12. bölüm · *İHANETİN AŞKI*
(İHANET AŞKİ) 12- bölüm
(Anlatıcı: sedef)
Savaş artık Fransa'nın o sessiz odasında değil, cehennemin tam göbeğinde devam edecekti. Telefonun ekranı karardığında içimde kopan kıyameti tarif edecek tek bir kelime bile yoktu. Drew, canım adamım, bir aydır kokusuna hasret kaldığım kocam o namussuzun elindeydi.
O an gözüm döndü. Yaşadığım çaresizlik ve günlerin birikmiş öfkesiyle mutfağın ortasında duran Alex’in üzerine atıldım. Ellerimle göğsüne vururken, "Neden koruyamadın onu? Nasıl izin verdin çıkmasına!" diye çığlıklar atıyordum. Alex hiçbir karşılık vermeden, sadece üzüntüyle başını öne eğerek darbelerime katlandı. Sonunda gücüm tükendi, dizlerimin bağı çözüldü ve kendimi mutfak zeminine bıraktım. Yere oturup başımı dizlerime gömdüm; hıçkırıklarım Fransa'daki o soğuk evin duvarlarında yankılanırken dakikalarca, saatlerce ağladım.
1 HAFTA SONRA
O yıkıcı gecenin üzerinden tam bir hafta geçti. Ağlamakla hiçbir şeyin çözülmeyeceğini, Drew'u o delikten çekip almanın tek yolunun dik durmak olduğunu anladığımda gözyaşlarımı sildim. Zaten Saka ailesi de boş durmamıştı.
Aymen Abi ve Alex, bu bir hafta boyunca gecelerini gündüzlerine katarak kusursuz, çok büyük bir operasyon yürüttüler. Sonat’ın tüm adamlarının yerini, nefes aldığı her noktayı tek tek tespit ettiler.
Ve o beklenen an bu gece geldi. Aymen Abi liderliğinde, tam teçhizatlı adamlarla birlikte Sonat'ın o gizli kalelerinden biri olan ana mekanına büyük bir baskın düzenlendi. Demir kapılar kırıldı, silahlar patladı ve Saka ailesi Drew'u geri almak için Sonat'ın kurduğu o kirli dünyayı tam anlamıyla başı yıkmaya başladı. Savaş resmen başladı.
Saka ailesinin adamları mekanı adeta yerle bir ederken, patlayan silah sesleri ve kırılan kapıların gürültüsü arasında tek bir amaçla ileriye doğru atıldım. Korku çoktan damarlarımdan çekilmiş, yerini Drew’u bulma arzuna bırakmıştı. Koridordaki karmaşayı yarıp, Aymen Abi’nin adamlarının açtığı yoldan Drew’un tutulduğu o karanlık odaya doğru hızla koştum.
Kapıyı tekmeyle açtıklarında içeri ilk giren ben oldum. Alex de hemen arkamdan yetişmişti. Drew, sandalyeye bağlı, bitkin ama bizi gördüğü an gözlerinde o sönmeyen ışıkla karşımızdaydı. Alex hızla iplerini çözerken, ben Drew’un boynuna sarıldım. "Geldik sevgilim, geldik," diye fısıldadım
hıçkırıklarımın arasında. Alex’in de desteğiyle Drew’u o cehennemden çıkardık, sonunda kollarımızın arasındaydı.
Vakit kaybetmeden onu hemen en yakın hastaneye yetiştirdik. Acil servis koridorunda doktorlar Drew’u sedyeyle müdahale odasına almaya çalışırken, içlerinden biri önümüzü kesip endişeli bir sesle sordu:
"Hastanın neyi oluyorsunuz? Kimlik bilgileri ve onay için yakını gerekiyor."
Gözlerimdeki yaşları silip, göğsümü dikleştirerek, Drew'un bana cezaevinde fısıldadığı o sarsılmaz mühürle cevap verdim:
"Karısıyım. Ben onun karısıyım."
(Anlatıcı: drew)
Göz kapaklarım tonlarca ağırlıktaki demir külçeler gibiydi, açamıyordum. Bedenimdeki her bir hücre sızlıyor, bilincim karanlık bir denizin dibinde gidip geliyordu. Ama etrafımdaki o hastane kokusunu, tekerleklerin çıkardığı o aceleci sesleri ve en önemlisi, ruhumu bu diyarda tutan o tek kokuyu alabiliyordum.
Sedef yanımdaydı.
Sedyeyle beni nereye doğru götürdüklerini tam olarak seçemesem de, onun titreyen ama pes etmeyen elinin elimi kavrayışını hissediyordum. Tam o sırada yabancı bir ses, muhtemelen bir doktor, endişeyle o soruyu sordu: "Hastanın neyi oluyorsunuz?"
İçimden gözlerimi açmak, o herife "Benim her şeyim" diye haykırmak geçti ama gücüm yetmedi. Tam o an, Sedef'in hıçkırıklarının arasından sıyrılan o dik, o gururlu sesini duydum:
"Karısıyım. Ben onun karısıyım."
O kelime dudaklarından döküldüğü an, kalbimin atış hızı cihazlarda bir anda hızlandı. Göğsüme çöken o bir aylık tecrit, Sonat'ın o karanlık deponun tavanına astığı o pis işkenceleri, her şey bir anda silindi. Gözlerim hâlâ kapalıydı, karanlıktaydım ama içimdeki adam çoktan özgür kalmıştı. Cezaevi odasındaki o mektupta ona verdiğim sözü, adliyeden çıkarken parmağına takacağım o mühürlü yüzüğü düşündüm. Duymuştu beni, inanmıştı bana. Gözlerim kapalı da olsa, Sedef'in ellerini daha sıkı tutabilmek için içimdeki o son güç kırıntısına tutundum.
(Onikinci bölümün sonu)
