm1.214 kelime
- 29 (İHANETİN AŞKI) 29- bölüm1.419 kelime
- 30 (İHANETİN AŞKI) 30- bölüm942 kelime
- 31 (İHANETİN AŞKI) 31- bölüm893 kelime
- 32 (İHANETİN AŞKI)32- bölüm876 kelime
- 33 (İHANETİN AŞKI)33-bölüm1.092 kelime
- 34 (İHANETİN AŞKİ) 34- bölüm1.196 kelime
- 35 (İHANETİN AŞKI)35- bölüm981 kelime
- 36 (İHANETİN AŞKİ) 36- bölüm1.310 kelime
- 37 (İHANETİN AŞKİ) 37- bölüm1.369 kelime
- 38 (İHANETİN AŞKİ) 38-bölüm1.275 kelime
- 39 (İHANETİN AŞKİ) 39- bölüm1.041 kelime
- 40 (İHANETİN AŞKİ) 40-bölüm1.056 kelime
- 41 (İHANETİN AŞKİ) 41- bölüm993 kelime
- 42 (İHANETİN AŞKİ) 42- bölüm741 kelime
- 43 (İHANETİN AŞKİ) 43- bölüm889 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Anlatıcı: drew)
Göz kapaklarım tonlarca ağırlıktaydı, zihnimdeki karanlığı aralamak için verdiğim mücadele ruhumu söküp alıyordu. Kulaklarımda çınlayan cihaz seslerinin arasından sıyrılan o kokuyu aldığımda, nihayet dünyaya dönebildim. Kan ve barut kokusunun arasına sızan, karlar altındaki o çocukluk bahçemizin kokusuydu bu. Sedef...
Gözlerimi araladığımda tam karşımda duruyordu. Parmakları saçlarımın arasında dolanırken yanağıma düşen sıcak gözyaşını hissettim. Eğilip dudaklarını saçlarıma bastırdığında, göğsümdeki o ölümcül sızının hafiflediğini sandım. 19 yılın ardından bana ilk kez böyle bakıyordu. Acıyla, şefkatle... "Buradayım, sakın kapatma gözlerini," diye fısıldadı. Gitmeyecektim. Onu yeniden bulmuşken bırakmaya niyetim yoktu.
Ama o huzur anı, acil servisin otomatik kapılarının büyük bir gürültüyle açılmasıyla paramparça oldu.
"Sedef! Neredesin!"
Sonat’ın öfkeden deliren sesi koridorda yankılandığında bakışlarımı o yöne çevirmek istedim ama bedenim bana itaat etmiyordu. Sadece acı içinde soluyabiliyordum. Sonat, güvenlikleri fırlatarak sedyemin başına kadar ulaştı. Gözlerindeki saf nefret doğrudan bana kilitlenmişti ama asıl darbeyi Sedef’e bakarken vurdu.
"Bırak o katilin elini!" diye kükredi Sonat. Sedef’in ne olduğunu anlamasına fırsat vermeden onun kolunu sımsıkı kavradı ve geriye doğru çekti. "Benimle geliyorsun. Bu adamla işin bitti!"
"Sonat bırak! Durumu çok ağır, görmüyor musun?" diye bağırdı Sedef, kolunu kurtarmaya çalışarak. Ama Sonat’ın gözü tamamen dönmüştü. İhanetin ve kıskançlığın verdiği o kör öfkeyle Sedef’i zorla sürüklemeye başladı.
"Buradan gidiyoruz Sedef, bitti!"
Aksa araya girmeye çalıştı ama hastane polisleri ve korumalar koridoru çoktan kapatmıştı. Sedyemin üzerinde çaresizce yatarken, Sedef’in arkasına bakarak çırpınışını izlemek zorunda kaldım. Gitgide benden uzaklaşıyordu. Onu koruyamamıştım. Bilincim yeniden karanlığa gömülmeden önce zihnimde dönen tek bir düşünce vardı: O adamın elini Sedef'in üzerinde bırakmayacaktım. İyileşecektim ve o nikahtan önce bu hesabı tamamen kapatacaktım.
1 hafta sonra
(Anlatıcı: drew)
Gözlerimi o lanet hastane odasında tamamen açtığımdan beri tam bir hafta geçmişti. Aksa’nın tüm itirazlarına, kaburgalarımdaki ve başımdaki o sızlayan ağır ağrılara rağmen o yataktan kalktım. Ayakta duracak dermanım yoktu belki ama öfkem beni diri tutuyordu. Hastaneden çıktığım ilk an, her yerde Sedef’i arattım. Adliyeye gitmemişti, evinde yoktu. Sonat denilen o herif, hastane koridorunda onu zorla sürükleyip götürdükten sonra ikisi de adeta yer yarılmış içine girmişti. Sonat, Sedef’i kaçırmıştı. Benim olanı, benim gölgemi benden saklamaya cüret etmişti.
