2. bölüm / 43
*İHANETİN AŞKI*(İHANET AŞKI) 2- bölüm
Bölümler 43Şu an: (İHANET AŞKI) 2- bölüm
- 1 (İHANETİN AŞKİ) 1- bölüm375 kelime
- 2 (İHANET AŞKI) 2- bölüm1.460 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 (İHANET AŞKI) 3- bölüm930 kelime
- 4 (İHANET AŞKİ) 4- bölüm1.047 kelime
- 5 (İHANET AŞKİ) 5- bölüm1.280 kelime
- 6 (İHANET AŞKİ) 6- bölüm903 kelime
- 7 (İHANET AŞKİ) 7- bölüm1.177 kelime
- 8 (İHANETİN AŞKİ) 8- bölüm503 kelime
- 9 (İHANET AŞKİ) 9- bölüm1.096 kelime
- 10 (İHANET AŞKİ) 10- bölüm1.420 kelime
- 11 (iHANET AŞKİ) 11- bölüm1.123 kelime
- 12 (İHANET AŞKİ) 12- bölüm561 kelime
- 13 (İHANET AŞKI) 13- bölüm826 kelime
- 14 (İHANETİN AŞKİ) 14- bölüm701 kelime
- 15 (İHANETİN AŞKİ) 15- bölüm484 kelime
- 16 (İHANETİN AŞKİ) 16- bölüm710 kelime
- 17 (İHANETİN AŞKİ) 17- bölüm1.636 kelime
- 18 (İHANETİN AŞKİ) 18- bölüm1.236 kelime
- 19 (İHANETİN AŞKİ) 19- bölüm1.134 kelime
- 20 (İHANETİN AŞKİ)20- bölüm1.101 kelime
- 21 (İHANETİN AŞKİ) 21- bölüm1.042 kelime
- 22 (İHANETİN AŞKİ) 22- bölüm854 kelime
- 23 (İHANETİN AŞKI) 23- bölüm1.157 kelime
- 24 (İHANETİN AŞKI) 24- bölüm1.048 kelime
- 25 (İHANETİN AŞKI) 25- bölüm1.100 kelime
- 26 (İHANETİN AŞKI) 26- bölüm1.231 kelime
- 27 (İHANETİN AŞKI) 27- bölüm859 kelime
- 28 (İHANETİN AŞKI) 28- bölüm1.214 kelime
- 29 (İHANETİN AŞKI) 29- bölüm1.419 kelime
- 30 (İHANETİN AŞKI) 30- bölüm942 kelime
- 31 (İHANETİN AŞKI) 31- bölüm893 kelime
- 32 (İHANETİN AŞKI)32- bölüm876 kelime
- 33 (İHANETİN AŞKI)33-bölüm1.092 kelime
- 34 (İHANETİN AŞKİ) 34- bölüm1.196 kelime
- 35 (İHANETİN AŞKI)35- bölüm981 kelime
- 36 (İHANETİN AŞKİ) 36- bölüm1.310 kelime
- 37 (İHANETİN AŞKİ) 37- bölüm1.369 kelime
- 38 (İHANETİN AŞKİ) 38-bölüm1.275 kelime
- 39 (İHANETİN AŞKİ) 39- bölüm1.041 kelime
- 40 (İHANETİN AŞKİ) 40-bölüm1.056 kelime
- 41 (İHANETİN AŞKİ) 41- bölüm993 kelime
- 42 (İHANETİN AŞKİ) 42- bölüm741 kelime
- 43 (İHANETİN AŞKİ) 43- bölüm889 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O günden sonra lojmanın o karlı bahçesi benim için anlamını yitirdi. Günlerce pencerenin önünde belki dönerler, belki bir haber gelir diye bekledim ama ne Drew’dan ne de ailesinden tek bir iz kaldı. Zaman, geride kalanlar için acımasızca akıp gitti. Yaşadığım o derin hayal kırıklığı ve cevapsız sorular, içimde başka bir şeye dönüştü: Adalet arayışına. İnsanların sebepsizce ortadan kaybolmadığı, hukukun ve doğruların kazandığı bir dünya istiyordum...
Aradan tam 19 yıl geçti.
Bugün üzerimde avukatlık cübbemle aynaya baktığımda, o gün lojman koridorunda ağlayan 5 yaşındaki küçük kızı değil; hakkı yenilenlerin sesini savunan güçlü bir kadını görüyordum. Kürsüme geçip önümdeki yeni dosyanın kapağını açtım. Son günlerde şehrin altını üstüne getiren karanlık bir örgütle ilgili gizli belgeler duruyordu karşımda. Dosyanın en üstünde, örgütün gizemli liderinin adı yazılıydı. Bakışlarım o isme kilitlendiğinde nefesim kesildi.
