25. bölüm · *İHANETİN AŞKI*
(İHANETİN AŞKI) 25- bölüm
Yazarın Notu 1: Kendi küllerinden doğanlar, başkalarının canı yanmasın diye en çok sevdiklerini yangının ortasından çekip alanlardır. Bazen git demek, kal demekten çok daha büyük bir cesaret ister.
Karargahın koridorunda yankılanan o ağır sessizlik, az önceki silah seslerinden çok daha fazla can yakıyordu. Sedef’in babasının gözlerindeki o kararlı ve korumacı bakış, çocukluğundan beri sadece şiddet, sevgisizlikle büyümüş ve annesinin kaybıyla ruhu paramparça olmuş Drew Owen Aslan için en aşılmaz duvardı. Karşımda duran adam, bir zamanlar benim sahip olamadığım o koruyucu babaydı. Ve onun haklı feryadı karşısında yeraltı dünyasının koca lideri olarak tamamen silahsız kalmıştım.
Sedef’e doğru döndüm. Gözlerindeki o gitmek istemeyen, benimle her fırtınaya göğüs germeye hazır olan parıltıyı gördüm. Ama dışarıda Aymen ve Defne gibi bizi en zayıf yerimizden vurmak isteyen acımasız düşmanlar varken, onu ve ailesini bu ateş çemberinin ortasında tutamazdım.
"Git, Sedef," dedim. Sesim bir mermer kadar sert ama içten içe bir cam gibi kırılgandı. "Ailenle birlikte git."
"Drew, hayır!" diyerek öne atıldı Sedef, elini kalbimin üzerine koydu. "Seni bu ihanetin ortasında, Aymen ve Defne ile baş başa bırakıp hiçbir yere gitmiyorum. Biz bu yola beraber çıktık."
Yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Baş parmağımla yanağından süzülen bir damla yaşı sildim. "Bu bir ayrılık değil," dedim, sesimi sadece onun duyabileceği bir tona indirerek. "Bunlar bitince, o hesapların hepsini teker teker kapattığımda, seni almaya bizzat geleceğim. Söz veriyorum. Ama şimdi, aileni ve seni korumam için arkama bakmadan savaşmam lazım."
Yazarın Notu 2: Hiçbir sığınağı olmayan çocukların kurduğu tek kale, birbirlerinin sadakatidir. Aile sıcaklığını hiç tatmamış bir ruh, sevdiği kadını korumak için kendi kalbini feda etmeyi göze alır.
O an zihnim beni yine o karanlık, geçmişin koridorlarına fırlattı.
Bir Geçmişin Sızısı: 2005 – Eski Evin Enkazı (Flashback)
Küçük bir çocuktum. Üvey babamın evde estirdiği o korku dolu fırtınanın ortasında, annemin beni korumak için arkasına sakladığı o anı hiç unutamıyordum. Şehit düşen babamın ardından, bu evde ne sevgi kalmıştı ne de güven. Annemin gözlerindeki o çaresiz ama beni korumak isteyen bakış, hayatımın dönüm noktası olmuştu. O gün o evde sevgisizliğin ve şiddetin en ağır bedelini annemi kaybederek ödemiştim. O gün kendime bir söz vermiştim: Büyüdüğümde, canımdan çok seveceğim tek bir insanı bile koruyamazsam, bu dünyayı ateşe veririm.
Günümüz – Karargah Koridoru
Gözlerimi tekrar açtığımda karşımda duran Sedef’e baktım. Annemi koruyamamıştım ama Sedef’in o hainlerin oyununda zarar görmesine asla izin vermezdim.
Arkama döndüm ve koridorun başında, her zamanki gibi sarsılmaz bir kale gibi bekleyen, hayatta hiçbir ailesi olmayan ama 17 yıldır benim tek ailem olan adama baktım. "Alex," dedim. "Sedef’i ve ailesini güvenli sınıra kadar sen götüreceksin. Onlara tek bir zarar gelmeyecek."
Alex kafasını ağır öne doğru eğdi. "Emrin olur Drew. Canım pahasına," dedi. O sarsılmaz sadakati, içimdeki o büyük yangını biraz olsun yatıştırıyordu.
Sedef, babasının ve annesinin kolları arasında yavaşça kapıya doğru ilerlerken son kez bana döndü. Gözleriyle bana "bekleyeceğim" diyordu. Onlar karargahın kapısından çıkıp uzaklaşırken, arkalarında sadece öfkeyle bilenmiş, sevgisiz büyümüş ama aşkı için dünyayı yakmaya hazır bir Drew Owen Aslan bırakmışlardı. Artık Aymen ve Defne için merhamet süresi dolmuştu.
Yazarın Notu 3: En büyük savaşlar, kaybedecek hiçbir şeyi kalmayanlar ile en değerlisini korumak için her şeyi göze alanlar arasında yaşanır. Drew şimdi kılıcını çekti; önündeki 11 bölüm boyunca yeraltı dünyası bu vedanın bedelini kanla ödeyecek.
Yazarın Notu 1: İnsan en çok tutunacak bir dalı kalmadığında rüzgâra meydan okur. Sırtını yaslayacak bir ailesi olmayan çocukların kalbi erken nasır tutar; onlar sevgiyi bir lütuf, ayrılığı ise zaten hep bildikleri o eski, soğuk bir tanıdık gibi karşılar.