"Yerlerini buldum efendim," dedi Alex, odaya hızla girerek. "Şehrin dışındaki eski bir ambar bölgesindeler. Sonat’ın adamları etrafta nöbet tutuyor."
Bir saniye bile düşünmedim. Ceketimi omuzlarıma geçirip sargılı ellerimi sıktım. Acı umrumda değildi. Arabaya atlayıp Alex ve birkaç adamımla birlikte verilen adrese doğru son hızla yola çıktık. Fakat oraya vardığımızda, her şeyin acemi bir köstebek işinden çok daha fazlası olduğunu anladım.
Ambarın loş koridorlarına adım attığımız an, etrafımızı saran onlarca silahlı adamı gördüm. Bu bir tuzaktı. Sonat, Sedef'i sadece benden kaçırmamıştı; beni tamamen ortadan kaldırmak için buraya çekmişti. Yaralarımdan dolayı tam olarak odaklanamadım. Kısa ve sert bir çatışmanın ardından arkamdan yediğim ağır bir darbeyle dizlerimin üzerine çöktüm. Doğrulmaya çalıştım ama namlular şakağıma dayandı. Sonat, beni de ele geçirmişti.
(Anlatıcı: sedef)
Karanlık, rutubetli bir odada sandalyeye bağlı halde kaç gündür tutulduğumu bilmiyordum. Sonat bana zarar vermiyordu ama gözlerindeki o delilik beni korkutuyordu. Kapı sertçe açıldı, Sonat içeri girdi. Yüzünde nefret dolu, hastalıklı bir gülümseme vardı.
"Sana her şeyi bitireceğimi söylemiştim Sedef," dedi ve cebinden çıkardığı telefonu gözlerimin önüne tuttu.
Ekrana baktığımda çığlık atmamak için dudaklarımı ısırdım. Drew... Bir sandalyeye bağlanmış, yüzü kanlar içinde kalmıştı. Sonat'ın adamları, zaten kazadan yeni çıkmış olan o yaralı bedene acımasızca vuruyor, ona eziyet ediyordu. Drew her darbede sarsılıyor ama gözlerindeki o dik başlı, karanlık ifadeyi bir an bile kaybetmiyordu. Ekrandaki her darbe, sanki benim kalbime iniyordu.
"Dur! Lütfen durdur onları!" diye feryat ettim, gözyaşlarım sicim gibi çağlarken. "Ona dokunma!"
"Hâlâ onu düşünüyorsun!" diye kükredi Sonat, telefonu hızla cebine koyarken. "Biz evlenecektik Sedef! Bizim bir hayatımız vardı!"
Bakışlarımı parmağımdaki o gümüş nişan yüzüğüne çevirdim. Bu adam artık benim tanıdığım, sevdiğim Sonat değildi. Drew’a bunu yapan, beni buraya kilitleyen bir canavarla işim olamazdı. Bağlı olmayan sağ elimi zorlukla hareket ettirip parmağımdaki yüzüğü sertçe çekip çıkardım ve Sonat'ın ayaklarının dibine fırlattım.
"Bitti Sonat," dedim, sesim sarsılsa da gözlerimin içine batan o nefretle ona bakarak. "Biz diye bir şey hiçbir zaman yokmuş zaten. O yüzüğü de, o sahte geleceği de tamamen atıyorum."
(Anlatıcı: sedef)
Sonat ayaklarının dibine düşen gümüş yüzüğe bakarken gözlerindeki delilik dalgası yerini derin bir hüsrana bıraktı. Tam bana doğru öfkeyle bir adım atacaktı ki, ambarın dışından gelen silah ve kırılma sesleri odayı sarstı. Kapı büyük bir gürültüyle menteşelerinden sökülerek içeri doğru devrildi.
Gelen Alex'ti. Yanındaki adamlarla birlikte hızla odaya dalıp Sonat'ın adamlarını etkisiz hale getirdiler. Sonat, karmaşadan yararlanıp arka kapıdan kaçarken, Alex hızla yanıma koşup ellerimdeki ipleri kesti.
"Sedef Hanım, iyi misiniz? Sizi buradan çıkarmam lazım," dedi aceleyle.
"Ben iyiyim," dedim doğrulurken, sesim titriyordu. "Ama Drew... Drew onların elinde Alex! Ona eziyet ediyorlar, buraya beni bulmaya gelirken pusuya düşmüş!"
"Biliyorum," dedi Alex, yüzü kireç gibi bembeyazdı. "Lütfen önce güvenli bir yere geçelim."
