30. bölüm · *İHANETİN AŞKI*

(İHANETİN AŞKI) 30- bölüm

Zeynepsura Düvenci

Karargahın tavanındaki eski lamba, masanın üzerindeki haritaya soluk bir ışık yansıtıyordu. İçeride kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Drew’un yokluğu, karargahın duvarlarına bile ağır bir sessizlik gibi çökmüştü.

Sedef, ellerini masaya yaslamış, gözlerini tek bir noktaya dikmişti. Drew’un o arabaya bindirilip götürüldüğü an zihninde sürekli başa sarıyordu. Kalbi göğsünü delmek istercesine çarparken, içindeki korkuyu öfkeye dönüştürmeye çalışıyordu. "Onu orada bırakmayacağız," dedi fısıltıyla. Sesindeki kararlılık odayı doldurdu.

Alex, köşede durmuş, ceketinin fermuarını çekerken çenesini sıkıyordu. Yüzündeki o her zamanki neşeli ifadeden eser kalmamıştı. Duman’ın o şarkısındaki gibi hissediyordu kendini; dostu tehlikedeyken içi içini yiyiyordu. Haşmet ise sessizce bir köşede oturmuş, bilge ama endişeli gözlerle ekibi izliyordu. "Planı biliyorsunuz," dedi Haşmet. "Bu sıradan bir baskın değil. Çok dikkatli olmalısınız."

BİR YIKIMIN HİKAYESİ: SONAT'IN FLASHBACK'İ

Aynı dakikalarda, şehrin dışındaki o kuytu deponun üst kat odasında Sonat, kırık dökük bir aynanın önünde duruyordu. Aşağıdan gelen sesleri duymuyordu bile. Zihni onu çok uzaklara, her şeyin başladığı o yalnız çocukluk günlerine götürmüştü.

[FLASHBACK SAHNESİ]

Küçücük bir çocuktu Sonat. Evin o buz gibi, karanlık odasında tek başına oturur, dışarıdaki çocukların gülüşmelerini dinlerdi. Ne annesi sarılmıştı ona ne de babası başını okşamıştı. Sevgiyi, sıcak bir yuvayı hiç tatmamıştı. Büyüdükçe içindeki o boşluk devasa bir uçuruma dönüştü. Hep bir gün birinin gelip onu bu yalnızlıktan kurtaracağını, onun da bir hayatı olacağını hayal etmişti.
Sedef’i gördüğü an, içindeki o küçük ve üşüyen çocuk ilk defa ısınmıştı. "Benim hayatım o olacak," demişti kendi kendine. "Biz evleneceğiz, her şey düzelecek." Ama Sedef, onun bu takıntılı dünyasına değil, Drew’un o güven veren, koruyucu kollarına bırakmıştı kendini. Sonat bir kez daha o karanlık odada yapayalnız kalmıştı.

Aynadaki yansımasına bakarken dişlerini sıktı, gözünden akan bir damla yaş yanağından süzüldü. Kendi kendine mırıldandı: "Sen ne yaptın Sedef? Bizim bir hayatımız olacaktı... Biz olacaktık, evlenecektik..." İçindeki o büyük
sevilme arzusu, sevmeyi bilmediği için gözü dönmüş bir öfkeye dönüşmüştü.

BÜYÜK KURTARMA OPERASYONU

Aşağıda, deponun zemininde Drew, ağır zincirlerle bir sandalyeye bağlanmıştı. Üzerindeki tüm yorgunluğa ve yaralara rağmen dik durmaya çalışıyordu. Gözlerindeki o aslan feryadı hiç sönmemişti. İçinde Ceza’nın Medcezir’i gibi büyük bir fırtına kopuyordu ama pes etmeye niyeti yoktu.

Aniden deponun büyük kapısı muazzam bir gürültüyle sarsıldı ve ardına kadar açıldı!

İçeri ilk fırlayan Alex oldu. Hızlı ve kararlı adımlarla, Drew’a yaklaşmaya çalışan korumaları birer birer etkisiz hale getirdi. Arkasından gelen Sedef ise sadece tek bir şeye odaklanmıştı: Drew.

"Drew!" diye bağırdı Sedef, sesi deponun yüksek tavanında yankılandı.

Drew, sevdiği kızın sesini duyduğunda başını kaldırdı. Sedef, gözlerindeki yaşlara rağmen Sezen Aksu’nun Firuze’si gibi asil ve güçlü bir duruşla ona doğru koşuyordu. Sedef hemen Drew’un yanına diz çöktü, titreyen elleriyle onun yüzünü tuttu. "Geldik," dedi ağlayarak. "Seni almaya geldik."

Alex hızla yanlarına ulaştı ve Drew’un bileğindeki ağır zincirleri büyük bir hızla çözmeye başladı. "Hadi kanki, buranın havası sana göre değil," dedi, en zor anda bile dostuna moral vermek isteyerek. Zincirler büyük bir gürültüyle yere serildi.