Yıllar sonra adalet, beni kaçtığım geçmişimle tam kalbimden yüzleştirmek üzereydi...
GÖLGE Örgütü
Karanlık salonun ortasındaki masada, örgütün son sevkiyat planları duruyordu. Ama benim gözüm planlarda değil, masanın bir köşesine fırlatılmış küçük bir avukatlık kartvizitindeydi. Üzerinde büyük harflerle Av. Sedef yazıyordu.
Lojmandan apar topar ayrıldığımız o uğursuz geceden beri geçen 19 yıl boyunca, onun adalet peşinde koşuşunu uzaktan, gizlice izlemiştim. O masum küçük kız büyümüş, adalet sarayının parlayan yıldızı olmuştu; bense karanlığın ta kendisi. Şimdi benim yönettiğim örgütün ağlarını çözmeye çalışıyordu. Beni hapse tıkmak istiyordu.
Oturduğum deri koltukta hafifçe doğruldum. Karşımdaki Haşmet ve Sonat sessizce benden gelecek emri bekliyorlardı. Kartı elime alıp parmaklarımın arasında çevirdim.
"Bu davanın avukatıyla bizzat ben ilgileneceğim," dedim, sesimdeki buz gibi ton salonu kaplarken. "Bakalım küçük avukatımız, çocukluk arkadaşının bir katile dönüştüğünü öğrendiğinde de adaleti bu kadar çok isteyecek mi?"
Odadaki sessizlik derinleşirken bakışlarımı Haşmet’e çevirdim. "Gölge’nin adliyedeki uzantılarına haber uçurun," dedim buz gibi bir sesle. "Sedef’in attığı her adımdan, incelediği her satırdan anında haberim olacak. Ama ona sakın dokunulmayacak. Onunla ilk yüzleşen ben olacağım."
Haşmet başıyla onaylayıp hızla odadan çıkarken, Sonat masaya doğru bir adım yaklaştı. "Efendim, ya dosyadaki kritik isimlere ulaşırsa? Risk almıyor muyuz?" diye sordu.
Dudaklarımın kenarında karanlık bir tebessüm belirdi. Kartviziti masanın üzerine bıraktım. "Bırakın yaklaşabildiği kadar yaklaşsın Sonat. Karşısında lojmandaki o küçük çocuğu bulacağını sanırken, Gölge'nin tam kalbine bastığını fark ettiğinde oyun asıl o zaman başlayacak."
(Anlatıcı: Sedef)
Günlerdir adliyedeki odamda, "Gölge" örgütünün finansal ağlarını ve paravan şirketlerini inceliyordum. Dosyalar arasında kayboldukça, her ipucunun beni aynı adrese, şehrin en lüks plazalarından birinin üst katındaki holdinge götürdüğünü fark ettim. Resmi kayıtlarda yasal bir iş yeri gibi görünüyordu ama buranın Gölge'nin asıl merkezi olduğundan neredeyse emindim.
Bir avukat olarak elimdeki delillerle doğrudan polis baskını isteyebilirdim ama içimdeki bir ses, o kapıyı önce kendimin çalması gerektiğini söylüyordu. Karşımdaki gücün ne kadar tehlikeli olduğunu bilerek, cübbemi çıkarıp çantamı aldım ve adliyeden çıktım.
Yarım saat sonra holding binasının en üst katındaki devasa, koyu renkli ahşap kapının önündeydim. Sekreterin beni engellemesine izin vermeden kapıyı sertçe iterek içeri girdim.
"Gölge'nin gerçek lideriyle görüşmeye geldim, saklanmayı bırakın artık!" diye gürledim, sesimin titrememesine özen göstererek.
Odanın uzak köşesinde, camın önünde arkası dönük duran geniş omuzlu adam yavaşça bana doğru döndü. Üzerindeki jilet gibi takım elbisesiyle son derece karizmatik ve tehlikeli duruyordu. Bakışlarımız havada çarpıştığında, söyleyeceğim tüm kelimeler boğazımda düğümlendi.
Karşımda duran adam, yeraltı dünyasını korkudan titreten o gizemli liderdi. Ama aynı zamanda, 19 yıl önce beni o karlı lojman bahçesinde bir başıma bırakıp giden, gözlerini ve yüzündeki o tanıdık çizgileri asla unutmadığım çocuktu.