Ambar bölgesinden uzaklaşıp Alex’in güvenli kabul ettiği gizli bir mekâna geçtiğimizde zaman benim için durmuş gibiydi. Üzerimdeki toz toprak umrumda değildi, aklımda sadece telefon ekranında gördüğüm o kanlı görüntüler vardı. Tek derdim, tek düşüncem Drew’du. 19 yıl sonra onu bulmuşken, benim yüzümden o karanlık dehlizlerde yok olmasına izin veremezdim.
Saatler sonra, Alex’in masanın üzerinde duran telefonuna kesik bir bildirim sesi geldi. İkimiz de aynı anda telefona doğru atıldık. Gelen yeni bir video mesajıydı. Alex titreyen parmaklarıyla ekranı kaydırıp videoyu başlattı.
Ekranda beliren görüntü, bir öncekinden çok daha korkunç ve acımasızdı. Drew, karanlık bir odada sandalyeye zincirlenmişti. Ancak bu sefer sadece darbe almıyordu; Sonat’ın adamları ona çok daha kötü, geri dönüşü olmayan bir şey yapmışlardı. Drew'un nefes almakta zorlandığı, bilincini kaybetmek üzere olduğu her halinden belliydi. Başını kaldırmaya meali kalmamıştı ama o zifiri karanlığın içinden kameraya doğru bakan gözlerinde hâlâ o bükülmez, teslim olmayan meydan okuma vardı.
Videonun altındaki kısa metinde ise Sonat'ın şu net mesajı yazıyordu:
"Oyunun kurallarını ben yazarım. Eğer onu tamamen kaybetmek istemiyorsan, nereye geleceğini biliyorsun avukat."
Gözlerim karardı, ellerim masaya tutunmasa yere yığılacaktım. Drew’un durumu kritik sınırdaydı ve her geçen saniye aleyhimize işliyordu.
Alex, videonun ardından panikle bana döndü. "Oraya tek başına gidemezsin Sedef Hanım, bu intihar olur. Drew Bey’in tüm gücünü toplasak bile o herif şu an her köşeyi tutmuştur," dedi, sesinde ilk defa çaresiz bir korku görüyordum.
"Alex, gitmeyeceksin!" diye bağırdım, gözyaşlarımı elimle silerek ayağa fırladım. Sesimdeki kararlılık ambarın soğuk duvarlarında yankılandı. "Bizim bir 19 yılımız daha çalınmayacak! Duyuyor musun beni? Çocukken elimden kayıp gitti, yıllarca onun hayaliyle yaşadım. Şimdi tam bulmuşken, o canavarın onu benden tamamen söküp almasına izin vermeyeceğim. Plan yapacağız. Sonat ne kadar delirdiyse, ben ondan daha tehlikeli olacağım."
O gece gitmedim. Gitmedik. Alex ile birlikte Drew’un en güvendiği adamları ve örgütün elinde kalan son güçleri bir araya getirerek büyük bir arama ve istihbarat ağı kurduk. Sonat'ın attığı her adımı, kullandığı her güvenli evi tek tek takibe aldık.
(1 hafta sonra)
Zaman bizim aleyhimize akarken tam bir hafta boyunca ne uyuyabildim ne de nefes alabildim. Sonunda beklediğimiz haber, şehrin kilometrelerce uzağındaki, terk edilmiş derin bir ormanlık alandan geldi. Sonat, köşeye sıkışacağını anladığında Drew’u arkasında bir iz bırakarak ormanda ölüme terk etmişti.
Hızla olay yerine vardığımızda, ağaçların gökyüzünü kapattığı karanlık ve nemli patikada koştum. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacak gibi atıyordu.
"Drew! Drew, sesimi duy!" diye feryat ettim.
Birkaç metre ötede, büyük bir çınar ağacının köklerinin dibinde, yaprakların üzerine yığılmış o karaltıyı gördüm. Koşarak yanına diz çöktüm. Drew, hayal bile edemeyeceğim kadar kötü bir haldeydi. Üzerindeki o jilet gibi takım elbiseden eser kalmamış, günlerce süren eziyetin tüm izleri yüzüne ve bedenine kazınmıştı. Bilinci tamamen kapalıydı, nefesleri o kadar cılızdı ki göğsü neredeyse hiç hareket etmiyordu. 1 hafta önce hastaneden kaçan o güçlü adam, şimdi ellerimin arasında bir gölge gibi eriyordu.
"Drew, buradayım... Söz verdim, bırakmadım seni," diyerek başını dizlerimin üzerine aldım. Titreyen ellerimle yüzündeki kanı ve çamuru temizlemeye çalışırken gözyaşlarım onun solgun tenine karıştı. Alex arkada ambulansa konum atarken, ben Drew’un buz gibi olmuş ellerini sımsıkı tuttum. Bu sefer ne Sonat ne de bir başkası onu benden alamayacaktı.
(Beşinci bölümün sonu)
Bölüm etkileşimi
