7. bölüm / 43
*İHANETİN AŞKI*(İHANET AŞKİ) 7- bölüm
Bölümler 43Şu an: (İHANET AŞKİ) 7- bölüm
- 1 (İHANETİN AŞKİ) 1- bölüm375 kelime
- 2 (İHANET AŞKI) 2- bölüm1.460 kelime
- 3 (İHANET AŞKI) 3- bölüm930 kelime
- 4 (İHANET AŞKİ) 4- bölüm1.047 kelime
- 5 (İHANET AŞKİ) 5- bölüm1.280 kelime
- 6 (İHANET AŞKİ) 6- bölüm903 kelime
- 7 (İHANET AŞKİ) 7- bölüm1.177 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 (İHANETİN AŞKİ) 8- bölüm503 kelime
- 9 (İHANET AŞKİ) 9- bölüm1.096 kelime
- 10 (İHANET AŞKİ) 10- bölüm1.420 kelime
- 11 (iHANET AŞKİ) 11- bölüm1.123 kelime
- 12 (İHANET AŞKİ) 12- bölüm561 kelime
- 13 (İHANET AŞKI) 13- bölüm826 kelime
- 14 (İHANETİN AŞKİ) 14- bölüm701 kelime
- 15 (İHANETİN AŞKİ) 15- bölüm484 kelime
- 16 (İHANETİN AŞKİ) 16- bölüm710 kelime
- 17 (İHANETİN AŞKİ) 17- bölüm1.636 kelime
- 18 (İHANETİN AŞKİ) 18- bölüm1.236 kelime
- 19 (İHANETİN AŞKİ) 19- bölüm1.134 kelime
- 20 (İHANETİN AŞKİ)20- bölüm1.101 kelime
- 21 (İHANETİN AŞKİ) 21- bölüm1.042 kelime
- 22 (İHANETİN AŞKİ) 22- bölüm854 kelime
- 23 (İHANETİN AŞKI) 23- bölüm1.157 kelime
- 24 (İHANETİN AŞKI) 24- bölüm1.048 kelime
- 25 (İHANETİN AŞKI) 25- bölüm1.100 kelime
- 26 (İHANETİN AŞKI) 26- bölüm1.231 kelime
- 27 (İHANETİN AŞKI) 27- bölüm859 kelime
- 28 (İHANETİN AŞKI) 28- bölüm1.214 kelime
- 29 (İHANETİN AŞKI) 29- bölüm1.419 kelime
- 30 (İHANETİN AŞKI) 30- bölüm942 kelime
- 31 (İHANETİN AŞKI) 31- bölüm893 kelime
- 32 (İHANETİN AŞKI)32- bölüm876 kelime
- 33 (İHANETİN AŞKI)33-bölüm1.092 kelime
- 34 (İHANETİN AŞKİ) 34- bölüm1.196 kelime
- 35 (İHANETİN AŞKI)35- bölüm981 kelime
- 36 (İHANETİN AŞKİ) 36- bölüm1.310 kelime
- 37 (İHANETİN AŞKİ) 37- bölüm1.369 kelime
- 38 (İHANETİN AŞKİ) 38-bölüm1.275 kelime
- 39 (İHANETİN AŞKİ) 39- bölüm1.041 kelime
- 40 (İHANETİN AŞKİ) 40-bölüm1.056 kelime
- 41 (İHANETİN AŞKİ) 41- bölüm993 kelime
- 42 (İHANETİN AŞKİ) 42- bölüm741 kelime
- 43 (İHANETİN AŞKİ) 43- bölüm889 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Anlatıcı:sedef)
Sonat'ın o odadan hezimetle çıkışının üzerinden kabus gibi çöken birkaç saat geçmişti. Drew'un yatağının kenarında, hâlâ parmaklarımı sıkan sargılı elini tutuyordum. Her şeye rağmen yüzünde beliren o hafif tebessüm içimi ısıtmıştı. Ama kader, bizi yan yana gördüğü her saniye yeni bir kırbaç vurmaya yeminli gibiydi.
Dışarıdaki kargaşa sesleri, koridoru yırtan ağır bot seslerine ve telsiz cızırtılarına dönüştüğünde odaya Alex değil, ellerinde silahlar ve kelepçelerle resmi üniformalı polisler daldı.
"Drew Aslan! Hakkınızda örgüt liderliği ve anayasal düzeni bozma suçlarından acil tutuklama kararı var. Bizimle geliyorsunuz!"
"Durun! Ne yapıyorsunuz siz?" diye feryat ettim yatağın önüne siper olarak. "Görmüyor musunuz halini? Ölümden döndü, daha yeni ameliyattan çıktı! Bu halde onu götüremezsiniz!"
Polisler beni acımasızca geriye doğru itti. Drew, kaburgalarındaki o korkunç sızılara ve bedenindeki ağır hasara rağmen acısını saklamaya çalışarak doğruldu. Gözleri doğrudan bana kilitlenmişti; kelepçeler o sargılı, yaralı bileklerine geçirilirken bile tek bir acı ifadesi vermedi sırf ben yıkılmayayım diye.