Sedef’i taşıyan arabanın arka ışıkları, karargahın demir kapısının ardında birer kor gibi sönüp gittiğinde, içimdeki o devasa saray da gürültüyle çökmüştü. Drew Owen Aslan olarak yeraltına diz çöktüren ben, sevdiğim kadının arkasından bakarken adeta etten ve kemikten sıyrılmış, sadece çocukluğunun o zifiri karanlığında kalmış bir gölgeye dönüşmüştüm. Koridorda yürürken ayak seslerim boş duvarlarda yankılanıyordu.
Yanımda duran, bu hayatta gölgemden bile daha çok güvendiğim Alex’e baktım. Onun da yüzünde derin bir sessizlik vardı. Biz, hayatın daha en başında kimsesizlikle vaftiz edilmiş iki çocuktuk.
"Gittiler Drew Bey," dedi Alex, sesi her zamanki sarsılmaz tonundaydı ama gözlerinde o geçmişin getirdiği ortak sızı okunuyordu. "Güvenli bölgeye ulaştılar. Sedef Hanım güvende."
"Güvende..." diye mırıldandım, masamın üzerindeki eski, pirinç çakmağı ellerimin arasında çevirirken. "Biz hiç güvende olmadık ki Alex. Güven kelimesinin anlamını bile bilmeden büyüdük."
O an, odadaki loş ışık bizi sarmalarken zihnimin kapıları bir kez daha geriye doğru, o hiç iyileşmeyen yaranın ilk açıldığı güne sonuna kadar aralandı.
Bir Geçmişin Çığlığı: 2002 – O Soğuk Oda (Flashback)
Henüz çok küçüktüm. Babamın şehitlik haberi eve bir kor gibi düştükten sonra, hayat o küçük omuzlarıma çok erken ve çok acımasız bir yük bindirmişti. Annemin çaresizliği, eve adım atan o yabancı adamın –üvey babamın– gölgesiyle daha da büyümüştü. O evde hiçbir zaman bir çocuk gibi gülümseyemedim. Sevgi, o duvarların ardında çoktan sürgüne gönderilmişti.
Bir kış gecesi, üvey babamın ağır adımlarla odaya girişini, annemin beni korumak için gövdesini nasıl siper ettiğini hatırlıyordum. "Drew, sakın arkama bakma oğlum, gözlerini kapat!" diye feryat edişi hâlâ kulaklarımdaydı. O gece, bir çocuğun dünyasındaki en büyük sığınak olan anne şefkati, bir caninin ellerinde sonsuza dek yok edilmişti. Ben o gece sadece annemi kaybetmedim; sevmeyi, güvenmeyi ve bir aileye ait olmanın ne demek olduğunu da o odanın kanlı zemininde bıraktım. Sevgisiz büyümek, bir insanın ruhuna atılmış en acımasız kementti.
Günümüz – Karargah Çalışma Odası
"Drew," diyerek sessizliği böldü Alex. Bakışlarımı çakmaktan çekip 17 yıllık dostuma çevirdim. "Aymen ve Defne bizim bu sessizliğimizi bir zafiyet sanıyor. Okan ile Sonat içeride piyon gibi beklerken, dışarıdaki o hain ittifak bizim tamamen dağıldığımızı düşünüyor."
Ayağa kalktım. Ceketimin önünü iliklerken içimdeki o eski, sevgisiz büyüyen çocuğun yerini tamamen yeraltının amansız liderine bıraktığını hissettim. Sedef’in ailesinin o can yakıcı, kırıcı sözleri kulaklarımda dönüp duruyordu: "Senin kızımın hayatını karartmaya hakkın yok..." Haklıydılar. Benim gibi geçmişi enkaz olan bir adamın yanında durmak, fırtınanın tam göbeğinde sığınaksız kalmak demekti. Ama unuttukları bir şey vardı; fırtınanın kendisi bendim.
"Onlar bizim bittiğimizi sanadursunlar Alex," dedim, sesim odadaki havayı anında donduracak kadar keskinleşmişti. "Aymen o 'cano' dediğimiz günlerin bedelini, bizi sırtımızdan vurmanın cezasını en ağır şekilde ödeyecek. Defne ise geçmişteki o eski arkadaşlık oyunlarının yeraltında sökmediğini çok yakında anlayacak."
Masanın üzerindeki şehir haritasını önüme açtım. Aymen ve Defne’nin sızdırdığı tüm o eski sığınakların koordinatları gözümün önündeydi. Bizi kendi planlarımızla vurmak istiyorlardı.
"Önümüzde 10 bölüm var Alex," dedim, gözlerimi haritadaki kırmızı noktalara dikerek. "Ve bu 10 bölüm boyunca bu şehirde ne Aymen Saka’nın adı kalacak ne de Defne’nin oyunları. Herkes safını seçti. Şimdi sıra hamle yapma sırası bizde."
Yazarın Notu 2: En ağır vedalar, arkasında hiçbir umut kırıntısı bırakılmadan yapılanlardır. Drew Owen Aslan, kalbindeki son şefkat kapısını da Sedef’in gidişiyle kapatmıştı. Artık karşısındaki düşmanlar için merhamet bir seçenek değil, tamamen imkansız bir lütuftu. Savaş, tüm çıplaklığı ve acımasızlığıyla şimdi başlıyordu.
(Yirmi beşinci bölümün sonu..)