Tam çıkışa doğru yöneleceklerken, üst kat merdivenlerinin başında Sonat belirdi. Elindeki silahı onlara doğrultmuştu. Yüzü acı içinde kasılmıştı, gözleri ağlamaktan kıpkırmızıydı.

"Bitemez!" diye haykırdı Sonat. Sesi çaresizlikle titriyordu. "Sedef, bizim bir hayatımız olacaktı! Biz evlenecektik! Seni benden almasına izin vermeyeceğim!"

Drew, halsiz olmasına rağmen bir an bile düşünmeden Sedef’in önüne siper oldu. İki adamın bakışları karanlıkta bir kez daha çarpıştı. Sonat’ın parmağı tetiğe giderken, arkadan gelen ani bir hareketle dikkat dağıldı. Alex durumdan faydalanıp Drew ve Sedef’i hızla kapıya doğru yönlendirdi. Arkalarında, kendi yarattığı o karanlık dünyada tamamen yalnız kalan ve hayalleri yıkılan bir Sonat bıraktılar.

Gecenin soğuk havasında arabaya bindiklerinde, Drew başını Sedef’in dizine koydu. Sedef, onun saçlarını okşarken gözyaşları Drew’un yüzüne damlıyordu. Onu kurtarmışlardı ama bu gece, herkesin kalbinde asla kapanmayacak derin izler bırakmıştı

Sedef'in hafif hıçkırıkları ve sileceklerin sesi bölüyordu. Drew, başını Sedef'in dizine yaslamış halde derin derin nefes alırken, ellerini onun ellerinin üzerine koydu.

"Geçti," dedi Drew, sesi pürüzlü ve yorgundu ama o bildiğimiz güçlü duruşunu hemen geri kazanmaya çalışıyordu. "Yanımdasın ya, bitti."

Alex dikiz aynasından dostuna bakıp derin bir nefes verdi. "Direkt karargaha sürüyorum. Haşmet abi bizi bekliyor. Orada yaralarına bakağız, sonra da..." Çenesi kasıldı, direksiyonu daha sıkı kavradı. "...sonra da bu işi tamamen bitireceğiz."

Karargaha vardıklarında kapıda onları karşılayan Haşmet, Drew'un halini görünce hemen harekete geçti. Onu loş odadaki koltuğa yatırdılar. Sedef bir an bile Drew'un elini bırakmak istemiyordu, sanki bıraksa yine o karanlığa çekilecekmiş gibi hissediyordu. Eylem Aktaş'ın o hüznü kaplamıştı odayı.

Drew yavaşça doğruldu, üzerindeki sargılara aldırmadan ekibe baktı. "Sonat ve Okan..." dedi, gözleri intikam ateşiyle yanıyordu. "Bu gece bizi bitiremediler. Ama yarın güneş doğduğunda, sıra bize gelecek.

Karargahtaki loş odada Haşmet, Drew’un yaralarını dikkatlice sardı ve ona ağrılarını hafifletecek bir ilaç verdi. Drew yavaş yavaş kendine gelip gözlerini tamamen açtığında, Sedef hemen yanı başında belirdi. Yüzünde hala o korkunun ve endişenin izleri vardı.

Sedef, titreyen bir sesle Drew’un elini tuttu ve gözlerinin içine bakarak sordu: "İyimisin?"

Drew, derin bir nefes aldı. Bakışları yorgun ama bir o kadar da derindi. Kafasını hafifçe iki yana sallayarak, "Yok, iyi değilim," dedi.

Sedef bir anda panikledi, gözleri irileşti: "Nasıl? Nasıl iyi değilsin? Ne yapalım, hastaneye gidelim mi hemen? Alex’i çağırayım, arabayı hazırlasın!" diye telaşla ayağa kalkmaya yeltendi.

Drew, Sedef’in elini bırakmadı ve odadaki diğerlerine döndü. "Haşmet, Alex... Çıkın az," dedi pürüzlü bir ses tonuyla.

Alex ve Haşmet birbirlerine bakıp durumun ciddiyetini anladılar ve sessizce kapıya yönelip odayı ikisine bıraktılar. Kapı kapandığında odada sadece ikisinin nefes sesleri kaldı.

Drew, Sedef’i yavaşça kendine doğru, yatağın kenarına çağırdı. Sedef ne olduğunu anlamaya çalışarak ona doğru eğildiğinde, Drew aniden onu kendine çekip dudağından öptü. Sedef o anın şaşkınlığıyla ne yapacağını bilemedi, donakaldı.

Birkaç saniye sonra Drew yavaşça geri çekildi. Yüzünde uzun zamandır görünmeyen o hafif, rahatlamış gülümseme belirdi. Sedef’in gözlerinin içine bakarak fısıldadı:

"Şimdi iyiyim."

Yazarın notu: bazı sevdalar; kötü günde iyi günde her zaman belli olur drew ve sedefinde sevdası aynı bu şekildeydi..

(Otuzuncu bölümün sonu...)