9. bölüm · *İHANETİN AŞKI*
(İHANET AŞKİ) 9- bölüm
(Anlatıcı: sedef)
O korkunç veda mektubunun ve Alex’in kollarında dermanım tükenene kadar ağladığım o karanlık günün üzerinden tam sekiz ay geçmişti. Drew’un demir parmaklıklar ardına kilitlenmesinin üzerinden ise toplamda bir yılı aşkın bir süre devrilmişti. Sekiz ay boyunca ne yüzünü görmüştüm ne de sesini duymuştum. Drew araya aşılmaz duvarlar örmüştü, beni korumak için kendini tamamen yeraltına, hücresinin karanlığına gömmüştü.
Ama ben onun dediğini yapmamıştım. Hayatıma devam edip onu bu çukurda bırakmamıştım. Aksine, içimdeki o sönmeyen yangınla, Alex ve Aksa ile omuz omuza vererek Sonat’ın kurduğu tüm rüşvet ve kumpas ağını tek tek, ilmek ilmek çözmüştüm. Sonat’ın adliyedeki uzantılarını, cezaevi müdürüne kadar uzanan kirli para trafiğini resmi belgelerle kanıtlamış ve başsavcılığa sarsıcı bir itiraz dosyası sunmuştum.
Ve nihayet, o büyük gün gelmişti. Bugün Drew’un davasında nihai karar verilecekti. Aynı zamanda, sekiz uzun ayın ardından ilk kez karşı karşıya gelecektik.
Mahkeme salonunun kapısı açıldığında kalbimin göğüs kafesimi parçalayacak gibi çarptığını hissettim. İçeri adliye jandarmaları eşliğinde giren adamı gördüğümde nefesim boğazımda düğümlendi. Drew... Sekiz ay önceki o bitkin halinden sıyrılmıştı. İçerideki eziyetlere, tecritlere inat omuzları dik, saçları tıraşlı, gözlerindeki o bükülmez lider duruşuyla salona adım attı. Bakışları saniyeler içinde salonu taradı ve doğrudan bana kilitlendi.
O mektupta yazdığı yalanların, beni kendinden uzaklaştırmak için söylediği o ağır sözlerin arkasındaki gerçeği ikimiz de biliyorduk. Gözlerindeki o derin hasreti, bana bakarken kısılan bakışlarındaki o kor ateşi gördüm. "Kavuşacağız" demiştim içimden aylarca, şimdi o ana sadece dakikalar kalmıştı.
Hakim kürsüye çıkıp dosyayı inceledi. Salondaki ölüm sessizliğini hakimin gür sesi böldü:
"Sanık Drew Aslan hakkında yürütülen örgüt liderliği davasında, savunma makamının sunduğu yeni deliller, asılsız kumpas belgeleri ve usulsüzlük tespitleri doğrultusunda... Suç vasfının değişmesi ve somut delil yetersizliği sebebiyle sanığın TAHLİYESİNE karar verilmiştir."
Hakimin tokmağı masaya vurduğu an salonda büyük bir uğultu koptu. Alex arkada sevinçle Aksa’nın omzuna vururken, benim gözlerimden yaşlar sicim gibi boşanmaya başladı. Başarmıştım. Onu o karanlık delikten çekip almıştım.
Jandarmalar kelepçeyi çözmek için Drew’a yaklaştığında, Drew barikatları hiçe sayarak doğrudan bana doğru bir adım attı. Sekiz ay sonra aramızda ne kurşun geçirmez camlar vardı ne de demir parmaklıklar. Tam elleri ellerime değecek, kokusuna doyamadığım o göğsüne başımı yaslayacakken, mahkeme salonunun arka kapısından aniden bir bağrışma yükseldi. İçeri giren sivil polisler doğrudan bize doğru hamle yaptı.
Kader, o aşamadığımız duvarı tam önümüze bir kez daha örmek için adeta pusuya yatmıştı. Keskin bir ses salonda yankılandı: "Drew Aslan! İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü başka bir gizli soruşturma kapsamında, hakkınızda yeni bir gözaltı kararı var. Bizimle geliyorsunuz!"
Drew’un gözleri aniden kısıldı, tam arkasından bana uzanan elleri havada asılı kaldı. Sonat dışarıdaki son kozunu oynamış, tam kavuştuğumuz anda bizi birbirimizden koparmak için yeni bir kumpasın pimini çekmişti. Yine nefes kadar yakındık ama yine bir ömür kadar uzaklaşmıştık.
(Anlatıcı: aksa)
Odamda oturmuş, aylardır süren o adaletsiz kumpasın nihayet çözülüşünü izlediğimi sanıyordum. Hakim tahliye kararını verdiğinde Sedef’in gözlerinden süzülen o rahatlama yaşları, hepimizin göğsündeki ağır yükü hafifletmişti. Ama adalet sarayının o soğuk duvarları arasında sevincimiz bir saniye bile sürmedi. Sivil polislerin içeri dalarak o yeni gözaltı kararını okumasıyla salon buz kesti.
Drew, jandarmaların ve sivil ekiplerin hamlesiyle sarsıldı ama bu kez boyun eğmeye hiç niyeti yoktu. O sekiz aydır hücrede her türlü eziyete direnen adam, Sedef’e doğru uzanan elleri havada kalınca adeta bir aslan gibi kükredi.
"Bırakın! Dokunmayın bana!" diye bağırdı Drew, yanındaki polisleri arkaya doğru itmeye çalışarak. "Yalan! Hepsi Sonat'ın kurduğu yeni bir oyun! Sedef'i bir kez daha bırakıp gitmeyeceğim!"