"Drew?.." diye fısıldayabildim sadece. Dudaklarım titriyordu.
Drew, yüzünde en ufak bir şaşkınlık belirtisi olmadan, masasının üzerindeki kartvizitimi parmaklarının arasında çevirdi. Gözlerinde buz gibi, karanlık bir tebessüm belirdi.
"Hoş geldin Sedef," dedi, sesi odanın içinde bir kurşun gibi yankılanırken. "Adaleti buraya kadar getireceğini biliyordum."
(Anlatıcı: Sedef)
Duyduğum ses, çocukluğumun en güvenli sığınağına aitti ama kelimeler buz gibi bir yabancıya bürünmüştü. "Sen..." dedim, sesim odadaki sessizlikte paramparça olurken. "Gölge’nin lideri sensin. 19 yıl önce aniden yok oldun çünkü... çünkü bir canavara dönüştün, öyle mi?"
Drew masasının arkasından yavaş adımlarla çıktı. Aramızdaki mesafe kısaldıkça heybeti ve üzerindeki o tekinsiz güç beni geriye doğru adım atmaya zorladı. "Dünya senin adliye koridorlarında gördüğün kadar masum değil Sedef," dedi, gözlerini gözlerime dikerek. "Ben sadece bana bırakılan mirası yönetiyorum."
Bu bir miras değil, bu bir suç zinciri Drew! Ve ben o zinciri kıracağım," diye bağırdım, gözlerimden süzülmek isteyen yaşları zorlukla geri iterek. "Seni hapse tıkacağım. Elimdeki tüm dosyalar, adliyedeki ekibim... Her şey bittiğinde hiçbir adamın seni kurtaramayacak."
Drew durdu. Yüzündeki o kendinden emin, sinir bozucu tebessüm derinleşti. Cebinden telefonunu çıkarıp ekrana birkaç kez dokundu ve bana doğru çevirdi. "Ekibin mi?" diye sordu, sesi tehlikeli bir fısıltıya dönüşmüştü. "Mesela, odandaki gizli belgelerin kopyasını her akşam bana ulaştıran şu ekip arkadaşın mı?"
Ekrana baktığımda nefesimin tamamen kesildiğini hissettim. Göğsüme tek bir kurşun yesem canım bu kadar acımazdı. Ekranda, holdingin gizli otoparkında Drew’un sağ kolu Alex ile hararetli bir şekilde konuşan ve ona adliyeden çaldığı dosyaları teslim eden adamın net bir fotoğrafı vardı.
Parmağındaki o tanıdık gümüş yüzük, loş ışıkta parıldıyordu.
Sonat...
Evleneceğim adam. Hayatımı paylaştığım, adalet yolunda bana yoldaş olduğunu sandığım nişanlım. Her gece başımı göğsüne yasladığım o adam, meğer her sabah beni Drew’a ihbar ediyormuş.
"Y-yalan..." diye mırıldandım. Odadaki duvarlar üzerime yıkılıyor gibiydi, dizlerimin bağı çözüldü. Başım döndü, masanın kenarına tutunmasam yere yığılacaktım. Dünya başıma yıkılmıştı ama Drew karşımda durmuş, bir harabenin dağılışını izler gibi beni izliyordu.
"Bu dünyada kime güveneceğini asla bilemezsin küçük avukat," dedi Drew, bana doğru bir adım daha atıp tam karşımda durarak. "Nişanlın bile aslında benim gölgemden ibaretken..."
Drew’un her kelimesi zihnime bir balyoz gibi iniyordu. Fotoğraftaki Sonat’a, o adamın parmağındaki gümüş yüzüğe baktım. Göz yaşlarım nihayet yanaklarımdan süzüldüğünde, Drew’a doğru bir adım attım. Öfkem titrememi bastırmıştı.
"Onu tehdit ettin," dedim, sesimdeki acıyı gizlemeye çalışarak. "Sonat beni seviyor Drew. O bana asla ihanet etmez. Onu buna sen zorladın!"
Drew, pencereye doğru birkaç adım yürüyüp sırtını bana döndü. Derin bir nefes aldı, omuzları hafifçe gerildi. "Seni sevdiğini ben de biliyorum Sedef," dedi, sesindeki o alaycı ton ilk defa kaybolmuş, yerini karanlık bir ciddiyete bırakmıştı. "Zaten seni bu kadar çok sevmeseydi, şu an yaşıyor olmazdı."
Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. "Ne demek bu?"