Sedyeye yaka paça alınarak odadan çıkarılırken arkasından koştum. Hastane koridorunun ortasında, polis barikatı önümü kestiğinde dengemi kaybederek dizlerimin üzerine, yere yığıldım. Gücüm tükenmişti, ruhum bedenimden sökülüyordu. Arkasından bakarken gözyaşlarım görüşümü bulandırdı, acı koridordaki her bir duvarı çatlatacak kadar büyüdü içimde.
"Götürmeyin onu! Almayın onu, bırakın!" diye haykırdım, sesim hastane tavanında yankılanırken hıçkırıklara boğuldum. Elleriyle yeri yumruklayarak feryat ediyordum. "Doyamadım ben ona... Kokusuna doymadım! Bırakın onu!"
Drew, koridorun sonunda kafasını hafifçe arkaya çevirdi. O karanlık gözlerinde ilk defa çaresiz bir acı gördüm. Ve o kapı kapandı. 19 yıl sonra bulduğum adamı, kokusuna bile sarılamadan karanlık bir hücreye fırlatmışlardı.
(5 ay sonra)
Zaman durmuştu. Drew’un demir parmaklıklar ardına gönderilmesinin üzerinden tam beş uzun, boğucu ay geçmişti. Beş ay boyunca o soğuk mahkeme salonlarında, adliye koridorlarında bir başıma savaştım. Sonat'ın hazırladığı o hain dosyayı çürütmek, Drew’u o hapishane köşesinden çekip almak için her gecemi gündüzüme kattım.
Beş ay boyunca ne onun sesini duyabilmiştim ne de o çocukluğumdan beri koklamaya doyamadığım saçlarına dokunabilmiştim. Ama içimdeki o yangın, adliye koridorlarında attığım her adımda beni daha da bileyen bir silaha dönüşmüştü. Savaş daha yeni başlıyordu ve Drew'u oradan çıkarmadan durmaya niyetim yoktu
Adliye koridorlarında geçen o beş koca ayın her bir günü, ruhumdan bir parça koparıp götürmüştü. Drew’u o hapishane duvarlarının arkasından çekip almak için çalmadığım kapı, altüst etmediğim dosya kalmamıştı. Ancak hukuk mücadelemin beşinci ayında, cezaevinden sızan çok gizli bir istihbarat raporu elime ulaştığında dünyam bir kez daha başıma yıkıldı.
Öğrendiğim gerçek, içimdeki yangını harlayan bir kor ateş haline geldi: Drew içeride rahat değildi. Sonat’ın dışarıdan kurduğu kirli ittifaklar ve adliyeye sunduğu belgeler yüzünden, cezaevi yönetimi Drew'un "içeride hâlâ örgüt yönettiği" iddiasını ortaya atmıştı. Bu asılsız iddiayı bahane ederek ona tecrit uygulamışlar, ağır hücre cezaları vermişler ve yaralı bedenine acımasızca eziyet etmişlerdi. Zaten o suikast kaza sarsıntılarından ve ambar işkencelerinden yeni çıkan adamı, demir parmaklıklar ardında adeta yavaş yavaş öldürmeye çalışıyorlardı.
Bu bilgi, avukatlık cübbemin altındaki kalbimi tamamen taşa çevirdi. Artık sadece dilekçelerle savaşamazdım. Sonat'ın ve cezaevindeki o işbirlikçilerin maskesini düşürmek zorundaydım.
Gözlerimden akan yaşlar önümdeki raporun satırlarını bulanıklaştırırken, içimde beş aydır biriken o çaresizlik hissi yerini buz gibi bir intikam yeminine bıraktı. Drew’un tecrit altında, o soğuk hücrede tek başına acı çektiğini ve ona eziyet edildiğini bilerek dışarıda geçireceğim tek bir saniyem bile olamazdı.
Hukuki tüm yetkilerimi zorlayarak, bakanlıktan ve başsavcılıktan "soruşturma altındaki şüphelinin müdafi" sıfatıyla acil bir görüşme izni kopardım. İstanbul’un dışındaki o yüksek güvenlikli cezaevinin gri, soğuk beton duvarları görüş alanıma girdiğinde kalbimin ritmi tamamen altüst olmuştu.
Demir kapılar arkamdan büyük bir gürültüyle kapandı. Gardiyanların eşliğinde, loş ve boğucu koridorlardan geçerek avukat görüşme odasına alındım. Ortada kalın, kurşun geçirmez bir cam ve iki tarafta demir parmaklıklar vardı. Dakikalar asır gibi geçerken karşıdaki ağır demir kapı gıcırtıyla açıldı.
İçeri giren adamı gördüğümde hıçkırığımı yutmak için tırnaklarımı avuç içlerime bastırdım.
Drew... Beş ay önce hastaneden jilet gibi duruşuyla polislerin götürdüğü o heybetli adamdan çok farklıydı. Üzerindeki gri mahkûm elbiseleri bol geliyordu, zayıflamıştı. Yüzündeki yaralar iyileşmişti belki ama gözlerinin etrafındaki o derin mor halkalar ve yorgunluk, içeride ona yaşatılan eziyetin boyutunu kelimesiz anlatıyordu. Yine de beni gördüğü an, o omuzlarını dikleştirdi; zayıf düşen bedenine inat, o bükülmez ve meydan okuyan bakışlarını kuşanarak karşımda dik durdu.