Çırpınıyordu. Hayatımda ilk defa Drew’un soğukkanlılığını tamamen yitirdiğini, kontrolsüz bir öfke ve çaresizlikle etrafındaki barikatı yarmaya çalıştığını görüyordum. Güçlü kollarıyla kendini geriye çekmek, aradaki o birkaç adımlık mesafeyi kapatıp Sedef’e dokunabilmek için tüm gücüyle direndi. Botlarının mahkeme salonunun zemininde çıkardığı o sürtünme sesleri, askerlerin onu zapt etmek için üstüne çullanışıyla birleşti. "Sedef! Bak bana, buradayım! Gitmiyorum!" diye haykırışı salonda yankılanıyordu.
Ama Sedef artık bu son darbeyi kaldıracak güçte değildi.
Drew’un gözlerinin önünde acıyla çırpınışını, jandarmaların onu çembere alıp zorla kapıya doğru sürükleyişini izlerken Sedef'in dizlerinin bağı tamamen çözüldü. Hiçbir yere tutunamadan, sanki ruhu bedeninden çekilmiş gibi oracıkta yere yığıldı. Mahkeme salonunun o sert, soğuk zeminine kapaklandığında hıçkırıkları boğazında düğümlendi. Elleriyle yerdeki ahşap parkeleri tırmalıyor, başını dizlerine vurarak hıçkırarak ağlıyordu. Artık bağıramıyordu bile; acı sesini tamamen kesmiş, onu derin bir sessizliğe ve gözyaşlarına boğmuştu.
Hızla yanına koşup diz çöktüm, onu omuzlarından kavradım. "Sedef, nefes al... Lütfen nefes al," diye fısıldadım ama beni duymuyordu. Bakışları Drew’un zorla çıkarıldığı o boş kapı eşiğinde asılı kalmıştı. Drew’un koridordan gelen son çırpınış ve bağırış sesleri de uzaklaşıp tamamen kaybolduğunda, salonda sadece Sedef’in yerde sarsılan bedeninin ve bitmek bilmeyen o sessiz feryadının ağırlığı kaldı.
Kavuşma çizgisine bu kadar yaklaşmışken kader onları bir kez daha, bu defa çok daha acımasızca ayırmıştı. Dışarıdaki tehlike bitene kadar bu savaşın durmayacağını o an hepimiz çok daha iyi anladık.
*seveni ayıran kader değilmiş seveni ayıran insanmış (örneğin sonat) *
(Anlatıcı: Alex)
O kara günün üzerinden tam bir ay geçti. Takvimdeki yapraklar düşüyor ama bizim hayatımız o mahkeme salonunun soğuk zemininde asılı kaldı. Drew Bey'i o gün yaka paça götürdüklerinden beri, gökyüzü bir kez bile aydınlanmadı sanki.
Sedef Hanım... Onu anlatmaya yüreğim dayanmıyor. O dik duruşlu, adliye koridorlarını topuk sesleriyle inleten o devleşen avukattan eser kalmadı. Bir aydır ofisteki o küçük odaya kapandı. Ne bir lokma yemek yiyor ne de tek bir kelime konuşuyor. Önüne koyduğumuz tepsiler olduğu gibi geri geliyor. Pencereden dışarı bakıyor ama gözleri burada değil; o bakışlar bir ay önceki o kapı eşiğinde, Drew Bey'in zorla götürüldüğü o karanlık koridorda takılı kalmış. Bazen yanına gidiyorum, "Sedef Hanım, bir yudum su..." diyorum, yüzüme bile bakmıyor. Ruhu çekilmiş bir hayalet gibi, sessizce eriyor gözlerimizin önünde.
Drew Bey ise içeride perişan. Haber alıyoruz; yemek yemediğini, kimseyle konuşmadığını, sadece duvarlara bakıp Sedef'in ismini sayıkladığını söylüyorlar. İkisi de farklı hücrelerde ama aynı acıyla birbirlerini tüketiyorlar.
Elim kolum bağlı, çıldıracak gibi oluyorum. Sonat dışarıda zaferinin tadını çıkarırken, ben her gece yeni bir plan kuruyorum ama her yol kapalı. Duvarlar üstüme üstüme geliyor. "Seveni ayıran kader değilmiş, insanmış," demişti Sedef Hanım bir keresinde... Haklıydı. O insan, bizim hayatımızı cehenneme çevirdi.
Tam umudumun tükendiği, masayı yumruklamaktan ellerimin kanadığı o gece, ofisin kapısı hiç beklemediğim bir ağırlıkla vuruldu. İçeri giren adamı gördüğümde nefesim kesildi. Adımları yeri titretiyor, bakışları geçtiği her yeri yakıyordu.
Aymen Saka.
Yeraltının sessiz ama en derinden giden ismi, Drew Bey’in "abi" dediği tek adam. Masanın baş ucuna geçti, o ağır ceketini omuzlarından bıraktı ve doğrudan gözlerimin içine baktı.
"Yeter bu kadar yas, Alex," dedi sesi gök gürültüsü gibi odada yankılanırken. "Kardeşim içeride, gelinim içerideki yangından daha beter bir korla dışarıda yanıyor. Saka ailesi sessizliğini bozuyor. Planı ben kuracağım, infazı siz yapacaksınız. Sonat’ın kurduğu o kirli dünyayı, başına yıkmaya geldim."
Onun gelişiyle odadaki o ölü toprağı bir anda dağıldı. Aymen Saka masaya yumruğunu vurduğunda, savaşın asıl şimdi başladığını anladım.
(Dokuzuncu bölümün sonu)