Drew yavaşça bana doğru döndü. Gözlerinde ilk defa çocukluğumdaki o korumacı çocuğun izini görür gibi oldum ama bakışları hala çok sertti. "Sonat benim örgütümün içine sızmaya çalışan bir köstebekti. Onu fark ettiğim an infaz emrini vermiştim. Ama o ne yaptı biliyor musun? Karşıma geçip diz çöktü. Hayatı için değil, senin hayatın için yalvardı. Eğer ona bir şey olursa senin peşini bırakmayacağını, Gölge'yi çökertene kadar durmayacağını ve bunun senin ölümün olacağını biliyordu."
Kulaklarım yeniden uğuldamaya başladı. Drew masanın üzerindeki kartvizitimi işaret etti.
"Seni korumak için benim gölgem olmayı kabul etti Sedef. Adliyeden bana getirdiği her dosya, aslında senin bu işe daha fazla burnunu sokup hedef tahtası haline gelmeni engellemek içindi. Seni benden korumak için, bana hizmet etmeyi seçti. Şimdi söyle bana avukat... Bu bir ihanet mi, yoksa seni kurtarmak için ödenen bir bedel mi?"
Karşımda duran iki adamın da aslında beni kendilerince korumaya çalıştığını anlamak içimdeki hayal kırıklığını yok etmedi, aksine beni daha büyük bir çıkmaza soktu. Sevdiğim adam bir suç örgütünün piyonu olmuştu, çocukluk aşkım ise o örgütün şahı.
Drew’un son sorusu zihnimde yankılanırken, içimdeki acı ve öfke birbirine karıştı. Kafamı toparlayamıyordum. İnandığım, güvendiğim, hayatımı kurduğum her şey saniyeler içinde un ufak olmuştu. Gözlerimden akan yaşları silmeye bile yeltenmedim.
Drew, yıkılışımı izleyen o mesafeli duruşunu aniden bozdu. Aramızdaki son birkaç adımı da kapatıp tam önümde durdu. Kokusu, lojmanda karlar altında birbirimize sarıldığımız o güne ait gibiydi ama bakışları bir o kadar yabancı ve yakıcıydı. Elini kaldırıp yüzüme düşen bir saç telini yavaşça geriye itti. Dokunuşu tenimi alev fırtınasına çevirdi.
"Benden nefret ediyorsun, biliyorum," diye fısıldadı, sesi çok yakından geliyordu. "Ama bana baktığında sadece bir suçlu görmediğini de biliyorum, Sedef."
"Uzak dur benden..." diye mırıldandım ama sesim o kadar cılız çıkmıştı ki kendime kızdım.
Drew dinlemedi. Eğildi ve dudaklarını sertçe dudaklarıma bastırdı.
Şok dalgası bütün vücudumu esir alırken ellerimi göğsüne koyup onu var gücümle itmeye çalıştım. Gitmeliydim, bu odadan, bu adamdan, bu yalandan kaçmalıydım. Ama Drew bükülmez bir duvar gibiydi, beni daha sıkı kavradı. Dudaklarındaki o öfke, özlem ve çaresizlik içime aktıkça, itmeye çalışan ellerim göğsündeki kumaşa tutundu. 19 yıllık o devasa boşluk, mantığımı tamamen devre dışı bıraktı. Kendimden nefret ede ede, saniyeler önce hayatımı mahveden bu adama, çocukluk aşkıma aynı yoğunlukta karşılık vermeye başladım.
Zaman durmuş gibiydi. Ta ki o kapı büyük bir gürültüyle ardına kadar açılana kadar.
"Sedef! Sakın ona dokunma!"
İçeri giren sesle birlikte Drew’dan hızla ayrıldım. Arkama baktığımda nefesim bir kez daha kesildi. Sonat, elindeki dosyalarla kapının eşiğinde duruyordu. Gözleri tamamen açılmış, yüzü kireç gibi beyazlamıştı. Bize, özellikle de bana bakarken gözlerinde gördüğüm o saf acı ve ihanet duygusu, az önce Drew’un izlettiği fotoğraftan çok daha gerçekti...
Sonat ellerindeki dosyaları yere düşürürken, "Sedef..." dedi, sesi acıyla titreyerek. "Sen... onunla..."
Drew ise üzerini hiç bozmadan, sanki bu anı bekliyormuş gibi rahat bir tavırla önüme geçti ve Sonat’a dik dik baktı. "Tam zamanında geldin Sonat," dedi, sesindeki o emir veren ton yeniden yerine gelmişti. "Biz de tam senin hakkında konuşuyorduk."
(İkinci bölümün sonu)
Bölüm etkileşimi