Yavaşça yürüyüp camın arkasındaki tabureye oturdu ve ahizeyi kaldırdı. Ben de titreyen ellerimle kendi tarafımdaki ahizeyi kulağıma dayadım. Avucumu doğrudan camın üzerine yerleştirdim, o da sargıları yeni çıkmış, yaralı elini tam avcumun denk geldiği yere, camın diğer tarafına koydu.
"Çok zayıflamışsın," diyebildim ilk önce, sesim feryat eder gibi pürüzlü çıktı. "Sana eziyet ettiklerini öğrendim Drew. Seni o hücrede..."
"Şşşt," dedi Drew, sesi ahizenin içinden eski günlerdeki gibi derin ama bitkin bir tonda yankılandı. Dudaklarının kenarında beni teselli etmek ister gibi hafif bir tebessüm belirdi. "Ağlama avukat. Ben buradaki dört duvara da, bana vurdukları o zincirlere de diz çöktürürüm. Benim canımı yakan tek şey, senin dışarıda bensiz olman."
"Seni buradan çıkaracağım," dedim camı parmaklarımla tırmalar gibi sıkarak. "Sonat’ın yaptığı her şeyi biliyorum, o rüşvet ağını çözeceğim."
Drew'un gözlerindeki parıltı aniden karardı, bakışları ciddileşti. Elini camdan çekerek ahizeye daha sıkı sarıldı. "Sedef, beni dinle," dedi, sesi emir verir gibi keskinleşmişti. "Buradan elbet çıkacağım ama dışarıdaki o köstebek ağı sandığından çok daha derin. Sonat tamamen delirdi. Eğer benim için o adliye koridorlarında çok fazla dikkat çekersen seni de bu çukurun içine çekerler. Davayı yürüt ama benden uzak dur. Kendini korumak için, dışarıda tehlike bitene kadar araya mesafe koymak zorundayız."
Kavuşmamızın önünde sadece demir parmaklıklar ve camlar yoktu; şimdi Drew da beni korumak adına aramıza aşılmaz bir gurur ve güvenlik duvarı örüyordu.
O soğuk cezaevi görüşmesinin üzerinden geçen iki hafta boyunca Drew’un "Benden uzak dur," diyen o sert ama içi titreyen sesi kulaklarımdan hiç gitmedi. Haklıydı, canı yanıyordu ama beni korumak için bunu yaptığını bilmek kalbimi daha çok acıtıyordu. Adliye koridorlarında, onun bu fedakarlığına yakışır bir şekilde, dosyaları tek tek inceleyerek bir açık aramaya devam ettim. "Kavuşacağız," diyordum içimden, "tüm bu engeller bittiğinde ona yeniden sarılacağım."
Fakat bir sabah, Alex ofisime geldiğinde yüzündeki o donuk, ruhsuz ifadeyi gördüğümde içime ölümcül bir korku düştü. Elinde tek bir buruşuk zarf tutuyordu.
"Bu ne, Alex?" diye sordum, sesimin titremesine engel olamayarak.
"Drew Bey'den," dedi Alex, gözlerini benden kaçırarak. "Cezaevindeki bir tanıdık vasıtasıyla el altından ulaştırdı. Sadece size vermemi söyledi."
Titreyen parmaklarımla zarfı açtım. Drew'un o keskin, sert el yazısını gördüğüm an göğsüme bir öküz oturdu. Mektup kısaydı ama her bir kelimesi kalbime saplanan birer zehirli ok gibiydi:
Sedef,
Bu dört duvar arasında geçirdiğim her gün, dışarıdaki hayatın ve senin ne kadar uzakta olduğunu bana daha net gösteriyor. Sana her baktığımda, bu demir parmaklıklar ve üzerime çöken karanlık canımı daha çok yakıyor. Beni kurtarmaya çalışarak gençliğini, mesleğini ve hayatını bu çukurda harcama. Artık ne adliye koridorlarında benim için savaşmanı istiyorum ne de buraya gelmeni. Beni kurtarmaya çalışma, kendi hayatına bak ve devam et. Bizim hikayemiz o hastane odasında, o kelepçeler bileğime geçtiğinde bitti...
Mektup elimden kayıp masanın üzerine düşerken hıçkırıklarım odada yankılandı. Drew beni kendinden, kendi karanlığından korumak için bilerek canımı yakıyordu; bunu çok iyi biliyordum. Bu sahte bir veda mektubuydu, beni Sonat'ın hedefi olmaktan çıkarmak için kendini tamamen feda ediyordu. Ama onun beni böyle bir yalanla kendinden mahrum bırakması, "kavuşacağız" derken beni bir başıma fırlatıp atması ruhumu paramparça etmişti. 19 yıl sonra tam bulmuşken, şimdi kendi elleriyle aramıza aşılmaz bir uçurum kazıyordu.
(Yedinci bölümün sonu)
Bölüm etkileşimi
